1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Makro Bakış: Borçlar hukuku dogmatiğinde, tarafların birbirlerine karşı hem
alacaklı hem de borçlu sıfatını taşıdıkları, edimlerin birbirinin karşılığı ve
sebebi olduğu sözleşmelere Tam İki Tarafa Borç Yükleyen (Sinallagmatik)
Sözleşmeler denir. Bu tür sözleşmelerde (örneğin satım, eser, kira)
taraflardan biri (borçlu) temerrüde düştüğünde, alacaklı sadece kendi
alacağından mahrum kalmakla kalmaz; aynı zamanda kendi edimini (örneğin semeni)
ifa etme yükümlülüğünün veya ifa etmişse bunu geri alamamanın yarattığı ağır
bir ekonomik belirsizlik (hukuki kilitlenme) içine girer.
6098 sayılı TBK m. 125 (mülga BK m. 106 / mehaz OR Art. 107) hükmü,
alacaklıyı bu kilitlenmeden kurtaran ve ona sözleşmenin kaderini tayin etme
kudreti veren anayasal nitelikteki normdur. Madde lafzı şu şekildedir:
"Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu yerine getirmemişse veya
süre verilmesini gerektirmeyen bir durum varsa alacaklı, her zaman borcun
ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir.
Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından
vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın
giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir.
Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden
kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda
borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı,
sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de
isteyebilir."
Sistematik açıdan yasa koyucu bu normla, temerrüdün genel sonuçlarını aşan özel
bir tasfiye ve tazminat mimarisi kurmuştur. Alacaklı, TBK m. 123 uyarınca
borçluya ifa için uygun bir Ek Süre (Mehil / Nachfrist) verdikten sonra
(veya TBK m. 124 uyarınca süre verilmesine gerek olmayan hâllerde) üç farklı
hukuki yoldan birini seçme hakkına sahip kılınmıştır. Bu seçimlik haklar,
alacaklının bozucu yenilik doğuran iradesiyle sözleşmenin yönünü değiştirir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Mikro Analiz: TBK m. 125 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek
için, maddenin ihtiva ettiği üç temel seçimlik hakkın ve bu hakların maddi
sonuçlarının mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:
A. Birinci Seçimlik Hak: Aynen İfa ve Gecikme Tazminatı:
Alacaklının kanuni ve öncelikli hakkıdır. Alacaklı, sözleşmeyi ayakta tutarak
borçludan edimi fiilen yerine getirmesini (aynen ifayı) talep etmeye devam
eder. Ancak gecikme dolayısıyla malvarlığında oluşan zararların (örneğin kâr
kaybı, ikame kiralama bedeli) giderilmesi için de Gecikme Tazminatı talep
eder. Alacaklı ek süre vermiş ve bu süre dolmuş olsa bile sessiz kalırsa,
kanun onun "aynen ifa ve gecikme tazminatı" istediğini karine olarak kabul
eder.
B. İkinci Seçimlik Hak: İfadan Vazgeçip Müspet Zararın Tazmini:
Alacaklı, aynen ifadan (borçlunun ediminden) ümidini kestiğinde, bu ifayı
almaktan feragat eder. Sözleşme feshedilmez, hukuken ayakta kalmaya devam eder;
ancak borçlunun "aynen ifa yükümlülüğü", şekil değiştirerek "zararı tazmin
yükümlülüğüne" dönüşür. Alacaklının burada talep edeceği zarar **Müspet Zarar
(Olumlu Zarar / Erfüllungsinteresse)**dır. Müspet zarar, alacaklının, sözleşme
hiç ihlal edilmeseydi ve zamanında kusursuz olarak ifa edilseydi malvarlığının
ulaşacağı durum ile, ihlal neticesindeki mevcut durumu arasındaki farktır.
Alacaklı, başka bir tedarikçiden malı daha pahalıya aldığında aradaki fiyat
farkını (ikame alım zararı) veya elde edeceği kesin kârı müspet zarar olarak
borçludan tahsil eder.
