1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 40. maddesi, borçlar hukuku dogmatiğinde
kişilerin hukuki işlem ehliyetlerini kendi fiziki ve biyolojik sınırlarının
ötesine taşıyarak, ekonomik ve hukuki hayatta çok daha geniş bir alanda varlık
göstermelerini sağlayan Temsil müessesesinin temelini (genel hükümlerini)
düzenlemektedir. İlgili norm, "Yetkili bir temsilci tarafından bir başkası
adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları, doğrudan doğruya temsil
olunanı bağlar." lafzıyla, hukuk sistemimizin temsil kurumuna bakış açısını
net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Sistematik açıdan TBK m. 40 hükmü, "Sözleşmelerin Kurulması" başlığı altındaki
irade bozuklukları rejiminden hemen sonra, "Temsil" alt başlığının giriş kapısı
olarak konumlandırılmıştır. Klasik Roma hukukunda, borç ilişkisi şahsa sıkı
sıkıya bağlı koparılamaz bir bağ (Vinculum Iuris) olarak görüldüğünden,
başkası adına hukuki işlem yapma (doğrudan temsil) kural olarak kabul
edilmiyordu. Ancak modern kapitalist ekonominin hız ve işbölümü ihtiyacı, bu
katı kuralı yıkmıştır. Karşılaştırmalı hukuk ve mehaz kanun (reçepsiyon)
ilişkisi bağlamında incelendiğinde, bu kurumun genetik kökleri İsviçre Borçlar
Kanunu'nun 32. maddesine (OR Art. 32) dayanmaktadır. Gerek İsviçre gerekse
Türk kanun koyucusu, İrade Muhtariyeti ilkesinin mekânsal ve zamansal
sınırlarını genişletmek amacıyla bu kurumu kodifiye etmiştir.
Hafızamıza şu dogmatik çiviyi çakmalıyız: Hukuk dünyasında Temsil, bir
"Avatar" yaratma işlemidir. Kişi (temsil olunan) kendisi yerine geçecek bir
hukuki işlem aktörü (temsilci) yaratır. Bu avatarın dış dünyada üçüncü
kişilerle girdiği etkileşimlerin (sözleşmelerin) doğurduğu tüm haklar ve
borçlar, avatarın kendi malvarlığını teğet geçerek doğrudan doğruya asıl
oyuncunun (temsil olunanın) malvarlığına (mamelekine) yansır. Bu mekanizma,
kanunun Doğrudan Temsil olarak adlandırdığı ve TBK m. 40'ta şemsiye hüküm
altına alınan yapının bizzat kendisidir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 40 hükmünün tam anlamıyla işleyebilmesi ve bir hukuki işlemin
sonuçlarının doğrudan doğruya temsil olunana doğabilmesi için, maddede yer alan
kavramların ve şartların, Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk
Nami Nomer'in öğretileri ışığında mikroskobik düzeyde analiz edilmesi
zorunludur. Temsil kurumunun işlemesi için üç asli hukuki süje vardır:
Temsilci, Temsil Olunan ve Üçüncü Kişi. Doğrudan temsilin
gerçekleşmesi için iki temel unsurun kümülatif olarak bulunması gerekir:
A. Temsil Yetkisinin Bulunması (Authorization):
Temsilcinin, temsil olunanı bağlayıcı nitelikte hukuki işlem yapabilmesi için,
kendisine verilmiş geçerli bir Temsil Yetkisi (Vertretungsmacht)
bulunmalıdır. Yetki, temsilcinin başkası adına işlem yapma "kudretidir". Bu
yetki ya doğrudan doğruya kanundan doğar (Kanuni Temsil - örn. velayet,
vesayet) ya da bizzat temsil olunanın kendi özgür iradesiyle yaptığı tek
taraflı bir yetkilendirme işlemiyle doğar (İradi Temsil). İradi temsilde
temsil yetkisi, temsil olunanın tek taraflı, varması gerekli bir irade beyanı
ile temsilciye verilir ve kural olarak hiçbir şekle tabi değildir.
