Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 71

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

III. Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme


Madde 71 - Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.

Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arzeden işletme sayılır. Belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır. Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar görenler, bu işletmenin faaliyetinin sebep olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Makro Bakış: Borç ilişkisinde borçlunun yerine getirmekle yükümlü olduğu davranış biçimine Edim (Leistung) denir. Edimin konusunu oluşturan nesne, sözleşme kurulduğu anda somut, tek ve biricik bir eşya olarak belirlenmiş olabileceği gibi; sadece ait olduğu genel tür, cins ve miktar belirtilerek de belirlenmiş olabilir. Hukuk sistemi, edim konusunun bu belirleniş biçimine göre ifanın niteliğini, hasarın geçişini ve borçlunun imkânsızlık savunmasını tamamen farklı kurallara bağlamıştır.

6098 sayılı TBK m. 86 (mülga BK m. 71 / mehaz OR Art. 71) hükmü, borcun konusunun cins (çeşit) ile belirlendiği hallerde edimin ifasının nasıl gerçekleşeceğini ve kalitatif (niteliksel) sınırını tayin eden temel anayasal normdur. Madde lafzı şu şekildedir: "Çeşit borçlarında hukuki ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimin seçimi borçluya aittir. Ancak borçlunun seçeceği edim, ortalama nitelikten aşağı olamaz."

Sistematik açıdan yasa koyucu bu maddeyle, tarafların kalitesini tam olarak belirlemedikleri ticari veya adi sözleşmelerde ortaya çıkacak boşluğu, denkleştirici adalet felsefesiyle doldurmuştur. Kural; borçluya kendi ekonomik durumuna en uygun eşyayı seçme özgürlüğü tanıyarak ifayı kolaylaştırmak, ancak bu özgürlüğü "ortalama nitelik" bariyeriyle sınırlandırarak alacaklının menfaatini ve sözleşmeye duyduğu güveni korumaktır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Mikro Analiz: TBK m. 86 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Haluk Nami Nomer'in eserlerinde titizlikle ayrıştırılan kurucu kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi elzemdir:

A. Parça Borcu (Ferdi Borç / Speziesschuld): Edim konusunun taraflarca somut, bireysel ve ayırt edici özellikleri ile belirlendiği borçlardır. Parça borcunda borçlanılan eşyanın dünyada veya piyasada tam bir benzeri (ikamesi) yoktur ya da taraflar sadece o spesifik eşyanın ifa edilmesini şart koşmuştur. Örneğin; ünlü bir ressamın orijinal tablosu, şasi numarası sözleşmeye yazılmış ikinci el bir otomobil veya belirli bir adreste bulunan antika vazo parça borcuna konudur. Borçlu, bu spesifik eşya dışında hiçbir şeyle (daha iyisi veya daha pahalısı olsa bile) borcunu ifa edemez.

B. Çeşit Borcu (Cins Borcu / Nevi Borcu / Gattungsschuld): Edim konusunun bireysel ve spesifik özellikleri ile değil, sadece ait olduğu cins (tür) ve miktar (sayı, ölçü, tartı, hacim) itibarıyla belirlendiği borçlardır. Bir eşyanın yerine aynı cinsten ve kaliteden bir başkasının konulabilmesi, onun misli (fungible) eşya olduğunu gösterir ve misli eşyalar kural olarak çeşit borcunun konusunu oluşturur. Örneğin; 10 ton A kalite buğday, 5 adet sıfır kilometre X marka televizyon veya 100 litre zeytinyağı çeşit borcudur. Hangi spesifik televizyonun veya hangi çuvaldaki buğdayın teslim edileceği sözleşme kurulurken belli değildir.

C. Sınırlı Çeşit Borcu (Stok Borcu / Vorratsschuld): Çeşit borcunun dogmatikteki en kritik alt dalıdır. Edim konusu, piyasadaki genel bir cins içinden değil, sadece borçlunun veya üçüncü bir kişinin elindeki belirli bir "stoktan" veya "depodan" ifa edilmek üzere sınırlandırılmıştır. Örneğin; "Benim Yalova'daki 1 numaralı depomda bulunan elmalardan 5 ton" demek sınırlı çeşit borcu yaratır. Borçlu, bu deponun dışından elma bularak ifa edemez.