C. Üçüncü Seçimlik Hak: Sözleşmeden Dönme ve Menfi Zararın Tazmini:
Alacaklının en radikal yetkisidir. Alacaklı, sözleşmeyi Geçmişe Etkili (Ex
Tunc) olarak, yani sözleşmenin kurulduğu ana kadar giderek ortadan kaldırır
(Sözleşmeden Dönme / Rücktritt). Sözleşme ilişkisi çöktüğü için tarafların
henüz ifa etmedikleri borçlar düşer, ifa ettikleri borçlar ise iade rejimine
tabi olur. Bu seçenekte alacaklı, borçludan sadece Menfi Zararını (Olumsuz
Zarar / Vertrauensinteresse) talep edebilir. Menfi zarar, alacaklının bu
sözleşmenin geçerli olacağına güvenerek yaptığı masraflar (örneğin noter
harçları, nakliye masrafları) ile bu sözleşme yüzünden kaçırdığı diğer geçerli
fırsatlardır. İfaya (kâra) dayalı zararlar burada kural olarak istenemez.
D. Derhâl Bildirim Külfeti:
TBK m. 125/2 uyarınca, alacaklı ifadan vazgeçip müspet zarar isteyecekse veya
sözleşmeden dönecekse, ek sürenin bitiminde bu tercihini borçluya "Hemen
(Derhâl)" bildirmek zorundadır. Eğer alacaklı makul bir süre içinde
bildirimde bulunmazsa, ifadan vazgeçme hakkını kaybetmiş sayılır ve yasa gereği
"aynen ifa ve gecikme tazminatı" seçeneğinde kalmış kabul edilir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 125'te düzenlenen seçimlik haklar rejimi, Borçlar Kanunu'nun tasfiye
teorileri, ek süre mekanizması ve kusur mimarisiyle son derece karmaşık bir bağ
içindedir:
A. Ek Süre (TBK m. 123) ile Önşart İlişkisi:
Sisteminizdeki "Temerrüdünde İhtar ve Ek Süre Kavramları" başlıklı kaynakta
Derya Ateş'in hararetle vurguladığı üzere; alacaklı borçlu temerrüde düşer
düşmez doğrudan ifadan vazgeçip sözleşmeden dönemez. Temerrüt, TBK m. 125'teki
hakların kullanılabilmesi için gerekli ancak yeterli olmayan bir şarttır.
Alacaklının bu hakları kullanabilmesi için öncelikle TBK m. 123 uyarınca
borçluya ifa için makul bir Ek Süre (Mehil / Nachfrist) vermesi veya
hâkimden bu sürenin verilmesini istemesi şarttır. Bu süre, borçluya sözleşmeyi
kurtarması için tanınan son fırsattır (son lütuf). Yalnızca borçlunun hal ve
tavrından bu sürenin anlamsız olacağının anlaşıldığı veya kesin vade
(Fixgeschäft) bulunan durumlarda (TBK m. 124) ek süre verilmeksizin doğrudan
seçimlik haklara geçilebilir.
B. Kusur (Verschulden) ve Tazminat İlişkisi:
Borçlar hukuku dogmatiğinin en keskin ayrımlarından biridir. Borçlu, kusuru
olmasa dahi temerrüde düşer ve alacaklı kusursuz borçluya karşı dahi
sözleşmeden dönme (üçüncü hak) veya aynen ifayı (birinci hak) talep etme
yetkisine sahiptir. Ancak, alacaklının bu hakları kullanırken isteyeceği
Gecikme Tazminatı, Müspet Zarar veya Menfi Zarar kalemlerinin
doğabilmesi için, borçlunun mutlaka Kusurlu olması (veya kusursuzluğunu
ispat edememesi - TBK m. 119) zorunludur. Borçlu, gecikmede hiçbir kusuru
olmadığını ispatlarsa, alacaklı sözleşmeden dönebilir ve iade talep edebilir
ancak menfi zarar dahil hiçbir tazminat ALAMAZ.
