1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 27. maddesi, borçlar hukuku
dogmatiğinde Sözleşme Özgürlüğünün (TBK m. 26) aşılamaz dış sınırlarını ve
bu sınırların aşılması hâlinde uygulanacak olan Kesin Hükümsüzlük (Butlan)
yaptırımını düzenleyen en temel emredici normdur. Hükmün birinci fıkrası,
"Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı
veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür." lafzıyla,
hukuk düzeninin tahammül edemeyeceği nitelikteki sakatlıkları sayma yoluyla
belirlemiştir. İkinci fıkra ise, "Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir
kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu
hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin
tamamı kesin olarak hükümsüz olur." diyerek, modern sözleşmeler hukukunun
temel felsefesi olan sözleşmeyi ayakta tutma (favor negotii) prensibinin bir
yansıması olan Kısmi Kesin Hükümsüzlük (Kısmi Butlan) kuralını ihdas
etmiştir.
Bu maddenin borçlar hukuku sistematiğindeki işlevi, şeklî anlamda iradeleri
uyuşarak (konsensüs) kurulan bir sözleşmenin, maddi (içeriksel) açıdan hukuk
âleminde meşru bir varlık kazanıp kazanamayacağını belirlemektir. İrade
beyanlarının karşılıklı ve birbirine uygun olması, bir sözleşmenin fiziken (dış
dünyada) doğması için yeterli (kurucu unsur) olsa da; o sözleşmenin hukuk
düzeni tarafından tanınması ve taraflarına talep/dava hakkı bahşetmesi için,
içeriğinin TBK m. 27'de sayılan objektif geçerlilik şartlarını ihlal etmemesi
zorunludur.
Karşılaştırmalı hukuk ve mehaz kanun (reçepsiyon) ilişkisi bağlamında
incelendiğinde, TBK m. 27 hükmünün kökeni İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 20.
maddesine dayanmaktadır. OR Art. 20 hükmü de tıpkı Türk hukuku gibi sözleşmenin
konusunun imkânsızlık, hukuka (emredici normlara) ve ahlaka aykırılık
içermemesi gerektiğini mutlak butlan yaptırımıyla güvence altına almıştır.
Doktrinde bilhassa vurgulanan çok önemli bir farklılık, kısmi butlana
ilişkindir. Alman Medeni Kanunu'nda (BGB § 139) kural "sözleşmenin tamamının
geçersiz olması" iken; mehaz İsviçre Hukukunda (OR Art. 20/2) ve Türk Hukukunda
(TBK m. 27/2) kural Kısmi Kesin Hükümsüzlüktür; yani sakat kısmın kesilip
atılarak geri kalanın geçerli olarak ayakta tutulması asıldır. Bu
yapısal tercih, Türk-İsviçre hukuk sisteminin, geçersizlik rejimini bir imha
aracı olarak değil, bir onarım ve ıslah aracı olarak kullanma eğiliminde
olduğunu kanıtlamaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 27 hükmü içerisinde yer alan mutlak geçerlilik engellerinin her biri,
doktrinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer
tarafından derinlemesine tahlil edilmiş bağımsız hukuki kurumlardır.
A. Kanunun Emredici Hükümlerine Aykırılık:
Hukuk sisteminde tarafların aksini kararlaştıramayacağı, kamu yararı,
zayıfların korunması veya hukuki güvenliğin tesisi amacıyla konulmuş kurallara
Emredici Hükümler adı verilir. Bir sözleşmenin içerdiği edim veya karşı
edim yükümlülüğü, doğrudan doğruya kanunun emredici bir normu ile
yasaklanmışsa, o sözleşme baştan itibaren ölü doğar. Ancak her kanun hükmüne
aykırılık butlan sonucunu doğurmaz; normun koruduğu hukuki değerin ve "normun
amacının" (ratio legis) mutlaka kesin hükümsüzlüğü gerektirip gerektirmediği
yorum yoluyla tespit edilmelidir. Şayet kanun koyucu bir emredici norma
aykırılık için idari para cezası veya disiplin yaptırımı öngörmüş, ancak özel
hukuk boyutunda sözleşmenin geçerliliğine dokunmamayı tercih etmişse, o
sözleşme salt idari düzene aykırılık sebebiyle TBK m. 27 kapsamında batıl
sayılmaz.
