III. Yorumlanması
Madde 23 - Genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır.
III. Yorumlanması
Madde 23 - Genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır.
Akademik Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 23. maddesi, Genel İşlem Koşulları kurumunun yargısal denetim mekanizmasındaki ikinci aşamayı teşkil eden Yorum Denetimi müessesesini düzenlemektedir. Madde metni şu şekildedir: "Genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır." Bu hüküm, borçlar hukuku sistematiği içerisinde, klasik sözleşme hukukunun en temel yorum kuralı olan sübjektif irade arayışının (TBK m. 19) kitle sözleşmeleri (katılmalı sözleşmeler) söz konusu olduğunda yerini objektif ve emredici bir yoruma bıraktığı dogmatik kırılma noktasını ifade eder.
Hukuk sistemimizde Genel İşlem Koşullarının denetimi; sırasıyla Yürürlük Denetimi (TBK m. 21-22) Yorum Denetimi (TBK m. 23) ve İçerik Denetimi (TBK m. 24-25) olmak üzere üç temel aşamadan oluşmaktadır. Bu denetim silsilesi içerisinde Yorum Denetimi, bir sözleşme hükmünün yürürlük denetimini geçerek sözleşmenin kapsamına dâhil olmasından sonra, fakat o hükmün dürüstlük kuralına aykırı olup olmadığının (içerik denetimi) değerlendirilmesinden hemen önce devreye giren hayati bir filtredir. Zira bir hükmün içerik denetimi kapsamında geçersiz sayılıp sayılamayacağına karar verilebilmesi için, öncelikle o hükmün ne anlama geldiğinin, yani taraflara ne gibi hak ve borçlar yüklediğinin kesin olarak tespit edilmesi gerekmektedir. Anlamı tespit edilemeyen, muğlak bir ifadenin içerik denetimine tabi tutulması mantıken ve hukuken mümkün değildir.
Karşılaştırmalı hukuk ve mehaz kanun ilişkisi incelendiğinde, bu kuralın kökenlerinin Roma Hukukuna kadar uzandığı görülür. Roma hukukunda benimsenen "in dubio contra stipulatorem" (şüphe hâlinde sözleşmeyi düzenleyenin aleyhine yorumlama) ilkesi, kitle sözleşmelerinin modern dogmatiğine TBK m. 23 ile adapte edilmiştir. Alman Medeni Kanunu'nda (BGB) § 305c fıkra 2 hükmü ile Belirsizlik Kuralı (Unklarheitenregel) olarak açıkça kodifiye edilen bu müessese, İsviçre hukukunda farklı bir gelişim seyri izlemiştir. İsviçre Borçlar Kanunu'nda (OR) Alman hukukundaki gibi kapsamlı bir genel işlem koşulları bölümü başlangıçta bulunmamakla birlikte, Federal Mahkeme içtihatları ve Haksız Rekabet Kanunu (UWG m. 8) ekseninde bu denetim gerçekleştirilmiştir. Doktrinde sıklıkla atıf yapılan ve İsviçre revizyon tasarılarında (örneğin OR Art. 8c taslak tartışmaları ekseninde) sistematik bir konuma oturtulmaya çalışılan bu yorum kuralı, İsviçre'de ağırlıklı olarak Sigorta Sözleşmeleri Kanunu (VVG) m. 33 hükmünde yasal dayanağını bulmuş ve Güven Teorisi üzerinden tüm kitle sözleşmelerine teşmil edilmiştir. Türk kanun koyucusu ise, 6098 sayılı TBK'yı kaleme alırken, İsviçre'deki bu içtihadi ve dağınık yapıyı terk ederek, doğrudan BGB modelini benimsemiş ve Düzenleyenin Aleyhine Yorum kuralını borçlar hukukunun kalbine bağımsız bir norm (TBK m. 23) olarak yerleştirmiştir.
