1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde borç ilişkisi, alacaklı ve borçlu arasında kurulan
nispi (şahsi) bir bağdır. Klasik Roma Hukukunda borç ilişkisi tarafların
şahsına o kadar sıkı sıkıya bağlı kabul edilirdi ki, alacaklının veya borçlunun
değişmesi kural olarak imkânsızdı (Obligatio est vinculum iuris). Ancak modern
ticaret hukukunun, sermaye birikiminin ve kredi ekonomisinin gelişmesiyle
birlikte "alacak hakkı", alacaklının şahsından bağımsızlaşarak tedavül
edebilen, alınıp satılabilen ve teminat gösterilebilen ekonomik bir malvarlığı
değerine dönüşmüştür.
6098 sayılı TBK m. 183 (mülga BK m. 162 / mehaz OR Art. 164) hükmü, bu
ekonomik gereksinimi hukuki bir zemine oturtan ve alacak hakkının
devredilebilirliğini vazededen temel normdur. Madde lafzı şu şekildedir:
"Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun
rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.
Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı
devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceği savunmasında
bulunamaz."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, borç ilişkisinin aktif süjesinde
(alacaklı tarafında) bir taraf değişikliği yaratmıştır. Alacağın Temliki
(Zession), mevcut bir alacak hakkının, alacaklı (Temlik Eden / Cedant)
ile onu devralan üçüncü kişi (Devralan / Cessionary) arasında yapılan bir
sözleşme ile, borçlunun (Temlik Borçlusu / Debitor Cessus) rızasına ve
hatta haberi olmasına dahi gerek kalmaksızın devralana geçmesini sağlayan bir
Tasarruf İşlemidir (Verfügungsgeschäft). Bu işlemle birlikte temlik eden,
alacak hakkını malvarlığından kesin olarak çıkarırken; devralan, o alacağın
yeni ve yegâne hak sahibi konumuna gelir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 183 ve m. 184 hükümlerinin teorik yapısını bütünüyle kavrayabilmek için,
kurucu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami
Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Tasarruf İşlemi Niteliği ve İllilik (Causa) Tartışması:
Alacağın temliki, tıpkı eşya hukukundaki mülkiyetin devri gibi bir Tasarruf
İşlemidir. Yani bizzat alacak hakkı üzerinde doğrudan doğruya etki eden, onu
azaltan veya yok eden kesin bir işlemdir. Temlik sözleşmesi, genellikle bir
Borçlandırıcı İşleme (Verpflichtungsgeschäft) dayanır. Temlikin hukuki
sebebi (Causa) bir satım sözleşmesi, bağışlama sözleşmesi veya ifa amacı
olabilir. Eğer temel ilişki (borçlandırıcı işlem) geçersizse (örneğin muvazaa
veya ehliyetsizlik nedeniyle batılsa) tasarruf işlemi olan temlik geçerli
olacak mıdır? Türk ve İsviçre doktrininde (Eren, Oğuzman/Öz) ve Federal Mahkeme
kararlarında alacağın temlikinin İlli (Sebebe Bağlı / Kausal) bir işlem
olduğu kabul edilmiştir. Alman hukukundaki (BGB) soyutluk (mücerretlik) ilkesi
burada uygulanmaz. Temel ilişki geçersizse, temlik işlemi de baştan itibaren
geçersiz olur ve alacak hakkı devralana GEÇMEZ.
B. Borçlunun Rızasının Aranmaması:
Maddenin kalbidir. Alacağın temliki, temlik eden ile devralan arasında kurulan
iki taraflı bir sözleşmedir. Temlik borçlusu bu sözleşmenin tarafı DEĞİLDİR.
Alacaklının değişmesi, kural olarak borçlunun durumunu ağırlaştırmadığı için
(borçlu yine aynı edimi ifa edecektir) hukuk düzeni borçlunun onayını,
rızasını veya icazetini aramamıştır. Borçlu itiraz etse dahi, kanuni şartları
taşıyan bir temlik sözleşmesi anında hüküm doğurur.