B. Kamu Düzenine Aykırılık:
Kamu Düzeni (Ordre Public) bir toplumun temel yapısını, devletin
güvenliğini, anayasal nizamı ve ekonomik/sosyal hayatın vazgeçilmez asgari
kurallarını ifade eden oldukça esnek ve dinamik bir kavramdır. Özel hukukta
irade muhtariyeti, devletin temel nizamını tehdit edemez. Örneğin; kişilerin
seçme ve seçilme haklarını kullanmamaları, belli bir dine inanmaları veya adli
makamlara başvurmamaları yönünde yapılan sözleşmeler, doğrudan doğruya anayasal
kamu düzenine bir saldırı niteliğinde olduğundan Kesin Hükümsüzlük
yaptırımı ile karşılaşır.
C. Ahlaka Aykırılık:
Sözleşmenin konusunun veya amacının, belirli bir toplumda ve zaman diliminde
geçerli olan asgari etik değerlere, namus, edep ve genel dürüstlük
telakkilerine aykırı olması durumudur. Nomer ve Oğuzman/Öz öğretisinde ısrarla
belirtildiği üzere, ahlaka aykırılık sadece sözleşmenin asli edimlerinden
kaynaklanmak zorunda değildir; sözleşmenin kurulmasına iten saik (güdü) her iki
tarafça biliniyorsa ve bu saik ahlaka aykırıysa, sözleşme ortak ahlaka aykırı
amaç nedeniyle de batıl sayılır (örneğin kumar borcu için verilen borç para).
Hukuk sistemi, toplumun vicdanını zedeleyen sözleşmelere dava hakkı vererek
devlet gücünü ahlaksızlığın hizmetine sunmayı reddeder.
D. Kişilik Haklarına Aykırılık:
Türk Medeni Kanunu m. 23 çerçevesinde, kişinin maddi ve manevi bütünlüğünü,
özgürlüklerini ve ekonomik geleceğini bizzat kendi aşırı tasarruflarına karşı
koruyan sınır, Kişilik Haklarıdır. Hiç kimse hak ve fiil ehliyetinden
vazgeçemez, özgürlüklerini hukuka ve ahlaka aykırı olarak devredemez. Kişiyi
bir başkasına ekonomik olarak tamamen bağımlı kılan, onun mesleki gelişimini on
yıllarca ipotek altına alan ölçüsüz sözleşme kayıtları (örneğin fahiş süreli
rekabet yasakları) kişilik haklarına aykırılık teşkil ettiği için TBK m. 27
uyarınca Kesin Hükümsüzdür.
E. İmkânsızlık (Başlangıçtaki Objektif İmkânsızlık):
Maddede zikredilen "konusu imkânsız olan" ibaresi, sözleşmenin kurulduğu anda
mevcut olan Başlangıçtaki Objektif İmkânsızlık durumunu ifade eder.
Sözleşmenin ifa edilmesi, fiziken (doğa kanunları gereği) veya hukuken sadece
borçlu için değil, dünyadaki herkes için imkânsız ise ortada doğabilecek bir
borç ilişkisi yoktur. Örneğin, sözleşme imzalanmadan hemen önce yanarak kül
olmuş bir aracın satımı, konusu baştan itibaren imkânsız olduğundan mutlak
butlanla maluldür. Şayet imkânsızlık sözleşme kurulduktan sonra ortaya çıkarsa
(sonraki imkânsızlık) bu durum geçersizlik değil, TBK m. 136 bağlamında borcun
sona ermesi rejimi içinde değerlendirilir.
F. Kısmi Kesin Hükümsüzlük (Kısmi Butlan) ve Farazi İrade:
TBK m. 27/2 hükmü uyarınca, sözleşmenin bir maddesi yukarıdaki sınırları ihlal
ediyorsa, sadece o spesifik madde (kangrenli bölge) kesilip atılır; geri kalan
maddeler geçerliliğini korur. Doktrinde Eren ve Oğuzman/Öz'ün ifade ettiği
üzere, bu kuralın uygulanabilmesi için sözleşmenin ayakta kalan kısmının kendi
başına bir hukuki anlam ifade edebilmesi ve bölünebilir nitelikte olması
şarttır.
