Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 45

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

d. Yetkinin sona erdiğinin ileri sürülememesi


Madde 45 - Temsilci, yetkisinin sona ermiş olduğunu bilmediği sürece, temsil olunan veya halefleri, temsilcinin yapmış olduğu hukuki işlemlerin sonuçlarıyla bağlıdırlar. Bu kural, üçüncü kişilerin yetkinin sona ermiş olduğunu bildikleri durumlarda uygulanmaz.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku dogmatiğinde kişilerin İrade Muhtariyeti (Privatautonomie) ve Sözleşme Özgürlüğü sınırlarını kendi fiziksel varlıklarının ötesine taşıyan Temsil müessesesi, nihayetsiz ve zaman üstü bir hukuki bağ değildir. Hukuk sistemi, iradi temsil ilişkisini kurarken tarafların birbirlerine duydukları karşılıklı güveni esas alır ve bu güven sarsıldığında ya da taraflardan birinin hukuki veya biyolojik varlığı sona erdiğinde temsil yetkisinin de hukuken son bulmasını (TBK m. 42 ve 43) emreder. Ancak, yetkinin sona ermesi anı ile bu sona erme olgusunun temsilci ve üçüncü kişiler tarafından öğrenilmesi anı arasında her zaman kusursuz bir eşzamanlılık yaşanmaz. Hukuk dünyasında, yetkisi fiilen sona ermiş ancak bundan henüz haberi olmayan bir temsilcinin, dış dünyada işlemler yapmaya devam ettiği o karanlık "zaman aralığı", devasa bir hukuki kaosa gebedir.

İşte yürürlükteki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Madde 45 hükmü (Mehaz İsviçre Borçlar Kanunu OR Art. 36b / Mülga BK m. 37) bu dogmatik kaosu çözen ve hukuki işlem güvenliğini (Verkehrsschutz) tesis eden bir can simididir. İlgili norm; "Temsilci, yetkisinin sona ermiş olduğunu bilmediği sürece, yaptığı hukuki işlemler, temsil olunanı veya haleflerini, yetki devam ediyormuş gibi bağlar. Ancak, üçüncü kişilerin yetkinin sona ermiş olduğunu bildikleri durumlarda, bu kural uygulanmaz." lafzını amirdir.

Sistematik açıdan TBK m. 45, temsil yetkisinin objektif (ölüm, gaiplik, ehliyetsizlik, iflas) veya sübjektif (azil, istifa) nedenlerle sona ermesi hâllerinin dogmatik bir istisnasını teşkil eder. Roma hukukunun katı kurallarında yer alan "hiç kimse sahip olduğundan daha fazla hakkı başkasına devredemez" (nemo plus iuris transferre potest quam ipse habet) ilkesi, bu maddede Görünüşe Güven İlkesi ve İyiniyetin Korunması uğruna bilinçli olarak feda edilmiştir. Ortada hukuken var olmayan (sona ermiş) bir "altın anahtar" (temsil yetkisi) vardır; ancak temsilcinin ve üçüncü kişinin bu ölümden/sondan habersiz olması (subjektif bilgisizliği) hukukun o ölü yetkiyi bir anlığına diriltmesine ve yapılan sözleşmenin sanki yetki tam mış gibi temsil olunanın veya mirasçılarının malvarlığında (mamelekinde) doğrudan doğruya sonuç doğurmasına imkân tanır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Maddenin tam anlamıyla idrak edilebilmesi için, Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in öğretileri ışığında maddedeki temel kavramların parçalanarak analiz edilmesi elzemdir.

A. Yetkinin Sona Ermesi Olgusu: Maddenin uygulama alanı bulabilmesi için ön şart, temsilciye daha önceden verilmiş geçerli bir Temsil Yetkisinin bulunması ve bu yetkinin TBK m. 42 (Azil) veya TBK m. 43 (Ölüm, ehliyetsizlik, iflas, gaiplik) uyarınca kesin olarak sona ermiş olmasıdır. Şayet temsilciye en başından beri hiçbir yetki verilmemişse, TBK m. 45'in iyiniyet koruması devreye giremez; olay doğrudan doğruya başlangıçtaki Yetkisiz Temsil (TBK m. 46) hükümlerine tabi olur. TBK m. 45, hiç var olmamış bir yetkiyi yaratmaz; sadece "var olup da sonradan ölen" bir yetkinin son anlarındaki eylemleri korur.