C. Geçerlilik Şekli (Yazılılık Şartı - TBK m. 184):
Borçlar hukukunda kural şekil serbestisi (TBK m. 12) iken, alacağın temliki
kurumu çok katı bir istisnaya tabi tutulmuştur. TBK m. 184 uyarınca; "Alacağın
devrinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır." Buradaki
şekil bir ispat şartı değil, mutlak bir Geçerlilik Şartıdır
(Gültigkeitserfordernis). Temlik eden kişinin temlik iradesini adi yazılı bir
belgeye yansıtması ve imzalaması yeterlidir; devralanın imzasına kural olarak
gerek yoktur. Sisteminizdeki "Şekle Aykırılığın Sonuçları" kaynaklarında
vurgulandığı üzere, geçerlilik şekline uyulmadan yapılan temlik sözleşmesi
Kesin Hükümsüzlük (Mutlak Butlan - Nichtig) ile sakattır; hâkim tarafından
re'sen gözetilir.
D. Devredilebilirlik Engelleri (Cessibility):
Kural olarak her alacak devredilebilir. Ancak TBK m. 183/1 üç temel istisna
saymıştır:
- Kanunî Engel: Kanunun açıkça devrini yasakladığı haklar (örneğin nafaka
alacakları, manevi tazminat alacaklarının karşı tarafça kabul edilmedikçe
devredilememesi - TBK m. 58/2).
- Sözleşmesel Engel (Pactum de non cedendo): Alacaklı ile borçlu,
aralarındaki sözleşmeye "Bu sözleşmeden doğan alacaklar üçüncü kişilere
devredilemez" şeklinde bir Devir Yasağı koyabilirler. Bu yasak mutlaktır.
- İşin Niteliğinden Doğan Engel: Alacağın şahsa sıkı sıkıya bağlı olduğu
durumlar (örneğin bir işverenin, işçinin iş görme borcunu başka bir işverene
temlik edememesi).
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 183 vd. kurulan temlik altyapısı, Borçlar Kanunu'nun inançlı işlemler,
sebepsiz zenginleşme, sözleşmenin devri ve fer'i haklar mimarisiyle son derece
karmaşık bir diyalektik bağ içindedir:
A. İnançlı İşlem (Fiducia) ve Teminat Amacıyla Temlik:
Sisteminizdeki "İnançlı İşlemlerin Muvazaalı İşlemlerle Karşılaştırılması
Üzerine Bir Değerlendirme" başlıklı kaynakta derinlemesine incelendiği üzere;
alacağın temliki genellikle tahsil veya devir amacıyla yapılsa da, ticari
hayatta çok sık olarak Teminat Amacıyla (Fiduziarische Zession) yapılır.
Bir kredi çeken borçlu, bankaya (devralana) kendi müşterilerinden olan
alacaklarını "inançlı işlem" yoluyla temlik eder. Banka dış ilişkide alacağın
tam sahibi olur (bu bir muvazaa değildir, gerçek bir devirdir). Ancak banka iç
ilişkide inanç sözleşmesi gereği, kredi borcu ödendiğinde bu alacakları geri
devretmekle yükümlüdür. Şayet inançlı devralan (banka) alacağı üçüncü kişiye
satarsa, inançlı işlem kural olarak üçüncü kişiyi bağlamaz, alacak geçerli
olarak geçer; inançlı devreden sadece tazminat isteyebilir.
