1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde kişilerin İrade Muhtariyeti (Privatautonomie)
ve Sözleşme Özgürlüğü sınırlarını kendi fiziksel varlıklarının ötesine
taşıyan Temsil müessesesi, nihayetsiz ve ölümsüz bir hukuki bağ değildir.
Hukuk sistemi, iradi temsil ilişkisini kurarken tarafların birbirlerine
duydukları karşılıklı güveni (fiduciary duty) esas alır. Bu güven sarsıldığında
veya taraflardan birinin hukuki ve biyolojik varlığı sona erdiğinde, temsil
yetkisinin de hukuken son bulması eşyanın tabiatı gereğidir. Türk Borçlar
Kanunu’nun (TBK) "Temsil Yetkisinin Sona Ermesi" alt başlığında yer alan ve
mülga 818 sayılı BK m. 35'in (Mehaz OR Art. 35/36) karşılığı olan TBK
Madde 43 hükmü, temsil yetkisinin tarafların iradesinden bağımsız, objektif
ve kanuni sebeplerle kendiliğinden sona ermesini düzenlemektedir.
TBK m. 43/1 hükmü; "Hukuki işlemden doğan temsil yetkisi, aksi taraflarca
kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça, temsil olunanın
veya temsilcinin ölümü, gaipliğine karar verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi
veya iflas etmesi durumlarında sona erer." lafzını taşır. Aynı maddenin ikinci
fıkrası ise, "Bu hüküm, bir tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda da
uygulanır" diyerek tüzel kişilerin tasfiyesi hâlini de bu objektif sona erme
rejimine dâhil etmiştir.
Sistematik açıdan değerlendirildiğinde, TBK m. 42'de düzenlenen "Geri Alma
(Azil)" ve "Geri Verme (İstifa)" kurumları, tarafların sübjektif irade
açıklamalarıyla temsil ilişkisini bitirmelerini ifade ederken; TBK m.
43'te sayılan haller (ölüm, gaiplik, ehliyetsizlik, iflas) kanun gereği
(Kendiliğinden Sona Erme / Ex Lege) temsil yetkisini sonlandıran olaylardır. Burada yasa koyucu, temsilcinin veya temsil olunanın iradesini
araştırmaz; bu biyolojik veya hukuki statü değişiklikleri gerçekleştiği anda,
dış dünyaya karşı verilen temsil kudreti (altın anahtar) kendiliğinden
parçalanır. Ancak kanun koyucu, katı dogmatizmi yumuşatmak adına, emredici
olmayan (yedek hukuk kuralı niteliğindeki) bu hükme "aksi kararlaştırılmadıkça
veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça" şeklinde muazzam bir esneklik payı
(istisna) ekleyerek, ticari hayatın ihtiyaçlarını da güvence altına almıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 43 hükmünün tam anlamıyla idrak edilebilmesi için, maddede sayılan
objektif sona erme sebeplerinin ve bu sebeplerin istisnalarının Fikret Eren, M.
Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer gibi otoritelerin eserleri
ekseninde parçalanarak analiz edilmesi zorunludur.
A. Ölüm (Death):
Kişiliğin ve hak ehliyetinin sona erdiği en mutlak biyolojik olay ölümdür (TMK
m. 28). Doğrudan temsil ilişkisinde, temsil olunanın ölmesi hâlinde, onun
malvarlığı (mameleki) mirasçılarına geçer. Temsilcinin yetkisinin mirasçılar
üzerinde devam etmesi kural olarak kabul edilemez; zira mirasçılar ile temsilci
arasında bir güven ilişkisi yoktur. Aynı şekilde temsilcinin ölmesi hâlinde de,
onun sahip olduğu "işlem yapma kudreti" mirasçılarına geçmez, çünkü temsil
yetkisi şahsa sıkı sıkıya bağlı bir güven ilişkisidir. Ölüm anı ile
birlikte temsil yetkisi saniyesinde ve kendiliğinden sona erer.
