Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 51

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

**III. Tazminat

  1. Belirlenmesi**

Madde 51 - Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Haksız fiil sorumluluğunun temel amacı, bir kişinin hukuka aykırı ve kusurlu bir eylemi neticesinde başkasının malvarlığında veya şahıs varlığında meydana gelen eksilmeyi telafi etmek, yani Denkleştirici Adalet (Compensatory Justice) ilkesini tecelli ettirmektir. Ancak hukuk sistemi, "zarar" kavramı ile "tazminat" kavramını birbirinden kesin çizgilerle ayırmıştır. Zarar, dış dünyada meydana gelen ve doğa bilimleri veya matematiksel hesaplamalarla (örneğin Fark Teorisi ile) tespit edilen olgusal bir durumdur. Tazminat ise, bu zararın ne kadarının failin omuzlarına yükleneceğini belirleyen hukuki ve normatif bir karardır.

İşte TBK m. 51, bu normatif kararın anayasasıdır. Madde metni şu şekildedir: "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödeme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.".

Maddenin sistematiği incelendiğinde, yasa koyucunun hâkime olağanüstü bir takdir yetkisi bahşettiği görülmektedir. Kural olarak, haksız fiil faili, neden olduğu zararın tamamını ödemekle yükümlüdür (Tam Tazmin İlkesi). Ancak kanun koyucu, tam tazmin ilkesinin bazı durumlarda fail açısından katlanılamaz bir yıkıma yol açabileceğini, bu durumun da hakkaniyetle bağdaşmayacağını öngörmüştür. TBK m. 51, zararın matematiksel olarak hesaplanmasının ardından, hukukun adalet süzgecinden geçirilerek nihai Tazminat bedeline dönüştürülmesini sağlayan bir filtredir. Hâkim, bu madde sayesinde, failin mahvına sebep olabilecek astronomik tazminat rakamlarını, somut olayın özelliklerine göre aşağıya çekebilme kudretine sahip kılınmıştır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

TBK m. 51 hükmünün dogmatik mimarisini idrak edebilmek için, maddedeki kurucu unsurların ve takdir kriterlerinin mikroskobik düzeyde analiz edilmesi gereklidir.

A. Tazminatın Kapsamı (Scope of Compensation): Tazminatın kapsamı, hesaplanan maddi zararın (fiili zarar ve yoksun kalınan kârın) fail tarafından hangi oranda karşılanacağıdır. Hâkim, hesaplanan zararı aşacak şekilde (örneğin Anglo-Amerikan hukukundaki cezalandırıcı tazminat - punitive damages gibi) bir tazminata hükmedemez. Tazminat miktarı, zararın miktarını asla aşamaz. Ancak hâkim, TBK m. 51'in verdiği yetkiyle tazminat miktarını zararın altına çekebilir.

B. Durumun Gereği (Circumstances / Umstände): Kanun koyucu, tazminatın belirlenmesinde "durumun gereği" şeklinde son derece geniş ve soyut bir kavram kullanmıştır. Doktrinde Eren ve Oğuzman/Öz'ün hararetle vurguladığı üzere, bu kavram tarafların olay anındaki ve sonrasındaki ekonomik ve sosyal durumlarını ifade eder. Şayet fail çok fakir, zarar gören ise çok zenginse ve failin hafif bir dikkatsizliği devasa bir zarara yol açmışsa, hâkim durumun gereğini gözeterek tazminatı indirebilir. Aynı şekilde, haksız fiilin işleniş saiki (örneğin failin mağdura yardım etmek isterken sakarlığı yüzünden zarar vermesi) de bu kapsamda değerlendirilir.

C. Kusurun Ağırlığı (Gravity of Fault / Schwere des Verschuldens): Haksız fiil sorumluluğunun kurucu unsuru olan kusur (TBK m. 49) aynı zamanda tazminatın miktarını belirleyen en önemli ölçüttür. Failin kusuru Kast (zararı bilerek ve isteyerek meydana getirme) veya Ağır İhmal seviyesindeyse, kural olarak tam tazmin ilkesi uygulanır ve hâkim TBK m. 51'e dayanarak bir indirim yapamaz. Ancak failin kusuru Hafif İhmal (herkesin yapabileceği anlık bir dikkatsizlik) seviyesindeyse ve ortaya çıkan zarar bu hafif ihmalle orantısız derecede büyükse, hâkim kusurun hafifliğini dikkate alarak tazminattan önemli bir indirim yapar. Bu durum, failin küçük bir dalgınlık yüzünden bir ömür boyu ekonomik köleliğe mahkûm edilmesini engeller.

