1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 200. maddesi, kanunun "Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri" başlıklı Beşinci Bölümünün, "Borcun Üstlenilmesi"ne ayrılmış İkinci Ayırımı altında yer almaktadır [1-3]. Hüküm, İsviçre Borçlar Kanunu’nun (OR) 180. maddesine tekabül etmektedir [4]. İlgili madde, alacaklı ile yeni borçlu (üstlenen) arasında akdedilen dış üstlenme sözleşmesinin herhangi bir sebeple kesin hükümsüz (batıl) olması veya iptal edilmesi hâlinde ortaya çıkacak hukuki sonuçları, özellikle eski borçlunun durumu, fer'i hakların akıbeti ve üçüncü kişilerin korunması ekseninde düzenlemektedir.
Borcun üstlenilmesi kurumu, borçlunun değişmesi sonucunu doğuran ve alacaklı ile üstlenen arasında yapılan bir sözleşmedir (TBK m. 196) [5]. Ancak bu dış üstlenme sözleşmesi, kurucu veya geçerlilik unsurlarındaki bir eksiklik (örneğin ehliyetsizlik, şekle aykırılık, muvazaa, hukuka veya ahlaka aykırılık) ya da irade bozuklukları (hata, hile, korkutma) sebebiyle geçmişe etkili (ex tunc) olarak ortadan kalkabilir [6, 7]. TBK m. 200, bu tür bir geçersizliğin borç ilişkisi üzerinde yaratacağı yıkıcı etkileri bertaraf etmek, alacaklının menfaatlerini korumak ve aynı zamanda iyiniyetli üçüncü kişilerin (özellikle rehin verenlerin ve kefillerin) haklı güvenini muhafaza etmek amacıyla tasarlanmış karma bir koruma normudur [3, 4].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Dış Üstlenme Sözleşmesinin Hükümsüzlüğü
Hükümsüzlük kavramı, dış üstlenme sözleşmesinin kanunun aradığı geçerlilik şartlarını taşımaması (TBK m. 27 uyarınca kesin hükümsüzlük/butlan) veya irade sakatlıkları (TBK m. 39 uyarınca iptal edilebilirlik) sebebiyle baştan itibaren geçersiz olmasını veya geçersiz kılınmasını ifade eder [6, 8, 9]. Dış üstlenme sözleşmesi geçersiz olduğunda, alacaklı ile üstlenen arasında bir borç ilişkisi hiç kurulmamış sayılır. Bu durum, tasarruf işleminin (borcun naklinin) sebebe bağlılığı (illilik) ilkesinin bir sonucudur. Üstlenme işleminin geçersizliği, üstleneni borçlu sıfatından çıkarırken, hukuki işlemin doğurduğu boşluğun nasıl doldurulacağı meselesini gündeme getirir.
2.2. Eski Borcun Bütün Bağlı Borçlarıyla Birlikte Varlığını Sürdürmesi (Canlanma Etkisi)
TBK m. 200/1 uyarınca, dış üstlenme sözleşmesi hükümsüz hâle gelirse, eski borç bütün bağlı borçlarıyla (fer'ileriyle) birlikte varlığını sürdürür [3]. Doktrinde (Fikret Eren, Kemal Oğuzman, Turgut Öz) ifade edildiği üzere, aslında borç eski borçlu bakımından hiç sona ermemiştir. Ancak dış dünyada yaratılan "borcun devredildiği" görünümü ortadan kalkınca, asıl borçlu ile alacaklı arasındaki ilişki hukuken kesintiye uğramamış gibi devam eder. Bu "canlanma", faiz, ceza koşulu gibi borca bağlı fer'i hakların da alacaklı tarafından eski borçludan talep edilebilmesine imkân tanır.
2.3. İyiniyetli Üçüncü Kişilerin Haklarının Saklı Tutulması
Maddenin en kritik unsurlarından biri, "iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak üzere" ibaresidir [3]. Dış üstlenme işlemi sırasında, TBK m. 198/2 uyarınca borcun güvencesi olarak rehin veren üçüncü kişinin ve kefilin sorumlulukları, ancak onların borcun üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermeleri hâlinde devam eder [10]. Eğer bu üçüncü kişiler, yeni borçluya onay vermemiş ve borçtan kurtulduklarına dair haklı bir güven (iyiniyet) içine girmişlerse, dış üstlenme sözleşmesinin sonradan hükümsüz kılınması, bu üçüncü kişilerin sorumluluğunu otomatik olarak diriltmez [4, 11]. İsviçre-Türk doktrininde (örneğin Halûk Nomer ve diğer yazarlar tarafından) vurgulandığı üzere, üçüncü kişilerin bu korunması Türk Medeni Kanunu m. 3 çerçevesindeki objektif iyiniyet prensibine dayanır [11, 12].
2.4. Üstlenenin Kusur Sorumluluğu ve Zararın Giderilmesi
Hükmün ikinci fıkrası, alacaklının sözleşmenin geçersizliği nedeniyle uğradığı zararın tazminini düzenler [3, 13]. Bu, sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğun (culpa in contrahendo) kanunlaşmış özel bir görünümüdür [14, 15]. Üstlenen, sözleşmenin hükümsüz hâle gelmesinde kendisine bir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe (kurtuluş kanıtı getirmedikçe), alacaklının menfi zararını (örneğin, kefillerin iyiniyetli olması sebebiyle eski güvencelerin yitirilmesinden doğan zarar) karşılamak zorundadır. Burada kanun koyucu, kusur karinesi öngörerek ispat yükünü alacaklıdan alıp üstlenene (geçersiz borçluya) yüklemiştir.