B. Gaiplik (Absence):
Ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun süre haber alınamayan kişi
hakkında mahkemece Gaiplik Kararı verilir (TMK m. 31). Temsilci veya temsil
olunan hakkında gaiplik kararı verilmesi, tıpkı ölüm gibi temsil yetkisini sona
erdirir. Ancak burada dogmatik bir zamanlama sorunu vardır. TMK m. 35
uyarınca gaiplik kararı, "ölüm tehlikesinin gerçekleştiği veya son haberin
alındığı günden başlayarak" hüküm ifade eder. Bu durum, aradan geçen yıllar
boyunca temsilcinin yaptığı işlemlerin akıbetini tartışmalı hâle getirir.
Fikret Eren ve Oğuzman/Öz öğretisinde isabetle savunulduğu üzere; İşlem
Güvenliğinin (Verkehrsschutz) korunması amacıyla, gaiplik durumunda temsil
yetkisinin sona ermesi "son haberin alındığı tarihe geriye yürümemeli", yetki
ancak mahkemenin verdiği gaiplik kararının ilanından itibaren sona ermiş kabul
edilmelidir.
C. Fiil Ehliyetinin Kaybı (Loss of Legal Capacity):
Temsil ilişkisi, tarafların iradelerinin sağlıklı bir biçimde işleyişine
dayanır. Temsilcinin veya temsil olunanın akıl hastalığı, akıl zayıflığı veya
mahkeme kararıyla kısıtlanması (vesayet altına alınması) gibi sebeplerle Fiil
Ehliyetini bütünüyle veya kısmen kaybetmesi, temsil yetkisini kendiliğinden
sona erdirir. Zira fiil ehliyetini kaybeden temsil olunan, malvarlığı
üzerindeki tasarruf yetkisini yasal temsilcisine (vasisine) devreder; bu andan
itibaren eski iradi temsilcinin yetkisinin devam etmesi, kısıtlının korunması
ilkesiyle bağdaşmaz. Sürekli olarak ayırt etme gücünden yoksun kalan bir kişi
hakkında kısıtlama kararı verilmesi, temsil yetkisini düşüren mutlak bir haldir.
D. İflas (Bankruptcy):
Bir kişinin ticaret mahkemesi kararıyla iflas etmesi, onun malvarlığı
(mameleki) üzerindeki tüm tasarruf yetkisini kaldırır ve bu yetki İflas
Masasına geçer. Temsil olunanın iflas etmesi durumunda, artık malvarlığında
kendi iradesiyle dahi değişiklik yapamayacağı için, atadığı temsilcinin yetkisi
de doğal olarak sona erer. Keza temsilcinin iflas etmesi durumunda da, temsil
olunanın ona duyduğu sarsılmaz güven temelinden yıkılmış (sarsılmış)
olacağından, kanun koyucu temsil yetkisinin sona ereceğini hükme bağlamıştır. Doktrinde M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz, iflas durumunda temsil yetkisinin
sona ereceği anın, mahkemenin iflas kararını verdiği an değil, "İflas
Kararının Kesinleşmesi" anı olması gerektiğini dogmatik bir zorunluluk olarak
vurgulamaktadırlar. Zira kesinleşmemiş bir iflas kararı bozularak ortadan
kalkabilir.
E. Tüzel Kişiliğin Sona Ermesi:
TBK m. 43/2 hükmü, anonim şirket, limited şirket, dernek veya vakıf gibi tüzel
kişilerin infisahı (dağılması) feshi veya tasfiyesi durumunda, bu tüzel kişiyi
temsile yetkili organların veya atanmış ticari mümessillerin yetkilerinin
kendiliğinden sona ereceğini düzenler. Asliye Hukuk veya Ticaret
Mahkemesi tarafından verilen bir tasfiye kararı kesinleştiğinde, tüzel kişilik
kural olarak ticaret sicilinden terkin edilir ve o an itibarıyla temsilcilerin
tüm yasal dayanağı ortadan kalkar.