C. Sürekli Edimli Sözleşmelerde Fesih (TBK m. 126):
Kira veya hizmet sözleşmesi gibi ifası zamana yayılmış (sürekli edimli)
sözleşmelerde, ifasına başlanmış bir sözleşmenin "geçmişe etkili (ex tunc)"
olarak ortadan kaldırılması (dönme) fiilen imkânsızdır ve adaletsizdir. Bu
nedenle TBK m. 126 uyarınca, sürekli edimli sözleşmelerde alacaklı ifadan
vazgeçtiğinde sözleşmeden dönmüş sayılmaz; sözleşmeyi İleriye Etkili (Ex
Nunc) olarak Feshetmiş (Kündigung) sayılır. Fesih halinde iade
yükümlülüğü doğmaz, taraflar sadece o ana kadar olan alacaklarını muhafaza
ederler ve ifa edilmeyen kısım için müspet zarar istenebilir.
D. Dönmenin Hukuki Niteliği ve İade Rejimi (Dönüşüm Teorisi Çatışması):
Sözleşmeden dönüldüğünde tarafların daha önce ifa ettikleri edimleri (örneğin
peşinatı veya tapuyu) hangi hukuki sebebe dayanarak geri isteyecekleri
dogmatikte devasa bir kavgadır. Sisteminizdeki kaynaklarda (özellikle "Sona
Ermiş veya Geçersiz Sözleşmelerde Tarafların İfa Etmiş Oldukları Edimlerin
İadesi.pdf") açıklandığı üzere; klasik Ayni Etkili İstihkak Teorisi,
dönme beyanıyla birlikte mülkiyetin kendiliğinden eski malike döneceğini ve
ayni bir talep hakkı doğacağını savunurken; Oğuzman/Öz ve İsviçre Federal
Mahkemesi'nin desteklediği Yeni Dönme (Dönüşüm / Surrogation) Teorisi,
dönme beyanının sözleşmeyi yok etmediğini, sadece içeriğini değiştirerek bir
"Tasfiye İlişkisine" dönüştürdüğünü savunur. Yargıtay ise kural olarak
taşınmazlarda ayni etkili dönmeyi (tapu iptal ve tescil) kabul ederken, diğer
hallerde sebepsiz zenginleşme rejimine atıf yapmaktadır.
4. Pratik Olay Analizleri
Seçimlik hakların dinamiklerini ve dogmatik sonuçlarını test etmek adına şu
somut kurguları inceleyelim:
Olay 1 (Müspet Zarar / İkame Alım Senaryosu):
Toptancı (A) (B) Fabrikasına üretimde kullanılması için tonu 10.000 TL'den 50
ton hammadde satmıştır. Teslimat tarihi 1 Mayıstır. 1 Mayıs geçer, mal gelmez.
(B) Fabrikası, hammadde gelmediği için üretime ara vermek zorunda kalır. 5
Mayıs'ta (B) (A)'ya ihtar çekerek "Teslimat için 10 Mayıs'a kadar ek süre
veriyorum, aksi takdirde sözleşmeyi feshedip zararımı talep edeceğim" der. 10
Mayıs'ta da mal gelmez. 11 Mayıs'ta (B) derhal (A)'ya "İfadan vazgeçtim,
müspet zararımı öde" der ve piyasadan aynı malı tonu 15.000 TL'ye acilen başka
bir tedarikçiden alır.
Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 125/2 (İkinci Seçimlik Hak) mekanizması
kusursuz şekilde işletilmiştir. (B) TBK m. 123'e uygun bir Ek Süre vermiş,
süre bitiminde ifadan vazgeçtiğini Derhâl bildirmiştir. Sözleşme ortadan
kalkmamıştır. (A) malı teslim etme borcundan kurtulmuş, yerine müspet zararı
tazmin borcu gelmiştir. (B)'nin müspet zararı, sözleşme ifa edilseydi cebinden
çıkacak olan 500.000 TL ile, piyasadan ikame alım için ödediği 750.000 TL
arasındaki 250.000 TL'lik Fiyat Farkıdır. Ayrıca (B) üretime ara verdiği
10 günlük süredeki kazanç kaybını da (yine müspet zarar kalemi olarak) (A)'dan
talep edebilir.