B. Temsil İradesinin Açıklanması (Başkası Adına ve Hesabına Hareket):
Temsilin dogmatik kalbi burasıdır. Bir işlemin sonuçlarının temsil olunana
doğması için, temsilcinin işlemi yaparken Üçüncü Kişiye başkası adına
hareket ettiğini açıklaması gerekir (Açıklama İlkesi / Offenbarungsprinzip).
Temsilci kendi adına değil, Temsil Olunan Adına ve Hesabına hareket
etmelidir. Bu açıklama:
- Açık (Sarih) Olabilir: Temsilci, sözleşmeye imza atarken "A şirketi
adına vekâleten B" şeklinde imza atarak durumu açıkça belirtebilir.
- Örtülü (Zımni) Olabilir: TBK m. 40/2 uyarınca, temsilci başkası adına
hareket ettiğini açıkça söylemese bile, eğer üçüncü kişi durumdan (halin
icaplarından) bir temsil ilişkisi olduğunu "biliyor veya bilmesi gerekiyorsa",
temsil iradesi açıklanmış sayılır. Bir banka gişesindeki memurun veya
mağazadaki tezgâhtarın durumunda, kimse onlara "Siz banka adına mı hareket
ediyorsunuz?" diye sormaz; zira halin icapları (konkludentes Verhalten) onların
birer temsilci olduğunu haykırmaktadır.
C. Doğrudan Temsil ve Dolaylı Temsil Ayrımı:
TBK m. 40, kural olarak Doğrudan Temsili düzenler. Doğrudan temsilde,
temsilci "başkası adına ve hesabına" hareket eder; sözleşmenin tarafı hiçbir
zaman temsilci olmaz, haklar ve borçlar anında temsil olunana geçer. Dolaylı
Temsilde ise (ki daha çok komisyon sözleşmelerinde görülür) temsilci "kendi
adına fakat başkası hesabına" işlem yapar. Üçüncü kişi, işlemi doğrudan
temsilciyle yaptığını sanır. Dolaylı temsilde sözleşmenin tarafı (alacaklı ve
borçlusu) temsilcinin bizzat kendisidir. Hakların temsil olunana geçebilmesi
için ikinci bir devre işlemine (alacağın temliki veya borcun üstlenilmesi)
ihtiyaç vardır.
D. İlgili İçin İşlem (Geschäft für den, den es angeht):
TBK m. 40/2'nin son cümlesi, doktrinde çok tartışılan bir istisnayı barındırır:
"Sözleşmeyi kiminle yaparsa yapsın, üçüncü kişi için fark etmiyorsa..."
kuralı. Eğer üçüncü kişi, sözleşmenin karşı tarafının kim olduğuyla hiç
ilgilenmiyorsa (örneğin peşin parayla çalışan bir bakkaldan ekmek alınması)
temsilcinin "Ben başkası adına alıyorum" demesine gerek yoktur. Bu duruma
hukukta İlgili İçin İşlem denir ve temsilcinin yetkisi varsa, açıklama
yapılmamış olsa bile sözleşme doğrudan doğruya temsil olunan ile kurulmuş
sayılır.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 40 hükmü, Türk Borçlar Kanunu'nun ve Türk Medeni Kanunu'nun diğer temel
mekanizmalarıyla derin bir çapraz bağlantı (diyalektik bağ) içindedir.
A. Soyutluk İlkesi ve Temel İlişki (Vekâlet) ile Çatışması:
İradi temsilde, temsil yetkisi ile bu yetkinin verilmesine sebep olan alttaki
"temel hukuki ilişki" (genellikle TBK m. 502 vd. düzenlenen Vekâlet
Sözleşmesi veya hizmet/ortaklık sözleşmesi) birbirinden tamamen bağımsızdır.