TBK m. 23 hükmünün işleyişi, maddedeki objektif kriterlerin ve hukuk dogmatiğinde geliştirilen yorum teorilerinin derinlemesine analizini zorunlu kılar. Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ışığında bu kavramlar şu şekilde tasnif edilebilir:
A. Açık ve Anlaşılır Olmama (Şeffaflık İlkesinin İhlali): Madde metnindeki ilk ihtimal, bir Genel İşlem Koşulunun "açık ve anlaşılır olmaması" durumudur. Şeffaflık İlkesi uyarınca, sözleşmeyi tek taraflı olarak hazırlayan taraf, metni ortalama zekâlı, makul ve dürüst bir karşı tarafın (müşterinin) rahatlıkla anlayabileceği bir açıklıkta kaleme almakla yükümlüdür. Düzenleyen tarafın bilerek veya bilmeyerek çok karmaşık bir teknik terminoloji kullanması, aşırı ağdalı bir hukuk jargonu tercih etmesi, sözleşmenin bir maddesini diğer bir maddeyle çelişecek şekilde kurgulaması veya noktalama işaretlerini eksik/hatalı kullanarak cümlenin ana fikrini belirsizleştirmesi, bu kapsamda değerlendirilir. Hukuk sistemi, düzenleyenin bu "karanlıkta bırakma" veya "anlaşılmaz kılma" eylemini himaye etmez. Eğer bir ifade açık değilse, o ifadeden çıkarılabilecek birden fazla anlam olmasa bile, metin sırf şeffaf olmadığı için doğrudan doğruya karşı taraf lehine olan en basit anlamıyla yorumlanır veya duruma göre yürürlük denetimine (TBK m. 21) geri gönderilerek yazılmamış sayılması dahi gündeme gelebilir.
B. Birden Çok Anlama Gelme Kuralı (Unklarheitenregel): TBK m. 23'te ifade edilen en temel mekanizma, hükmün "birden çok anlama gelmesi" durumudur. Bu kuralın uygulanabilmesi için, Genel İşlem Koşulu olarak kaleme alınan cümlenin objektif olarak incelendiğinde birbirine zıt veya birbirinden farklı sonuçlar doğuran en az iki farklı anlama gelmeye müsait olması şarttır. Örneğin, bir kargo sözleşmesinde yer alan "Şirket, mücbir sebepler veya operasyonel aksaklıklar hâlinde teslimattaki gecikmelerden sorumlu tutulmayabilir" ifadesindeki "tutulmayabilir" kelimesi, hem kesin bir sorumsuzluk kaydı olarak hem de duruma göre değerlendirilecek bir inisiyatif olarak anlaşılabilecek, çift karakterli (çok anlamlı) bir ifadedir. Alman hukukunda Unklarheitenregel olarak adlandırılan bu kural gereği, şayet lafzi, sistematik ve amaca uygun yorum metotları tüketildikten sonra hâlâ ortada birden fazla anlam kalıyorsa, yasa koyucu bu tereddüdün faturasını metni hazırlayana keser.
C. Düzenleyenin Aleyhine ve Karşı Tarafın Lehine Yorum (in dubio contra stipulatorem): Birden çok anlama gelme durumu tespit edildiğinde devreye giren yasal sonuç, Düzenleyenin Aleyhine Yorum kuralıdır. Oğuzman ve Öz'ün yanı sıra Eren'in de vurguladığı üzere, kitle sözleşmelerinde metni tek taraflı olarak önceden hazırlayan kurum, kendi hazırladığı metnin gramer yapısından, noktalama işaretlerinden ve içerdiği hukuki muğlaklıklardan tam kusursuz olarak sorumludur. Sözleşmedeki bir boşluk veya çok anlamlılık nedeniyle tereddüt yaşanıyorsa, hâkim tarafların farazi iradelerini araştırmayı bırakır ve doğrudan doğruya o metni dayatan şirketin (düzenleyenin) menfaatine en çok zarar veren, buna karşılık tüketici veya zayıf tacir statüsündeki karşı tarafın menfaatini en çok koruyan anlamı, sözleşmenin geçerli anlamı olarak kabul eder.