Kısmi butlan kuralının yegâne istisnası, "o madde olmaksızın sözleşmenin
yapılmayacağının açıkça anlaşılması" durumudur. Hâkim, tarafların sözleşme
anındaki Farazi İradelerini (hipotetik irade) araştırır. Eğer taraflardan
biri (veya ikisi) dürüst ve makul bir insan olarak bu geçersiz madde olmasaydı
bu sözleşmeye hiç girmeyecek idiyse, o zaman Kesin Hükümsüzlük bütün
sözleşmeye sirayet eder (tam butlan). Kısmi butlan, hukukumuzun sözleşmeyi
yaşatma (favor negotii) gayretinin en teknik tezahürüdür.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 27 hükmü, izole bir norm olmayıp, Türk Borçlar Kanunu'nun ve Türk Medeni
Kanunu'nun omurga ilkeleriyle organik bir diyalektik içindedir.
A. Genel İşlem Koşulları (TBK m. 20-25) ile Sistematik Çatışma ve
Farklılık:
Borçlar hukuku dogmatiğinin en derin konularından biri, klasik sözleşmelerdeki
Kısmi Butlan (TBK m. 27/2) ile kitle sözleşmelerindeki (Genel İşlem
Koşulları) Yazılmamış Sayılma (TBK m. 21) ve İçerik Denetimi (TBK m.
25) arasındaki ilişkidir. TBK m. 27/2 uyarınca, kısmi butlan hâlinde
taraflardan biri "bu madde olmasaydı sözleşmeyi yapmazdım" diyerek tüm
sözleşmeyi iptal ettirme hakkına sahiptir. Oysa Genel İşlem Koşulları
rejiminde, TBK m. 22 hükmü emredici olarak şu kuralı getirmiştir: "Düzenleyen,
yazılmamış sayılan koşullar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak
olduğunu ileri süremez.". Yani kitle sözleşmelerinde, haksız şartı
bizzat koyan şirketin (düzenleyenin) o şartın geçersiz sayılmasını bahane
ederek sözleşmeden tamamen dönme (TBK m. 27/2 ikinci cümlesini işletme) hakkı
elinden alınmıştır. Ayrıca TBK m. 25'in gerekçesinde, içerik denetimi
sonucu uygulanacak yaptırımın TBK m. 27 anlamında kesin hükümsüzlük olduğu,
ancak m. 27/2'nin ikinci cümlesinin bura için uygulanmayacağı açıkça
belirtilmiştir. Bu sistematik ayrım, zayıf tarafı koruyan sosyal adalet
ilkesinin, klasik irade muhtariyetini sınırlandırdığı temel bir çatlak
noktasıdır.
B. Tahvil (Konversion) Kurumu ile Kurtarma Operasyonu:
TBK m. 27 gereği şekil veya içerik sakatlığı sebebiyle mutlak butlanla malul
olan (ölü doğan) bir işlemin, bazı özel durumlarda şartlarını taşıdığı başka ve
geçerli bir hukuki işleme dönüştürülmesine doktrinde Tahvil denir. Örneğin,
resmî şekilde yapılmadığı için batıl olan bir taşınmaz mülkiyetini devir
sözleşmesi, şekil şartlarını ve iradeyi karşılıyorsa, geçerli bir "gayrimenkul
satış vaadi sözleşmesi" olarak ayakta tutulabilir. Tahvil, tarafların geçersiz
işlemi bildikleri takdirde geçerli olan diğer işlemi yapacaklarına dair
Farazi İradelerine dayanır ve TBK m. 27'nin katı "hiçlik" sonucunu
hafifleten dogmatik bir siboptur.
C. Muvazaa (TBK m. 19) ile Butlan Rejiminin Kesişimi:
İrade ile beyan arasında kasıtlı olarak yaratılan uyumsuzluk olan Muvazaa
hâlinde (TBK m. 19) tarafların görünürdeki işlemi gerçek bir hukuki sonuç
doğurma iradesi taşımadığı için geçersizdir. Yargıtay ve Türk doktrininin
(Eren, Oğuzman/Öz) yerleşik kabulüne göre, muvazaalı işlemler de tıpkı TBK m.