D. Seçim Hakkı (Temyiz / Konsantrasyon): Çeşit borcunun ifa edilebilmesi için, genel olan o cins içinden alacaklıya teslim edilecek olan spesifik fertlerin (eşyaların) ayrılması, seçilmesi ve belirlenmesi gerekir. Bu işleme Konsantrasyon (Yoğunlaşma) denir. TBK m. 86 uyarınca, hukuki ilişkiden aksi anlaşılmadıkça bu seçme (ayırma) hakkı Borçluya aittir. Borçlu, deposuna girip 100 ton buğday içinden 10 tonu çuvallayıp ayırdığı anda, çeşit borcu parça borcuna dönüşür.

E. Ortalama Nitelik Kuralı (Orta Kalite / Mittlere Qualität): TBK m. 86'nın kalbidir. Borçlu, 10 ton buğdayı seçerken piyasadaki en lüks, en pahalı (1. sınıf) buğdayı seçmek ve vermek zorunda değildir. Ancak kanun koyucu, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereği borçlunun en kötü, çürümeye yüz tutmuş, piyasa değeri en düşük (3. sınıf) malı seçerek alacaklıya dayatmasını da yasaklamıştır. Borçlunun seçeceği edim, o piyasadaki ticari teamüllere göre "Ortalama Nitelikten" (vasat/orta kaliteden) aşağı olamaz.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 86'da düzenlenen çeşit ve parça borcu kavramları, Borçlar Hukukunun imkânsızlık, hasar, ifa engelleri ve seçimlik borç dogmatiğiyle son derece keskin bir diyalektik bağ içindedir:

A. İfa İmkânsızlığı (TBK m. 136) ve Genus Non Perit İlkesi: Borçlar hukuku dogmatiğinin en muazzam kurallarından biridir. Parça borçlarında (örneğin sözleşmeye konu edilen antika vazo) eşya borçlunun kusuru olmaksızın yanar, kırılır veya çalınırsa, borçlu TBK m. 136 uyarınca borcundan kurtulur; zira edimin ifası objektif olarak imkânsızlaşmıştır. Ancak Çeşit Borçlarında Roma hukukundan günümüze miras kalan "Genus Non Perit" (Cins Telef Olmaz) kuralı geçerlidir. 10 ton buğday borçlanan bir çiftçinin tüm siloları sel felaketiyle yok olsa dahi, piyasada veya dünyada buğday cinsi var olmaya devam ettiği sürece imkânsızlık söz konusu olmaz. Çiftçi, borcundan kurtulamaz; gidip piyasadan o buğdayı bedeli mukabilinde satın alarak alacaklıya teslim etmekle mükelleftir. İmkânsızlık (TBK 136) sadece parça borçlarında ve tüm stokun yandığı Sınırlı Çeşit (Stok) borçlarında uygulama alanı bulur.

B. Hasarın İntikali (TBK m. 208) ile Koordinasyon: Satım hukukunda hasar (malın beklenmedik bir kaza ile telef olması riski) kural olarak zilyetliğin devriyle alıcıya geçer. Ancak çeşit borçlarında, borçlu deposunda malları ayırmadıkça hasar asla alıcıya geçmez. Borçlu, malları ayırıp (konsantrasyon) alacaklıya bildirim yaptığı an (aranacak borçlarda) veya malları nakliyeciye teslim ettiği an (gönderilecek borçlarda) çeşit borcu parça borcuna dönüşür ve o andan itibaren malın üzerine yıldırım düşerse risk (hasar) alacaklıya intikal etmiş olur. Bu nedenle konsantrasyon anının tespiti, ekonomik yıkımın faturasını kime keseceğimizi belirler.