D. Güven Teorisi (Vertrauensprinzip) ve Objektif Yorum: TBK m. 23'ün uygulanmasında dikkate alınması gereken en önemli doktriner altyapı, Güven Teorisi'dir. Klasik sözleşme hukukunda bir yorum uyuşmazlığı çıktığında, TBK m. 19 uyarınca "tarafların gerçek ve ortak iradeleri" (sübjektif yorum / İrade Teorisi) esas alınır. Ancak yüz binlerce kişiye sunulan matbu bir Genel İşlem Koşulu üzerinde banka ile sıradan bir vatandaşın zihinsel anlamda "ortak ve gerçek bir irade" etrafında birleştiğini iddia etmek, hayatın olağan akışına aykırı bir kurgudur. Nomer ve Eren'in öğretisinde şiddetle savunulduğu üzere, kitle sözleşmelerinde sübjektif yorum uygulanamaz. Bunun yerine, beyanın, ortalama zekâlı, dürüst ve makul bir muhatap tarafından nasıl anlaşılması gerekiyorsa o şekilde anlamlandırıldığı Objektif Yorum (Güven Teorisi) yöntemi kullanılmak zorundadır. Metni hazırlayan şirketin "Ben aslında burada bunu kastetmemiştim, şirketimizin iç yönergelerine göre bu kelimenin anlamı budur" şeklindeki sübjektif savunmaları, Güven Teorisi karşısında dinlenmez.
E. Dar Yorum (Daraltıcı Yorum / Restriktive Auslegung) ve Şüphe Kuralı: Doktrinde Dar Yorum (restriktive Auslegung) olarak bilinen kural, TBK m. 23'ün doğal bir uzantısıdır. Bilhassa sözleşmeyi hazırlayan şirketin kendi sorumluluğunu daralttığı, sınırlandırdığı (sorumsuzluk kayıtları) veya karşı tarafa ceza koşulu yüklediği matbu hükümler, bir şüphe hâlinde mutlaka daraltıcı bir yoruma tabi tutulur. Yani bir istisna hükmü ne kadar geniş ifade edilmiş olursa olsun, hâkim o hükmün sınırlarını muhatabın lehine olacak şekilde en dar alana hapseder. Hakların sınırlandırılması ve sorumluluktan kurtulma ifadeleri kitle sözleşmelerinde geniş yorumlanamaz. Şüphe kuralı, özgürlüğün ve temel hakların asıl, kısıtlamanın ise istisna olduğu felsefesine dayanır.
F. Muhatap İçin En Olumsuz Anlamın Esas Alınması Görüşü (Taktiksel Yorum): Bu husus, doktrinin en derin ve ileri düzey tartışmalarından biridir. Kural olarak TBK m. 23, muhatabın (müşterinin) "en lehine" olan anlamın seçilmesini emreder. Ancak İsviçre Federal Mahkemesi kararlarından beslenen ve Türk doktrininde de hararetle tartışılan bir teoriye göre; bazen, çok anlamlı bir GİK maddesini müşteri için en lehe (yumuşatılmış) şekilde yorumlamak, o maddenin kısmen hukuka uygun hâle gelmesine ve sözleşmede yaşamaya devam ederek müşteriyi yine de bir miktar mağdur etmesine yol açabilir. Bunun yerine hâkim, taktiksel bir yorum yaparak, o çok anlamlı maddeyi bilerek düzenleyen için en aşırı ve muhatap için en olumsuz anlamıyla yorumlamalıdır ki; bu aşırı olumsuz anlam hemen bir sonraki denetim olan İçerik Denetimine (TBK m. 25) takılsın ve "kesin hükümsüzlük" giyotiniyle sözleşmeden kökünden sökülüp atılsın. Ancak Eren ve Oğuzman/Öz gibi yazarlar, bu görüşün kanunun açık lafzına (karşı tarafın lehine yorumlanır) aykırı olduğunu, zira yasanın hâkime böyle bir taktiksel "hukuka aykırılaştırma" görevi vermediğini belirterek bu yaklaşımı eleştirmektedirler.
TBK m. 23'ün, borçlar hukuku dogmatiğinin diğer yapıtaşlarıyla ve Genel İşlem Koşulları denetim zinciriyle olan organik ilişkileri son derece belirleyicidir.
A. TBK m. 19 (Falsa demonstratio non nocet) ile Zıtlık İlişkisi: TBK m. 19, "yanlış isimlendirme zarar vermez" kuralını düzenler ve tarafların gerçekte ne kastettiklerine (sübjektif ortak iradeye) üstünlük tanır. Ancak Genel İşlem Koşulları söz konusu olduğunda, TBK m. 23, TBK m. 19'u devreden çıkaran özel bir norm (lex specialis) olarak hareket eder. GİK'lerde tarafların gerçek bir ortak iradesi olmadığı için, metni hazırlayanın kelimeleri yanlış seçmesi "yanlış isimlendirme zarar vermez" kuralıyla kurtarılamaz. Düzenleyenin kelime hatası veya muğlaklığı, TBK m. 23 uyarınca doğrudan onun aleyhine, katı bir lafzi ve objektif yoruma dönüştürülür.
