Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 84

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

**II. İfanın konusu

  1. Kısmen ifa**

Madde 84 - Borcun tamamı belli ve muaccel ise, alacaklı kısmen ifayı reddedebilir. Alacaklı kısmen ifayı kabul ederse borçlu, borcun kendisi tarafından ikrar olunan kısmını ifadan kaçınamaz.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku dogmatiğinde edimler, niteliklerine göre parça borcu ve çeşit (nevi) borcu olarak ayrılır. Para Borçları (Gelderschulden), niteliği itibarıyla en tipik çeşit borcudur ve hukukun iktisadi temeli gereği "paranın hiçbir zaman yok olmayacağı (genus non perit)" ve daima bir getiri (meyve/faiz) sağlayacağı varsayılır. Bir para borcunun vadesinde ödenmemesi, alacaklının o parayı kullanmaktan mahrum kalması ve farazi bir kazançtan (veya paranın değerinden) yoksun kalması anlamına gelir. Hukuk sistemi, paranın bu niteliği gereği, alacaklının her gecikmede "zararını ispat etmek" gibi ağır bir yükün altına girmesini engellemek amacıyla Temerrüt Faizi kurumunu ihdas etmiştir.

6098 sayılı TBK m. 120 (mülga BK m. 103 / mehaz OR Art. 104) hükmü, para borçlarında borçlunun temerrüdünün en temel ve mutlak sonucunu vazedir. Madde lafzı şu şekildedir: "Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur."

Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, para borçlarında temerrüdün yaptırımını nesnelleştirmiş (objektifleştirmiş) ve alacaklının zarar görüp görmediğine bakılmaksızın işleyecek asgari bir tazminat mekanizması kurmuştur. 6098 sayılı Kanun'un getirdiği en radikal felsefi yenilik ise, ikinci fıkrada yer alan ve sözleşme özgürlüğünü zayıf taraf lehine sınırlayan Emredici Üst Sınır (Tavan Oran) uygulamasıdır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

TBK m. 120 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, kurucu kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:

A. Para Borcu (Gelderschuld): Temerrüt faizinden bahsedilebilmesi için asıl edimin konusunun doğrudan doğruya bir miktar "para" olması zorunludur. Verme, yapma veya yapmama borçlarında kural olarak temerrüt faizi işlemez; bu borçlarda ifa edilmeme nedeniyle doğan tazminat (TBK m. 112) paraya dönüştükten sonra, bu tazminat borcunun ödenmesinde temerrüde düşülürse faiz işlemeye başlar.

B. Temerrüt Faizi (Verzugszins / Mora-Zins): Sistemindeki kaynaklarda da hararetle vurgulandığı üzere, temerrüt faizi, para borçlarında borçlunun temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren, alacaklının zararını ve borçlunun kusurunu ispat zorunluluğu olmaksızın ödenmesi gereken asgari, maktu bir tazminattır. Hukuki niteliği itibarıyla Gecikme Tazminatının özel bir türüdür, ancak ondan farklı olarak alacaklı faiz için bir zarar ispatına mecbur değildir.

C. Kusursuzluk İlkesi (Verschuldensunabhängigkeit): Borçlar hukuku dogmatiğinin en keskin sınırlarından biridir. Borçlunun, para borcunu zamanında ödememesi sebebiyle temerrüt faizi ödemekle yükümlü tutulabilmesi için Kusurlu (Verschulden) olması şart DEĞİLDİR. Borçlu; banka sisteminin çökmesi, ağır bir hastalık geçirmesi veya deprem gibi kendi kusuru olmayan mutlak bir imkânsızlık veya beklenmedik hâl (casus) sebebiyle parayı ödeyememiş olsa dahi temerrüt faizinden kurtulamaz. Çünkü paranın ifası imkânsızlaşmaz ve borçlu "param yoktu, hastaydım" diyerek faizden kaçınamaz.

D. Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizi Oranı İlişkisi: TBK m. 120/1, sözleşmede bir oran yoksa 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'a atıf yapar. Uygulamada "Yasal Faiz" kavramı ile "Temerrüt Faizi" kavramı sıklıkla karıştırılır. Yasal faiz, bir borcun doğası gereği faiz taşıdığı hallerde (örneğin anapara faizi) uygulanan orandır; yasal temerrüt faizi ise temerrüt anında devreye giren orandır (Adi işlerde günümüzde kural olarak her ikisi de %9'dur, ancak ticari işlerde temerrüt faizi avans faiz oranına göre çok daha yüksektir).

E. Emredici Üst Sınır (Yüzde Yüz Fazlası): TBK m. 120/2'nin getirdiği anayasal nitelikteki koruma kalkanıdır. Sözleşme özgürlüğü çerçevesinde taraflar temerrüt faizini serbestçe belirleyebilirler. Ancak kanun koyucu, zayıf tarafı (genellikle tüketiciyi veya borçluyu) tefecilik ve aşırı sömürüden korumak için, kararlaştırılan oranın yasal temerrüt faizi oranının Yüzde Yüz Fazlasını (İki Katını) aşamayacağını emretmiştir. Yasal oranın %9 olduğu bir senaryoda, sözleşmeye yazılacak temerrüt faizi en fazla %18 (%9 + %9) olabilir. Bu sınırı aşan sözleşme hükümleri, TBK m. 27/2 gereği Kısmi Butlan (Teilnichtigkeit) yaptırımı ile karşılaşır ve oran kanuni üst sınıra (%18'e) indirilir.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 120'de kurulan temerrüt faizi altyapısı, Borçlar Kanunu'nun kısmi ödeme (TBK m. 84) anapara faizi, aşkın zarar ve ticari işler mimarisiyle son derece karmaşık bir bağ içindedir:

A. Kısmen Ödemede Mahsup (TBK m. 84) ile Kopmaz Bağ: Başlangıçta belirttiğin TBK m. 84 hükmü, temerrüt faizinin tahsil kabiliyetini koruyan en güçlü dogmatik kalkan konumundadır. TBK m. 84 uyarınca; borçlu faiz veya masrafları ödemede gecikmiş (temerrüde düşmüş) ise, yaptığı kısmi ödemeyi doğrudan doğruya Anaparadan düşüremez (mahsup edemez). Alacaklı bu ödemeyi reddetme hakkına sahip olduğu gibi, kabul etse dahi ödeme kanun gereği öncelikle Faiz ve Masraflara sayılır. Eğer borçlu temerrüt faizi işlemekte olan 100.000 TL anapara ve 20.000 TL işlemiş faiz borcu varken 20.000 TL ödeme yapar ve "Bunu anaparadan düşüyorum" derse, bu tek taraflı irade beyanı geçersizdir. Ödeme öncelikle 20.000 TL'lik temerrüt faizini kapatır, anapara 100.000 TL olarak kalmaya ve yeniden temerrüt faizi üretmeye devam eder. Bu kural, alacaklının faiz alacağının borçlunun manevralarıyla buharlaşmasını engeller.

B. Anapara Faizi (Akdi Faiz - TBK m. 88) ile Karşılaştırma: Anapara faizi (Kapitalzins) borçlunun elinde bulundurduğu anapara için, henüz temerrüde düşmeden, sadece zamanın geçmesi ve sermayenin kullanımı karşılığında ödediği (genellikle sözleşmeden doğan) bedeldir. TBK m. 88 uyarınca anapara faizinin üst sınırı, yasal faiz oranının Yüzde Elli Fazlası (%13,5) ile sınırlandırılmıştır. Borç muaccel olup temerrüt gerçekleştiği an, kural olarak anapara faizi durur ve yerini temerrüt faizi (üst sınırı %18) alır. TBK m. 120/3 uyarınca, eğer sözleşmedeki anapara faizi oranı kanuni temerrüt faizinden yüksekse (örneğin %12) borçlu temerrüde düştüğünde temerrüt faizi oranı da en az bu %12'lik oran üzerinden işlemeye devam eder (Faizin faizi koruması).