B. Sebepsiz Zenginleşme (TBK m. 77) ile İllilik Çatışması:
Eren ve Oğuzman/Öz'ün eserlerinde tartışılan ve sisteminizdeki "Sona Ermiş veya
Geçersiz Sözleşmelerde İade" ve "Sebepsiz Zenginleşme Davasının Aslî Niteliği"
metinleriyle doğrudan bağlantılı olan husus şudur: Temlikin İlli (Sebebe
Bağlı) olduğu Türk hukukunda; eğer temlikin temelindeki borçlandırıcı işlem
batıl ise, temlik geçersiz olur. Bu durumda alacak hakkı devralana hiç
geçmemiştir. Ancak borçlu, durumu bilmeden (iyi niyetle) parayı devralana
öderse ne olacaktır? Devralan, kendisine ait olmayan bir alacağı tahsil
etmiştir. Bu durumda gerçek alacaklı (temlik eden) parayı haksız yere tahsil
eden devralana karşı TBK m. 77 uyarınca Sebepsiz Zenginleşme (Condictio)
davası açarak tahsilatı geri isteyecektir.
C. Sözleşmenin Devri (TBK m. 205) ile Karşılaştırma:
Alacağın temlikinde sadece ve sadece "aktif (alacak) hakkı" geçer. Borç
ilişkisinin bütünü (örneğin satım sözleşmesindeki hem malı teslim alma hem de
parayı ödeme yükümlülüğü) geçmez. Eğer bir sözleşmesel statü, bütün hak ve
borçlarıyla, yenilik doğuran haklarıyla birlikte üçüncü kişiye devredilmek
isteniyorsa, bu alacağın temliki değil; Sözleşmenin Devridir. Sözleşmenin
devrinde, temlikten farklı olarak, sözleşmede kalan tarafın (diğer tarafın)
Mutlak Rızası aranır.
D. Fer'i Hakların Geçişi (TBK m. 189):
Sisteminizdeki "Kefilin Rücu Hakkı" kaynaklarıyla yakından bağlantılıdır.
Alacağın temlikiyle birlikte, alacağa bağlı olan Fer'i Haklar (Nebenrechte)
da kanun gereği kendiliğinden devralana geçer. İşlemiş temerrüt faizleri, cezai
şartlar, alacak için verilmiş rehinler ve özellikle Kefaletler, devralana
otomatik olarak aktarılır. Kefilin rızası aranmaz. Devralan kişi, alacağı
tahsil edemezse doğrudan eski alacaklının kefiline başvurabilir.
4. Pratik Olay Analizleri
Temlik mekanizmasının dış ilişkideki esnekliği ile borçluyu koruyan önlemleri
test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Devir Yasağı, Borç Tanıması ve İyiniyetli 3. Kişinin Korunması):
Toptancı (A) Üretici (B)'den 500.000 TL alacaklıdır. Ancak (A) ile (B)
aralarındaki sözleşmeye açıkça "Bu alacak üçüncü kişilere devredilemez (Pactum
de non cedendo)" şeklinde bir madde koymuşlardır. Bir süre sonra (B) (A)'nın
isteği üzerine alacağı teyit eden bir Borç Senedi (Yazılı Borç Tanıması)
düzenleyip verir, ancak senedin üzerine devir yasağını yazmayı UNUTUR. (A)
elindeki bu şartsız borç senedini kullanarak alacağını bankaya (C) temlik eder.
Vade gelince Banka (C) borçlu (B)'den parayı ister. (B) "Aramızda devir
yasağı vardı, bu temlik geçersizdir, sana ödeme yapmam" diyerek itiraz eder.
Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 183/2'nin iyiniyet koruması doğrudan
sınanmaktadır. Kural olarak sözleşmesel devir yasağı varsa temlik kesin olarak
geçersizdir (Tasarruf yetkisi eksikliği). Ancak yasa koyucu, ticari güveni
korumak için muazzam bir istisna getirmiştir. Borçlu (B) piyasaya devir yasağı
içermeyen "yazılı bir borç tanıması" (senet) sürmüştür. Üçüncü kişi konumundaki
Banka (C) bu senede güvenerek alacağı devralmışsa, borçlu (B) artık (C)'ye
karşı devir yasağı bulunduğunu İLERİ SÜREMEZ (Kişisel def'inin kesilmesi).