27'de sayılan sebepler (ahlaka aykırılık vb.) gibi Kesin Hükümsüzlük
(Butlan) yaptırımına tabidir. Her ne kadar muvazaada kanunun aradığı
geçerlilik şartlarından ziyade "irade uyuşması (konsensüs)" eksikliği olsa da,
hukuki sonuçları itibarıyla her iki kurum da baştan itibaren geçersizlik ve
re'sen gözetilme gibi butlan rejiminin kurallarına tabidir.
D. Yokluk ile Kesin Hükümsüzlük Ayrımı:
Sözleşmenin kurucu unsurlarının (karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanı)
bulunmaması hâli Yokluktur. Yoklukta ortada doğmuş bir sözleşme hiç yoktur.
Kesin Hükümsüzlükte (Butlan) ise tarafların iradeleri uyuşmuş ve sözleşme
dış dünyada vücut bulmuştur; ancak yasa koyucu TBK m. 27 kapsamında bu
sözleşmenin içeriğindeki ağır kanunsuzluk sebebiyle ona hukuki bir varlık
atfetmemiştir. Hukuki işlemin şeklen doğmuş olması, butlanda iade
taleplerinin (sebepsiz zenginleşme) temelini oluşturması açısından yokluktan
çok daha farklı usuli sonuçlar doğurur.
4. Pratik Olay Analizleri
Olay 1 (Ahlaka ve Emredici Hükümlere Aykırılık):
Biri ticari aracı kurum, diğeri devlet memuru olan iki kişi arasında, memurun
kurumundaki ihalelerde gizli ticari sırlar sızdırması karşılığında aracı
kurumun ona her ay düzenli bir meblağ ödemesi yönünde yazılı ve imzalı bir
sözleşme yapılmıştır. Aylar sonra aracı kurum ödemeleri durdurur ve memur,
elindeki sözleşmeye dayanarak ifa davası açar.
Bu sözleşme, görünürde tarafların karşılıklı irade beyanlarıyla kurulmuş gibi
dursa da, konusu ve amacı itibarıyla doğrudan doğruya Türk Ceza Kanunu'ndaki
rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçlarını ihtiva etmektedir. Bu durum, hem
kanunun Emredici Hükümlerine hem de toplumun Genel Ahlak anlayışına tam
ve ağır bir tecavüzdür. TBK m. 27 uyarınca bu sözleşme Kesin Hükümsüzlük
yaptırımı ile baştan itibaren ölüdür. Memurun bu sözleşmeye dayanarak herhangi
bir talepte bulunması hukuken imkânsızdır. Ayrıca, memurun daha önce sızdırdığı
bilgiler karşılığında veya aracı kurumun verdiği paralar için iade talep etmesi
de, TBK m. 81 (Hukuka veya ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla
verilen şeyin geri istenememesi) uyarınca reddedilecektir.
Olay 2 (Kısmi Butlan ve Farazi İrade Araştırması):
Çok uluslu bir şirket, üst düzey bir yazılım mühendisiyle iş sözleşmesi
imzalamıştır. Sözleşmenin içerisinde, "Mühendis, işten ayrıldıktan sonraki 15
yıl boyunca, dünyanın hiçbir ülkesinde herhangi bir teknoloji firmasında
çalışamaz" şeklinde bir rekabet yasağı kaydı bulunmaktadır.
Bu kayıt, süresi ve coğrafi sınırı itibarıyla ölçüsüz olup, mühendisin ekonomik
mahvına yol açacağından TMK m. 23 ve TBK m. 27 uyarınca Kişilik Haklarına
Aykırıdır ve mutlak surette batıldır. Hâkim, TBK m. 27/2 uyarınca Kısmi
Butlan kuralını işleterek sadece bu 15 yıllık rekabet yasağı maddesini
sözleşmeden kesip atar. İş sözleşmesinin asli edimleri (çalışma ve ücret)
geçerliliğini korur. Şirket, "Bu rekabet yasağı olmasaydı ben bu mühendisi asla
işe almazdım, o hâlde iş sözleşmesi komple batıl olsun" savunması yapsa da;
hâkim, dürüst ve makul bir işverenin Farazi İradesini incelediğinde, salt
rekabet yasağı geçersiz olduğu için işçinin o güne kadar sunduğu nitelikli
emeği reddedecek bir iradenin hukuken korunamayacağına hükmedecek ve tam butlan
talebini reddedecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
Maddenin mahkemeler nezdindeki usul hukuku boyutunda avukatların ve yargı
mensuplarının dikkat etmesi gereken stratejik hususlar son derece nettir.