Türk-İsviçre dogmatiğinde (Fikret Eren ve Oğuzman/Öz tarafından da vurgulandığı
üzere) burada mutlak bir Soyutluk (Abstraktion) ilkesi geçerlidir. Vekâlet
sözleşmesi, temsilciye bir "iş görme borcu" yükleyen bir iç ilişkidir; temsil
yetkisi ise dış dünyaya karşı işlem yapma "kudreti" veren bir dış ilişkidir. İç
ilişkideki vekâlet sözleşmesi geçersiz olsa bile, dışarıya karşı verilen temsil
yetkisi geçerliliğini koruyabilir. Bu soyutluk, hukuki işlem güvenliğini ve
iyiniyetli üçüncü kişileri koruyan sarsılmaz bir zırhtır.
B. Yetkisiz Temsil (TBK m. 46) ile Kesişim:
TBK m. 40'taki kuralın işlemi bağlayıcı kılabilmesi için temsilcinin "yetkili"
olması şarttır. Şayet temsilcinin hiçbir yetkisi yoksa veya kendisine verilen
yetkinin sınırlarını aşarak işlem yapmışsa, temsil müessesesi çöker ve TBK m.
46'daki Yetkisiz Temsil (Falsus Procurator) rejimine geçilir. Yetkisiz
temsilde, yapılan işlem temsil olunanı doğrudan bağlamaz; işlem "askıda
hükümsüz" olur. Temsil olunan sonradan işleme "icazet (onay)" verirse işlem
geçerli hale gelir, vermezse işlem kesin olarak çöker ve yetkisiz temsilci
üçüncü kişinin zararlarından (menfi/müspet zarar) sorumlu olur (TBK m. 47).
C. Fiil Ehliyeti Rejimi ile Etkileşimi:
Temsilin temel amacı irade muhtariyetini genişletmektir. Temsil Olunanın,
kendi adına yapılacak işlem bakımından tam bir fiil ehliyetine sahip olması
gerekir (aksi halde işlem ehliyetsizlikten batıl veya iptal edilebilir olur).
Ancak Temsilcinin tam ehliyetli olmasına gerek yoktur. Temsilci kendi
malvarlığından bir şey eksiltmediği, işlemi başkasının hukuk alanına doğdurduğu
için, temsilcinin asgari düzeyde Ayırt Etme Gücüne (Temyiz Kudretine) sahip
olması yeterlidir. Sınırlı ehliyetsiz (ayırt etme gücü olan bir küçük) geçerli
bir biçimde başkasının temsilcisi olabilir.
D. Kusursuz Sorumluluk (Adam Çalıştıranın Sorumluluğu TBK m. 66) ile
İlişkisi:
Temsil kurumu bir borçlar hukuku (sözleşme) mekanizmasıdır. Ancak temsilci,
görevini ifa ederken üçüncü kişiye haksız fiil ile zarar verirse, temsil olunan
bu zarardan sorumlu olacak mıdır? Hukuk sistemimiz, temsilciyi sadece sözleşme
kurma aşamasında değil, fiili eylemlerinde de temsil olunanın egemenliğinde
görüyorsa, TBK m. 66'daki Adam Çalıştıranın Sorumluluğu (Kusursuz
Sorumluluk) devreye girer. Temsil olunan, temsilcisinin üçüncü kişiye verdiği
zararlardan "özen yükümlülüğünü" ihlal ettiği gerekçesiyle sorumlu tutulabilir.
4. Pratik Olay Analizleri
Olay 1 (Temsil İradesinin Gizlenmesi ve İlgili İçin İşlem):
Büyük bir holding patronu olan (A) deniz kenarında satılık olan lüks bir
villayı satın almak istemektedir. Ancak villanın sahibi (B)'nin, kendisinin kim
olduğunu öğrenirse fiyatı iki katına çıkaracağından emindir. Bu sebeple (A)
güvendiği bir avukatı olan (C)'ye gizlice bir vekâlet (temsil yetkisi) verir.
Avukat (C) villa sahibi (B) ile pazarlığa oturur ve sözleşmeyi imzalarken
(B)'ye hiçbir şekilde (A)'nın temsilcisi olduğunu söylemez, işlemi kendi
adına yapar.