B. GİK Denetim Hiyerarşisi (TBK m. 21 ve m. 25 ile Bağlantı): Yorum Denetimi (TBK m. 23) Yürürlük Denetimi (TBK m. 21) ile İçerik Denetimi (TBK m. 25) arasındaki köprüdür. Bir genel işlem koşulu, muhataba açıkça bildirilmemişse veya şaşırtıcı (sürpriz) nitelikteyse, TBK m. 21 gereği daha en baştan "yazılmamış sayılır". Yazılmamış sayılan, yani sözleşmenin bünyesine hiç girememiş olan hayalet bir metnin yorumlanmasına (TBK m. 23) geçilmesi hukuken mümkün değildir. Ancak metin yürürlük denetimini geçerse TBK m. 23'e gelir. Yorum denetimiyle metnin o bulanık ve çok anlamlı yapısı tek bir anlama (muhatap lehine olan anlama) indirgenerek netleştirilir. Metin netleştikten sonra ise, "Acaba bu netleşen anlam dürüstlük kuralına aykırı mı ve dengeyi bozuyor mu?" sorusunun cevabı için TBK m. 25'te düzenlenen İçerik Denetimi aşamasına gönderilir.
C. TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı) ile Organik Bağ: TBK m. 23'te zikredilen Düzenleyenin Aleyhine Yorum kuralının felsefi temeli, doğrudan doğruya Türk Medeni Kanunu m. 2'deki Dürüstlük Kuralıdır. Sözleşmeyi hazırlayan güçlü tarafın, metni bilerek flu veya karmaşık bırakıp, ileride doğacak bir uyuşmazlık anında kendi menfaatine manevra yapma çabası, hukuken çelişkili davranış yasağına (venire contra factum proprium) girer. Dürüstlük kuralı, böylesi bir kötüniyeti veya ihmali, metni düzenleyenin en aleyhine olacak şekilde sabitleyerek cezalandırır.
Olay 1 (Sigorta Sözleşmelerinde Muğlak İstisna Hükmü): Bir nakliye şirketi (A) taşıdığı mallar için dev bir sigorta şirketiyle "Geniş Kapsamlı Emtea Nakliyat Sigortası" imzalamıştır. Sözleşmenin içerisindeki poliçe genel şartlarında, ince puntolarla şu hüküm yer almaktadır: "Sigorta şirketi, olağanüstü hava koşullarından kaynaklanan, önlenmesi mümkün olmayan zararları karşılama yükümlülüğünden muaf olabilir." Kış aylarında yaşanan yoğun bir kar fırtınası nedeniyle kargo tırı devrilmiş ve mallar zayi olmuştur. Sigorta şirketi bu maddeye dayanarak, kar fırtınasının olağanüstü hava koşulu olduğunu ve "muaf olabilir" ibaresinin kendilerine tazminat ödememe takdiri verdiğini savunarak ödemeden kaçınır. Bu uyuşmazlık mahkemeye taşındığında, hâkim TBK m. 23 uyarınca Yorum Denetimi yapacaktır. Hükümdeki "olağanüstü hava koşulu" kavramı belirsizdir ve "muaf olabilir" ibaresi kesin bir sorumsuzluk kaydı mıdır yoksa bir takdir yetkisi midir, açık değildir. Objektif bir incelemede bu ifade birden çok anlama gelmektedir. Hukuk dogmatiğindeki Düzenleyenin Aleyhine Yorum kuralı gereğince hâkim, bu şüpheli kelime dizilimini doğrudan metni hazırlayan sigorta şirketinin aleyhine, nakliye şirketinin ise en lehine olacak şekilde yorumlamak zorundadır. Bu daraltıcı yorum (restriktive Auslegung) neticesinde, "kar fırtınası" olağan bir kış koşulu kabul edilerek istisna kapsamı dışına çıkarılır ve "muaf olabilir" ifadesi sigortacıya tek taraflı bir hak bahşetmeyen, etkisiz bir ibare olarak yorumlanır. Sigorta şirketi, bilerek veya özensizce yarattığı bu muğlaklığın faturasını, tazminatın tamamını ödeyerek karşılamak zorunda kalır.
