1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 228. maddesi, ayıptan doğan sorumluluk bağlamında alıcının sözleşmeden dönme hakkının kullanılması önündeki fiziksel ve hukuki engelleri düzenleyen spesifik ve istisnai bir hükümdür. Satış sözleşmesinde satıcının ayıplı ifası durumunda alıcıya tanınan en radikal seçimlik hak, sözleşmeden dönmedir [1]. Dönme hakkının kullanılmasıyla birlikte, sözleşme ilişkisi geriye etkili (veya yeni dönme teorisine göre ileriye etkili bir tasfiye ilişkisine) dönüşür ve tarafların daha önce ifa ettikleri edimleri karşılıklı olarak iade etmeleri (aynen iade) gerekir [1, 2]. Ancak satılanın alıcının elindeyken yok olması, ağır zarara uğraması, başkasına devredilmesi veya şeklinin değiştirilmesi gibi durumlarda aynen iade imkânsızlaşır [3].
TBK m. 228, tam da bu iade imkânsızlığı senaryolarında dönme hakkının akıbetini, iade imkânsızlığının kaynağına (sebebine) göre ikili bir ayrıma tabi tutarak çözümlemiştir. Maddenin birinci fıkrası, satılanın kendi ayıbı, beklenmedik hâl veya mücbir sebep neticesinde yok olması veya ağır zarara uğraması durumunda alıcının dönme hakkını korumakta; alıcıyı yalnızca elinde kalanı iade etmekle yükümlü tutmaktadır [4-6]. Maddenin ikinci fıkrası ise, satılanın alıcıya yüklenebilen bir sebeple yok olması, alıcı tarafından üçüncü bir kişiye devredilmesi veya biçiminin değiştirilmesi hallerinde dönme hakkını ortadan kaldırmakta, alıcıya yalnızca bedel indirimi talep etme hakkı tanımaktadır [7, 8]. Bu düzenleme, Roma hukukundaki "Mortuus redhibetur" (ölü veya yok olmuş olsa dahi ayıplı malın iadesi) kuralının modern hukuka yansıması niteliğindedir [9, 10].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Satılanın Ayıptan, Beklenmedik Hâl veya Mücbir Sebepten Yok Olması veya Ağır Biçimde Zarara Uğraması (TBK m. 228/1)
Bu fıkra, satılanın iadesinin alıcının kusuru olmaksızın imkânsızlaştığı durumları düzenler. Hükme göre satılan;
- Kendi Ayıbı Nedeniyle Yok Olma/Zarar Görme: Satılanın taşıdığı gizli veya açık ayıp bizzat onun telef olmasına yol açmışsa (örneğin motorundaki üretim hatası nedeniyle otomobilin yanması), iade imkânsızlığına rağmen dönme hakkı kullanılabilir [11].
- Beklenmedik Hâl (Cas Fortuit) ve Mücbir Sebep (Force Majeure): Sözleşme dışı, dışsal, kaçınılmaz ve öngörülemez nitelikteki olaylardır. Yıldırım düşmesi, deprem gibi mücbir sebepler veya alıcının her türlü özeni göstermesine rağmen meydana gelen kazalar (beklenmedik hâl) sonucunda malın yok olması durumunda, alıcı malı aynen iade edemese dahi sözleşmeden dönme hakkını kaybetmez [12, 13]. Alıcı, dönme hakkını kullandığında, şayet satılandan geriye bir enkaz, hurda veya bakiye kalmışsa, yalnızca elinde kalan bu değerleri satıcıya iade etmekle yükümlüdür [5, 14].
2.2. Satılanın Alıcıya Yüklenebilen Sebeple Yok Olması (TBK m. 228/2)
Satılanın yok olması veya hasara uğraması, bizzat alıcının kusurlu bir davranışından veya kendisinin yarattığı risk artırıcı bir faaliyetten kaynaklanıyorsa, alıcı artık dönme hakkını kullanamaz. "Alıcıya yüklenebilen sebep" (Verschulden gegen sich selbst) kavramı, alıcının kendi menfaatlerine aykırı davranması ve kendi malına özen göstermemesi anlamında objektif bir ihlali ifade eder [15]. Eğer alıcı satılanı muhafaza etmede gerekli dikkati göstermemiş veya onu riskli bir faaliyete tahsis ederek kazaya uğramasına yol açmışsa, dönme hakkı düşer; alıcı ancak satılanın değerindeki eksiklik oranında satış bedelinden indirim isteyebilir [8, 16].