C. Seçimlik Borç (TBK m. 87) ile Çeşit Borcunun Kesişimi ve Ayrımı: Sistemindeki "İfa Seçimlik Borcun İfa ve İcrası" başlıklı kaynakta da detaylıca incelendiği üzere, Seçimlik Borç (Wahlschuld) birbirinden nitelik ve cins olarak tamamen farklı birden fazla edim konusunun (örneğin ya X marka araba ya da Y marka tekne) borçlanıldığı ve bunlardan sadece birinin seçilerek ifa edileceği borçlardır. Oysa Çeşit Borcunda tek bir edim cinsi vardır (sadece buğday) borçlu bu tek cinsin içindeki yığınlar arasından ifa edeceği kısmı ayırır. Seçimlik borçta edimlerden biri kusursuz imkânsızlaşırsa borç diğer edim üzerinde yoğunlaşır; çeşit borcunda ise cins tükenmedikçe imkânsızlık doğmaz. Her iki kurumda da seçim hakkı kural olarak borçluya ait olsa da (TBK m. 86 ve TBK m. 87) dogmatik yapıları ve ifa engelleri tamamen farklıdır.

D. Kısmi İfa (TBK m. 84) ile Etkileşim: Kaynaklarda yer alan "Kısmi İfa" metninde de belirtildiği gibi, alacaklı kural olarak borcun tamamı sunulmadıkça kısmi ifayı reddedebilir. Çeşit borçlarında edim konusu niteliği gereği "bölünebilir" (divisible) olsa da, borçlu 10 ton buğday yerine sadece 3 ton buğday ayırıp "şimdilik bunu al" derse, alacaklı TBK m. 84 uyarınca bunu reddederek borçluyu temerrüde düşürebilir. Çeşit borcunun misli yapısı, borçluya kısmi ifa dayatma hakkı vermez.

4. Pratik Olay Analizleri

Hukuki kavramların soyutluğundan kurtulup somut dogmatik tahliller yapabilmek adına şu çarpıcı kurguları inceleyelim:

Olay 1 (Ortalama Nitelik Altı İfa ve İmkânsızlık Savunması): Toptancı (A) Fırıncı (B)'ye 200 çuval un satmayı taahhüt etmiştir. Sözleşmede unun kalitesine dair hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Teslimat gününe bir hafta kala (A)'nın deposunu su basar ve tüm unlar kullanılmaz hale gelir. (A) piyasada un fiyatlarının çok arttığını görünce, iflastan dönen başka bir fabrikanın elinde kalan, böceklenmeye yüz tutmuş, piyasanın en düşük kalitesindeki (3. sınıf) 200 çuval unu ucuza alıp (B)'ye teslim etmek ister. (B) bu unları reddedince (A) "Benim kendi depomu su bastı, ifa imkânsızlığı (TBK m. 136) var, ancak bu kadarını bulabildim, almazsan sen alacaklı temerrüdüne düşersin" der. Dogmatik Analiz: Olaydaki borç bir çeşit (cins) borcudur. Çeşit borcunda kural olarak imkânsızlık gerçekleşmez (Genus non perit). (A)'nın kendi deposunun su basması onu borçtan kurtarmaz; piyasadan un bularak ifa etmekle yükümlüdür. TBK m. 86'nın amir hükmü gereği, taraflar sözleşmede kaliteyi belirlememişse borçlunun seçeceği mal Ortalama Nitelikten (Orta Kaliteden) aşağı olamaz. (A)'nın sunduğu böceklenmeye yüz tutmuş 3. sınıf un, ortalama niteliğin çok altındadır. Bu durum, borcun ifa edilmemesi (kötü ifa) hükmündedir. (B) bu vasat altı malları reddetmekte haklıdır; reddi onu alacaklı temerrüdüne düşürmez. Aksine, (A) uygun vasıfta mal sunmadığı için bizzat Borçlu Temerrüdüne düşmüş sayılır ve (B)'nin tüm aşkın zararını karşılamakla yükümlüdür.

