1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) "Genel Hükümler" kısmı içerisinde,
"Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri" ayrımında yer alan 22. madde, Genel İşlem
Koşulları kurumunun yarattığı hukuki sonuçları ve yaptırım mimarisini
düzenleyen en temel emredici normlardan biridir. İlgili hüküm; "Sözleşmenin
yazılmamış sayılan genel işlem koşulları dışındaki hükümleri geçerliliğini
korur. Bu durumda düzenleyen, yazılmamış sayılan koşullar olmasaydı diğer
hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez." lafzını taşımaktadır.
Bu düzenleme, Sözleşme Özgürlüğü ilkesine ve klasik İrade Muhtariyeti
felsefesine, sosyal devlet ve zayıfın korunması ilkeleri doğrultusunda
getirilmiş radikal bir müdahaledir. Klasik borçlar hukuku dogmatiğinde, bir
sözleşmenin kurucu veya asli unsurlarından birinin sakat olması durumunda tüm
sözleşme yapısının çökmesi riski her zaman mevcuttur. Ancak kitle
sözleşmelerinde, zayıf tarafı korumak amacıyla yürürlük denetiminden (TBK m.
21) geçemeyen veya içerik denetimine (TBK m. 25) takılan bir maddenin
sözleşmeden sökülüp atılması neticesinde, tüm sözleşmenin geçersiz hale gelmesi
yine zayıf tarafın aleyhine sonuçlar doğuracaktır. İşte TBK m. 22, bu tehlikeyi
bertaraf etmek üzere, Kısmi Geçerlilik kuralını ve sözleşmenin ayakta
tutulması prensibini mutlak ve emredici bir yasal temele oturtmaktadır.
Tarihsel ve karşılaştırmalı hukuk (mehaz) perspektifinden incelendiğinde, Türk
Borçlar Kanunu'nun bu düzenlemesinin kökenleri Kıta Avrupası hukuk sistemlerine
dayanmaktadır. İsviçre Borçlar Kanunu'nda (OR) genel işlem koşullarına ilişkin
sistematik bir bütünlük uzun süre sağlanamamış, denetim genellikle güven
teorisi ve İsviçre Haksız Rekabet Kanunu (UWG) üzerinden gerçekleştirilmiştir.
Ancak modern tüketici ve rekabet hukuku eğilimleri doğrultusunda, genel işlem
koşullarının denetimi ve sözleşmenin ayakta tutulması prensibi, mehaz İsviçre
hukukundaki OR Art. 8b eksenindeki tartışmalara ve İsviçre Federal
Mahkemesi'nin dürüstlük kuralını temel alan kararlarına yaslanmaktadır. Türk
kanun koyucusu, İsviçre hukukundaki bu teleolojik (amaca uygun) gelişmeleri ve
özellikle Alman Medeni Kanunu'nun (BGB) § 306 (Kısmi Geçerlilik) hükmünü model
alarak, TBK m. 22'yi kaleme almıştır. Bu yapısal tercih, Yazılmamış
Sayılma yaptırımının sözleşmenin bütününe sirayet etmesini (bulaşmasını)
engelleyen ve sözleşmeyi adeta cerrahi bir müdahaleyle temizleyerek yaşamasına
olanak tanıyan bir "hukuki karantina" mekanizması yaratmıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 22'nin işleyişini sağlayan temel kavramların ve yaptırım türlerinin
doktriner sınırlarının, özellikle Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve
Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde derinlemesine incelenmesi gerekmektedir.
A. Yazılmamış Sayılma Yaptırımının Hukuki Niteliği:
Borçlar hukuku dogmatiğinde geçersizlik türleri kural olarak Yokluk,
Kesin Hükümsüzlük (Butlan) ve İptal Edilebilirlik olarak
sınıflandırılır. Ancak TBK m. 20 ve devamı hükümlerinde yer alan Yazılmamış
Sayılma ibaresinin bu klasik tasnifte nereye oturduğu, doktrinde devasa bir
teorik tartışmaya neden olmuştur.