Olay 2 (Telekomünikasyon Sözleşmesinde Ceza Koşulu Belirsizliği): Bir tüketici (B) bir GSM operatörüyle 24 aylık taahhütlü abonelik sözleşmesi imzalamıştır. Sözleşmenin matbu maddelerinden birinde, "Abonenin sözleşmeyi süresinden önce haklı bir sebep olmaksızın feshetmesi durumunda, o güne kadar sağlanan indirimlerin toplamı veya kalan ayların abonelik bedeli tahsil edilir" ifadesi yer almaktadır. Tüketici 12. ayda sözleşmeyi iptal ettiğinde, GSM operatörü, "veya" bağlacının kendisine seçimlik bir hak verdiğini ileri sürerek, kendi kasasına en çok para girecek olan ihtimali, yani "kalan 12 ayın toplam abonelik bedelini" tüketiciden talep eder. Mahkeme önüne gelen bu olayda, Birden Çok Anlama Gelme Kuralı (Unklarheitenregel) doğrudan işletilecektir. Madde metni iki farklı tazminat hesabı sunmakta olup, bu seçimi kimin yapacağı açık değildir. TBK m. 23'ün emredici niteliği gereğince, Genel İşlem Koşullarında yaratılan bu belirsizlik ve şüphe durumu, mutlaka metni kaleme alan tarafın aleyhine çözülür. Hâkim, bu seçme hakkını operatöre değil, tüketiciye aitmiş gibi (veya doğrudan tüketici için en düşük meblağı çıkaran ihtimal hangisiyse onu esas alarak) yorumlar. Bu Dar Yorum sayesinde, operatörün kendi lehine yarattığı esneklik alanı kapatılır ve tüketici için en ucuz ihtimal hangisi ise o rakam üzerinden karar tesis edilir.
Bu maddenin yargısal ve ticari hayattaki uygulamasında, sözleşme hazırlayan hukukçuların ve uyuşmazlıkları savunan avukatların dikkat etmesi gereken stratejik hususlar mevcuttur.
Öncelikle, İspat Yükü bağlamında, bir Genel İşlem Koşulunun muğlak olmadığına ve tek bir anlama geldiğine dair ispat yükü, o maddeyi sözleşmeye koyan ve ondan kendi lehine bir hak/muafiyet çıkarmaya çalışan düzenleyen taraftadır. Şirket avukatlarının, "Bu kavram bizim sektörde herkesçe bu anlama gelir" şeklindeki ticari teamül (usance) savunmaları, karşı tarafın tüketici veya farklı bir sektörden bir tacir olması durumunda Güven Teorisi duvarına çarpmaktadır.
Sözleşme taslağı hazırlanırken, Anglo-Sakson hukukundan kopyalanıp yapıştırılan (copy-paste) yabancı terimlerin Türkçe hukuk dogmatiğine uyarlanmadan kullanılması (örneğin "best efforts", "material breach" gibi sınırları belirsiz kavramlar) mahkemelerde doğrudan TBK m. 23'ün kurbanı olmaktadır. Uygulamacıların, "Mavi Kalem Kuralı" veya "Salvatorische Klausel" (Bölünebilirlik Kaydı) gibi kurtarıcı maddelere güvenmek yerine, sorumluluk daraltan veya ceza öngören maddeleri, yoruma hiç mahal bırakmayacak şekilde matematiksel bir kesinlikle, sade, Türkçe ve kısa cümlelerle kaleme almaları gerekmektedir. Bir kelimedeki bağlaç ("ve", "veya", "olabilir", "gerektiğinde") hatası dahi, Düzenleyenin Aleyhine Yorum kuralı nedeniyle milyonlarca liralık davaların kaybedilmesine neden olmaktadır.
Yargıtay, kitle sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda mülga 818 sayılı BK döneminden itibaren Güven Teorisi üzerinden sağladığı korumayı, 6098 sayılı TBK m. 23 yürürlüğe girdikten sonra doğrudan kanun lafzına dayandırarak oldukça katı bir yorum rejimine dönüştürmüştür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve bilhassa bankacılık, sigorta ve tüketici davalarına bakan ilgili dairelerin (özellikle 11., 3. ve 13. Hukuk Daireleri) kararlarında vurgulanan temel prensip, "İn dubio contra proferentem" ilkesinin mutlak uygulanmasıdır.