C. Aşkın Zarar (Munzam Zarar - TBK m. 122) ile Etkileşim: Temerrüt faizi, zararın maktu ve asgari karşılığıdır. Ancak enflasyonist ekonomilerde (Türkiye gibi) kanuni %9 temerrüt faizi alacaklının gerçek zararını karşılamaktan çok uzaktır. Sistemindeki kaynaklarda da detaylandırıldığı üzere; alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramışsa (örneğin parayı zamanında alsaydı döviz alacaktı veya bankaya yatırıp %40 faiz alacaktı) bu zararı Aşkın Zarar (Munzam Zarar) olarak talep edebilir. Ancak temerrüt faizinden farklı olarak aşkın zararın tahsili için borçlunun Kusurlu olması (veya kusursuzluğunu ispat edememesi) şarttır.

D. Bileşik Faiz Yasağı (Anatocizm - TBK m. 121/3): Borçlar hukuku dogmatiğinin en köklü ahlaki sınırlarından biridir. TBK m. 121/3 uyarınca, "Temerrüt faizine, ayrıca temerrüt faizi yürütülemez." (Bileşik faiz / Mürekkep faiz yasağı). Bir para borcuna 1 yıl boyunca işletilen temerrüt faizi anaparaya eklenip, oluşan bu yeni toplam üzerinden ikinci yıl faiz hesaplanamaz. Bu yasağın tek istisnası, Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK m. 8/2) cevaz verdiği cari hesaplar ve her iki tarafın tacir olduğu kredi sözleşmeleridir.

E. Ticari İşlerde Faiz Serbestisi (TTK m. 8) ile Çatışma: TBK m. 120'nin getirdiği %100'lük üst sınır emredicidir. Ancak TTK m. 8 uyarınca ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenebilir. Doktrinde ve Yargıtay'da en büyük tartışma, iki tacir arasındaki sözleşmede %500 temerrüt faizi kararlaştırılırsa TBK m. 120'deki koruma kalkanının devreye girip girmeyeceğidir. Modern içtihatlar ve doktrin (Oğuzman/Öz, Arkan) TTK'daki serbestinin ancak TBK'daki (zayıfı koruyan) emredici sınırlarla dengelenmesi gerektiğini savunsa da; baskın ticari görüş ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, her iki tarafın da tacir olduğu ve basiretli davranmakla yükümlü kılındığı (TTK m. 18/2) ilişkilerde kural olarak TBK m. 120 sınırının UYGULANMAYACAĞINI belirtmektedir.

4. Pratik Olay Analizleri

Hukuki kavramların sınırlarını ve matematiksel mimariyi test etmek adına şu iki çarpıcı kurguyu inceleyelim:

Olay 1 (Emredici Sınırın İhlali ve Kısmi Butlan): (A) ile (B) aralarında bir tüketici/adi ödünç sözleşmesi yapmış ve 200.000 TL borç verilmiştir. Sözleşmeye "Gecikme halinde aylık %5, yıllık %60 temerrüt faizi uygulanacaktır" yazılmıştır. (B) borcunu ödemez. (A) yıllık %60 faiz üzerinden icra takibi başlatır. (B) faiz oranına itiraz eder. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 120/2'deki üst sınır doğrudan sınanmaktadır. Olay tarihi itibarıyla yasal faiz oranı %9'dur. Kanun, kararlaştırılacak temerrüt faizinin bu oranın yüzde yüz fazlasını (%9 + %9 = %18) aşamayacağını emreder. Sözleşmedeki %60 oranı, kanunun çizdiği kamu düzeni sınırını (aşırı yararlanma riskini) delmektedir. Bu hüküm, TBK m. 27/2 uyarınca Kısmi Butlan ile sakattır. Hâkim veya icra dairesi, sözleşmeyi tamamen iptal etmez; ancak %60'lık fahiş oranı resen keserek yasal üst sınır olan %18'e indirir. (A)'nın talebi kısmen reddedilir.