B. Temsilcinin İyiniyeti (Bilgisizliği): Kurumun kalbi, temsilcinin yetkisinin sona erdiğini "bilmemesidir". Bu bilgisizlik, hukuki anlamda Sübjektif İyiniyettir. Kanun metni sadece "bilmediği sürece" demektedir. Ancak Fikret Eren ve Oğuzman/Öz öğretisinde hararetle tartışıldığı üzere, buradaki bilmeme hâli, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesinin 2. fıkrası ile birlikte okunmalıdır. Yani temsilci, "halin icaplarına göre kendisinden beklenen özeni gösterseydi" yetkinin sona erdiğini bilecek durumdaysa (örneğin müvekkilinin öldüğünü yerel haberlerden duyması gerekirken ağır bir ihmalle duymamışsa) artık o temsilcinin iyiniyetli (bilmiyor) olduğu kabul edilemez. Temsilci, makul ve dürüst bir insan (bonus pater familias) gibi hareket etmesine rağmen yetkinin bittiğini öğrenememiş olmalıdır.

C. Üçüncü Kişinin İyiniyeti: Sözleşmenin temsil olunanı veya haleflerini bağlayabilmesi için, kümülatif (birlikte) aranan ikinci şart, işlemi yapan Üçüncü Kişinin de İyiniyetli Olmasıdır. TBK m. 45'in son cümlesi, "üçüncü kişilerin yetkinin sona ermiş olduğunu bildikleri durumlarda, bu kural uygulanmaz" diyerek bunu açıkça belirtir. Temsilci yetkinin bittiğini bilmese dahi (örneğin müvekkilinin azilnamesi yolda kaybolmuşsa) şayet karşı masada oturan üçüncü kişi müvekkilin temsilciyi azlettiğini başka bir kaynaktan öğrenmişse, artık o sözleşme temsil olunanı bağlamaz. İşlem güvenliğinin korunması için, masadaki her iki tarafın (temsilci ve üçüncü kişi) zihinlerinde temsil ilişkisinin "sağlıklı bir şekilde devam ettiğine" dair haklı bir inanç bulunmalıdır.

D. Halefler (Mirasçılar ve İflas Masası): Temsil yetkisi ölümle veya iflasla sona ermişse (TBK m. 43) temsilcinin iyiniyetle yaptığı sözleşmenin borçları ve alacakları kime intikal edecektir? Ölü bir insanın veya iflas etmiş bir müflisin iradesi olamayacağına göre; hukuk sistemi bu sözleşmenin sonuçlarını doğrudan doğruya küllî haleflere, yani Mirasçılara veya İflas Masasına yükler. Mirasçılar, "Biz bu temsilciye yetki vermedik, babamız vermişti, babamız da öldüğüne göre bu işlem bizi bağlamaz" diyemezler. Hukuk, ölü babanın geçmişte yaktığı güven ateşinin, o ateşin söndüğünü bilmeyen iyiniyetli kişileri ısıtmaya devam etmesini emreder.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 45 hükmü, Türk Borçlar Kanunu'nun omurga mekanizmaları ve temsilin patolojik durumlarıyla son derece karmaşık organik bağlara sahiptir.

A. Yetkisiz Temsil (TBK m. 46) ile Zıtlık ve Geçişkenlik: TBK m. 45 ile TBK m. 46 (Yetkisiz Temsil) adeta bir madalyonun iki yüzüdür. Şayet temsilci yetkisinin sona erdiğini biliyorsa veya üçüncü kişi bu durumu biliyorsa, TBK m. 45'in koruma kalkanı anında düşer. Kalkan düştüğü andan itibaren, temsilcinin attığı imza Yetkisiz Temsil (Falsus Procurator) rejimine kayar. Bu durumda işlem temsil olunanı veya mirasçılarını "doğrudan" bağlamaz; sözleşme Askıda Hükümsüz (Schwebezustand) hâle gelir. Mirasçılar dilerse bu işleme sonradan icazet (onay) vererek geçerli kılabilirler; icazet vermezlerse işlem kesin olarak çöker ve TBK m. 47 uyarınca yetkisiz temsilci tazminat yüküyle (menfi/müspet zarar) baş başa kalır. Yani TBK m. 45, sözleşmeyi "kesin geçerli" kılar; uygulanmadığında ise TBK m. 46 devreye girerek sözleşmeyi "askıda hükümsüz" kılar.