D. Ödeme Biçimi: Sermaye ve İrat (Lump Sum and Annuity): Hâkim, tazminatın "nasıl" ödeneceğine de karar verir. Birinci yöntem, tazminatın toptan ve tek seferde ödenmesi olan Sermaye (Peşin Değer) biçimidir. İkinci yöntem ise, tazminatın belirli periyotlarla (örneğin her ay veya her yıl) taksitler hâlinde ödenmesi olan İrat (Rant) biçimidir. İrat biçimi genellikle destekten yoksun kalma veya sürekli iş göremezlik zararlarında, mağdurun hayatı boyunca elde edeceği periyodik gelirleri ikame etmek amacıyla tercih edilebilir.

E. Güvence Gösterme Yükümlülüğü (Sicherheitsleistung): TBK m. 51'in ikinci cümlesi, mağduru koruyan devasa bir kalkan niteliğindedir. Şayet hâkim tazminatın İrat biçiminde ödenmesine karar verirse, failin ileride (yıllar içinde) ödeme güçlüğüne veya iflasa düşme riski doğar. Mağdurun bu riske katlanması beklenemez. Bu nedenle kanun koyucu, irat ödenmesine karar verilen hâllerde failin mutlaka bir Güvence (Örneğin banka teminat mektubu, taşınmaz ipoteği, kefalet) göstermesini emredici bir kural olarak düzenlemiştir.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 51'de düzenlenen tazminatın belirlenmesi kurumu, Türk Borçlar Kanunu'nun omurgasını oluşturan diğer ispat ve indirim müesseseleriyle karmaşık bir diyalektik içindedir:

A. TBK m. 50 (Zararın ve Kusurun İspatı) ile Çapraz Bağlantı: Tazminatın belirlenmesi aşamasına geçilebilmesi için, öncelikle bir zararın varlığının hukuken ispatlanmış olması gerekir. TBK m. 50 hükmü uyarınca, "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır". Eğer zararın gerçek miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa, TBK m. 50/II devreye girer ve hâkim olayların olağan akışını göz önüne alarak zararı hakkaniyete uygun belirler. TBK m. 50'deki bu belirleme, "zararın" rakamsal tespitine yöneliktir. Zarar rakamsal olarak bulunduktan sonra, hâkim TBK m. 51'e geçerek bu rakamın ne kadarının "tazminat" olarak ödeneceğini tayin eder.

B. TBK m. 52 (Zarar Görenin Kusuru / Müterafik Kusur) ile Kesişim: Doktrinde Nomer ve Eren'in eserlerinde hararetle tartışıldığı üzere, tazminattan yapılacak indirimlerin hukuki sebepleri TBK m. 51 ve TBK m. 52 arasında paylaştırılmıştır. TBK m. 51, failin kusurunun hafifliğini ve durumun genel özelliklerini dikkate alırken; TBK m. 52, bizzat mağdurun (zarar görenin) zararın doğmasına veya artmasına kendi eylemiyle katkıda bulunmasını (Müterafik Kusur) düzenler. Hâkim, tazminatı belirleme konusunda tek yetkili mercii olarak, zararı doğuran ya da ağırlaştıran bu durumları re'sen dikkate almak zorundadır. Doktrinde haklı olarak belirtildiği üzere, TBK m. 51 ve 52 birbirinin alternatifi değil, sırasıyla işletilmesi gereken süzgeçlerdir. Hâkim önce zararı bulur, sonra varsa mağdurun müterafik kusurunu (m. 52) indirir, en son failin hafif kusuru ve durumun gereğine (m. 51) göre nihai tazminatı belirler. Ancak m. 51 uyarınca yapılan işlem aslında tazminatın "indirilmesi" değil, "belirlenmesidir".