Yüksek Mahkeme, özellikle sigorta poliçelerinde yer alan istisna ve muafiyet kayıtlarında, banka kredi sözleşmelerindeki masraf ve komisyon maddelerinde, inşaat sözleşmelerindeki gecikme cezası klozlarında son derece titiz bir Daraltıcı Yorum (restriktive Auslegung) yapmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik kararlarında (Örn: Y. 11. HD, E. 2016/11123, K. 2018/3743) şu ifade sıkça yer bulur: "Gerek ülkemizde gerek mukayeseli hukuk içtihatlarında ve bilimsel öğretide benimsendiği üzere, açık olmayan kayıtların metni kaleme alanın aleyhine, karşı tarafın lehine yorumlanacağı evrensel bir ilkedir.". Yargıtay, taraflar arasındaki ekonomik güç dengesizliğini göz önüne alarak, sözleşmedeki bir boşluğun veya çok anlamlılığın, zayıf tarafı tuzağa düşüren bir araç olarak kullanılmasına müsaade etmemekte, şüphe durumunda daima tüketici, sigortalı veya zayıf tacir lehine hüküm kurmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu m. 23 hükmü, kitle sözleşmelerinin yarattığı adaletsizliği gidermek adına mükemmel bir zırh sağlasa da, doktrinde Eren, Oğuzman/Öz ve Nomer gibi değerli akademisyenler tarafından çeşitli açılardan eleştiriye tabi tutulmaktadır.
Birinci eleştiri, maddenin kişi bakımından uygulama alanına, özellikle Tacirler boyutuna ilişkindir. Alman hukukunda ve İsviçre Haksız Rekabet Kanunu'nda genel işlem koşulu denetimleri ağırlıklı olarak "tüketiciyi" korumaya odaklanmışken; TBK m. 23, lafzındaki mutlaklık sebebiyle, kendi devasa hukuk departmanları olan iki büyük holding arasındaki ticari sözleşmelere dahi uygulanmaktadır. Türk Ticaret Kanunu m. 18/2'de yer alan "basiretli iş adamı gibi davranma" yükümlülüğü ile, ticari bir sözleşmede yer alan bir maddeyi "ben anlamadım, farklı anlama geliyor, benim lehime yorumlansın" diyerek TBK m. 23'e sığınma yaklaşımı, ticari hayatın ihtiyaç duyduğu öngörülebilirlik (legal certainty) ve risk dağılımı ile çelişmektedir. Taciri tüketici ile aynı zayıflık kefesine koyan bu katı korumacı tutumun, ticari nitelikteki kitle sözleşmelerinde (B2B) daha esnek bir teleolojik redüksiyonla (amaca uygun sınırlandırma) uygulanması gerektiği doktrinde haklı olarak savunulmaktadır.
İkinci ve en derin dogmatik eleştiri ise, yukarıda da zikredilen "Muhatap İçin En Olumsuz Anlamın Esas Alınması" teorisine (taktiksel yorum) ilişkindir. Kural olarak TBK m. 23, zayıf tarafı korumak için sözleşmeyi onun lehine yorumlamayı emreder. Ancak lehine yorumlanan bir madde, yumuşatılarak sözleşmede yaşamaya devam ettiğinde muhataba hâlâ zarar veriyor olabilir. İsviçre-Alman doktrininden ithal edilen bir görüş, hâkimin sırf bu maddeyi tamamen yok etmek (İçerik Denetimine takmak) amacıyla, bilerek en kötü/acımasız ihtimali sözleşmenin anlamı olarak kabul etmesini savunur. Ancak Oğuzman/Öz ve Eren'in sistematiğinde de tartışıldığı üzere; bu yaklaşım kanunun "karşı tarafın lehine yorumlanır" şeklindeki emredici ve açık lafzına (TBK m. 23) doğrudan aykırıdır. Hâkime, kanunun lafzını aşarak, metni bilerek hukuka aykırılaştıracak şekilde taktiksel ve yapay bir yorum yapma yetkisi vermek, hukuki güvenliği sarsıcı ve yargısal aktivizmi aşırılaştıran tehlikeli bir yöntemdir. Dolayısıyla kanun koyucunun belirlediği objektif yorum kuralından, yapay içerik denetimi yaratmak uğruna sapılmamalıdır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 23. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı ve öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.