1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde, irade muhtariyeti ve sözleşme özgürlüğü
ilkelerinin en önemli yansımalarından biri olan temsil müessesesi, kural olarak
Temsil Olunanın kendi iradesiyle verdiği bir yetkiye (veya kanundan doğan
bir yetkiye) dayanır. Ancak hukuk dünyasında, bir kimsenin hiçbir yetkisi
olmadığı hâlde veya kendisine verilen yetkinin sınırlarını aşarak başkası adına
hukuki işlemler yapması sıklıkla karşılaşılan bir patolojik durumdur.
Yürürlükteki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) "Temsil" bölümünde yer
alan Madde 46 hükmü (mülga 818 sayılı BK m. 38) bu patolojik durumu, yani
Yetkisiz Temsil (Falsus Procurator) kurumunu ve bunun doğurduğu hukuki
sonuçları düzenlemektedir. İlgili normun kaynağı, mehaz İsviçre Borçlar
Kanunu'nun 38. maddesidir (OR Art. 38).
TBK m. 46/I hükmü; "Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde başka bir kişi adına bir
hukuki işlem yaparsa, bu kişi, ancak onadığı takdirde alacaklı veya borçlu
olur." lafzını amirdir. Maddenin ikinci fıkrası ise (TBK m. 46/II) "Yetkisiz
temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer taraf, temsil olunandan, uygun bir
süre içinde bu hukuki işlemi onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu
süre içinde işlemin onanmaması durumunda, diğer taraf bununla bağlı olmaktan
kurtulur." düzenlemesini getirmiştir.
Bu maddenin sistematiği, borçlar hukukunun üç temel çatışan menfaatini kusursuz
bir dengeye oturtma çabasının ürünüdür:
- Temsil Olunanın Korunması: Kendi rızası ve yetkilendirmesi olmadan
malvarlığında (mamelekinde) hak ve borç doğmasını engellemek (İrade
özerkliğinin negatif yönü).
- Üçüncü Kişinin Korunması: Masada karşısında oturan ve yetkisiz çıkan
kişinin yarattığı hukuki belirsizlikten (askıda kalma durumundan) üçüncü kişiyi
makul bir sürede kurtarmak.
- İşlem Güvenliği ve Ekonomik Fayda (Verkehrsschutz): Şeklen yetkisiz de
olsa, ekonomik olarak tarafların işine yarayabilecek (belki de temsil olunanın
çok kârlı bulacağı) bir sözleşmeyi anında "kesin hükümsüz" sayarak çöpe atmak
yerine, onu bir süre "yaşatıp" onaylanma şansı tanımak.
Kanun koyucu bu dengeyi, işlem anında sözleşmeyi ne tamamen geçerli ne de
tamamen geçersiz sayarak; dogmatikte Askıda Hükümsüzlük (Schwebezustand)
olarak adlandırılan o eşsiz arafta bırakarak sağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 46 hükmünün teorik ve pratik boyutlarıyla idrak edilebilmesi için,
Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserlerinde
derinlemesine tartışılan şu kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi
elzemdir:
A. Yetkisiz Temsilci (Falsus Procurator):
Bir kimsenin, üçüncü kişiyle yaptığı sözleşmede "başkası adına" hareket
ettiğini açıklamasına (temsil iradesini ortaya koymasına) rağmen, maddi hukuk
bakımından bu işlemi yapmaya yetkili olmaması durumudur. Bu yetkisizlik iki
şekilde ortaya çıkabilir:
- Temsil Yetkisinin Hiç Bulunmaması: Temsilcinin, temsil olunan ile
arasında hiçbir hukuki bağ (vekâlet veya yetkilendirme) yoktur. Tamamen kendi
inisiyatifiyle başkası adına masaya oturmuştur.
- Temsil Yetkisinin Aşılması: Temsilciye bir yetki verilmiştir, ancak
temsilci bu yetkinin niceliksel, niteliksel veya zamansal sınırlarını (TBK m.