F. İstisnalar (Aksi Kararlaştırma ve İşin Özelliği):
TBK m. 43 emredici bir norm değildir. Temsil olunan, kendi iradesiyle bu ölüm
veya ehliyetsizlik giyotininin işlemesini engelleyebilir. Taraflar, yetki
belgesine "Ölümden sonra da geçerli olmak üzere" (Post-mortal temsil yetkisi)
şerhi düşerek, Aksi Kararlaştırma yoluna gidebilirler. İkinci
istisna ise İşin Özelliğinden Anlaşılma durumudur. Temsilcinin ifa
ettiği iş, bizzat temsil olunanın ölümünden sonra yapılması gereken bir işse
(örneğin cenaze masraflarının ödenmesi, belirli bir borcun vadesinde ifa
edilerek ipoteğin paraya çevrilmesinin engellenmesi) ölüm hâlinde dahi
yetkinin devam ettiği işin mahiyetinden kabul edilir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 43 hükmünde yer alan objektif sona erme sebepleri, Türk Borçlar
Kanunu'nun ve Türk Medeni Kanunu'nun diğer temel mekanizmalarıyla derin bir
çapraz bağlantı (diyalektik bağ) içindedir.
A. Vekâlet Sözleşmesi (TBK m. 513) ile Organik Bağ:
Temsil yetkisi, dış dünyaya karşı işlem yapma kudretidir (Dış İlişki). Bu
yetkinin altında yatan iç ilişki ise genellikle bir Vekâlet Sözleşmesidir.
TBK m. 513 hükmü, vekâlet sözleşmesinin de (tıpkı temsil yetkisi gibi) ölüm,
ehliyetsizlik ve iflas durumlarında kendiliğinden sona ereceğini düzenler. Dış
yetkinin sona ermesiyle iç ilişkinin sona ermesi tam bir simetri ve paralellik
gösterir. Temsilci, bu durumları öğrendiğinde işi derhal durdurmak zorundadır;
aksi takdirde sadakat ve özen borcuna aykırılıktan sorumlu olur.
B. Yetkisiz Temsil (TBK m. 46) ve Askıda Hükümsüzlük:
Temsil olunan öldüğünde, gaipliğine karar verildiğinde veya iflas ettiğinde
temsil yetkisi TBK m. 43 gereği "kendiliğinden" saniyesinde sona erer. Bu andan
itibaren eski temsilcinin (bu durumu bilerek veya bilmeyerek) yapacağı her
türlü sözleşme ve hukuki işlem, doğrudan doğruya Yetkisiz Temsil (Falsus
Procurator) rejimine (TBK m. 46) tabi olur. İşlem temsil olunanın
mirasçılarını veya iflas masasını bağlamaz, Askıda Hükümsüz
(Schwebezustand) hâle gelir. Mirasçılar veya iflas idaresi bu işleme
sonradan "icazet" vermedikçe işlem kesin olarak ölü sayılır.
C. İyiniyetin Korunması (TBK m. 45) ve Görünüşte Haklılık:
Borçlar hukuku dogmatiğinin en acımasız sorusu şudur: Temsil olunan Amerika'da
ölmüşse ve Türkiye'deki temsilci bunu bilmeden, tamamen iyiniyetle müvekkili
adına bir taşınmaz satmışsa ne olacaktır? TBK m. 45 uyarınca, temsilci
yetkisinin sona erdiğini "bilmediği ve bilmesi gerekmediği" sürece, onun bu
dönemde iyiniyetli üçüncü kişilerle yaptığı işlemler, temsil olunanı (veya
mirasçılarını) aynen bağlamaya devam eder. Kanun koyucu burada objektif sona
erme (ölüm) gerçeğine karşı, temsilcinin ve üçüncü kişinin Haklı Güvenini
(İşlem Güvenliğini) korumuş ve mirasçıları o sözleşmeyle bağlı tutmuştur. Ancak
yetkinin bittiği ticaret sicilinde, nüfus kütüğünde veya tapuda ilan edilmişse,
artık kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.
D. Ticari Temsil (TTK m. 547 vd.) ve Sona Erme Farklılığı:
Adi temsilde ölüm, temsil yetkisini kural olarak sona erdirir. Ancak Türk
Ticaret Kanunu'nun (TTK m. 547 vd.) ruhunda, ticari işletmenin şahıslardan
bağımsız olarak ayakta kalması ve ticari hayatın durmaması esası vardır. Ticari
temsilcilerde (mümessillerde) işletme sahibinin ölmesi veya fiil ehliyetini
kaybetmesi, ticari temsilcinin yetkisini sona erdirmez. İşletme mirasçılara
geçer ve mümessil ticari faaliyetlere aynen devam eder. Bu durum, ticari
hukukun adi borçlar hukukundan ayrıldığı devasa bir dogmatik istisnadır.