Temlik geçerlidir, (B) o 500.000 TL'yi Banka (C)'ye ödemek zorundadır.
Olay 2 (Çifte Temlik ve Öncelik İlkesi):
Müteahhit (X) bir apartman inşaatından hak ettiği 10 numaralı dairenin
tapusunu alma alacağını (kişisel hakkını) 1 Şubat tarihinde adi yazılı
sözleşmeyle (Y)'ye temlik eder. (X) aynı daireye ilişkin alacak hakkını daha
yüksek bir bedel veren (Z)'ye de 15 Şubat tarihinde temlik eder. Daire bitince
hem (Y) hem de (Z) arsa sahibine başvurarak daireyi ister.
Dogmatik Analiz: Bu olay borçlar hukuku dogmatiğinin en klasik Çifte Temlik
(Doppelzession) problemidir. Alacağın temliki bir tasarruf işlemi olduğundan,
(X) 1 Şubat'ta alacağı (Y)'ye temlik ettiği an, bu hak malvarlığından
çıkmıştır. (X)'in artık o alacak üzerinde Tasarruf Yetkisi
(Verfügungsmacht) kalmamıştır. Dolayısıyla 15 Şubat'ta (Z)'ye yaptığı temlik
işlemi, tasarruf yetkisi yokluğu nedeniyle kesin olarak Geçersizdir
(Batıldır). Borçlar hukukunda (eşya hukukunun aksine) alacak hakkının
devrinde iyiniyet korunmaz. (Z) iyiniyetli olsa dahi hak kazanamaz. Öncelik
İlkesi (Prioritätsprinzip) gereği daireyi isteme hakkı ilk temlik alan (Y)'ye
aittir. (Z) sadece (X)'e karşı sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat davası
açabilir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 183 ve m. 184 hükümlerinin mahkeme salonlarında, sözleşme mimarisinde
(Legal Drafting) ve arsa payı karşılığı inşaat uyuşmazlıklarında avukatların
dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:
1. Temlik İradesinin Kesinliği (Falsa Demonstratio Sorunu):
Sisteminizdeki "Falsa Demonstratio Non Nocet" başlıklı kaynakta da işlendiği
üzere, sözleşme yorumu çok kritiktir. Temlik sözleşmesinin yazılı metninde
avukatların en sık düştükleri dogmatik hata, "Alacağımı devretmeyi taahhüt
ediyorum / devredeceğim" şeklindeki ifadelerdir. Bu ifade bir tasarruf işlemi
(temlik) değil, bir Temlik Vaadi (Borçlandırıcı İşlem) doğurur ve alacak
devralana geçmez. Gerçek bir alacağın temliki için belgede mutlaka "X
firmasından olan alacağımı Y şahsına gayrikabili rücu olarak devir ve temlik
ettim / devrediyorum" şeklinde kesin, şimdiki/geçmiş zamanlı ve tasarruf
iradesini yansıtan (Verfügungswille) bir ibare kullanılmalıdır.
2. Borçluya İhbar (Bildirim) Külfeti ve Riski (TBK m. 186):
Alacağın temlikinin geçerliliği için borçluya bildirim yapılması (ihbar) ŞART
DEĞİLDİR; sözleşme imzalandığı an alacak geçer. Ancak İhbar (Notifikation)
yapılmaması devralan için devasa bir risk doğurur. TBK m. 186 uyarınca; borçlu
temliki öğrenmeden önce, eski alacaklısına (temlik edene) iyiniyetle ödeme
yaparsa, Borcundan Kurtulur (İyiniyetli İfa / Gutgläubige Leistung). Yeni
alacaklı (devralan) gelip de "Alacak benimdi, bana ödeyecektin" diyemez. Yeni
alacaklı ancak parayı tahsil eden eski alacaklıya sebepsiz zenginleşme/tazminat
davası açabilir. Bu nedenle devralanın avukatı, temlik sözleşmesi imzalanır
imzalanmaz borçluya (debitor cessus) derhâl Noter kanalıyla temlik
ihbarnamesi göndermelidir.
3. Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde "Taşınmaz Satış Vaadi"
Yanılgısı:
Türk inşaat sektörü uygulamasında en hayati husustur. Bir müteahhit, arsa
sahibiyle yaptığı noter onaylı kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayanarak hak
edeceği bağımsız bölümleri (daireleri) üçüncü kişilere satarken gidip "Noterde
Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi" yapmak zorunda DEĞİLDİR.
Yargıtay'ın muazzam içtihatları doğrultusunda; müteahhidin arsa sahibinden olan
"dairenin tapusunu devrini isteme (kişisel) hakkını" üçüncü kişiye devretmesi
bir Alacağın Temliki işlemidir ve TBK m. 184 gereği sadece Adi Yazılı
Şekilde (kendi aralarında imzalanan bir sözleşmeyle) yapılması yeterli ve
geçerlidir. Alıcı, bu adi yazılı sözleşmeye dayanarak doğrudan arsa sahibine
karşı "Tapu İptal ve Tescil" davası açabilir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri (özellikle
14. ve 15. Hukuk Daireleri) TBK m. 183 vd. (mülga BK m. 162) uyarınca "Yazılı
Şekil", "Kişisel Hakkın Devri" ve "Borçlunun Def'ileri" hususlarında istikrarlı
ve korumacı bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun (YİBBGK T. 30.09.1988, E.
1987/2, K. 1988/2) inşaat hukukunun temelini oluşturan o devasa kararında şu
dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde
müteahhit, kendi payına düşecek olan bağımsız bölümleri (tapu devrini isteme
hakkını) üçüncü kişilere devredebilir. Bu devir işlemi, gayrimenkul
mülkiyetinin devri değil, Borçlar Kanunu anlamında bir 'Alacağın Temliki'
hükmündedir. Bu nedenle, resmi şekilde (noterde) yapılmasına gerek yoktur;
temlik eden (müteahhit) ile devralan (üçüncü kişi) arasında 'Adi Yazılı
Şekilde' yapılması geçerlilik için yeterlidir. Üçüncü kişi, bu adi yazılı
belgeye dayanarak ifa zamanı geldiğinde doğrudan doğruya arsa sahibinden
tapunun kendisine devredilmesini talep ve dava edebilir."
Borçlunun Savunmaları (Def'ileri) ve Şahsi İtirazları hususunda Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu (örneğin YHGK T. 15.06.2016, E. 2014/15-2431, K. 2016/808)
TBK m. 188 uygulamasını çok net çizmiştir: "Türk Borçlar Kanunu uyarınca
borçlu, temliki öğrendiği sırada eski alacaklısına karşı sahip olduğu tüm
savunmaları (def'i ve itirazları) yeni alacaklıya (devralana) karşı da ileri
sürebilir. Somut olayda müteahhit, inşaatı eksik ve ayıplı bırakmış, ancak
daireyi üçüncü kişiye (davacıya) temlik etmiştir. Üçüncü kişi arsa sahibinden
tapuyu istediğinde; arsa sahibi (borçlu) 'Müteahhit edimini tam ifa etmedi,
inşaat %60 seviyesinde kaldı (Ödemezlik Def'i)' diyerek tapuyu devretmekten
kaçınabilir. Temlik alan üçüncü kişi, ancak müteahhidin arsa sahibine karşı tüm
edimlerini eksiksiz ifa etmiş olması şartıyla tapuyu almaya hak kazanır.