B. TBK m. 42/III (Yetkinin Geri Alındığının Bildirilmesi) ile İlişkisi: TBK m. 45 kuralı, en çok ölüm ve ehliyetsizlik (TBK m. 43) hâllerinde uygulama alanı bulur. Zira azil (geri alma) durumunu düzenleyen TBK m. 42'de, zaten temsil olunanın iradi bir müdahalesi vardır. Şayet temsil olunan, vekilini azletmiş ancak bunu üçüncü kişilere (TBK m. 42/III gereği) bildirmemişse; temsilci de azledildiğini biliyor bile olsa, sadece dışarıdaki üçüncü kişinin iyiniyetli olması işlemin temsil olunanı bağlaması için yeterli olur. Oysa TBK m. 45'te korunan temel menfaat, "temsilcinin" kendi bilgisizliğidir. TBK m. 42/III dış ilişkiyi (üçüncü kişinin korunmasını) merkeze alırken; TBK m. 45, dışarıya özel bir bildirim yapılmamış olsa bile sırf eylemi yapan elin (temsilcinin) dürüstlüğünü ve cehaletini ödüllendiren bir iç-dış denge mekanizmasıdır.

C. Vekâlet Sözleşmesi (TBK m. 513) ve İç İlişkinin Tasfiyesi: Temsil yetkisi bir "dış yetki"dir ve altındaki "iç ilişki" genellikle bir Vekâlet Sözleşmesidir. TBK m. 513 uyarınca vekâlet sözleşmesi de ölümle veya iflasla kendiliğinden sona erer. Temsilcinin (vekilin) yetkisinin sona erdiğini bilmeden yaptığı ve TBK m. 45 sayesinde geçerli olan işlemler, mirasçıları bağlayacaktır. Peki, vekil bu işlemler dolayısıyla yaptığı masrafları veya hak ettiği ücreti mirasçılardan isteyebilir mi? TBK m. 514 hükmü burada devreye girer: "Vekil, vekâletin sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı işlerden dolayı, vekâlet devam ediyormuş gibi müvekkile veya mirasçılarına karşı hak sahibidir." Görüldüğü üzere TBK m. 45'in dış dünyada yarattığı koruma, TBK m. 514 ile iç ilişkide de aynen yansıtılmış ve dogmatik bütünlük (simetri) sağlanmıştır.

D. TMK m. 1023 (Tapu Siciline Güven) ile Çatışma: Uygulamada TBK m. 45'in en zorlandığı alan, tapu dairesinde yapılan taşınmaz satışlarıdır. Eğer temsilci müvekkilinin ölümünü bilmeden tapuda bir devir yaparsa, kural olarak TBK m. 45 gereği işlem geçerlidir. Ancak tapu sicilinde müvekkilin ölü olduğu memur tarafından fark edilir de (MERNİS üzerinden) işlem reddedilirse sorun çıkmaz. Şayet memur da fark etmez ve tescil yapılırsa, bu tescil hukuken "geçerli bir hukuki sebebe" (TBK m. 45'in ayakta tuttuğu sözleşmeye) dayandığı için Yolsuz Tescil sayılmaz; mülkiyet gerçekten üçüncü kişiye geçer ve mirasçıların tapu iptal davası açma hakkı engellenir.