Birinci görüşe göre (ağırlıklı olarak Oğuzman ve Öz'ün yaklaşımlarından
beslenen görüş); Yazılmamış Sayılma durumu aslında bir Kısmi Yokluk
(dissensus) halini ifade etmektedir. Bu teoriye göre, sözleşme tarafların
karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulduğundan, karşı tarafın
varlığı hakkında bilgilendirilmediği veya şaşırtıcı bulduğu bir madde üzerinde
gerçek bir "kabul" iradesi hiç oluşmamıştır. İrade uyuşmasının o spesifik madde
bakımından hiç doğmaması, o maddenin hukuk âleminde baştan itibaren mevcut
olmadığını, yani yoklukla malul olduğunu gösterir.
İkinci görüşe göre ise; Yazılmamış Sayılma yaptırımı, kanunun emredici
sınırlarının aşılması nedeniyle ortaya çıkan bir Kesin Hükümsüzlük (Kısmi
Butlan) türüdür. Bu görüşü savunan yazarlar, yaptırımın doğrudan doğruya
kamu düzenine ve emredici normlara dayandığını ileri sürerek, geçersizliğin
klasik butlan kurallarına göre çözülmesi gerektiğini savunurlar. Nitekim,
yazılmamış sayılma yaptırımının kesin hükümsüzlük olarak kabul edilmesinin
isabetli olacağı pek çok yazar tarafından ifade edilmiştir.
Üçüncü ve Fikret Eren'in de desteklediği baskın görüşe göre ise; Yazılmamış
Sayılma, ne klasik bir yokluk ne de klasik bir kesin hükümsüzlüktür; kitle
sözleşmeleri için özel olarak tasarlanmış, zayıf tarafı koruma amacı güden
Kendine Özgü (Sui Generis) bir yaptırımdır. Zira ortada kurucu
unsurları tamamlanmış fiziki bir belge vardır; ancak kanun koyucu, dürüstlük
kuralına aykırı olan bu maddelerin "sözleşme kapsamına dâhil olmasını"
engellemektedir.
B. Sözleşmenin Ayakta Kalması (Kısmi Geçerlilik Prensibi):
TBK m. 22'nin ilk cümlesi, "Sözleşmenin yazılmamış sayılan genel işlem
koşulları dışındaki hükümleri geçerliliğini korur" diyerek Kısmi Geçerlilik
kuralını emretmektedir. Bu kural, zehirli (haksız) bir şartın sözleşme
bünyesinden sökülüp atılması halinde, sözleşmenin geri kalan asli ve yan edim
yükümlülüklerinin, tarafları bağlamaya devam edeceği anlamına gelir. Şayet
sözleşmenin kurucu unsurlarında (esaslı noktalarında) bir yazılmamış sayılma
söz konusu olsaydı, elbette sözleşme baştan itibaren kurulamamış olacaktı;
ancak Genel İşlem Koşulları genellikle yan edim yükümlülüklerini,
sorumluluk sınırlamalarını veya yenilik doğurucu hakları düzenlediği için,
bunların iptal edilmesi asıl borç ilişkisini (örneğin satım veya kira
ilişkisini) ortadan kaldırmaz.
C. Düzenleyenin Sözleşmeden Kurtulma Yasağı:
Maddenin ikinci cümlesi olan "düzenleyen, yazılmamış sayılan koşullar olmasaydı
diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez" hükmü, bu
sistemin belkemiğidir. Kanun koyucu, Genel İşlem Koşullarını tek
taraflı olarak hazırlayan ve dayatan güçlü şirkete (düzenleyene) kendi
yarattığı haksız şartın geçersiz kılınmasını bahane ederek sözleşmeden tamamen
dönme veya sözleşmeyi iptal etme hakkını kesin bir dille yasaklamıştır.
Doktrinde bu duruma "Düzenleyenin Bağlılığı Kuralı" adı verilmektedir. Hukuk
sistemi, haksız şartı kasten sözleşmeye sokuşturan düzenleyenin, bu
haksızlığından kendi lehine bir "sözleşmeden dönme" argümanı çıkarmasını
engelleyerek onu cezalandırmakta ve onu, sözleşmenin kanun tarafından budanmış
(temizlenmiş) adil versiyonuna katlanmaya mahkûm etmektedir.
D. Ortaya Çıkan Sözleşme Boşluğunun Doldurulması (Lückenfüllung):
Bir Genel İşlem Koşulu yazılmamış sayıldığında ve sözleşme metninden
çıkarıldığında, o sözleşmenin içinde hukuki bir boşluk meydana gelir. TBK
m. 22'nin uygulanmasında bu boşluğun nasıl doldurulacağı hayati bir sorundur.