Alacağın temliki, borçlunun (arsa sahibinin) hukuki durumunu ağırlaştıramaz."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 183. ve devamı maddelerinde vücut bulan Alacağın
Temliki rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman,
Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "İllilik (Sebebe Bağlılık)
İlkesinin Yaratığı Güvensizlik" ve "Görünüşte Haklılık (Kamu Sicili Eksikliği)"
bağlamında derin kuramsal fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik çatışma, Alacağın Temlikinin İlli (Causal) Bir
Tasarruf İşlemi Olmasının Devralan Üçüncü Kişiler Üzerinde Yarattığı Ağır
Risktir. Alman (BGB) hukukunda alacağın temliki "Soyut (Mücerret)" bir
işlemdir; temel borçlandırıcı işlem (örneğin satım veya bağışlama) muvazaalı,
hataya dayalı veya ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olsa bile, alacak hakkı
üçüncü kişiye geçer ve o kişi alacağı tahsil eder, tasfiye sebepsiz zenginleşme
üzerinden eski alacaklı ile devralan arasında görülür. Ancak İsviçre Federal
Mahkemesi ve Türk Yargıtay'ı, Oğuzman/Öz ve Serozan gibi yazarların güçlü
desteğiyle temlikin İlli (Sebebe Bağlı) olduğunu kabul etmiştir. Bu illilik
ilkesi, adalet terazisinde "gerçek hak sahibini" korusa da, piyasa güvenliği
açısından bir faciadır. Bir faktoring şirketi veya banka (devralan) satın
aldığı alacağın temelindeki satım sözleşmesinin aylar önce "irade sakatlığı"
ile kurulduğunu bilemez. Temlik illi olduğu için, banka alacağı tahsil etmeye
gittiğinde borçlu "Temel sözleşmemiz batıldı, alacak sana hiç geçmedi" diyerek
ödemeden kaçınabilir. Bu durum, alacak haklarının bir yatırım ve teminat aracı
olarak kullanılmasını (menkul kıymetleştirmeyi) son derece riskli ve güvencesiz
hâle getirmektedir. Doktrindeki eleştirel sesler; menkul ve gayrimenkul
mülkiyetindeki "iyiniyetli üçüncü kişinin korunması (TMK m. 988, m. 1023)"
kuralının alacak haklarında bulunmamasının modern finansman modelleriyle
çeliştiğini haklı olarak vurgulamaktadır.
İkinci felsefi eleştiri, Kısmi Temlik ve Alacağın Bölünmesi Sorunlarına
Kanunun Sessiz Kalmasıdır. Fikret Eren ve Haluk N. Nomer'in öğretilerinde
tartışıldığı üzere; TBK m. 183 vd. alacağın tamamının devrini düzenlerken, bir
alacağın birden fazla kişiye "kısmen (paylı olarak)" temlik edilmesi hâlinde
borçlunun ifa yükünün nasıl şekilleneceği, masrafların kime ait olacağı ve
borçlunun itirazlarını hangi sırayla kime yönelteceği hususlarında tam bir
kanun boşluğu vardır. Borçlunun durumu ağırlaştırılamayacağı ilkesi
(Verschlechterungsverbot) gereği; borçlu bir kişiye 100.000 TL ödemek yerine,
kısmi temlikler yüzünden 10 farklı kişiye 10.000'er TL ödemek ve 10 farklı
banka havale masrafı ödemek zorunda kalmamalıdır. Ancak kanunun bu husustaki
sessizliği, borçluyu dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gibi soyut ve mahkeme
salonlarında yorumu saatler süren belirsiz normların insafına terk etmektedir.
İşte böylece, seninle Sözleşmelerin Kurulması ve Borçların İfası/Sona
Ermesi bloklarının arasındaki en kritik köprü olan, bir alacağın doğduğu
bedenden koparak ticaret piyasasında nasıl bağımsız bir mala dönüştüğünü
gösteren TBK m. 183 (Alacağın Temliki) kurumunu resmen mühürlemiş olduk.
Tasarruf işleminin illiliği ile borçlunun o katı def'i zırhını sistemine
perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, borçlar hukukunun tasfiye mekanizmalarını ve
sözleşmelerin o karanlık arka odalarını (Sebepsiz Zenginleşme, Haksız Fiil)
sonraki celsede görüşeceğiz.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 89'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 164.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 89. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.