4. Pratik Olay Analizleri
Olay 1 (Tüzel Kişiliğin Sona Ermesi ve Yetkisiz Temsilin Doğuşu):
(X) Anonim Şirketi, ağır borç yükü altındadır ve alacaklılarının talebi üzerine
Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından "şirketin feshine ve tasfiyesine" karar
verilmiştir. Bu karar 09.10.2012 tarihinde kesinleşmiş ve ticaret
siciline tescil edilmiştir. Ancak şirketin eski yönetim kurulu başkanı ve
temsile yetkili müdürü (A) bu karara rağmen 06.05.2013 tarihinde (kararın
kesinleşmesinden aylar sonra) şirket adına gidip (Y) tedarikçisinden yüklü
miktarda hammadde alım sözleşmesi imzalamıştır.
Hukuk dogmatiği açısından bu vakayı TBK m. 43 ekseninde analiz ettiğimizde;
tüzel kişiliğin tasfiye ve fesih kararıyla sona ermesi, o tüzel kişiliğin
temsilcilerinin (müdürlerinin) temsil yetkilerini ex lege (kendiliğinden)
ortadan kaldırır. Mahkeme kararının kesinleştiği 09.10.2012 tarihi
itibarıyla yönetici (A)'nın yetkisi buharlaşmıştır. Dolayısıyla 06.05.2013
tarihinde yapılan sözleşme bütünüyle Yetkisiz Temsil (TBK m. 46)
mahiyetindedir. Tedarikçi (Y) "Ben şirketin tasfiyeye girdiğini bilmiyordum"
şeklinde bir iyiniyet savunması yapamaz; zira mahkeme kararı ticaret sicilinde
ilan edilmiştir ve sicil kayıtları herkese karşı geçerlidir. İşlem şirket tüzel
kişiliğini veya tasfiye memurlarını bağlamaz. Tedarikçi (Y) tüm menfi ve
müspet zararını TBK m. 47 uyarınca, yetkisiz işlemi kasten yapan eski müdür
(A)'nın şahsi malvarlığından talep etmek zorundadır.
Olay 2 (Ölüm ve Post-Mortal Vekâletin Sınırları):
Yaşlı ve ağır hasta olan (B) vefatından sonra mirasçılarının cenaze
işlemleriyle ve geride bıraktığı şirketinin acil ticari borçlarıyla
uğraşamaması ihtimaline karşı, güvendiği avukatı (C)'ye noter kanalıyla geniş
kapsamlı bir vekâletname verir. Vekâletnameye özel olarak "Bu temsil yetkisi,
vefatımdan sonra da aynen geçerli olmaya devam edecektir" (Aksi kararlaştırma)
şerhini koydurur. (B) vefat eder. Vefattan iki gün sonra avukat (C) bu yetki
belgesini kullanarak (B)'nin banka hesabındaki parayla şirketin acil çek
ödemelerini yapar. Mirasçılar durumu öğrenince, bankaya ve (C)'ye ihtarname
çekerek "Ölümle vekâlet biter, yapılan işlemler hükümsüzdür" itirazında
bulunurlar.
TBK m. 43/1 hükmünün amir lafzı burada devreye girer. Kural olarak ölüm temsil
yetkisini anında sona erdirse de, kanun koyucu "aksi taraflarca
kararlaştırılmadıkça" diyerek ölüm sonrasına sarkan (post-mortal) temsil
yetkisine açıkça cevaz vermiştir. Vefat eden (B) irade muhtariyeti
kapsamında kendi ölümünden sonra da malvarlığında işlem yapılmasına peşinen
onay vermiştir. Bu nedenle avukat (C)'nin yaptığı ödemeler bütünüyle geçerlidir
ve mirasçıları hukuken bağlar. Ancak doktrinde (Oğuzman/Öz, Eren) vurgulandığı
üzere, mirasçılar küllî halef sıfatıyla (B)'nin yerine geçtikleri için, tıpkı
(B)'nin sağlığında yapabileceği gibi, avukat (C)'yi TBK m. 42 uyarınca
diledikleri an "azlederek" (geri alarak) bu ölüm sonrası yetkiyi derhal
sonlandırabilirler.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 43 hükmünün mahkeme salonlarındaki usul hukuku boyutunda, noterlik
uygulamalarında ve bankacılık pratiklerinde avukatların dikkat etmesi gereken
stratejik dogmatik hususlar şunlardır:
1. Bankacılık Pratiğinde Hesapların Bloke Edilmesi:
Uygulamada bankalar, MERNİS (Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi) ile entegre
çalışırlar. Müşterinin vefatı nüfus kütüğüne işlendiği saniye, sistem bankaya
otomatik bildirim gönderir ve banka, vekâletnameli temsilcilerin (vekilin)
yetkisini TBK m. 43 uyarınca derhal dondurarak hesaba bloke koyar. Şayet
temsilci (vekil) vefatı gizleyerek parayı çekerse, banka özen yükümlülüğünü
ihlal ettiği için mirasçılara karşı sorumlu olur ve çektiği parayı kendi
cebinden ödemek zorunda kalır.