Nomer, Eren ve Oğuzman/Öz'ün eserlerinde ittifakla belirtildiği üzere,
sözleşmenin yazılmamış sayılan kısımları ile ilgili oluşan bu boşluklar,
öncelikli olarak kanunun Yedek Hukuk Kurallarına (dispositif normlara) göre
doldurulmalıdır. Şayet kanunda o spesifik konuyu düzenleyen bir yedek hukuk
kuralı yoksa, Türk Medeni Kanunu (TMK) madde 1 uyarınca hâkim, örf ve âdet
hukukuna başvuracak; bu da yoksa hâkim kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir
kural koyacak idiyse, sözleşmenin ruhuna ve dürüstlük kuralına uygun olarak o
boşluğu "hâkimin hukuk yaratması" yöntemiyle dolduracaktır. Düzenleyen
taraf, "Bu madde iptal edildi, onun yerine kendi hazırladığım başka bir matbu
maddeyi uygulayalım" şeklindeki bir iddiada asla bulunamaz.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 22 hükmünün, borçlar hukuku dogmatiğindeki diğer geçersizlik rejimleri
ve temel ilkelerle olan sistemik ilişkisi, onun Sui Generis yapısını daha
da belirginleştirmektedir.
A. Kısmi Butlan (TBK m. 27/2) ile TBK m. 22 Arasındaki Zıtlık:
Borçlar hukukumuzda klasik geçersizlik teorisinin temeli olan TBK m. 27/2'de
Kısmi Butlan kuralı düzenlenmiştir. İlgili madde, "Sözleşmenin içerdiği
hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez"
diyerek genel bir kısmi geçerlilik kuralı koyar. Ancak aynı cümlenin
devamında, "...bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça
anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur" diyerek, taraflara
(özellikle de geçersiz maddeden menfaati olan tarafa) sözleşmenin tamamını
iptal ettirme hakkı tanır.
İşte TBK Madde 22, klasik sözleşmeler hukukundaki bu kuralı kitle
sözleşmeleri bakımından tamamen ilga eden (uygulanmaz kılan) devrimci bir özel
hükümdür. Mevcut sözleşme, yazılmamış sayılmasına karar verilen hükümler
dışında varlık ve geçerliliğini sürdürmeye devam edecektir. TBK m. 27/2'de
tarafların "bu madde olmasaydı sözleşmeyi yapmazdım" diyerek tüm sözleşmeyi
geçersiz kılma imkânı varken, genel işlem şartları söz konusu olduğunda (TBK m.
22) düzenleyen tarafın böyle bir yola başvurabilmesi kesin ve emredici olarak
engellenmiştir. Bu farklılık, Genel İşlem Koşulları rejiminin, klasik
irade muhtariyeti prensibinden ziyade, zayıfı koruyan sosyal hukuk devleti
prensibine dayandığını kanıtlamaktadır. Yazılmamış sayılma, diğer geçersizlik
türlerinden tamamen ayrı bir niteliğe, etkiye ve amaca sahiptir.
B. Türk Medeni Kanunu Madde 2 (Dürüstlük Kuralı) ile Organik Bağ:
TBK m. 22'de ifadesini bulan, düzenleyenin sözleşmeden kaçamaması kuralı,
özünde TMK m. 2'de yer alan Dürüstlük Kuralının ve "Çelişkili Davranış
Yasağı"nın (Venire Contra Factum Proprium) sözleşmeler hukukundaki
yansımasıdır. Bir sözleşme metnini kendi hukuki ve ekonomik üstünlüğünü
kullanarak tek taraflı hazırlayan tarafın, bu metnin içine karşı tarafı sömüren
gizli veya haksız şartlar yerleştirmesi kötüniyetli bir eylemdir. Kanun koyucu,
bu kötüniyetli eylemin ifşa olması (maddenin yazılmamış sayılması) durumunda,
düzenleyenin "O zaman ben de oynamıyorum, sözleşmeyi bozuyorum" demesini,
dürüstlük kuralına aykırı bir hakkın kötüye kullanılması olarak kabul
etmektedir.