- dışarıya taşarak işlem yapmıştır. Örneğin; sadece kiraya verme yetkisi
olan vekilin, taşınmazı satması böyledir.
B. Askıda Hükümsüzlük (Schwebezustand):
Fikret Eren ve Oğuzman/Öz öğretilerinde ittifakla belirtildiği üzere; yetkisiz
temsilcinin yaptığı işlem, kurucu unsurları (karşılıklı irade beyanları)
tamamlanmış, var olan (mevcut) bir işlemdir. Ancak yetki unsuru eksik olduğu
için, işlem doğduğu anda taraflar arasında hüküm ifade etmez. İşlemin bu
geçişken durumuna Askıda Hükümsüzlük denir. Bu araf durumunda; Üçüncü
Kişi, tıpkı geçerli bir sözleşme yapmış gibi kendi beyanıyla bağlıdır ve
sözleşmeden tek taraflı olarak dönemez. Buna karşılık Temsil Olunan,
henüz onay (icazet) vermediği için sözleşmeyle hiçbir şekilde bağlı değildir.
Hukuk dogmatiği bu asimetrik bağlılığı, yetkisiz işlemi bilerek veya bilmeyerek
yapan (ya da buna katlanan) üçüncü kişinin katlanması gereken bir risk olarak
görür.
C. İcazet (Onay / Ratihabitio):
Askıda olan sözleşmeyi araftan kurtaran yegâne sihirli değnek, temsil olunanın
vereceği İcazet (Onay) beyanıdır. İcazet, tek taraflı, varması gerekli,
kural olarak hiçbir şekle tabi olmayan (sözleşme resmî şekle tabi olsa bile
icazet zımni/örtülü de verilebilir) bir Yenilik Doğuran Hak
(Gestaltungsrecht) niteliğindedir. Temsil olunan, icazet verip vermemekte
tamamen serbesttir. Nomer ve Oğuzman/Öz'ün vurguladığı gibi, temsil olunan
işlemi onayladığı anda, sözleşme yapıldığı (kurulduğu) andan itibaren Geçmişe
Etkili (Makable Şamil / Ex Tunc) olarak geçerlilik kazanır. Yani sözleşme
sanki en başından beri yetkili bir temsilci tarafından yapılmış gibi sonuç
doğurur.
D. Üçüncü Kişinin İhtarı ve Süre Verilmesi (TBK m. 46/II):
Üçüncü kişinin sonsuza kadar bu arafta (askıda bekleme durumunda) bırakılması
adil değildir. TBK m. 46/II hükmü, üçüncü kişiye bu belirsizliği sona erdirme
yetkisi verir. Üçüncü kişi, temsil olunana yönelteceği bir ihtar ile
"Sözleşmeyi onaylayıp onaylamayacağını bana bildir" diyerek Uygun Bir Süre
tayin edebilir. Bu süre içinde temsil olunan susarsa (sessiz kalırsa)
hukuk sistemi bu susmayı bir "kabul" olarak değil, kesin bir Reddetme
(Onaylamama) karinesi olarak yorumlar. Süre dolduğunda sözleşme kesin
olarak çöker (hükümsüz hâle gelir) ve üçüncü kişi sözleşmeyle bağlı olmaktan
tamamen kurtulur.