C. TBK m. 55 (Bedensel Zararlar ve Hakkaniyet İstisnası) ile Çatışma: Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde yer alan "hakkaniyet" ifadesi, TBK m. 51 ile dogmatik bir çatışma potansiyeli taşır. Kanun koyucu, destekten yoksun kalma ve bedensel zararların hesaplanmasıyla ilgili olarak, "hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz" kuralını getirmiştir. Bu kural, TBK m. 51'in hâkime verdiği geniş takdir yetkisine vurulmuş devasa bir prangadır. Hesaplanan bedensel zararlar sırf "hakkaniyet" gerekçesiyle azaltılamayacağı için, TBK m. 51'deki indirim yetkisi, şahıs varlığı zararlarında oldukça daralmış, sadece failin "kusurunun hafifliği" bağlamında sınırlı bir uygulama alanına itilmiştir.

4. Pratik Olay Analizleri

Olay 1 (Kusurun Ağırlığı ve Durumun Gereğinin Tazminata Etkisi): Bir esnaf olan (A) atölyesinde basit bir kaynak işlemi yaparken, bir anlık dikkatsizliği (hafif ihmal) sonucunda küçük bir kıvılcımın yandaki devasa kimya fabrikasının (B) deposuna sıçramasına neden olur. Fabrika tamamen yanar ve (B)'nin zararı bilirkişi raporuyla 50 Milyon TL olarak tespit edilir. (A)'nın tüm malvarlığı ise sadece 1 Milyon TL'dir. Hukuk dogmatiği açısından bu olay TBK m. 51'in varlık nedenidir. Zarar 50 Milyon TL'dir ve tam tazmin ilkesi gereği (A)'nın bu bedeli ödemesi gerekir. Ancak (A)'nın eylemi kasten veya ağır bir ihmalle değil, herkesin yapabileceği anlık bir dalgınlıkla (hafif kusurla) gerçekleşmiştir. Bu hafif kusura karşılık doğan zarar astronomiktir. Hâkim, TBK m. 51 uyarınca, "durumun gereğini (A'nın mahvına sebep olacak olmasını) ve kusurun hafifliğini" göz önüne alarak, 50 Milyon TL'lik zarara karşılık örneğin 2 Milyon TL gibi ciddi bir indirime giderek nihai tazminatı tayin etme yetkisine sahiptir. Bu karar, denkleştirici adaletin katı sınırlarını yumuşatan emsalsiz bir uygulamadır.

Olay 2 (İrat Biçiminde Ödeme ve Güvence Sorunsalı): Müteahhit (C)'nin gerekli iş güvenliği önlemlerini almaması sonucu, iskeleden düşen işçi (D) felç kalır. Mahkeme, (D)'nin hayatı boyunca çalışamayacak olması sebebiyle, uğradığı Maddi Zararın (Sürekli İş Göremezlik) tazmini için TBK m. 51 uyarınca ödeme biçimini İrat olarak belirler ve (C)'nin (D)'ye her ay 10.000 TL ödemesine karar verir. Ancak (D)'nin avukatı, inşaat sektöründeki dalgalanmaları ve (C)'nin iflas riskini öngörerek, TBK m. 51/II'nin amir hükmünü işletir. Hâkim, tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verdiği için, müteahhit (C)'yi, (D)'nin muhtemel ömür süresine (PMF 1931 veya TRH 2010 tablolarına göre) denk gelecek toplam meblağ kadar bir Güvence (örneğin şirketin bir arsasının ipotek edilmesi veya kesin teminat mektubu) göstermeye mahkûm eder. (C) güvenceyi sağlayamazsa, irat kararı verilemez ve tazminat mecburen Sermaye (Peşin Değer) olarak tek seferde tahsil edilmek zorunda kalınır.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 51 hükmünün mahkeme salonlarında ve hesap bilirkişisi raporlarında avukatlar ile hâkimlerin dikkat etmesi gereken stratejik ve usuli boyutları şunlardır:

1. Hâkimin Re'sen İndirim Yetkisi ve Taleple Bağlılık: Uygulamada davalı avukatlarının sıklıkla düştüğü hata, bilirkişi raporuna itiraz ederken TBK m. 51 uyarınca "tazminatın indirilmesini" açıkça talep etmemeleridir. Her ne kadar Yargıtay'ın genel yaklaşımı, tazminatın belirlenmesine etki eden müterafik kusur (TBK m. 52) gibi unsurların hâkim tarafından re'sen gözetileceği yönünde olsa da; failin kusurunun hafifliği ve ekonomik durumunun kötülüğü gibi şahsi unsurlar (TBK m. 51) dosya kapsamından kendiliğinden anlaşılamayabilir. Bu nedenle davalı avukatı, müvekkilinin ekonomik mahvına yol açacak bu durumu delilleriyle (fakirlik ilmuhaberi, vergi kayıtları) dosyaya sunmalı ve "durumun gereği" indirimini açıkça savunmalıdır.

2. İrat Uygulamasının Pratik Zorlukları ve Enflasyon Etkisi: Türk hukuku pratiğinde hâkimler ve davacı avukatları, tazminatın İrat şeklinde ödenmesine son derece mesafeli yaklaşmaktadır. Bunun temel sebebi, Türkiye'deki yüksek enflasyon oranları ve paranın zaman değerindeki aşınmadır. Her ay ödenecek sabit bir irat, birkaç yıl içinde alım gücünü tamamen yitirebilir. Her ne kadar TBK m. 55 uyarınca değişen durumlara göre iradın artırılması veya azaltılması davası açılabilse de, bu durum mağduru sürekli yeni davalar açmak zorunda bırakır. Bu sebeple uygulamada neredeyse her zaman Sermaye (Peşin Değer) biçiminde, aktüerya uzmanlarınca (peşin değer iskontosu yapılarak) hesaplanan toptan ödeme tercih edilmektedir.

3. Sigorta Şirketlerinin Durumu: Trafik kazalarından doğan sorumluluklarda, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (Trafik Sigortası) kapsamında sigorta şirketlerine açılan davalarda, sigorta şirketi kural olarak poliçe limitiyle sınırlı olarak zararın tamamını peşin ödemekle yükümlüdür. Sigorta şirketinin, TBK m. 51 uyarınca "benim ödeme durumum irat şekline uygundur" veya "failin ekonomik durumu kötüdür" şeklinde bir savunma yapması, kurumsal yapıları gereği kabul görmez. İndirim nedenleri, ancak poliçe limitini aşan ve bizzat faile yöneltilen taleplerde uygulama alanı bulur.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve tazminat davalarına bakan daireleri (özellikle 3., 4., 17. ve 21. Hukuk Daireleri) TBK m. 51'in hâkime verdiği geniş takdir yetkisinin keyfiliğe dönüşmesini engellemek adına, son derece katı bir gerekçelendirme yükümlülüğü (Motivation Duty) getiren köklü bir içtihat politikasına sahiptir.

Yargıtay kararlarında şu dogmatik temel istikrarla vurgulanmaktadır: "Borçlar Kanunu'nun (TBK) 51. maddesi uyarınca hâkim, tazminatın kapsamını belirlerken takdir yetkisini kullanacaktır. Ancak bu yetki sınırsız ve denetime kapalı bir yetki değildir. Hâkim, bilirkişi tarafından objektif kıstaslara (Fark Teorisine) göre hesaplanan zarardan, TBK m. 51 veya 52 uyarınca bir takdiri indirim (hakkaniyet indirimi) yapacaksa; bu indirimin yasal dayanaklarını, failin kusurunun derecesini ve hangi somut olguların bu indirimi zorunlu kıldığını karar gerekçesinde açık, mantıksal ve denetlenebilir bir biçimde tartışmak zorundadır. Sadece 'durumun gereği ve hakkaniyet' gibi soyut ifadelere dayanılarak, zarar miktarından afaki bir oranda (örneğin %30) indirim yapılması bozma nedenidir."