Öncelikle, Re'sen Dikkate Alınma Kuralı geçerlidir. Bir hukuki işlemin TBK
m. 27 uyarınca kesin hükümsüz olması bir def'i (hakkın kullanılmasını
geciktiren bir karşı hak) değil, doğası gereği bir İtirazdır. Taraflar,
iddia ve savunmalarında sözleşmenin ahlaka, kamu düzenine veya emredici
normlara aykırı olduğunu öne sürmemiş olsalar bile, şayet dosyaya sunulan
delillerden bu aykırılık hâkim tarafından tespit edilebiliyorsa, hâkim bu
durumu resen (kendiliğinden) yargılamanın her aşamasında dikkate almak
zorundadır. Yargı organları, hukuka veya ahlaka aykırı bir sonucun doğmasına
alet edilemez.
İkinci olarak, Zamanaşımı meselesi gündeme gelir. Kesin hükümsüzlük baştan
itibaren "hiçlik" ifade ettiği için, batıl bir sözleşmenin iptal edilmesi (daha
doğrusu butlanının tespiti) herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye
tabi değildir. Yıllar geçse dahi ölü bir sözleşme, zamanın geçmesiyle dirilmez
(geçerli hâle gelmez). Tarafların batıl bir sözleşmeyi bilerek ve isteyerek
(icazet vererek) ifa etmeleri de o sözleşmeyi baştan itibaren geçerli kılmaz;
sadece yeni ve zımni bir sözleşme kurulduğu anlamına gelebilir.
İade talepleri bağlamında; kesin hükümsüz bir sözleşmeye dayanılarak tarafların
birbirlerine verdikleri şeyler "geçerli bir hukuki sebep olmaksızın" verilmiş
sayılacağından, bunların iadesi kural olarak Sebepsiz Zenginleşme (TBK m.
77 vd.) veya mülkiyet henüz geçmemişse İstihkak (TMK m. 683) davası yoluyla
talep edilir. Ancak daha önce belirtildiği üzere, şayet butlanın sebebi
ahlaka aykırılık ise ve veren taraf bu ahlaksız amaca bilerek iştirak etmişse,
eksik borç niteliğindeki TBK m. 81 gereği mahkeme iade talebini reddeder.
Uygulamada sözleşme hazırlayan avukatlar, TBK m. 27/2'nin yaratabileceği "tüm
sözleşmenin çökmesi" riskine karşı, metinlere Bölünebilirlik Kaydı
(Salvatorische Klausel) ekleyerek, bir maddenin geçersiz sayılması hâlinde
tarafların farazi iradesinin "sözleşmeyi her koşulda ayakta tutmak" olduğunu
peşinen güvence altına almaktadırlar.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, mülga 818 sayılı BK m. 20 ve
yürürlükteki TBK m. 27 bağlamında, kamu düzeni ve genel ahlakı ilgilendiren
hususlarda son derece katı, tavizsiz ve istikrarlı bir içtihat politikası
geliştirmiştir.
Yüksek Mahkemenin yerleşik kararlarında şu prensipler açıkça vurgulanır:
"Sözleşme serbestisi ilkesi mutlak değildir. Taraflar, kanunun emredici
hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olmamak şartıyla
aralarında her konuda serbestçe sözleşme yapabilirler. Bu sınırlamaları aşan
sözleşmeler baştan itibaren batıldır ve hâkim tarafından tarafların talebine
bakılmaksızın resen gözetilir." Özellikle Yargıtay, tefecilik sözleşmeleri,
birden fazla kişiyle yapılan evlenme vaadi sözleşmeleri, yahut işçiyi ömür boyu
asgari ücretin altında çalışmaya mahkûm eden feragat sözleşmelerini doğrudan
doğruya TBK m. 27 kapsamına alarak reddetmektedir.