Olay 2 (Sözleşmeden Dönme ve Menfi Zarar Çatışması):
Müteahhit (X) Arsa Sahibi (Y)'nin arsası üzerine bir villa yapmak üzere
anlaşır. (Y) sözleşme kurulurken 500.000 TL peşinat verir ve belediyede proje
onay masrafı olarak 50.000 TL harcar. İnşaatın başlaması için verilen süreler
geçer, (X) temerrüde düşer ve ek sürelere rağmen çivi bile çakmaz. Bu esnada
bölgedeki emlak fiyatları patlar; villa yapılsaydı (Y) onu 5.000.000 TL kârla
satabilecekti. (Y) "Sözleşmeden dönüyorum, bana 500.000 TL peşinatımı, 50.000
TL masrafımı ve kaçırdığım 5 Milyon TL'lik kârımı (müspet zarar) ver" diyerek
dava açar.
Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 125/3'ün dogmatik sınırını çizer. (Y) üçüncü
seçimlik hak olan Sözleşmeden Dönme (Rücktritt) hakkını kullanmıştır.
Dönme, sözleşmeyi geçmişe etkili olarak yıkar. TBK m. 125/3 uyarınca (Y) ifa
ettiği peşinatı (500.000 TL) sebepsiz zenginleşme (veya tasfiye) hükümleri
uyarınca geri alabilir. Sözleşmenin geçerliliğine güvenerek yaptığı 50.000
TL'lik proje masrafını Menfi Zarar olarak talep etmeye sonuna kadar hakkı
vardır. ANCAK, (Y)'nin villa tamamlansaydı elde edeceği 5.000.000 TL'lik kâr
(Müspet Zarar) Yargıtay'ın İBGK 1990/4 kararı ve klasik öğreti uyarınca "dönme
ile birlikte" TALEP EDİLEMEZ. Çünkü dönen alacaklı, sözleşmenin ifa
edilmesinden doğan bir hakkı isteyemez; sistem bunu dışlar.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 125 hükmünün mahkeme salonlarında, ihtarname mimarisinde ve arsa payı
karşılığı inşaat sözleşmelerinde (Legal Drafting) avukatların dikkat etmesi
gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:
1. İhtarname İçeriğinde "Derhal Bildirim" Tuzağı:
Avukatların ek süre ihtarında en sık yaptıkları ölümcül hata şudur: "İşbu
ihtarnamenin tebliğinden itibaren 10 gün içinde ifa ediniz, aksi takdirde yasal
yollara başvurulacaktır." Bu ihtar, ek süreyi (TBK m. 123) doğru verse de, 10
günün sonunda alacaklının TBK m. 125/2 uyarınca hangi seçeneği seçtiğini
"derhâl" bildirme şartını karşılamaz. 10 gün bittikten sonra alacaklı susarsa,
kanun onun "aynen ifa" istediğini varsayar. Kusursuz bir ihtarname; "10 gün
içinde ifa edilmediği takdirde, ayrıca ve yeniden bir bildirime gerek
kalmaksızın (peşinen) aynen ifayı reddettiğimizi ve ifadan vazgeçerek müspet
zararımızı talep ettiğimizi ihtaren bildiririz" şeklinde, derhâl bildirim
şartını önceden (şarta bağlı olarak) kurgulamalıdır.
2. Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde "Oran" Meselesi:
Eser sözleşmeleri (ve arsa payı karşılığı inşaat) kural olarak ani edimlidir.
Müteahhit temerrüde düştüğünde arsa sahibi sözleşmeden dönerek (geçmişe etkili)
tapuları geri isteyebilir. Ancak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel
Kurulu (25.01.1984 tarih, 1983/3 E., 1984/1 K.) dürüstlük kuralı (TMK m. 2)
gereği buna muazzam bir istisna getirmiştir: Eğer müteahhit inşaatı büyük
oranda tamamlamışsa (Yargıtay pratiğine göre kural olarak %90 ve üzeri seviyeye
getirmişse) arsa sahibinin sözleşmeden "geçmişe etkili dönmesi" ve müteahhidin
tüm emeklerini sebepsiz zenginleşme ile tasfiye etmesi hakkın kötüye
kullanılması sayılır. Bu durumda Yargıtay, TBK m. 125 ile m. 126'yı
birleştirerek, arsa sahibine ancak "İleriye Etkili Fesih" hakkı verir.