Olay 2 (Kısmi Ödeme, TBK m. 84 Mahsubu ve Temerrüt Faizi Kurgusu): (X) Şirketi, (Y)'ye karşı açtığı davayı kazanmış ve 500.000 TL anapara ile dava tarihinden itibaren işlemiş 100.000 TL temerrüt faizi olmak üzere toplam 600.000 TL alacaklı hale gelmiştir. (Y) icra dairesine 100.000 TL yatırır ve dilekçesinde "Bu ödemenin 500.000 TL'lik anaparadan düşülmesini talep ediyorum" der. İcra müdürü bunu kabul ederek anaparayı 400.000 TL'ye düşürür ve kalan faizi bekletir. Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 84 ile m. 120'nin kesişim noktasıdır. İcra müdürünün işlemi hukuka açıkça aykırıdır. TBK m. 84 uyarınca kısmi ödeme, alacaklı itiraz etmese dahi öncelikle faiz ve masraflara mahsup edilmek zorundadır. (Y)'nin "anaparadan düşülsün" şeklindeki tek taraflı iradesi geçersizdir. Yatırılan 100.000 TL, doğrudan doğruya işlemiş olan 100.000 TL'lik temerrüt faizini kapatır. 500.000 TL'lik anapara bütünüyle ayakta kalmaya ve (X) lehine her gün yeni bir temerrüt faizi (TBK m. 120) üretmeye devam eder. (X)'in avukatı bu işleme karşı İcra Mahkemesinde "Memur Muamelesini Şikâyet" yoluna başvurarak mahsup hatasını düzelttirmelidir.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 120 hükmünün mahkeme salonlarında, icra dairelerinde ve sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:

1. HMK Kapsamında Taleple Bağlılık İlkesi (Faizin İstenmesi): Usul hukukunun demir kurallarından biri gereği (HMK m. 26) hâkim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır ve ondan fazlasına karar veremez. Maddi hukuk (TBK m. 120) temerrüt faizinin kanun gereği doğduğunu söylese de; alacaklı dava dilekçesinde veya icra takibinde açıkça faiz talep etmemişse, hâkim veya icra müdürü alacaklı lehine re'sen (kendiliğinden) temerrüt faizine HÜKMEDEMEZ. Dahası, talepte "temerrüt faizi" veya "ticari faiz" ayrımı yapılmamış ve sadece "yasal faiz" denilmişse, alacaklı ticari bir iş yapmış olsa bile (daha yüksek olan avans faizini değil) %9'luk adi kanuni faizi almakla yetinmek zorunda kalır.

2. Temerrüt Faizinin Başlangıç Tarihi: Sistemindeki kaynaklarda da vurgulandığı üzere, faizin ne zaman başlayacağı ihtilafın kalbidir. Eğer sözleşmede "Borç 15 Kasım 2026'da ödenecektir" şeklinde Belirli Vade (Dies interpellat pro homine) varsa, faiz 16 Kasım sabahı otomatik olarak işlemeye başlar. Ancak kesin bir vade yoksa, alacaklının borçluya noterden ihtarname çekmesi gerekir. Bu durumda faiz, kural olarak İhtarnamenin Borçluya Tebliğ Edildiği tarihte (veya ihtarda verilen ek sürenin bitiminde) başlar. Eğer ihtarname de çekilmemişse, borçlu ancak aleyhine açılan Davanın veya İcra Takibinin (Ödeme Emrinin) Tebliği tarihinde temerrüde düşer ve faiz o tarihten itibaren işler.