Olay 2 (Sınırlı Çeşit Borcu ve Hasarın İntikali): Meyve üreticisi (X) hal tüccarı (Y)'ye "Soğuk hava depomdaki Amasya elmalarından 10 tonunu" satmayı vaat etmiştir. Teslimattan bir gün önce (X) işçilerine 10 ton elmayı sandıklatır, üzerine (Y)'nin etiketlerini yapıştırır ve deponun teslimat köşesine (rampayı) ayırır. Gece çıkan bir kasırgada deponun o köşesine yıldırım düşer ve sadece (Y) için ayrılan sandıklar yanarak kül olur. (X) (Y)'den elmaların bedelini (parasını) ödemesini ister. (Y) ise "Bana elma falan gelmedi, cins telef olmaz, git bana yeni 10 ton elma ver" diyerek ödemeyi reddeder. Dogmatik Analiz: Bu olay, Sınırlı Çeşit Borcu ve Konsantrasyon (Yoğunlaşma) mekaniğinin laboratuvarıdır. (X)'in borcu, "deposundaki" elmalarla sınırlı olduğundan bir stok borcudur. (X) malları (Y) adına sandıklayıp etiketlediği ve ayırdığı an (temyiz işlemi) borç cins borcu olmaktan çıkmış, Parça Borcuna (Konsantrasyon) dönüşmüştür. Türk Borçlar Hukuku dogmatiğinde (TBK m. 208) aranacak borçlarda malın ayrılmasıyla birlikte Hasar (risk) alacaklıya (Y'ye) geçer. Dolayısıyla, ayrılmış olan malların yıldırım düşmesi gibi kusursuz bir sebeple telef olması durumunda, malın hasarı (yok olma riski) çoktan (Y)'ye geçmiş durumdadır. (X) ifa yükümlülüğünden kurtulur, üstelik malların satış bedelini (Y)'den tam olarak tahsil etme hakkına sahip olur. (Y)'nin "cins telef olmaz" savunması, konsantrasyon gerçekleştiği için geçersizdir.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 86 hükmünün ticari hayatta, mahkeme salonlarında ve sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:

1. Sözleşme Taslağı Hazırlama ve Soyutluğun Tehlikesi: Avukatların ticari alım-satım sözleşmeleri (özellikle hammadde, maden, tarım ürünü) hazırlarken yapabileceği en ölümcül hata, edim konusunu yazıp "kalitesini" yazmayı unutmaktır. Sözleşmede sadece "100 ton pamuk teslim edilecektir" yazıyorsa, borçlu TBK m. 86'nın arkasına sığınarak piyasadaki en üst kalite değil, zar zor ortalama olan bir kaliteyi verip yasal olarak borcundan kurtulur. Avukatlar mutlaka sözleşmeye "TSE... standartlarında", "1. Sınıf ihraç malı kalitesinde", "A kalite" gibi objektif ölçülebilir net parametreler koymalı ve TBK m. 86'nın yedek hukuk kuralı (orta kalite) bariyerini aşmalıdırlar.

2. Ayıplı İfa ile Orta Kalite Altı İfanın Usuli Ayrımı: Sistemindeki "İfa Yerine Edimde Ayıp ve Zapta Karşı Tekeffül" başlıklı kaynakta da tartışıldığı üzere, ifa edilen malın kalitesindeki eksiklikler büyük dogmatik krizler yaratır. Borçlunun teslim ettiği mal "ortalama niteliğin" altındaysa, bu sadece bir "ayıp" (Satım Hukuku m. 227) sorunu değildir; bu aynı zamanda hiç ifa etmeme (aliud / farklı şey verme) sorunudur. Alacaklı bu malı muayene ve ihbar külfetlerine (TTK m. 23) takılmaksızın doğrudan reddedebilir. Zira ortalama nitelik taşımayan bir malın ifası, borçlar hukuku anlamında geçerli bir "ifa teklifi" dahi sayılmaz.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ticari uyuşmazlıklara bakan daireleri (özellikle 11., 15. ve 19. Hukuk Daireleri) TBK m. 86 (mülga BK m. 71) uyarınca "Ortalama Nitelik" kavramını belirlerken salt hukuki değil, yoğunlukla sektörel ve ekonomik parametreleri esas alan bir içtihat politikası benimsemiştir.