3. Sistematik İlişkiler
Yetkisiz Temsil kurumu, borçlar hukuku sistematiğinin diğer devasa koruma
ve tasfiye rejimleriyle organik ve çapraz bağlantılar içindedir:
A. TBK m. 47 (Yetkisiz Temsilcinin Sorumluluğu) ile Etle Tırnak İlişkisi:
TBK m. 46 uyarınca temsil olunan sözleşmeyi onaylamazsa (redderse) sözleşme
kesin olarak hükümsüz hâle gelir. Peki, o sözleşmeye güvenerek masraf yapan,
başka fırsatları kaçıran üçüncü kişinin zararı ne olacaktır? İşte bu noktada
TBK m. 47 devreye girer. Üçüncü kişi, sözleşmenin geçerli olmamasından doğan
Menfi Zararını (sözleşme hiç yapılmasaydı uğramayacak olduğu zararları;
örneğin noter masrafları, kaçırılan fırsatlar) yetkisiz temsilciden talep eder. Şayet yetkisiz temsilci "kötüniyetli" ise (yani yetkisiz olduğunu
biliyorsa) ve hakkaniyet de gerektiriyorsa, hâkim menfi zararı aşarak Müspet
Zararın (sözleşme ifa edilseydi üçüncü kişinin elde edeceği kârın) dahi
ödenmesine hükmedebilir. Bu sorumluluk, dogmatikte Culpa in Contrahendo
(Sözleşme Görüşmelerinde Kusur) sorumluluğunun kanunlaşmış özel bir türüdür.
B. Temsil Yetkisinin Kötüye Kullanılması (Kollüzyon) ile Kıyasen Uygulama:
Borçlar hukuku doktrininin en çetin meselesi, temsilcinin elinde şeklen (dış
ilişki bakımından) geçerli bir yetki belgesi olmasına rağmen, bu yetkiyi iç
ilişkideki (vekâletteki) sadakat borcuna kasten aykırı davranarak, temsil
olunanı zarara uğratmak amacıyla (üçüncü kişiyle elbirliği/hileli anlaşma
yaparak) kullanmasıdır. Yargıtay kural olarak bu tür işlemleri ahlaka
aykırılıktan (TBK m. 27) dolayı Mutlak Butlan (Kesin Hükümsüzlük) ile sakat
saysa da; Fikret Eren, Oğuzman/Öz ve Nomer'in başını çektiği İsviçre-Türk
doktrini bu çözümü reddeder. Zira mutlak butlan durumunda işlem ölü doğar ve
temsil olunan (belki o an işine gelebilecek bu zararlı işlemi) istese de
onaylayamaz (icazet veremez). Bu sebeple doktrin, temsil yetkisinin kötüye
kullanıldığı kollüzyon (hileli anlaşma) hâllerinde, Amaca Uygun Sınırlandırma
(Teleolojik Redüksiyon) yöntemiyle işlemin mutlak butlan değil, tıpkı TBK m.
46'da olduğu gibi Askıda Hükümsüz (Yetkisiz Temsil) sayılması gerektiğini
hararetle savunur. Böylece temsil olunana "işlemi onaylayarak
ayakta tutma" veya "reddederek çöpe atma" inisiyatifi bırakılmış olur.
C. Vekâletsiz İş Görme (TBK m. 526 vd.) ile Ayrımı:
Yetkisiz temsil ile Vekâletsiz İş Görme kurumları uygulamada sıkça
karıştırılır. Her ikisinde de başkası adına hareket eden bir kişi vardır ve
yetki yoktur. Ancak ayrım, işlemi yapanın İradesinde (Niyetinde) gizlidir.
Yetkisiz temsilci, genellikle bu yetkisizliği üçüncü kişiden gizler ve
sözleşmeyi normal bir temsilci gibi kurar. Vekâletsiz iş görende ise,
başkasının (iş sahibinin) menfaatine ve onun varsayılan iradesine uygun bir
şekilde, bir aciliyeti gidermek veya fayda sağlamak niyeti (animus) vardır. İş
sahibi, vekâletsiz iş görenin yaptığı işlemi TBK m. 530 uyarınca sonradan
onaylarsa, ilişkileri en başından beri "geçerli bir vekâlet sözleşmesine"
dönüşür ki bu da TBK m. 46'daki İcazet kurumuyla paralel bir sonuç yaratır.
D. TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı) ile İlişkisi:
TBK m. 46/II uyarınca susmanın (sessizliğin) "ret" sayılması kuralının
istisnası, TMK m. 2 dürüstlük kuralıdır. Eğer temsil olunan ile yetkisiz
temsilci arasında sürekli bir ticari ilişki varsa, yetkisiz temsilci yıllardır
temsil olunanın mallarını sınırları hafifçe aşarak satıyor ve temsil olunan da
itiraz etmeden parayı tahsil ediyorsa; yeni bir işlem yapıldığında temsil
olunanın yine sessiz kalması, TMK m. 2 gereği Zımni (Örtülü) İcazet olarak
yorumlanabilir.
4. Pratik Olay Analizleri
Olay 1 (Temsil Yetkisinin Aşılması ve TBK m. 46 Kapsamında Askıda
Hükümsüzlük):
Büyük bir arsa sahibi (A) emlakçısı (B)'ye noterden "Arsamı üçüncü kişilere
aylık en az 10.000 TL bedelle kiraya vermeye yetkilidir" şeklinde özel bir
yetki belgesi verir. Emlakçı (B) piyasa durgun olduğu için arsayı kiralamak
yerine, karşısına çıkan iyi niyetli alıcı (C)'ye 1 Milyon TL bedelle satmak
üzere masaya oturur. (B) satış sözleşmesini (A) adına imzalar. Tapuya gitmeden
önce (C) bu satışın geçerli olup olmadığını (A)'ya sorar. (A) iki ay boyunca
(C)'ye hiçbir cevap vermez. Bunun üzerine (C) sözleşmeden dönmek istediğini ve
parasını geri istediğini beyan eder.
Bu vakada dogmatik tahlil son derece nettir. Emlakçı (B)'nin "kiraya verme"
yetkisi vardır, ancak "satış" yetkisi yoktur. Dolayısıyla (B) temsil
yetkisinin sınırlarını ağır bir biçimde aşmıştır. Yapılan satış sözleşmesi TBK
m. 46 uyarınca tipik bir Yetkisiz Temsil vakasıdır. Sözleşme, kurulduğu
an itibarıyla (A) bakımından Askıda Hükümsüzdür. Üçüncü kişi (C)
sözleşmeyle bağlıdır ancak iki aylık bekleme süresi makul bir süreyi çoktan
aşmıştır. (C)'nin süre verip cevap alamaması (veya (A)'nın susması) hukuken
sözleşmenin reddedildiği (onaylanmadığı) anlamına gelir. Bu susma karşısında
sözleşme kesin olarak çökmüş ve (C) sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulmuştur.
(C) uğradığı menfi zararları (Örneğin arsayı almak için çektiği kredinin dosya
masraflarını) TBK m. 47 uyarınca yetkisiz temsilci olan emlakçı (B)'den talep
etme hakkına sahiptir. (A)'ya karşı ise hiçbir hakkı yoktur.
Olay 2 (Yetkisiz Temsil ile İlgili Olarak Doktriner Yorum - Kollüzyon
Hâli):
Holding patronu (X) ticari mümessili (Y)'ye genel temsil yetkisi vermiştir.
Ancak (Y) patronu (X)'i zarara uğratmak maksadıyla, şirketin en değerli
fabrikasını, gerçek değerinin onda biri fiyatına kendi kardeşi olan (Z)'ye
devreder. (Z) abisi (Y)'nin holdingi zarara uğratma kastını bilmektedir
(kötüniyetlidir).