Kısmi butlan konusunda ise Yargıtay, "sözleşmenin ayakta tutulması" prensibini
(favor negotii) azami ölçüde korumaya çalışır. Yargıtay kararlarında, bir ceza
koşulunun (cezai şart) fahiş veya ahlaka aykırı olması durumunda, sadece o ceza
klozunun iptal edildiği, asıl sözleşmenin (örneğin eser veya kira sözleşmesi)
geçerliliğini koruduğu sayısız içtihatla sabittir. Taraflardan birinin kısmi
butlanı bahane ederek sözleşmeden sıyrılma çabaları, Yargıtay tarafından TMK m.
2 (Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması yasağı) duvarına
çarptırılarak reddedilmektedir.
7. Eleştirel Değerlendirme
TBK m. 27 hükmü, klasik borçlar hukuku dogmatiğinin en kusursuz ve köklü
kurumlarından biri olmasına rağmen, modern hukukun ihtiyaçları ve karmaşık
ticari sözleşmeler bağlamında doktrinde çok çetin eleştirilerin odak
noktasındadır.
En yoğun teorik eleştiri, Amaca Uygun Sınırlama (Teleolojik Redüksiyon -
Geltungserhaltende Reduktion) kavramı etrafında dönmektedir. Eğer bir
sözleşme hükmü, kanunun veya ahlakın izin verdiği makul sınırı aşarak (örneğin
3 yıllık azami faiz limiti varken 10 yıllık faiz yazılması) kesin hükümsüz hâle
geliyorsa; hâkim bu maddeyi TBK m. 27'nin katı "kısmi butlan" giyotiniyle
tamamen mi sözleşmeden atmalıdır, yoksa maddeyi kanunun izin verdiği en üst
makul sınıra (3 yıla) indirgeyerek "ayakta mı tutmalıdır"? Alman dogmatiğinde
(BGB § 139 ekseninde) ve İsviçre Hukukunda gelişen bu teori, Türk hukukunda
Fikret Eren ve diğer birçok yazar tarafından da desteklense de, Nomer ve
Oğuzman/Öz öğretisinde ciddi ihtirazlarla karşılanmaktadır.
Eleştirilerin temel noktası şudur: Eğer hâkim her haksız ve aşırı maddeyi
tamamen iptal etmek yerine "makul sınıra indirgeyerek" yaşatırsa, kötüniyetli
taraf veya dev şirketler hiçbir risk almadan daima en fahiş oranları sözleşmeye
yazmaya devam edecektir. Zira itiraz edilirse hâkim zaten onu makul düzeye
indirecek, itiraz edilmezse şirket haksız kârı tahsil edecektir. Bu
bağlamda TBK m. 27'nin katı "yıkıcı" niteliğinin korunması gerektiği, hâkime
sözleşmeyi yeniden yazma (indirgeme) yetkisi verilmesinin tehlikeli olduğu
hararetle savunulmaktadır.
Bir diğer eleştiri ise TBK m. 27/2'de yer alan "bu hükümler olmaksızın
sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa" şeklindeki istisnaya yöneliktir.
Doktrinde bazı yazarlar, bu istisnanın özellikle ticari (B2B) işlemlerde,
sözleşmeden kaçmak isteyen fırsatçı taraflar için bir "kurtuluş kapısı"
yarattığını belirtmektedir. Sözleşmenin küçük bir parçasının batıl olması
durumunda, tarafların farazi iradesini ispatlamadaki sübjektiflik, hukuki
öngörülebilirliği (legal certainty) zedelemektedir. GİK rejiminde (TBK m. 22)
olduğu gibi, klasik sözleşmelerde de kısmi butlan durumunda sözleşmenin
emredici olarak ayakta tutulmasını ve "düzenleyenin bağlılığı" benzeri katı bir
kuralın ticari sözleşmelere de entegre edilmesini öneren görüşler, sözleşme
adaletini şeklî irade teorisine karşı daha güçlü bir şekilde savunmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 27'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 20.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 27. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı ve öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.