Müteahhit yaptığı kısım (örneğin %92) oranında tapuyu hak eder, eksik kısım
için arsa sahibi tazminat alır.
3. Yenilik Doğuran Hakkın Dönülmezliği:
TBK m. 125/2'deki seçimlik haklar Bozucu Yenilik Doğuran (Gestaltungsrecht)
haklardır. Alacaklı, borçluya "Sözleşmeden dönüyorum, paramı iade et" şeklinde
bir ihtar çektiğinde sözleşme derhâl yıkılır. Alacaklı bir ay sonra pişman olup
"Vazgeçtim, malı teslim et (aynen ifa)" DİYEMEZ. Seçim hakkı kullanıldığı an
tükenir (tekemmül eder).
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 3., 15. ve 19. Hukuk
Daireleri) TBK m. 125 (mülga BK m. 106) uyarınca "Ek Süre", "Menfi-Müspet
Zarar Ayrımı" ve "Seçimlik Hakların Kesinliği" hususlarında istikrarlı ve
şekilci bir içtihat politikası sergilemektedir.
Sözleşmeden dönme halinde istenecek tazminatın niteliği konusunda Yargıtay
İBBGK (T. 19.10.1990, E. 1989/3, K. 1990/4) kararı, Türk hukukunun dogmatik
temel taşıdır: "Türk Borçlar Kanunu uyarınca, karşılıklı borç yükleyen
sözleşmelerde borçlunun temerrüdü nedeniyle sözleşmeden dönen alacaklı, ancak
'menfi (olumsuz) zararının' tazminini isteyebilir. Dönme ile birlikte sözleşme
geçmişe etkili (ex tunc) olarak ortadan kalktığından, geçerli bir sözleşmenin
ifa edilmemesinden doğan 'müspet (olumlu) zararın' talep edilmesi hukuken ve
mantıken mümkün değildir. Alacaklının müspet zararı isteyebilmesi için, dönme
hakkını değil, ifadan vazgeçerek müspet zararın tazmini (ikinci seçimlik hak)
yolunu tercih etmesi ve sözleşmeyi ayakta tutması zorunludur."
Seçimlik Hakkın Bildirilmesi ve Susma hususunda Yargıtay 15. Hukuk Dairesi
(E. 2018/1420, K. 2019/335) şu kuralı uygulamaktadır: "Davacı iş sahibi,
yükleniciye gönderdiği ihtarnamede eksikliklerin giderilmesi için 15 günlük
mehil (ek süre) vermiş, ancak sürenin bitiminde TBK m. 125/2 gereği ifadan
vazgeçtiğine veya sözleşmeden döndüğüne dair derhal bir bildirimde
bulunmamıştır. Kanun gereği bu durumda alacaklının aynen ifa ve gecikme
tazminatı talep etme hakkı saklı kalmaya devam eder. Davacının, ihtarın
bitiminden aylar sonra doğrudan doğruya sözleşmeden dönme davası açması,
'derhal bildirim' şartı yerine getirilmediği için dinlenemez. Dönme hakkı
düşmüştür."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 125. maddesinde vücut bulan Seçimlik Haklar rejimi,
borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve
özellikle Rona Serozan'ın eserleri ekseninde; "Dönme Halinde Müspet Zarar
Yasağı" ve "Kusurlu Alacaklı/Kusurlu Borçlu Dengesi" bağlamında çok derin
kuramsal eleştirilere ve fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert dogmatik eleştiri, sisteminizdeki kaynaklarda (özellikle
"Temerrüdü Üzerine Sözleşmeden Dönen Borçlunun Tazminat İstemi" başlıklı
eserde) detaylıca tartışıldığı üzere, Sözleşmeden Dönme Halinde Müspet Zarar
İstenememesi Kuralına yöneliktir. Klasik öğreti ve Yargıtay (İBGK
1990/4) Alman (BGB) hukukunun eski şekilci mantığına dayanarak "Bir sözleşme
hem geçmişe etkili yok sayılıp, hem de ifa edilseydi doğacak kâr istenemez"
dogmasına saplanıp kalmıştır. Ancak Rona Serozan, Gauch, Schluep ve Keller gibi
modern teorisyenler, bu mantık oyununun (Begriffsjurisprudenz) pratik adaleti
nasıl katlettiğini açıkça gösterir. Örneğin; bir alıcı (A) satıcıdan (B) 1
Milyon TL'ye ev almış, peşin ödemiştir. Ev teslim edilmez, (B) temerrüde düşer.