C. GİK Denetim Zinciri (TBK m. 20, 21, 23, 24 ve 25) İçindeki Yeri:
TBK m. 22, genel işlem koşulları denetim zincirinin "sonuç ve kurtarma"
halkasıdır. Bir koşul, TBK m. 21 uyarınca Yürürlük Denetimini geçemezse
veya TBK m. 25 uyarınca İçerik Denetiminde haksız şart (dürüstlüğe aykırı)
bulunursa, bu koşullara uygulanacak hukuki akıbet TBK m. 22 tarafından
belirlenir. Şayet TBK m. 22 hükmü yasada var olmasaydı, iptal edilen her genel
işlem koşulu, borçlar hukukunun genel hükümleri (TBK m. 27/2) karşısında dev
şirketlere sözleşmeyi iptal etme ve hizmeti tamamen kesme gücü verecek, bu da
tüketicilerin veya zayıf tacirlerin hak arama özgürlüklerini fiilen ortadan
kaldıracaktı (zira kimse hizmetten tamamen mahrum kalmamak için haksız şarta
itiraz edemeyecekti). Bu nedenle TBK m. 22, içerik ve yürürlük denetimlerinin
sahada fiilen işe yarayabilmesinin yegâne hukuki garantisidir.
4. Pratik Olay Analizleri
Olay 1 (Tüketici Kredisi Sözleşmesinde Tek Taraflı Faiz Artırım Yetkisi):
Bir tüketici (A) ulusal bir bankadan on yıl vadeli bir konut kredisi
(mortgage) çeker. Bankanın önceden matbu olarak hazırladığı elli sayfalık
sözleşmenin yirmi ikinci maddesinde, "Banka, piyasa koşullarında yaşanacak
olağanüstü dalgalanmalar neticesinde, tüketiciye bildirimde bulunmaksızın kredi
faiz oranını tek taraflı olarak artırma yetkisine sahiptir" şeklinde bir
Genel İşlem Koşulu yer almaktadır. Birkaç yıl sonra banka bu maddeye
dayanarak faizi artırır. Tüketici dava açtığında mahkeme, bu maddenin zayıf
taraf aleyhine, dürüstlük kuralına aykırı ve tek yanlı bir değiştirme yetkisi
(TBK m. 24 ve 25) olması sebebiyle Yazılmamış Sayılmasına (veya kesin
hükümsüzlüğüne) karar verir. Bunun üzerine banka avukatları mahkemede, "Kredi
sözleşmesinin temel dinamiği ve bankanın kâr elde etme amacı bu faiz artırım
maddesine dayanmaktadır. Bu madde olmasaydı banka olarak bu krediyi asla
vermezdik. Dolayısıyla TBK m. 27/2 uyarınca kısmi butlan sözleşmenin tamamına
sirayet etmelidir, kredi sözleşmesi tamamen feshedilsin ve tüketici ana parayı
derhal geri ödesin" şeklinde bir savunma yaparlar. Hukuk dogmatiği açısından bu
savunma, TBK m. 22 karşısında tamamen geçersizdir. TBK m. 22/2'nin emredici
lafzı uyarınca, düzenleyen banka, yazılmamış sayılan o haksız koşul olmasaydı
sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez. Mahkeme bankanın bu talebini
reddeder. Kredi sözleşmesi, iptal edilen o fahiş madde olmaksızın, ilk
anlaşılan sabit ve adil faiz oranı üzerinden on yıl boyunca geçerliliğini
korumaya devam eder.
Olay 2 (Tacirler Arası B2B Bayilik Sözleşmesinde Sorumsuzluk Kaydı):
Anadolu'da yerel bir işletme sahibi olan tacir (B) uluslararası bir kahve
zincirinden isim hakkı (franchise) almak üzere masaya oturur. Dev kahve
şirketi, standart bayilik sözleşmesinin içine "Franchise veren ana şirket,
tedarik zincirinde yaşanacak hiçbir gecikmeden, ağır kusuru dahi olsa sorumlu
tutulamaz ve bayi hiçbir kâr kaybı zararı talep edemez" şeklinde bir
sorumsuzluk kaydı koymuştur. Daha sonra şirketin ağır kusuruyla kahve
çekirdekleri aylarca teslim edilmez ve bayi (B) iflasın eşiğine gelir. Bayi (B)
zararlarının tazmini için dava açar. Dev şirket bu matbu sorumsuzluk kaydına
sığınır. Mahkeme, tacirler arası bir işlem dahi olsa, ağır kusuru sorumsuz
kılan bu Genel İşlem Koşulunu dürüstlük kuralına aykırılıktan dolayı
Yazılmamış Sayılma yaptırımı ile sözleşmeden çıkarır. Ana şirket, "Bu
sorumsuzluk kaydı benim global operasyonumun teminatıdır, bu madde yoksa
bayilik sözleşmesini komple iptal ediyorum" diyemez. TBK m. 22 kalkanı
sayesinde bayilik sözleşmesinin temel edimleri ayakta kalır ve oluşan
"sorumluluk" boşluğu, Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiil ve borca aykırılıkla
ilgili Yedek Hukuk Kuralları ile doldurularak ana şirket tazminata mahkûm
edilir.