Yüksek Mahkeme, özellikle Ödeme Biçimi hususunda, tazminatın İrat olarak bağlanmasına karar verilen ender dosyalarda, yerel mahkemenin TBK m. 51/II gereğince davalıdan Güvence (teminat) almadan hüküm kurmasını, mağdurun geleceğini tehlikeye atan ağır bir hukuki hata olarak nitelemekte ve kararları bu yönden res'en bozmaktadır. Ayrıca Yargıtay, kusursuz sorumluluk hâllerinde (örneğin araç işleteninin sorumluluğunda) ortada bir kusur aranmadığı için failin "benim kusurum hafifti" diyerek TBK m. 51'den yararlanamayacağını, bu maddenin aslen kusur sorumluluğunun bir regülatörü olduğunu çeşitli içtihatlarında belirtmektedir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 51. maddesinde yer alan Tazminatın Belirlenmesi ve Ödeme Biçimi kurumu, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde felsefi, ekonomik ve hukuki güvenlik ilkeleri bağlamında çok katmanlı eleştirilerin merkezindedir.

Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, Takdir Yetkisinin Sınırları ve Belirlilik İlkesi üzerinedir. Oğuzman ve Öz'ün eserlerinde hararetle işaret edildiği üzere, modern sorumluluk hukukunda zararın objektif kriterlerle hesaplanması ne kadar bilimselse, bu rakamın TBK m. 51 ile hâkimin "durumun gereği" gibi son derece sübjektif bir filtresinden geçirilerek azaltılabilmesi de o kadar öngörülemezdir. Hukuki güvenlik (Legal Certainty) ilkesi, tarafların önceden sonuçları öngörebilmesini gerektirir. Oysa hâkimin, failin ekonomik durumuna veya kusurunun sübjektif hafifliğine acıyarak tazminatı yarı yarıya indirmesi, zarar gören mağdurun mülkiyet ve tazminat hakkını ihlal etmektedir. Eren ve Nomer'in öğretilerinde de savunulduğu üzere, faili korumak için mağdurun feda edilmesi, denkleştirici adaleti sarsar. Kusuru ne kadar hafif olursa olsun, ortaya çıkan zararın tüm faturasını, o zarara hiçbir katkısı olmayan masum mağdurun omuzlarında bırakmak, İsviçre-Alman doktrininde de (örneğin Oftinger/Stark) ciddi şekilde eleştirilen, 19. yüzyılın "faile acıyan" anlayışının bir kalıntısı olarak görülmektedir.

İkinci felsefi eleştiri, İrat Biçiminde Ödeme ve Güvence sistematiğinin Türkiye'nin ekonomik gerçekleriyle bağdaşmamasına yöneliktir. Kanun koyucu, Avrupa'nın stabil enflasyonist ortamını gözeterek, mağdurun hayat boyu güvence altına alınması için "irat" yöntemini (TBK m. 51/II) sisteme yerleştirmiştir. Ancak Türkiye gibi hiper-enflasyon ve ekonomik dalgalanmaların sık yaşandığı bir ülkede, irat bağlamak mağduru korumak bir yana, onu her yıl alım gücü eriyen bir meblağa mahkûm etmektir. Üstelik kanunun aradığı "güvence gösterme" zorunluluğu, uygulamada neredeyse hiçbir bireysel fail tarafından (banka teminat mektubu komisyonları veya taşınmaz ipoteği zorlukları nedeniyle) yerine getirilememektedir. Bu sebeple doktrin, kanun koyucunun irat sistemini daha dinamik (örneğin TÜFE'ye endeksli otomatik artış mekanizmalarıyla) kurgulamamasını ve güvence sistemini devlet destekli bir sigorta/fon mekanizmasına (Garanti Fonu gibi) bağlamamasını, kanunlaştırma tekniği bakımından dogmatik bir yara ve işlevsiz bir lüks olarak değerlendirmektedir.

Sonuç itibarıyla TBK m. 51; doğa bilimlerinin ve matematiğin hesapladığı çıplak zararı alıp, onu insanın kusuru, niyetleri ve çaresizlikleriyle yoğurarak hukukun terazisinde "tazminata" dönüştüren evrensel bir simya normudur. Hukuk sistemi bu maddeyle; adaletin sadece kör bir hesap makinesi olmadığını, failin küçücük bir hatası yüzünden ekonomik olarak yok edilmesinin de bir başka adaletsizlik yaratacağını kabul etmiştir. Ancak bu yumuşatıcı kalkanın, mağdurun haklı feryadını bastıran keyfi bir silaha dönüşmemesi, tamamen hâkimin gerekçelendirme kudretine ve yüksek yargının tavizsiz denetimine emanet edilmiştir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 51'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 51.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 51. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.