O sırada piyasa yükselir, ev 3 Milyon TL olur. (A) ifadan vazgeçip müspet
zarar (3 Milyon TL) isteyebilirse de, bu durumda (B)'ye karşı elindeki tek
silah "alacak hakkı"dır. Eğer (A) "Sözleşmeden dönüyorum" derse, ödediği 1
Milyon TL'yi geri almayı garanti eder ancak 2 Milyon TL'lik kâr kaybını (müspet
zararı) kaybeder. Doktrindeki modern görüşe göre; borçluyu temerrüde düşüren ve
ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesini ağır şekilde ihlal eden kusurlu borçlu
karşısında, alacaklı sırf "dönme" kelimesini kullandı diye onu kârından mahrum
bırakmak, sözleşmeye ihlal eden kötüniyetli borçluyu ödüllendirmek demektir.
Modern Avrupa Sözleşme Hukuku İlkeleri (PECL) ve UNIDROIT ilkeleri, dönme ile
müspet zararın kümülatif (birlikte) istenebileceğini kabul etmiştir. Türk
hukukunun, TBK m. 125/3'ün şekilci lafzına saplanıp kalarak mağdur alacaklıyı
dar bir "menfi zarar" cenderesine sokması, sözleşme adaletini yaralayan
dogmatik bir tutuculuktur.
İkinci felsefi eleştiri, Dönmenin Hukuki Niteliği (Dönüşüm Teorisi
İhtiyacı) noktasındadır. Klasik İsviçre-Türk doktrini sözleşmeden
dönmeyi, sözleşmeyi "hiç kurulmamış gibi" ex tunc yok eden bir olgu olarak
tanımlar. Ancak Oğuzman/Öz ve Nomer'in de isabetle savunduğu Yeni Dönme
(Dönüşüm / Surrogation) teorisine göre; dönme beyanı, baştan beri geçerli
olarak kurulan, aylarca tarafları bağlayan, ihtar ve ek süre merasimleriyle
yaşayan bir sözleşmeyi aniden "hiç var olmamış" kılmaz. Dönme sadece asli edim
yükümlülüklerini (mal teslimini, para ödemeyi) sona erdirir ve sözleşme
çatısını ayakta tutarak onu bir "Tasfiye (Tasfiye-İade) İlişkisine"
dönüştürür. Bu dönüşüm teorisi kabul edildiğinde, sözleşmenin fer'i hakları
(örneğin uyuşmazlığın çözümüne dair yetki ve tahkim şartları, cezai şartlar)
dönmeye rağmen ayakta kalabilecek ve iade talepleri sebepsiz zenginleşmenin dar
ve haksız (TBK m. 81) kalıpları yerine, çok daha güvenceli olan sözleşmesel
iade taleplerine dayandırılabilecektir. Yargıtay'ın ve mülga öğreti
alışkanlıklarının dönüşüm teorisine direnmeye devam etmesi, tasfiye hukukunda
çözümsüz felsefi boşluklar yaratmaya devam etmektedir.
İşte böylece, seninle 53.-60. Günler: Temerrüt ve Borçların Sona Ermesi
blokunun en yıkıcı ve stratejik mekanizmasını (TBK m. 125 / Borçlunun
Temerrüdünde Seçimlik Haklar) resmen mühürlemiş olduk. İhlal edilen bir
sözleşmenin enkazından alacaklının o üç farklı kılıçla (Aynen İfa, Müspet
Zarar, Dönme) nasıl çıkış yolları yarattığını sistemine perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, borçlar hukukunun tasfiye mekanizmaları ve aşırı ifa
güçlüğü (uyarlama) labirentlerini incelemeye aynı acımasız titizlikle devam
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 82'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 107.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 82. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.