2. Tapu Sicilinde "Sağlık Durumu" İncelemesi:
Özellikle yaşlı kişilerin verdiği vekâletnamelerle tapu dairelerinde yapılan
satış işlemlerinde, tapu memurlarının işlem anında vekâlet verenin (temsil
olunanın) "sağ olup olmadığını" veya "kısıtlanıp kısıtlanmadığını" UYAP ve
MERNİS üzerinden teyit etme zorunluluğu vardır. Şayet vekâlet veren o an
ölmüşse veya hakkında vesayet (kısıtlılık) kararı çıkmışsa, TBK m. 43 gereği
yetki düşmüş olacağından memur işlemi derhal reddetmelidir. Aksi takdirde
devletin tapu sicilinin tutulmasından doğan kusursuz sorumluluğu (TMK m. 1007)
tetiklenir.
3. Koruyucu Hukuk ve Vekâletname Tasarımı:
Avukatlar müvekkillerinin ticari işlerini garantiye almak istediklerinde,
vekâletnamelere standart matbu metinlerin ötesinde "Ölüm, gaiplik veya fiil
ehliyetinin yitirilmesi hallerinde de bu vekâletname geçerliliğini
sürdürecektir" şeklinde Aksi Kararlaştırma maddesini mutlaka
ekletmelidirler. Özellikle uzun süren inşaat sözleşmelerinde (arsa payı
karşılığı inşaat) müteahhidin elindeki vekâletnamenin, arsa sahibinin olası bir
demans/alzheimer (ehliyetsizlik) durumunda düşmesini engellemenin yegâne
dogmatik yolu bu şerhi koydurmaktır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 1., 3. ve 11. Hukuk
Daireleri) temsil yetkisinin objektif sona erme hallerinde (TBK m. 43) kanunun
emredici mantığını tavizsiz bir şekilde uygulayan, tüzel kişi ve gerçek kişi
ölümlerinde temsilcinin yetkisini acımasızca kesen bir içtihat politikasına
sahiptir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (YHGK. 25.9.1988, 7-2406/641) klasikleşmiş
kararında ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin istikrarlı içtihatlarında şu
kural dogmatik bir temele oturtulmuştur: "Borçlar Kanunu hükümlerine göre,
aksi taraflarca açıkça kararlaştırılmadıkça vekâlet ve temsil ilişkisi ölümle,
ehliyetsizlikle veya iflasla kendiliğinden sona erer. Ölümden sonra
vekâletnamenin kullanılması hukuken geçersizdir ve bu şekilde yapılan tapu
devirleri 'yolsuz tescil' niteliğinde olup, mirasçılar tarafından her zaman
tapu iptal ve tescil davasına konu edilebilir. Temsilcinin, temsil olunanın
öldüğünü bilmemesi, sadece onun üçüncü kişilere karşı tazminat sorumluluğunu
(TBK m. 47) kaldırır, ancak işlemi mirasçılar lehine geçerli kılmaz."