4. Pratik Olay Analizleri

Olay 1 (Ölümün Bilinmemesi ve Mirasçıların Sözleşmeyle Bağlanması): Büyük bir sanayici olan (A) şirketin hammadde alım işlerini yürütmesi için güvenilir çalışanı (B)'ye geniş yetkili bir temsil belgesi (vekâletname) verir. (A) iş seyahati için yurt dışına çıkar ve 15 Ekim sabahı saat 09:00'da geçirdiği ani bir kalp krizi sonucu vefat eder. Ölüm haberi Türkiye'ye henüz ulaşmamıştır. Aynı gün saat 14:00'te temsilci (B) (A)'nın öldüğünden tamamen habersiz bir şekilde, (C) firmasıyla (A) adına 5 Milyon TL'lik bir hammadde alım sözleşmesi imzalar. (C) firması da (A)'nın öldüğünü bilmemektedir. İki gün sonra (A)'nın mirasçıları (C) firmasına ihtarname çekerek; "Babamız 15 Ekim 09:00'da öldü. Ölümle birlikte temsil yetkisi TBK m. 43 uyarınca kendiliğinden düştü. Saat 14:00'te atılan imza ölü bir adam adına atılmıştır, yetkisiz temsildir, bizi bağlamaz" derler. Hukuk dogmatiği açısından mirasçıların bu savunması TBK m. 45 duvarına çarparak paramparça olur. Gerçekten de TBK m. 43'e göre ölüm anında (09:00) temsil yetkisi ex lege (kendiliğinden) sona ermiştir. Ancak TBK m. 45'in emredici lafzı uyarınca; temsilci (B) saat 14:00'te işlemi yaparken yetkisinin bittiğini bilmemektedir. Karşı taraf (C) de iyiniyetlidir. Bu durumda, hukuki işlem güvenliği (Verkehrsschutz) ve görünüşe güven ilkesi, biyolojik ölüm gerçeğine üstün tutulur. Saat 14:00'te kurulan 5 Milyon TL'lik sözleşme, "sanki yetki devam ediyormuş gibi" tam ve kesin olarak geçerlidir. Mirasçılar, küllî halef sıfatıyla bu borcun tamamından şahsen ve müteselsilen sorumludurlar. Sözleşmeden dönemezler.

Olay 2 (Gaiplik Kararının İlanı ve İyiniyetin Ortadan Kalkması): Yatırımcı (D) borsadaki hisselerini yönetmesi için broker (E)'yi yetkilendirir. (D) bir uçak kazasında kaybolur ve aradan aylar geçer. Mahkeme, (D) hakkında Gaiplik Kararı verir ve bu karar 1 Şubat tarihinde Resmi Gazete'de ilan edilir. Broker (E) bu ilanı okumadığı (ihmal ettiği) için durumdan habersizdir ve 5 Şubat tarihinde (D)'nin hisselerini (F)'ye satar. (F) de ilanı görmemiştir. TBK m. 43 uyarınca gaiplik kararı temsil yetkisini kendiliğinden sona erdirir. Peki, (E) ve (F) TBK m. 45'in "iyiniyet korumasından" faydalanabilecekler midir? Nomer, Eren ve Oğuzman/Öz'ün öğretilerinde ittifakla belirtildiği üzere; mahkeme kararlarının Resmi Gazete'de veya ticaret sicilinde ilânı, hukuken "herkesin bildiği" (mutlak karine) kabul edilen bir durum yaratır. TMK m. 3/2 uyarınca, "durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz". (E) ve (F) resmi bir ilânı takip etmemekle ağır kusurludurlar. Dolayısıyla TBK m. 45'teki "bilmediği sürece" koruması burada işlemez; kanun bunu "bilmeleri gerekirdi" şeklinde yorumlar. İşlem, mirasçıları bağlamaz ve Yetkisiz Temsil (TBK m. 46) hükümlerine tabi olur. Hisseler mirasçılara geri döner.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 45 hükmünün mahkeme salonlarındaki usul hukuku boyutunda, noterlik uygulamalarında ve bankacılık pratiklerinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik dogmatik hususlar şunlardır:

1. Zaman Çizelgesi (Timeline) İspatı ve Dijital Entegrasyon: Günümüzde MERNİS (Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi) ve Noterler Birliği (TNB) sistemlerinin entegrasyonu sayesinde, bir kişinin hastanede veya evde vefat edip kayıtlara geçmesi dakikalar içinde dijital ağa yansımaktadır. Bankalar ve Tapu Müdürlükleri bu ağa anlık (real-time) bağlıdır. Dolayısıyla, 20. yüzyılda aylarca sürebilen "ölümden habersiz kalma (iyiniyet)" süreci, günümüzde dijitalleşme sayesinde neredeyse imkânsız hâle gelmiştir. Avukatların bir davada "müvekkilim temsilci olarak ölümü bilmiyordu" savunması yapabilmesi için, ölüm olgusu ile işlemin yapılışı arasındaki zaman farkının çok kısa (örneğin birkaç saat veya dijital sisteme girilmeden önceki bir hafta sonu tatili) olması gerekir. Aksi takdirde hâkimler, dijital çağda bu bilgisizlik iddiasını hayatın olağan akışına aykırı bulmaktadırlar.