Yargıtay pratiğine göre bu işlem ahlaka aykırılık (TBK m. 27) nedeniyle kesin
hükümsüz (mutlak butlan) sayılacaktır. Ancak Eren, Oğuzman/Öz ve Nomer'in
doktriner metodolojisine göre; şeklen yetki mevcut olsa da, yetkinin kötüye
kullanıldığı ve üçüncü kişinin (Z) bunu bildiği bu elbirliği (kollüzyon)
hâlinde, hukuki müeyyide olarak TBK m. 46 kıyasen uygulanmalıdır. Zira
işlemi baştan itibaren ölü (batıl) saymak, belki de o fabrikayı vergi
borçlarından kurtulmak için hemen elden çıkarmak zorunda olan patron (X)'in
elini kolunu bağlar. TBK m. 46'nın (Askıda Hükümsüzlüğün) amaca uygun
sınırlandırma yoluyla uygulanması hâlinde; holding patronu (X) dilerse
kardeşler arasındaki bu danışıklı sözleşmeye İcazet (Onay) vererek parayı
tahsil edebilir, dilerse reddederek tapu iptal davası açabilir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 46 hükmünün mahkemelerdeki usul hukuku boyutunda ve ticari
uyuşmazlıkların çözümünde, avukatların ve hâkimlerin dikkat etmesi gereken
kritik dogmatik stratejiler şunlardır:
1. Süre Verme (İhtar) Kurumunun Usuli Güvenliği (TBK m. 46/II):
Uygulamada üçüncü kişilerin (veya avukatlarının) yaptığı en büyük usul hatası,
yetkisiz temsil olunan kişiye sözlü veya basit e-posta yoluyla "Sözleşmeyi
onaylıyor musun?" diye sormalarıdır. Askıda hükümsüzlük durumundan kurtulmak ve
ileride TBK m. 47 uyarınca yetkisiz temsilciye tazminat davası açabilmek için,
üçüncü kişinin öncelikle temsil olunanın Red (Onaylamama) iradesini
kesinleştirmesi gerekir. Bunun usuli bakımdan en güvenli yolu, temsil olunana
Noter Kanalıyla İhtarname çekilmesi ve "Tarafınız adına X şahsının
akdettiği sözleşmeye icazet verip vermediğinizi, işbu ihtarnamenin tebliğinden
itibaren 7 gün içinde bildirmeniz, aksi hâlde susmanızın kesin ret anlamına
geleceği ve sözleşmeyle bağlılıktan kurtulacağımız ihtar olunur" denilmesidir.
Bu ihtar olmadan yetkisiz temsilciye dava açmak, husumet ve nedensellik
bağlamında davanın reddine yol açabilir.
2. Tereddütlü Dava Açma Stratejisi (Terditli Dava):
Üçüncü kişi, temsil olunanın zımnen (örtülü olarak) onay verdiğini düşünmekte
ancak bundan tam emin olamamaktaysa; usul hukukundaki HMK m. 111 (Terditli /
Kademeli Dava) kurumunu işletmelidir. Avukat, dava dilekçesinde Asıl Talep
(Birinci Kademe) olarak; "Temsil olunan sözleşmeye icazet vermiştir, bu nedenle
sözleşmenin aynen ifasını temsil olunandan talep ediyoruz" demeli; Fer'i Talep
(İkinci Kademe) olarak ise; "Şayet mahkeme icazetin varlığını sabit görmez ve
sözleşmenin yetkisiz temsil (TBK m. 46) nedeniyle bağlayıcı olmadığına
hükmederse, uğradığımız menfi zararların yetkisiz temsilciden (TBK m. 47)
tahsiline karar verilsin" diyerek her iki süjeyi de (temsil olunan ve
temsilciyi) davalı olarak göstermelidir.
3. İspat Yükü (Onus Probandi) Rejimi:
Bir davada sözleşmenin geçerliliğine (ve kendisini bağlamadığına) itiraz eden
temsil olunan; kural olarak işlemi yapanın "yetkisiz" olduğunu ispatla mükellef
değildir. Çünkü bir kişinin başkası adına işlem yapmaya yetkili olması asıl
değil, istisnadır. TMK m. 6 ve HMK m. 190 uyarınca, temsilcinin "yetkili
olduğunu" veya yetkisiz olsa bile temsil olunanın bu işleme "sonradan icazet
verdiğini (onayladığını)" ispat etme külfeti, hakkın doğumundan kendi lehine
sonuç çıkaran Üçüncü Kişinin üzerindedir. Üçüncü kişi icazeti yazılı belge,
e-posta, banka havalesi kabulü gibi somut delillerle ispatlayamazsa dava
aleyhine sonuçlanır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 3., 11., ve 15.