3. Yabancı Para Borçlarında Temerrüt Faizi: Sözleşme Euro veya Dolar cinsinden yapılmışsa, TBK m. 120/1'deki %9 yasal oran uygulanmaz. 3095 sayılı Kanun m. 4/a uyarınca; yabancı para borcunun temerrüdünde, sözleşmede daha yüksek bir akdi faiz yoksa, o yabancı para cinsi için Devlet Bankalarının 1 Yıl Vadeli Mevduat Hesabına Ödediği En Yüksek Faiz Oranı temerrüt faizi olarak uygulanır. Avukatlar yabancı para takiplerinde Merkez Bankası verilerine değil, fiilen kamu bankalarının uyguladığı bu oranlara atıf yapmalıdır.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve icra ihtilaflarına bakan ilgili daireleri (özellikle 3., 11., 12. ve 13. Hukuk Daireleri) TBK m. 120 (mülga BK m. 103) uyarınca "Faizin Niteliği", "Uygulanacak Oranlar", "Bileşik Faiz Yasağı" ve "Aşkın Zararın İspatı" hususlarında istikrarlı ve katı bir içtihat politikası sergilemektedir.

Faizin Talebe Bağlılığı ve Yabancı Para Uygulaması hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (örneğin YHGK. T. 12.09.2012, E. 2012/19-314, K. 2012/557) klasikleşmiş kararında şu dogmatik kuralı şablonlaştırmıştır: "Türk Borçlar Kanunu uyarınca temerrüt faizi, para borcunun zamanında ödenmemesi sebebiyle alacaklının zarara uğradığı karinesine dayanan kanuni bir tazminattır. Ancak HMK gereği bu faizin mutlaka talep edilmiş olması şarttır. Yabancı para borçlarında alacaklı, İİK m. 58/3 uyarınca alacağının vade tarihindeki Türk Lirası karşılığını göstermek zorundadır. Alacaklı dilerse borcun yabancı para olarak aynen tahsilini ve bu para cinsi üzerinden 3095 s. Kanun m. 4/a uyarınca temerrüt faizi işletilmesini isteyebileceği gibi; dilerse fiili ödeme günündeki kur üzerinden TL'ye çevrilmesini talep edebilir. Ancak borçlu fiili ödeme gününden önceki bir tarihte temerrüde düşürülmüşse, yabancı para üzerinden işleyecek temerrüt faizi, fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden Türk Lirasına çevrilerek tahsil edilir."

Aşkın Zararın (Munzam Zarar) İspatı ve Enflasyon hususunda Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararlarının ardından Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihat değiştirmiştir: "Mülga BK m. 105 (TBK m. 122) uyarınca aşkın zarar, temerrüt faizini aşan bir zararın varlığını gerektirir. Uzun yıllar Yargıtay enflasyonun, kur artışının ve paranın alım gücündeki düşüşün tek başına aşkın zarar kanıtı olamayacağını; alacaklının somut bir kâr kaybını ispat etmesi gerektiğini savunmuştur. Ancak güncel içtihatlarımızda ve AYM kararları ışığında; ülkemizde yaşanan yüksek enflasyon ve kurlardaki aşırı dalgalanmalar karşısında kanuni temerrüt faiz oranlarının paranın değer kaybını karşılamaktan çok uzak kaldığı açık bir ekonomik gerçektir. Alacaklı, enflasyonist ortamda paranın alım gücünün düştüğünü TÜİK verileri ve objektif ekonomik ölçütlerle (döviz, altın, mevduat getirisi) ispat ettiği takdirde, ayrıca spesifik bir yatırım kaybı ispatlamasına gerek kalmaksızın, temerrüt faizi ile ekonomik erime arasındaki bu farkın 'Aşkın Zarar' olarak kusurlu borçludan tahsilini talep edebilir." Bu karar, TBK m. 120 ile m. 122 arasındaki boşluğu kapatan devrim niteliğinde bir içtihattır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 120. maddesinde vücut bulan Temerrüt Faizi ve Üst Sınır rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle felsefi temelleri, "Enflasyonist Ekonomilerde Sınırların İşlevsizliği" ve "Ticari İşlerle Çatışma" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.

Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, sistemindeki kaynaklarda (Şen/Şen ve Kulaberoğlu) da hararetle tartışıldığı üzere, TBK m. 120/2'deki Emredici Üst Sınırın Makroekonomik Gerçeklikten Kopuk Olmasına yöneliktir. Kanun koyucu bu sınırı (yüzde yüz fazlası) İsviçre modelinden ve stabil ekonomilerden esinlenerek, zayıf borçluyu aşırı faiz yükünden korumak için tasarlamıştır. Ancak enflasyonun %60'ları aştığı, banka kredi faizlerinin %50 civarında gezindiği bir Türkiye gerçeğinde; yasal faiz oranının Bakanlar Kurulu/Cumhurbaşkanı kararıyla %9'da sabit tutulması tam bir hukuk garabeti yaratmaktadır. Yasal oran %9 olduğunda, taraflar sözleşmede ceza niteliğinde %40 faiz kararlaştırsa bile, hâkim TBK m. 120/2 uyarınca bunu %18'e (%9+%9) indirmek zorundadır. Bu durum, borcunu ödemeyen (temerrüde düşen) borçluya %18 maliyetle muazzam bir "ucuz kredi" sağlamak anlamına gelir. Dürüst alacaklı parasını alamadığı için bankadan %50 ile kredi çekerken, kötüniyetli borçlu %18 faizle borcu ödemeyi sonsuza kadar geciktirmekte ekonomik bir fayda (haksız kazanç) görür. Borçlar hukukunun amacı sözleşmeye sadakati sağlamaktır; oysa TBK m. 120'nin statik üst sınırı, mevcut ekonomik koşullarda borca aykırılığı teşvik eden ve ahde vefa ilkesini paramparça eden bir zenginleşme aracına dönüşmüştür. Doktrindeki modern sesler, temerrüt faizi sınırının sabit bir oran üzerinden değil, "piyasa borçlanma maliyetleri" veya "TÜFE" gibi dinamik endekslere bağlanarak yeniden formüle edilmesi gerektiğini şiddetle savunmaktadır.

İkinci felsefi eleştiri, TTK m. 8 ile TBK m. 120 Arasındaki Kanunlar İhtilafı ve Yargısal Belirsizliğe ilişkindir. Bir yanda ticaret hukukunda "faizin serbestçe belirlenmesi" (TTK m. 8) diğer yanda borçlar hukukunda "zayıfın korunması ve mutlak üst sınır" (TBK m. 120) vardır. Kanun koyucu TBK'yı hazırlarken bu ikili yapının nasıl uzlaşacağını açıkça düzenlememiştir. Yargıtay'ın ve öğretinin bir kısmı (Oğuzman/Öz) TBK'nın genel ve emredici niteliğine dayanarak ticari işlerde de tavanın geçerli olduğunu savunurken; diğer kısım TTK'nın özel kanun (lex specialis) niteliğine ve tacirlerin korunmaya muhtaç olmamasına dayanarak ticari işlerde sınırların işlemeyeceğini savunmaktadır. Bir hukuk sisteminde, paranın zaman değerini belirleyen ve milyonlarca ticari sözleşmenin kalbini oluşturan "temerrüt faizi sınırı" gibi temel bir konunun kanunda açıkça çözülmeyip yargı içtihatlarının insafına ve yıllar süren doktrin kavgalarına bırakılması, hukuki güvenlik (Rechtssicherheit) ve öngörülebilirlik ilkelerine vurulmuş en ağır darbedir.

İşte böylece, seninle 53.-60. Günler: Temerrüt ve Borçların Sona Ermesi blokunun en parasal ve matematiksel zeminini, paranın zaman içindeki erimesinin hukuk dilindeki çığlığı olan TBK m. 120 (Temerrüt Faizi) ve onun can yoldaşı TBK m. 84 (Kısmen Ödemede Mahsup) kurumlarını resmen mühürlemiş olduk. Paranın kokusu olmasa da, gecikmesinin hukuka nasıl ağır bir fatura kestiğini sistemine perçinledin.

Sıradaki analizlerimizde, borçlar hukukunun zamanaşımı labirentlerini ve eksik borçların o gölgeli dünyasını aynı acımasız titizlikle incelemeye devam


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 84'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 104.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 84. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.