2. Kötüniyetin İspatı (Onus Probandi) ve HMK m. 190: Temsilcinin ölümden veya azilden habersiz olduğunu (iyiniyetini) bizzat temsilcinin ispat etmesine gerek yoktur; zira TMK m. 3 uyarınca "iyiniyet asıldır". İşlemin kendilerini bağlamadığını iddia eden mirasçılar (halefler) temsilcinin veya üçüncü kişinin "ölümü bildiğini" ispat etmek zorundadır. Mirasçıların avukatları bu hususu genellikle "fiili karinelerle" ispatlarlar. Örneğin; temsilcinin cenaze törenine katıldığına dair fotoğraflar, taziye mesajları, HTS (telefon arama) kayıtları dosyaya sunularak, temsilcinin "ölümü bilmediği" yönündeki beyanının gerçeğe aykırı olduğu kanıtlanır ve TBK m. 45 koruması düşürülür.

3. Ticari Vekâletlerde Azlin Bildirilmeme Tuzağı: Şirketlerin avukatları, bir ticari vekili (satın alma müdürünü) işten çıkardıklarında (azlettiklerinde) azilnameyi noterden çekmekle yetinmemelidirler. Şayet bu azilname, vekilin sürekli iş yaptığı tedarikçilere ulaşmadan önce yolda gecikirse, vekil tedarikçilere gidip şirket adına milyonlarca liralık mal alabilir. Tedarikçi "ben azledildiğini bilmiyordum" derse, şirket bu borcu ödemek zorundadır. Bu nedenle önleyici hukuk (preventive law) kapsamında azil işlemleri noterden yapıldığı saniye, tüm potansiyel iş ortaklarına (üçüncü kişilere) KEP (Kayıtlı Elektronik Posta) ile de derhal bildirilmelidir ki üçüncü kişilerin iyiniyeti saniyesinde kesilsin.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 1., 3. ve 11. Hukuk Daireleri) TBK m. 45'in istisnai iyiniyet korumasını son derece dar yorumlayan, asıl kural olan "ölümle vekâlet biter" (TBK m. 43) ilkesini bayraklaştıran köklü bir içtihat politikasına sahiptir.

Yargıtay'ın (örneğin 1. Hukuk Dairesi'nin tapu iptal ve tescil davalarındaki) yerleşik içtihatlarında şu prensip standartlaşmıştır: "Borçlar Kanunu hükümlerine göre vekâlet, kural olarak ölümle sona erer. Ölümden sonra vekilin yaptığı işlemler geçersizdir. Vekilin, müvekkilinin ölümünü bilmediğini iddia etmesi, yapılan işlemi kural olarak geçerli kılmaz; zira tapu sicili gibi resmi işlemlerde vekilin müvekkilinin sağlığını teyit etme yükümlülüğü vardır. Ancak vekilin ve üçüncü kişinin, ölüm olayını bilmesinin halin icaplarına göre kendilerinden beklenemeyeceği kadar ani ve olağanüstü durumlarda, şayet vekil vekalet görevini müvekkilinin açık iradesi ve menfaati doğrultusunda ifa etmişse, hakkaniyet gereği MK m. 2 ve BK m. 37 (yeni TBK m. 45) hükümleri tartışılarak mirasçıların tapu iptal talepleri reddedilebilir."

Yüksek Mahkeme, bilhassa vekilin müvekkilin "yakın akrabası" (örneğin oğlu, kızı, kardeşi) olduğu durumlarda, vekilin "ben babamın/kardeşimin öldüğünü bilmiyordum" şeklindeki iyiniyet savunmasını kesinlikle dinlememektedir. Akrabalık bağı, ölümün bilinmesine dair çürütülemez bir "fiili karine" kabul edilmekte ve işlem TBK m. 46 uyarınca Yetkisiz Temsil (yolsuz tescil) sayılarak mirasçıların açtığı tapu iptal davaları kabul edilmektedir. Yargıtay, TBK m. 45 kalkanını yalnızca akrabalık bağı bulunmayan, müvekkilinden çok uzakta yaşayan profesyonel vekiller (avukatlar, brokerlar, ticari mümessiller) lehine işletmeye sıcak bakmaktadır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 45. maddesinde lafzını bulan Yetkinin Sona Erdiğinin İleri Sürülememesi ve İyiniyet Koruması müessesesi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde felsefi ve ekonomik bir tartışmanın merkezini oluşturmaktadır.