Bu vakada, hukuk dogmatiğinin şaşmaz kuralları işler. Avukat (C)'nin (A)'dan
aldığı geçerli bir temsil yetkisi (TBK m. 40'ın ilk şartı) vardır. Ancak (C)
işlemi yaparken Temsil İradesini Açıklamamıştır (ikinci şart eksiktir).
(B) işlemi (C) ile yaptığını zannetmektedir. Burada Doğrudan Temsil
kurulamamıştır; kurulan mekanizma tam bir Dolaylı Temsildir. Sözleşmenin
tarafı avukat (C)'dir. Villanın tapusu (C)'nin üzerine yapılır ve satış
bedelini ödeme borcu (C)'ye aittir. Daha sonra (C) içlerindeki vekâlet
ilişkisi gereği bu villayı (A)'ya devretmekle yükümlüdür. Şayet (C) villayı
(A)'ya devretmezse, (A) sadece (C)'ye karşı vekâlet sözleşmesine aykırılıktan
dava açabilir; (B)'ye karşı hiçbir doğrudan hakkı yoktur.
Olay 2 (Örtülü Temsil ve Güven Teorisi):
Bir traktör bayisinin sahibi (D) satış müdürü olarak (E)'yi işe almış ve onu
mağazada görevlendirmiştir. Ancak (D) iç ilişkide (E)'ye "Hiçbir müşteriye
yüzde 10'dan fazla indirim yapma" şeklinde kesin bir talimat vermiştir. Çiftçi
(F) mağazaya gelir, (E) ile pazarlık yapar ve (E) kendi yetki sınırını aşarak
(F)'ye yüzde 30 indirimle bir traktör satar. (E) sözleşmeyi imzalarken "Mağaza
adına" ibaresini kullanmayı unutur ve sadece kendi imzasını atar.
Bu olay, TBK m. 40/2 hükmünün uygulama alanıdır. Tezgâhtar (E) temsil
iradesini açıkça belirtmemiş olsa da, mağazada satış müdürü olarak bulunması
sebebiyle, üçüncü kişi konumundaki çiftçi (F) halin icaplarından (E)'nin
patronu adına hareket ettiğini bilmesi gereken durumdadır. Dolayısıyla
burada Örtülü (Zımni) Temsil İradesi Açıklaması geçerlidir ve sözleşme
doğrudan patron (D) ile kurulmuştur. (E)'nin iç ilişkideki indirim yasağını
çiğnemesi ise Soyutluk İlkesi gereği iyiniyetli çiftçi (F)'ye karşı ileri
sürülemez. Patron (D) o traktörü yüzde 30 indirimle (F)'ye teslim etmek
zorundadır; sonrasında müdürü (E)'ye iç ilişkide (vekâlete veya hizmet
sözleşmesine aykırılık) rücu edebilir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 40 hükmünün mahkeme salonlarında, dilekçelerde ve ticari hayatın
tasarlanmasında usul hukuku bağlamında avukatların ve hâkimlerin dikkat etmesi
gereken stratejik dogmatik hususlar şunlardır:
1. Taraf Sıfatı ve Husumet Yokluğu (Pasif Husumet Ehliyeti):
Usul hukukunda (HMK) bir davanın doğru kişiye yöneltilmesi (husumet) dava
şartıdır. Uygulamada avukatların en sık düştüğü hatalardan biri, doğrudan
temsil ilişkisinde sözleşmeyi imzalayan "temsilciye" dava açmaktır. Oysa TBK m.
40 gereğince, temsilci yetkili ise ve temsil iradesini açıklamışsa, sözleşmenin
tarafı bizzat temsil olunandır. Temsilci, hukuken aradan çekilmiştir. Eğer
alacaklı, borcun ifası için temsilciye dava açarsa, temsilcinin avukatı
mahkemede derhal "Pasif Husumet Yokluğu" (Sıfat Yokluğu) itirazında
bulunarak davanın esasa girilmeden usulden reddini sağlamalıdır.