5. Pratik Uygulama Notları
Maddenin mahkeme salonlarındaki ve tahkim yargılamalarındaki pratik
uygulamasında, avukatların ve sözleşme hazırlayan hukukçuların dikkat etmesi
gereken en kritik nokta Sözleşmenin Bölünebilirliği (Severability)
klozlarıdır. Anglo-Sakson hukuku pratiğinden (Common Law) etkilenerek
Türkiye'deki birçok şirket sözleşmesine "Bu sözleşmenin bir maddesi geçersiz
sayılırsa, taraflar o maddenin yerine geçecek ekonomik olarak en yakın maddeyi
birlikte yeniden yazarlar veya sözleşme geçerliliğini korur" şeklinde matbu
Bölünebilirlik Kayıtları (Salvatorische Klausel) eklenmektedir.
Ancak Türk Borçlar Kanunu m. 22 emredici bir normdur. Eğer geçersiz olan madde
bir Genel İşlem Koşulu ise, sözleşmedeki o "salvatorische klausel"
(bölünebilirlik kaydı) hiçbir işe yaramaz. Çünkü TBK m. 22 zaten sözleşmeyi
emredici olarak ayakta tutmakta ve oluşan boşluğun taraflarca yeniden müzakere
edilerek (ki bu durumda güçlü taraf yine kendi istediğini dayatacaktır) değil,
doğrudan doğruya kanunun Yedek Hukuk Kuralları ile doldurulmasını
emretmektedir. Dolayısıyla şirket avukatlarının sözleşmeyi tek taraflı
maksimum fayda sağlayacak şekilde aşırı bencilce hazırlaması (mavi kalem
kuralından sapılması) sadece o bencil maddenin iptal edilmesiyle değil, o
alanın tamamen şirketin kontrolünden çıkıp yasal mevzuatın (genellikle tüketici
veya borçlu lehine olan) koruyucu kurallarına teslim edilmesiyle
sonuçlanmaktadır.
Ayrıca ispat hukuku bakımından, yazılmamış sayılma iddiası bir "itiraz"
niteliğindedir. Mahkeme önünde taraflar ileri sürmese dahi, eğer sözleşmenin
bir matbu metin (GİK) olduğu ve dürüstlük kuralına aykırı bir şart barındırdığı
dosyadan açıkça anlaşılıyorsa, hâkim TBK m. 22'nin sonuçlarını re'sen
(kendiliğinden) dikkate alarak sözleşmeyi ayakta tutacak ve haksız şartı
görmezden gelecektir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay, kitle sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda mülga 818 sayılı
BK döneminden itibaren "sözleşmenin zayıf taraf lehine ayakta tutulması"
prensibine sıcak bakmış, 6098 sayılı TBK yürürlüğe girdikten sonra ise doğrudan
TBK m. 22 lafzına sarılarak çok katı ve tüketici/zayıf tacir lehine içtihatlar
geliştirmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerin (özellikle 11.
Hukuk Dairesi ve 3. Hukuk Dairesi) kararlarında vurgulanan temel prensip şudur:
"Bir sözleşmede yer alan haksız şartların batıl (veya yazılmamış) sayılması, o
sözleşmenin asıl edimlerini ve geçerliliğini etkilemez. Kredi, sigorta veya
abonelik sözleşmesini hazırlayan kurum, kendi hazırladığı haksız şartın
mahkemece iptal edilmesini gerekçe göstererek tek taraflı fesih hakkını
kullanamaz."