Yargıtay'ın istikrar kazanmış kararlarında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "TBK m. 86 (mülga BK 71) uyarınca, çeşit borçlarında teslim edilecek malların kalitesi sözleşmede taraflarca açıkça veya zımnen kararlaştırılmamışsa, borçlu en iyi kaliteyi vermek zorunda olmadığı gibi, en kötü kaliteyi de ifa edemez. Kanunun emrettiği 'ortalama nitelik (orta kalite)' kavramı, hâkim tarafından re'sen ve farazi olarak belirlenemez. Mahkemece; o malın ticaretinin yapıldığı piyasadaki ticaret odaları, sanayi odaları veya borsa teamülleri araştırılmalı; gerektiğinde sektörel uzmanlığı olan bir bilirkişi heyetinden, 'ilgili tarihteki piyasa koşullarına göre bu malın vasat (orta) kalitesinin objektif vasıflarının neler olduğu' hususunda rapor alınmalıdır. Ancak bu vasıfları taşıyan bir malın teslimi geçerli ifa kabul edilebilir."

Yüksek Mahkeme bu tutumuyla, hukuk kurallarının donukluğunu piyasanın canlı dinamikleri ve bilirkişi uzmanlığı ile aşmayı zorunlu kılmıştır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 86. maddesinde vücut bulan Ortalama Nitelik (Orta Kalite) kuralı, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; özellikle felsefi temelleri, "Ödenen Bedel ile Kalite Arasındaki Uyumsuzluk" bağlamında ciddi kuramsal eleştirilere maruz kalmaktadır.

En büyük dogmatik eleştiri, kuralın lafzi katılığı ile ekonomik gerçeklik arasındaki gerilime yöneliktir. Oğuzman ve Öz'ün de öğretilerinde hararetle vurguladığı üzere; eğer taraflar sözleşmede malın kalitesini açıkça yazmayı unutmuşlarsa, ancak alacaklı o mal için piyasadaki "1. sınıf (lüks) kalite" mala tekabül eden çok yüksek ve fahiş bir bedel ödemişse ne olacaktır? TBK m. 86'nın lafzı katı bir şekilde uygulanırsa, borçlu bu yüksek bedeli cebine koyup alacaklıya sadece "orta kalite" mal vererek ifa yükümlülüğünden yasal olarak kurtulabilir. Bu durum, borçluyu sebepsiz zenginleştiren ve alacaklının güvenini sarsan bir adaletsizlik yaratır.

Doktrin (Eren, Nomer); kanunun "hukuki ilişkiden ve işin özelliğinden aksi anlaşılmadıkça" şeklindeki istisnai lafzının, işte tam da bu fahiş bedel senaryolarında bir cankurtaran olarak kullanılması gerektiğini savunmaktadır. Dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve Güven Teorisi gereğince, alacaklının ödediği yüksek bedel, malın "ortalama nitelikte" değil, "üstün nitelikte" olması gerektiğine dair zımni (örtülü) bir sözleşmesel irade olarak yorumlanmalıdır. Eğer hukuk sistemi TBK m. 86'yı kör bir lafızla uygulayıp, ödenen bedel parametresini (Sinalagma / İvaz Dengesini) göz ardı ederse; bu madde, uyanık tacirlerin, bilgisiz veya dikkatsiz tüketicileri ve alacaklıları "orta kalite" duvarına çarparak sömürdükleri dogmatik bir sipere dönüşecektir. Kanun koyucunun kurduğu denkleştirici adalet terazisinin şaşmaması, bütünüyle yargıcın olayın bütününe ve ivaz dengesine bakabilme cesaretine emanet edilmiştir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 71'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 71.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 71. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.