Hukuk Daireleri) TBK m. 46 (mülga BK m. 38) eksenindeki uyuşmazlıklarda
"Askıda Hükümsüzlük" dogmasını son derece titiz, ancak icazetin (onayın) şekli
konusunda oldukça şekilci bir içtihat politikası ile uygulamaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun ve 3. Hukuk Dairesinin (örneğin 3. HD. T.
4.2.2002 E. 2002/414 K. 2002/1200) yerleşik kararlarında şu dogmatik tanımlama
sabittir: "Bir kimse temsil yetkisi olmadığı hâlde veya sınırlarını aşarak
başka bir kişi adına bir hukuksal işlem veya sözleşme yaparsa, yetkisiz temsil
söz konusu olur. Yetkisiz temsilde temsilcinin yaptığı sözleşme, kurulmuş
olmakla birlikte yetkisiz temsil olunanın hukuk alanında hüküm ve sonuçlarını
doğurmaz. Temsil olunan onayıncaya kadar sözleşme, eksik bir sözleşmedir. Bu
durumda 'askıda hükümsüzlük' söz konusu olur.".
Yüksek Mahkeme'nin üzerinde en çok durduğu mesele Zımni İcazet (Örtülü
Onay) konusudur. Yargıtay; temsil olunanın salt "sessiz kalmasını" (örneğin
taşınmazının satıldığını duymasına rağmen aylar boyunca hiçbir itirazda
bulunmamasını) tek başına icazet olarak kabul etmemektedir. Yargıtay
kararlarına göre zımni icazetin varlığından söz edilebilmesi için, temsil
olunanın sessiz kalmanın ötesinde, sözleşmeyi fiilen benimsediğini gösteren
"aktif veya kabullenici" bir eylemde bulunması (örneğin, yetkisiz satıştan elde
edilen paranın kendi banka hesabına geçmesine ses çıkarmadan parayı kullanması
veya yetkisiz kiralamada aylarca yatan kiraları çekmesi) şarttır. Bu tür fiili
benimseme olguları yoksa, Yargıtay askıda olan sözleşmenin süre sonunda
geçersiz olduğuna (kesin hükümsüzleştiğine) hükmetmektedir.
Ayrıca Temsil Yetkisinin Kötüye Kullanılması (Kollüzyon) vakalarında
(örneğin şeklen vekili olan kişinin malı kardeşine çok ucuza satması
durumunda) Yargıtay doktrinin amaca uygun sınırlandırma ile TBK m. 46'yı
uygulama önerisini istikrarlı olarak reddetmekte ve bu işlemleri "Ahlaka
Aykırılık" (TBK m. 27) kapsamında mutlak butlanla batıl saymaktadır. Yargıtay'a
göre, kötüniyetli üçüncü kişi ile hileli anlaşma yapan temsilcinin işlemi
baştan itibaren ölüdür ve sonradan verilecek bir "icazet" ile bile diriltilemez.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 46. maddesinde lafzını bulan Yetkisiz Temsil ve Hüküm
ve Sonuçları kurumu, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal
Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde felsefi ve hukuki
politikalar açısından derin bir eleştiri süzgecinden geçirilmektedir.
Birinci köklü eleştiri, Askıda Hükümsüzlük (Schwebezustand) aşamasında
yaratılan asimetrik bağlılık durumunadır. TBK m. 46 uyarınca, temsil olunan
icazet verene veya TBK m. 46/II'deki süre dolana kadar, üçüncü kişi
sözleşmeyle tamamen bağlıdır, oysa temsil olunan hiçbir şekilde bağlı
değildir. Özellikle üçüncü kişinin de sözleşme kurulurken karşısındakinin
"yetkisiz olduğunu bilmediği" (iyiniyetli olduğu) durumlarda, sırf karşı taraf
yetkisiz çıktı diye üçüncü kişiyi haftalarca veya aylarca (süre verilene kadar)
bu sözleşmenin prangasında tutmak, sözleşme adaleti ile bağdaşmamaktadır.