Özellikle inşaat, bankacılık ve telekomünikasyon sektörlerindeki sözleşmelerde
Yargıtay, geçersiz sayılan haksız faiz, cezai şart veya fahiş cayma bedeli
maddelerini sözleşmeden çıkarıp attıktan sonra, sözleşmenin geri kalanına
dokunmamakta ve "madem ceza koşulu geçersiz, o halde yasal temerrüt faizi
oranları uygulanır" diyerek boşluğu kanunun emredici veya yedek kuralları ile
doldurmaktadır. Yargıtay kararlarında, TBK m. 22'nin sadece bir geçersizlik
kuralı olmadığı, aynı zamanda bir "sözleşmeyi ıslah (rehabilitasyon)" aracı
olduğu istikrarlı bir şekilde vurgulanmaktadır. Yüksek mahkeme, sözleşmenin
esasına ilişkin (kurucu) bir uyuşmazlık olmadıkça, yan edimlerdeki iptallerin
hiçbir şekilde sözleşmenin feshine zemin hazırlayamayacağını kesin içtihatlarla
sabitlemiştir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu m. 22 hükmü, felsefi olarak sosyal hukuk devleti ve zayıfın
korunması amaçlarına fevkalade hizmet etse de, borçlar hukuku dogmatiği ve
piyasa gerçeklikleri bağlamında doktrinde ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır.
Birinci temel eleştiri, Nomer ve Eren gibi yazarların eserlerinde de
tartışıldığı üzere, yaptırımın Kesin Hükümsüzlük ile Yazılmamış Sayılma
arasındaki dogmatik sınırlarının kanun koyucu tarafından yeterince net
çizilememiş olmasıdır. TBK m. 21 ve m. 22'de "Yazılmamış sayılır" ibaresi
kullanılırken, TBK m. 25'te (İçerik Denetimi) yaptırımın ne olduğu açıkça
yazılmamış, gerekçede ise "Kesin Hükümsüzlük" denilmiştir. Hâlbuki kesin
hükümsüzlükte uygulanan TBK m. 27/2 (kısmi butlanın bütüne sirayet edebilmesi
ihtimali) ile TBK m. 22 (düzenleyenin bağlılığı) kuralları birbiriyle dogmatik
bir çarpışma halindedir. Kanun koyucunun kavramsal bütünlüğü sağlayamamış
olması, usul hukukunda tespit davalarının açılması ve iade taleplerinin hukuki
dayanağı (sebepsiz zenginleşme) konularında kavram kargaşası yaratmaktadır.
İkinci ve ticari hayatı en çok zorlayan eleştiri ise, TBK m. 22'nin lafzındaki
mutlaklık ve esneklik yoksunluğudur. Alman Medeni Kanunu (BGB) bu tür katı
"kurtulma yasaklarını" tacirler arası (B2B) işlemlerde uygularken bazı
istisnalar ve esneklikler tanımaktadır. Oysa Türk hukukunda TBK m. 22, bir
tarafın holding, diğer tarafın da dev bir banka olduğu ticari sözleşmelerde
bile körü körüne uygulanmaktadır. Şayet yazılmamış sayılan o Genel İşlem
Koşulu, sözleşmenin finansal matematiği için o kadar hayatiyse ki, o madde
olmadan sözleşmenin ayakta kalması düzenleyen tarafı (bankayı/şirketi) ticari
bir iflasa sürüklüyorsa, hukuk sisteminin yine de "Hayır, sözleşmeden
kaçamazsın, iflas etsen de kanunun yedek kurallarına katlanacaksın" demesi,
Sözleşme Özgürlüğünün ve serbest piyasa ekonomisinin kökünden
dinamitlenmesidir. Oğuzman ve Öz'ün sistematiğinde de tartışılan bu aşırı
korumacı (paternalist) tutum, bazı durumlarda zayıfı korumaktan çıkıp,
düzenleyen tarafı "sözleşme hapishanesine" kapatan ölçüsüz bir cezalandırma
aracına dönüşmektedir. Bu nedenle borçlar hukukumuzun, TBK m. 22'nin bu mutlak
emrediciliğini, özellikle tacirler arası ilişkilerde TMK m. 2 dürüstlük kuralı
sınırları içinde yumuşatacak (teleolojik redüksiyon) içtihatlara acilen
ihtiyacı vardır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 22'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 8b.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 22. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı ve öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.