2. İspat Yükü (Onus Probandi) Dengesi:
TMK m. 6 ve HMK m. 190 uyarınca, bir hakkın doğumundan kendi lehine sonuç
çıkaran taraf onu ispat etmek zorundadır. Şayet bir kişi, yaptığı işlemin
kendisini değil de başkasını bağladığını (yani bir temsilci olduğunu) iddia
ediyorsa, mahkemede hem temsil yetkisi bulunduğunu hem de temsil
iradesini üçüncü kişiye açıkladığını (veya halin icabından anlaşılması
gerektiğini) ispat etmekle yükümlüdür. Bu hususun ispat edilememesi halinde,
işlemi yapan kişi sözleşmeyle bizzat bağlı sayılır.
3. Ticari Temsilcilik (TTK m. 547 vd.) ile Adi Temsilin Ayrımı:
Sözleşme kurgulayan avukatların, temsilcinin niteliğini doğru tespit etmesi
hayati önem taşır. Adi borçlar hukuku temsili (TBK m. 40) tamamen tarafların
serbest iradesine göre şekillenirken, Ticari Temsilci (Mümessil) kurumu Türk
Ticaret Kanunu'na tabidir. Ticari temsilcinin yetkisi kanunla belirlenmiştir ve
çok geniştir; iç ilişkideki daraltmalar ticaret siciline tescil edilmedikçe
iyiniyetli üçüncü kişilere karşı asla ileri sürülemez. Bu nedenle ticari
işletmelerde temsil yetkisi verilirken yetki belgesinin (vekâletnamenin)
"ticari mümessil" mi yoksa "ticari vekil" veya salt "özel yetkili borçlar
hukuku temsilcisi" mi olduğu çok keskin çizgilerle (terimler doğru seçilerek)
belirlenmelidir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 1., 3., 11., ve 13. Hukuk Daireleri (bugünkü
yapıda ilgili Hukuk Daireleri) temsil ilişkisinin varlığını ve kapsamını
incelerken şeklî belgelerden ziyade Dürüstlük Kuralı (TMK m. 2) ve Güven
Teorisi ekseninde derinleşen sarsılmaz bir içtihat politikası geliştirmiştir.
Yargıtay kararlarında, doğrudan temsilin gerçekleşmesi hususunda şu ilke bir
dogma olarak sürekli tekrarlanır: "Bir hukuki işlemin temsil olunanı
bağlayabilmesi için, temsilcinin geçerli bir yetkiye sahip olması ve işlemi
yaparken üçüncü kişiye başkası adına hareket ettiğini bildirmesi şarttır.
Temsil iradesinin açıklanmamış olması kural olarak işlemin temsilci üzerinde
doğmasına yol açarsa da, hal ve şartlardan üçüncü kişinin bu durumu bildiği
veya bilmesinin gerektiği durumlarda, TBK m. 40/2 kıyasen veya doğrudan
uygulanarak işlemin temsil olunanı bağladığı kabul edilmelidir." Yüksek
Mahkeme, özellikle şirket müdürlerinin, şantiye şeflerinin veya mağaza
tezgâhtarlarının attıkları imzalarda, temsil yetkisini veya iradesini şeklen
belgelememiş olsalar dahi, "ticari hayatın olağan akışı" karinesiyle bu
kişileri örtülü temsilci kabul etmekte ve şirketi/işvereni bağlayıcı
saymaktadır.
Bununla birlikte Yargıtay, yetki belgesinin lafzının yorumunda oldukça katıdır.