2.3. Satılanın Üçüncü Kişiye Devredilmesi veya Biçiminin Değiştirilmesi
Alıcının mülkiyet hakkına dayanarak satılanı üçüncü bir kişiye satması, bağışlaması veya üzerinde rehin, intifa gibi sınırlı ayni haklar tesis etmesi "devir" kapsamındadır [17]. Alıcının malı tamamen farklı bir forma dönüştürmesi (örneğin satın alınan ayıplı kerestelerden kürdan veya mobilya yapılması) ise "biçim değiştirme" (işleme, birleştirme, karıştırma) niteliğindedir [7, 18, 19]. Her iki durumda da alıcının kendi iradi tasarrufu neticesinde malın aynen iadesi imkânsızlaştığından veya malın mahiyeti köklü şekilde değiştiğinden, alıcının sözleşmeden dönme hakkı ve malın ayıpsız benzeriyle değiştirilmesini isteme hakkı düşer [7, 20]. Bu halde de alıcının başvurabileceği yegâne seçimlik hak, bedel indirimidir [21].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 227 (Alıcının Seçimlik Hakları): TBK m. 228, m. 227'de düzenlenen dönme ve ayıpsız misliyle değişim haklarının sınırlandırılmasını ifade eder. Alıcı, m. 228/2 uyarınca dönme hakkını kaybettiğinde, ayıpsız misliyle değişim hakkını da kural olarak kaybeder ve bedel indirimine ya da şartları varsa onarım hakkına yönelmek zorundadır [18, 20, 22, 23].
- TBK m. 125 (Temerrüt Halinde Dönme): Ayıp nedeniyle sözleşmeden dönme, TBK m. 125'teki borçlunun temerrüdü nedeniyle dönme ile benzer tasfiye sonuçları doğurur. Ancak m. 228, ayıptan sorumluluğa özgü bir risk dağılımı (iade imkânsızlığı) rejimi öngörerek genel hükümlerden ayrılır.
- TBK m. 115 (Sorumsuzluk Anlaşmaları) ve TBK m. 221: Satıcının ağır kusuru (kast veya ağır ihmal) bulunması durumunda, satıcının sorumluluğunu daraltan yasal veya sözleşmesel engellerin hükümsüzlüğü, TBK m. 228 ile birlikte değerlendirilmelidir [24].
- TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı): Alıcının ayıplı olduğunu bildiği bir malı bile isteye başkasına devretmesi veya tüketmesi halinde sonradan dönme hakkını veya bedel indirimini kullanmaya kalkışması TMK m. 2 bağlamında hakkın kötüye kullanılması teşkil edecektir [19].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 3., 13. ve 19. Hukuk Daireleri), iade imkânsızlığının meydana geldiği ayıplı mal davalarında TBK m. 228 (ve mülga BK m. 204) hükmünü lafzı ve amacıyla sıkı sıkıya bağlantılı şekilde uygulamaktadır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, malın alıcı tarafından bizzat kullanılarak tüketilmesi, mülkiyetinin üçüncü kişilere devredilmesi veya şeklinin esaslı surette değiştirilmesi hâllerinde alıcının dönme hakkı ortadan kalkmaktadır. Yüksek Mahkeme, alıcının kendi ihtiyarı ile aracı satması veya bir cihazın bütünlüğünü bozacak müdahalelerde bulunması (biçim değiştirme) durumunda, davacının talebinin "bedel indirimi" çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine, sözleşmenin geçmişe etkili olarak feshi ile satış bedelinin iadesine karar verilemeyeceğine hükmetmektedir. Buna karşın, malın ağır bir ayıp veya mücbir sebeple yanması/yok olması olaylarında, hasar ve ziyanın doğrudan ayıbın bir sonucu olduğu veya illiyet bağının alıcı tarafından kesilmediği saptanırsa, Yargıtay alıcının bedelin iadesi (dönme) yönündeki talebini haklı bulmaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Mücbir Sebep ve Kendi Ayıbı Nedeniyle Yok Olma):
A, B firmasından sıfır kilometre bir otomobil satın almıştır. A aracı kullanırken, araçtaki gizli bir elektrik tesisatı ayıbı sebebiyle araç alev almış ve tamamen yanarak hurda yığınına dönmüştür. Bu esnada araçta bulunan A'nın şahsi eşyaları da zarar görmüştür.
Hukuki analiz: Somut olayda satılan araç, kendi ayıbı neticesinde yanarak yok olmuştur. TBK m. 228/1 uyarınca bu durum A'nın sözleşmeden dönme hakkını engellemez [11, 14, 25]. A, aracın geriye kalan hurdasını (elinde kalanı) B'ye iade ederek, ödediği satış bedelinin tamamının iadesini talep edebilir. Ayrıca A, TBK m. 229 bağlamında araçta yanan şahsi eşyalarının bedelini (doğrudan zarar) veya başkaca zararlarını kusursuz sorumluluk ve kusur sorumluluğu ilkeleri çerçevesinde satıcı B'den talep edebilir.
Olay 2 (Biçim Değiştirme ve Devir):
Bir mobilya atölyesi sahibi (C), kereste tüccarı (D)'den birinci sınıf meşe kereste satın almıştır. Keresteler atölyeye ulaştıktan sonra, C bunları kesip zımparalayarak yemek masalarına dönüştürmüş ve bir kısmını müşterilerine satmıştır. C, üretim aşamasında ve sonrasında kerestelerin aslında içten çürük (ayıplı) olduğunu ve birinci sınıf meşe niteliğini taşımadığını tespit etmiştir.