En büyük teorik eleştiri, İrade Teorisi (Willenstheorie) ile Güven Teorisi (Vertrauensprinzip) arasındaki kanlı çarpışmanın sonuçlarına yöneliktir. İrade teorisini savunanlar açısından TBK m. 45, mülkiyet hakkına yapılmış ağır bir tecavüzdür. Ölmüş bir insanın (veya iradesi kısıtlanmış bir ehliyetsizin) ardında bıraktığı malvarlığı, onun mirasçılarına intikal etmiştir. Temsilcinin bilgisizliği ve iyiniyeti bahane edilerek, ölü bir adamın iradesiyle mirasçıların malvarlığının borçlandırılması, Roma hukukundan bu yana gelen "irade özerkliği" kavramını zedelemektedir. Mirasçılar, belki de o fabrikayı kapatmak veya o arabayı satmamak isterken, kanun zoruyla bir sözleşmenin tarafı yapılmaktadırlar. Ancak Eren ve Oğuzman/Öz'ün haklı olarak karşı argüman ürettiği üzere; modern kapitalist ekonomi, kişilerin iç iradelerine (ve görünmez ölümlere) göre değil, dışarıya yansıyan "hukuki görünüşe" göre işler. Eğer üçüncü kişiler, karşılarındaki temsilcinin yetkisinin her an gizli bir ölümle veya azille bitmiş olabileceğinden korkarlarsa, piyasadaki hiçbir sözleşmeye güvenemezler, ticari hayat felç olur. Dolayısıyla TBK m. 45, bireysel mülkiyetin (mirasçıların) feda edilmesi pahasına, piyasa güvenliğinin (kapitalizmin) ayakta tutulmasını sağlayan acımasız ama zorunlu bir "dengeleme" normudur.

İkinci eleştiri, maddenin "temsilci bilmediği sürece" şeklindeki lafzının eksikliğinedir. Mülga 818 sayılı BK m. 37'den beri gelen bu metin, İsviçre-Türk doktrininde (örneğin Nomer ve İsviçre'de Zäch/Künzle tarafından) şiddetle eleştirilir. Çünkü metin sadece "bilmemeyi" (sübjektif cehaleti) aramaktadır. Oysa hukukun koruması gereken şey saf cehalet değil, "haklı bilgisizlik"tir. Kanun koyucunun, "temsilcinin bilmediği ve halin icaplarına göre bilmesinin de gerekmediği sürece" şeklinde bir ifade kullanarak, temsilcinin "ağır ihmalini" açıkça madde metninde koruma dışı bırakması gerekirdi. Her ne kadar doktrin ve Yargıtay bu eksiği TMK m. 3/2 (özen yükümlülüğü) üzerinden doldurarak "kendisinden beklenen özeni göstermeyen temsilcinin iyiniyeti korunmaz" dese de, bu durumun temel bir borçlar hukuku normunda sarih (açık) olarak kodifiye edilmemesi, kanunlaştırma tekniği bakımından dogmatik bir yara olarak kalmaya devam etmektedir.

Sonuç itibarıyla TBK m. 45; ölümün soğuk gerçekliği ile ticari hayatın dinamik güveni arasında kurulan bir köprüdür. Hukuk sistemi, iradesini bir elçinin/temsilcinin ellerine teslim eden insanın, bu dünyadan göçtükten sonra dahi o elçinin elleriyle sözleşmeler kurmaya devam etmesini, ta ki ölümün haberi o elçiye ulaşana kadar meşru kabul etmiştir. Bu madde, hukukun bazen fiziksel gerçekliğe gözlerini kapatıp, masadaki insanların haklı güvenine (iyiniyetine) sarılmasının en estetik ve diyalektik örneklerinden biridir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 45'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 36b.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 45. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.