"Vekâletnamede özel bir yetki (TBK m. 504) öngörülmeyen hallerde (örneğin
taşınmaz satışı, kambiyo senedi düzenleme, dava açma) temsilcinin genel yetki
ile yaptığı işlemler müvekkili bağlamaz, yetkisiz temsil doğar" yönündeki
kararlar, şekli korumanın altını çizer. Ancak Yargıtay, temsilci ile üçüncü
kişinin elbirliği yaparak (kollüzyon/hileli anlaşma) temsil olunanı zarara
uğrattığı durumlarda (yetki belgesi şeklen tam olsa bile) bu işlemin ahlaka
aykırılık nedeniyle Kesin Hükümsüz olduğunu belirterek, adaleti şekle üstün
tutmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 40. maddesinde lafzını bulan Temsil kurumu, borçlar
hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz, Haluk Nami Nomer
ve Necip Kocayusufpaşaoğlu gibi dev otoritelerin eserleri ekseninde ciddi
teorik ve felsefi eleştirilere maruz kalmaktadır.
En köklü dogmatik tartışma, temsil kurumunun hukuki niteliğini açıklayan
"Temsil Teorileri" üzerinde yoğunlaşır. Eski dönem Haberci (Elçi/Nuntius)
Teorisine göre temsilci, sadece temsil olunanın iradesini taşıyan bir posta
güvercinidir. Ancak Eren ve Oğuzman/Öz'ün şiddetle savunduğu ve TBK'nın da
benimsediği İrade Teorisi (Temsilcinin İradesi Teorisi) uyarınca; temsilci
sıradan bir elçi değildir, sözleşmenin kurulması aşamasında (kurucu unsurlarda)
bizzat temsilcinin kendi iradesi ve kararı devrededir. Temsilci, pazarlık
yapar, şartları belirler. Bu nedenle, sözleşmede bir irade bozukluğu (yanılma,
aldatma, korkutma) olup olmadığı araştırılırken, temsil olunanın değil,
Temsilcinin İradesinin sakatlanıp sakatlanmadığına bakılır. Doktrin, yasa
koyucunun bu modern teoriyi benimsemesini takdir ederken, TBK m. 40 metninde bu
ayrımın daha sarih (açık) bir lafızla ifade edilmemiş olmasını eleştirmektedir.
İkinci ve çok daha sert eleştiri, Temsil Yetkisinin Kötüye Kullanılması
kurumunun kanunda pozitif bir norm olarak (TBK m. 40 vd. içinde) açıkça
düzenlenmemiş olmasıdır. Bir temsilcinin, kendisine verilen dış yetkinin
sınırları içinde kalmasına rağmen, iç ilişkideki sadakat borcunu hiçe sayarak
temsil olunanı zarara uğratması ve üçüncü kişinin de bunu bilmesi (kollüzyon)
hali, modern ticaret hayatının en büyük kanserlerinden biridir. Oğuzman/Öz ve
Nomer'in eserlerinde vurgulandığı üzere, yasa koyucunun bu kadar kritik bir
sömürüyü çözmek için hâkimi TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye
Kullanılması) gibi genel ve soyut bir emniyet sübabına muhtaç bırakması, hukuki
belirlilik (legal certainty) ilkesine aykırıdır. Alman (BGB) ve İsviçre (OR)
hukuklarındaki derin içtihat birikimi bu açığı kapatsa da; Türk doktrinindeki
yazarlar, "Temsil yetkisinin açıkça kötüye kullanıldığı ve üçüncü kişinin bunu
bildiği hallerde, işlem yetkisiz temsil (askıda hükümsüzlük) hükümlerine
tabidir" şeklinde spesifik bir fıkranın TBK m. 40'a eklenmemesini, yasa
yapıcının büyük bir ihmali olarak hararetle eleştirmektedirler.
Sonuç itibarıyla TBK m. 40; insanın bedensel sınırlarını yıkarak onu hukuki ve
ekonomik bir "omnipresent" (her yerde aynı anda olabilen) varlığa dönüştüren
muazzam bir dogmatik makinedir. Ancak bu makinenin dişlileri, temsilcinin
sadakati ve üçüncü kişinin haklı güveni arasındaki o ince ip üzerinde dürüstlük
kuralının terazisiyle dengede kalmak zorundadır. Temsil yetkisi bir altın
anahtardır, fakat bu anahtar sadece güvenin ve adaletin kapılarını açmak üzere
hukukun eline teslim edilmiştir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 40'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 32.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 40. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.