Tüzel kişilerin sona ermesi hususunda ise Yargıtay (örneğin 11. HD.
içtihatlarında ve yukarıda incelenen olayda belirtildiği üzere);
ticaret mahkemelerince şirket hakkında verilen fesih ve tasfiye kararlarının
kesinleştiği andan itibaren, eski şirket müdürlerinin ve ticari mümessillerin
yetkisinin derhal ortadan kalkacağını, ticaret sicilindeki terkin veya tasfiye
kaydının üçüncü kişiler yönünden Mutlak Karine teşkil ettiğini ve bu
kişilerin "Ben bilmiyordum" diyerek iyiniyet (TMK m. 3) korumasından
yararlanamayacağını şüpheye yer bırakmayacak biçimde hükme bağlamaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 43. maddesinde lafzını bulan Temsil Yetkisinin Ölüm
veya Ehliyetsizlik Gibi Objektif Nedenlerle Sona Ermesi kuralları, borçlar
hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami
Nomer'in eserleri ekseninde ciddi teorik tartışmalara ve eleştirilere maruz
kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, İflas ve Gaiplik kararlarının
zaman itibarıyla (ratione temporis) ne zaman temsil yetkisini keseceği
hususundadır. TBK m. 43 metni, "gaipliğine karar verilmesi" veya "iflas etmesi"
ibarelerini kullanmakta, ancak kesinleşme anını açıkça belirtmemektedir.
Oğuzman ve Öz'ün haklı olarak şiddetle savunduğu üzere; şayet gaiplik
durumu gaiplik kararından önceki bir zamana (son haberin alındığı ana) geriye
dönük olarak uygulanırsa, aradan geçen 5 yıl içinde temsilcinin tamamen
iyiniyetle yaptığı yüzlerce sözleşme bir anda yetkisiz temsile dönüşecek ve
işlem güvenliği (Verkehrsschutz) feci şekilde tahrip olacaktır. Aynı şekilde
iflas kararının mahkemece verildiği ilk an esas alınır ve sonradan bu karar
Yargıtay'ca bozulursa, aradaki boşlukta temsilcinin felç olması ticari hayatı
durduracaktır. Bu nedenle doktrin, yasa koyucunun TBK m. 43 metnini daha sarih
yazarak, gaiplik ve iflasın "mahkeme kararının kesinleşmesiyle ve ileriye
etkili (ex nunc) olarak" temsil yetkisini düşüreceğini açıkça belirtmemesini
büyük bir kanunlaştırma eksikliği olarak eleştirmektedir.
İkinci felsefi eleştiri, İsviçre-Türk sisteminin Ölüm karşısındaki aşırı
muhafazakâr tutumuna (Alman BGB sistemi ile karşılaştırmalı olarak) yöneliktir.
Alman Medeni Kanunu (BGB § 168 ve § 672) aksi kararlaştırılmadıkça vekâletin
ve dolayısıyla temsil yetkisinin ölümle sona ermeyeceğini (sözleşmenin
mirasçılarla devam edeceğini) asıl kural olarak kabul ederken; TBK m. 43 kural
olarak yetkinin düşeceğini kabul etmiştir. Modern ticari hayatta kişilerin
(özellikle devasa yatırımı olan iş adamlarının) ölmesiyle tüm ticari
vekâletlerin saniyesinde düşmesi, şirketlerin yönetimini felç etmekte ve
mirasçılar (veraset ilamı çıkarana kadar) büyük ekonomik zararlara
uğramaktadır. Eren ve Nomer'in öğretilerinde de tartışıldığı gibi, yasa
koyucunun ticari hayatın ihtiyaçlarını dikkate alarak, en azından "işletmenin
idaresi ve acil işlerin tasfiyesi" bağlamında temsil yetkisinin mirasçılar
aksini bildirene kadar kendiliğinden devam edeceğine dair bir karine koymaması,
sistemimizin statik ve dogmatik bir kusuru olarak değerlendirilmektedir.
Sonuç itibarıyla TBK m. 43; iradesini ve gücünü bir başkasına devreden insanın,
bu dünyadan fiziken veya hukuken göçtüğü anda malvarlığını (terekesini) güvence
altına alan evrensel bir mühürdür. Ancak bu mühür; ölüm, cinnet veya iflas
anında acımasızca vurulurken, dışarıda bu fırtınadan habersiz iyiniyetli üçüncü
kişilerin haklı beklentilerini ezme riski taşır. Hukuk dogmatiğinin yegâne
çabası, bu giyotinin ne zaman düşeceğini netleştirmek ve "işin özelliğinden
anlaşılan" istisnai yollarla, ölülerin iradesinin dirileri mağdur etmesini
engellemektir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 43'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 36.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 43. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.