Hukuki analiz: C, satın aldığı ayıplı kerestelerin şeklini değiştirerek (işleyerek) onları masaya dönüştürmüş ve bir kısmını üçüncü kişilere devretmiştir [7, 18, 19]. TBK m. 228/2 gereğince satılanın biçiminin değiştirilmesi ve üçüncü kişiye devri, aynen iadeyi imkânsız kıldığından, C artık sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz. C'nin başvurabileceği yegâne hukuki yol, ayıplı keresteler ile ayıpsız keresteler arasındaki değer farkının, satış bedelinden indirilmesini (bedel indirimi) talep etmektir [18, 21].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Ayıplı satılanın mücbir sebep, beklenmedik hal veya bizzat kendi ayıbı nedeniyle telef olduğunu iddia ederek sözleşmeden dönmek isteyen alıcı, yok olmanın bu sebeplerden kaynaklandığını ispatlamalıdır [5]. Buna mukabil, dönme hakkının TBK m. 228/2 uyarınca düştüğünü (satılanın alıcıya yüklenebilen bir sebeple yok olduğunu, devredildiğini veya biçim değiştirdiğini) iddia eden satıcı, bu olguları ispat yükü altındadır [26, 27].
- Zamanaşımı / Süreler: Satıcının ağır kusuru veya hilesi olmadığı takdirde, TBK m. 231 uyarınca ayıptan doğan haklar taşınır satışlarında teslimden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir [28]. Alıcı, TBK m. 223'teki gözden geçirme ve bildirim külfetlerini yasal veya makul süreler içerisinde mutlaka yerine getirmiş olmalıdır, aksi halde iade imkânsızlığı değerlendirmesi yapılmaksızın alıcının malı ayıplı haliyle kabul ettiği varsayılır [29-31].
- Görevli/yetkili mahkeme: Tarafların sıfatına göre Asliye Hukuk, Tüketici veya Asliye Ticaret mahkemeleri görevli olur.
- Yaygın uygulama hataları: Doktrin ve uygulamada sıklıkla yapılan bir hata, alıcının malı üçüncü kişiye satması veya mülkiyetini bir şekilde kaybetmesi halinde, ayıptan doğan tüm haklarını kaybedeceğinin düşünülmesidir. TBK m. 228/2 açıkça göstermektedir ki, iade imkânsızlığı yalnızca dönme (ve misliyle değişim) hakkını ortadan kaldırır; alıcının "bedel indirimi" talep etme hakkı mutlak surette baki kalır [8, 17, 18].
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 228 hükmü, Türk-İsviçre hukuk doktrininde çeşitli eleştirilere tabi tutulmuştur. Öncelikle, fıkranın lafzında yer alan "veya ağır biçimde zarara uğraması" ibaresi sorunludur. Doktrinde (örneğin Serozan, Atamer) haklı olarak işaret edildiği üzere, malın ağır biçimde zarara uğraması dönme hakkını engellemiyorsa, evleviyetle "hafif biçimde zarara uğraması" hâlinde de dönme hakkı engellenmemelidir [5, 32]. Kanun koyucunun hafif zararı zikretmemiş olması bir "örtülü boşluk" olarak nitelendirilmekte ve amaca uygun sınırlama (teleolojik redüksiyon) yoluyla doldurulması gerektiği savunulmaktadır [5, 32].
İkinci büyük eleştiri, TBK m. 228/1 fıkrasının, eşya hukukundaki ve borçlar hukukundaki temel risk dağılımı ilkelerinden olan "Casum sentit dominus" (Hasara malik katlanır / Hasarı malik hisseder) ilkesiyle çeliştiği yönündedir [33]. Zira, malın beklenmedik hal veya mücbir sebeple zıyaa uğraması durumunda dahi satıcının satış bedelinin tamamını (iade edilecek hurdanın değeri dışında) iade etmek zorunda kalması, alıcının risk alanında gerçekleşen bir kaza veya doğa olayının ekonomik yükünün tamamen satıcıya yüklenmesi anlamına gelmektedir [33, 34]. Alman Hukuku (BGB § 346), 2002 reformu ile bu adaletsizliği gidermiş, iadenin imkânsızlaştığı hallerde alıcıya, iade borcu yerine "değerin tazmini" (Wertersatz) yükümlülüğü getirerek, satıcının sadece ayıplı ifasıyla orantılı bir iade riskini üstlenmesini sağlamıştır [35, 36]. Türk hukukunda ise kanun koyucunun TBK m. 228/1 ile benimsediği bu katı kuralın, satıcılar açısından hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabildiği, bu sebeple doktrinde delege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından Alman Hukuku'na benzer, değer iadesini esas alan bir sistemin benimsenmesi gerektiği savunulmaktadır [37, 38].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.