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 198 (Bağlı Hak ve Borçlar): TBK m. 198 uyarınca, borçlu değiştiğinde üçüncü kişi rehni ve kefalet, ilgililerin rızası yoksa sona erer [10]. TBK m. 200, dış üstlenme hükümsüz olduğunda bu hakların kural olarak canlanacağını, ancak m. 198 çerçevesinde kurtulduğuna inanan iyiniyetli üçüncü kişilerin korunacağını sistematik olarak tamamlar [4].
- TBK m. 27 ve m. 39 (Geçersizlik Halleri): Dış üstlenme sözleşmesinin hükümsüzlük nedenleri, TBK m. 27'deki kesin hükümsüzlük (emredici hükümlere, kamu düzenine, ahlaka aykırılık, ehliyetsizlik, muvazaa) veya m. 39'daki irade bozuklukları (yanılma, aldatma, korkutma) hükümlerinden beslenir [6, 9].
- TBK m. 77 vd. (Sebepsiz Zenginleşme): Üstlenenin, sözleşmenin hükümsüzlüğünden önce alacaklıya yapmış olduğu ifalar varsa, bu ifalar geçerli bir hukuki sebebe dayanmadığından (condictio indebiti veya condictio ob causam finitam), TBK m. 77 vd. uyarınca sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri istenir [16, 17].
- TMK m. 3 (İyiniyet): TBK m. 200'de zikredilen "iyiniyetli üçüncü kişiler" kavramı, TMK m. 3 anlamında, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen geçersizlik sebebini bilmeyen ve bilmesi gerekmeyen kişileri kapsar [12].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Hukuk Dairelerinin içtihatlarında, sözleşmelerin hükümsüzlüğü ve buna bağlı culpa in contrahendo sorumluluğu kesin kurallara bağlanmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında (örneğin YHGK, T: 26.09.2019, E: 2017/963, K: 2019/955), bir sözleşmenin kurucu veya geçerlilik unsurlarından yoksun olması sebebiyle kesin hükümsüz (batıl) olması halinde, tarafların ifa ettikleri edimleri sebepsiz zenginleşme kurallarına göre iade edecekleri vurgulanmıştır [8, 14].
Bununla birlikte Yargıtay, sözleşmenin geçersizliğine kusuruyla sebebiyet veren tarafın, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) gereği karşı tarafın sözleşmenin geçerliliğine olan haklı güveninden doğan menfi zararını tazmin etmekle yükümlü olduğunu istikrarla kabul etmektedir [14, 15]. TBK m. 200/2 hükmü, Yargıtay'ın bu yerleşik culpa in contrahendo içtihadının dış üstlenme sözleşmelerindeki spesifik ve kanunlaşmış yansımasıdır. Yargıtay uygulamasına göre, üstlenen kişi, kendi ehliyetsizliğini gizlemiş veya temsil yetkisi olmadan işlem yapmışsa, alacaklının eski teminatları (örneğin ipotek veya kefalet) iyiniyetli üçüncü kişilerin korunması sebebiyle kaybetmesinden doğan tüm zararı karşılamak zorundadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
(A) Bankası, borçlu (B)'den 1.000.000 TL alacaklıdır ve bu borç için (C), kendisine ait taşınmaz üzerinde ipotek tesis etmiştir. (D), (B)'nin borcunu üstlenmek üzere (A) Bankası ile bir dış üstlenme sözleşmesi imzalar. (C), yeni borçlu (D)'ye güvenmediği için üstlenmeye rıza göstermez ve ipotek fek edilir. Altı ay sonra, (D)'nin dış üstlenme sözleşmesini imzalarken ayırt etme gücünden yoksun olduğu ve sözleşmenin kesin hükümsüz olduğu tespit edilir.
Hukuki analiz: TBK m. 200/1 gereğince, dış üstlenme sözleşmesi ehliyetsizlik nedeniyle kesin hükümsüz olduğundan, asıl borçlu (B)'nin borcu hiç sona ermemiş gibi varlığını sürdürür [3]. Ancak (C), borcun devredildiği inancıyla ve kanunun (TBK m. 198/2) kendisine tanıdığı hakla ipoteğini fek ettirmiş iyiniyetli bir üçüncü kişidir [4, 10]. Bu nedenle (C)'nin ipoteği yeniden canlanmaz. (A) Bankası, güvencesini (ipoteği) yitirmiştir. Bu durumda (A) Bankası, TBK m. 200/2 uyarınca, ayırt etme gücü eksikliğinde veya bu durumun gizlenmesinde kusuru bulunan taraftan (D'nin yasal temsilcilerinden veya kusurlu hareket eden D'den hakkaniyet gereği) yitirdiği güvencenin bedelini tazminat olarak talep edebilir [3, 13, 18].
Olay 2:
*(X) Şirketi, (Y)'nin (Z)'ye olan 500.000 TL'lik hammadde borcunu, yetkis