Doktrinde bazı yazarlar (özellikle İsviçre doktrinindeki eleştiriler
doğrultusunda); üçüncü kişinin, temsilcinin yetkisiz olduğunu öğrendiği an
itibarıyla, eğer iyiniyetliyse, temsil olunana süre vermek (ihtar çekmek)
zorunda kalmaksızın, derhâl ve tek taraflı bir beyanla sözleşmeden dönme
(bağlılıktan kurtulma) hakkına sahip olması gerektiğini savunmakta, kanun
koyucunun üçüncü kişiyi temsil olunanın keyfine (veya süresine) bu derece
mahkûm etmesini şiddetle eleştirmektedirler.
İkinci büyük dogmatik eleştiri, yukarıda da temas edilen Temsil Yetkisinin
Kötüye Kullanılmasında (Kollüzyonda) Müeyyide Sorunu'dur. Nomer, Oğuzman/Öz
ve Eren'in sistematiğinde haklı olarak işaret edildiği üzere; temsilcinin
sadakat borcunu ihlal ederek, hileli anlaşmayla yaptığı işlemin Yargıtay
tarafından "kesin hükümsüz (mutlak butlan)" sayılması, hukukun varlık amacıyla
(mağduru koruma) çelişir. Mutlak butlan, kamu düzenini ilgilendiren, herkesin
her zaman ileri sürebileceği ve hâkimin re'sen dikkate alacağı bir sakatlıktır.
Temsilcinin müvekkilini dolandırması ise kamu düzenini değil, sadece müvekkilin
özel malvarlığını (mamelekini) ilgilendirir. Belki müvekkil, o mal çok ucuza
satılmış olsa bile, o an iflasın eşiğinde olduğu için acil nakde ihtiyaç
duymakta ve bu kötü niyetli satışı "yine de onaylamak (icazet vermek)"
istemektedir. Eğer işlem Yargıtay'ın uyguladığı gibi kesin hükümsüz ise, temsil
olunan istese de bu işlemi onaylayamaz. Bu nedenle doktrin; temsil yetkisinin
kötüye kullanıldığı kollüzyon hâllerinde, mutlak butlan dogmasından
vazgeçilerek, TBK m. 46'nın (Yetkisiz Temsil hükümlerinin) amaca uygun
sınırlandırma (teleolojik redüksiyon) yoluyla kıyasen uygulanması gerektiğini
yüksek sesle dile getirmekte ve Yargıtay'ın bu esnekliği (icazet opsiyonunu)
mağdurun elinden almasını ağır bir biçimde eleştirmektedir.
Sonuç itibarıyla TBK m. 46; kişinin irade özerkliğinin, onun rızası dışında
yaratılan sahte bir hukuki tünele hapsedilmesini engelleyen evrensel bir hukuk
kalkanıdır. Askıda Hükümsüzlük, hem sözleşmenin potansiyel ekonomik
değerini anında yok etmeyip bir yaşam şansı tanıyan hem de temsil olunanı
"İcazet" vermediği sürece güvence altında tutan muazzam bir dogmatik araftır.
Hukuk sisteminin bu maddedeki yegâne çabası; yetkisiz atılan o sahte imzanın,
masum bir irade tarafından altın suyuna batırılıp (onaylanıp) parlatılmasını
veya sürenin dolmasıyla birlikte sonsuz karanlığa itilip tasfiye edilmesini
(TBK m. 47'ye havale edilmesini) adil bir zeminde sağlamaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 46'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 38.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 46. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.