Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 198

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

C. Borçlunun değişmesinin sonuçları I. Bağlı hak ve borçlar


Madde 198 - Borçlu değişmiş olsa bile, alacaklının borçlunun kişiliğine özgü olanlar dışındaki bağlı hakları saklı kalır. Bununla birlikte borcun güvencesi olarak rehin veren üçüncü kişinin ve kefilin sorumlulukları, ancak onların borcun üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermeleri hâlinde devam eder.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk özel hukukunun temel sütunlarından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 198. maddesi (Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 175; Mehaz İsviçre Borçlar Kanunu - OR Art. 178), genel hükümlerin "Borcun Üstlenilmesi" (dış üstlenme) başlığı altında yer almakta olup, borçlunun değişmesi durumunda borca bağlı olan fer'i (yan) hakların ve teminatların akıbetini düzenlemektedir.

Borcun dış üstlenilmesi (TBK m. 196), borcun pasif süjesini değiştiren hukuki bir tasarruf işlemidir. Borcun nakli rejiminde, yenileme (tecdit) kurumundan farklı olarak eski borç ortadan kalkıp yepyeni bir borç doğmaz; tam aksine, borç kendi kimliğini, sıfatlarını, savunma vasıtalarını ve bağlı haklarını muhafaza ederek yeni borçluya geçer. Bu dogmatik temel nedeniyle kanun koyucu, borcun kimliğine sıkı sıkıya bağlı olan fer'i hakların kural olarak yeni borçluya karşı da varlığını sürdüreceğini kabul etmiştir (TBK m. 198/1).

Ancak bu kuralın iki çok önemli sınırı vardır: İlki, eski borçlunun kişiliğine özgü bağlı hakların geçişinin engellenmesi; ikincisi ise üçüncü kişilerin sağladığı teminatların (kefalet ve üçüncü kişi rehni), rızaları yoksa borçlunun değişmesiyle kendiliğinden sona ermesidir (TBK m. 198/2). Maddenin varlık sebebi, bir yandan asıl alacağa bağlı fer'i hakları koruyarak alacaklının hak kaybını önlemek; diğer yandan ise kendi rızaları dışında borçlunun değişmesiyle risk profilleri ağırlaşabilecek olan üçüncü kişi teminat sağlayıcılarını (kefil ve rehin verenleri) koruma altına almaktır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Maddenin teorik ve pratik sınırlarını belirleyebilmek adına kilit kavramların doktrindeki (Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer) yaklaşımlar çerçevesinde çözümlenmesi zorunludur:

2.1. Bağlı Haklar (Fer'i Haklar) ve Geçiş Kuralı

Asıl alacağın varlığına ve kaderine tabi olan, asıl alacakla birlikte doğup onunla birlikte sona eren haklara bağlı (fer'i) haklar denir. Borcun üstlenilmesiyle borçlunun değişmesi, asıl alacağın kimliğini değiştirmediğinden, kural olarak tüm fer'i haklar yeni borçluya karşı da geçerliliğini korur. Bu kapsamda; işlemiş ve işleyecek faizler, cezai şart (ceza koşulu), dava ve takip hakları, rüçhan hakları gibi haklar, yeni borçluya karşı da aynen ileri sürülebilir.

2.2. Kişiliğe Özgü Bağlı Haklar (İstisna)

TBK m. 198/1'in getirdiği istisna uyarınca, "borçlunun kişiliğine özgü olan" bağlı haklar borcun geçişiyle sona erer. Eğer bağlı bir hak, doğrudan doğruya eski borçlunun şahsi nitelikleri, mesleki yeteneği, dürüstlüğü, ekonomik veya sosyal statüsü dikkate alınarak kurulmuşsa, bu hak yeni borçluya karşı ileri sürülemez. Örneğin, eski borçlunun şahsi kusuruna bağlı olarak kararlaştırılan özel bir cezai şart veya onun kişisel hatır ilişkisinden kaynaklanan imtiyazlar bu kapsamdadır. Bu hakların tamamen yabancı bir üçüncü kişiye (yeni borçluya) teşmil edilmesi dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ile bağdaşmaz.

2.3. Üçüncü Kişilerin Teminatları ve Yazılı Rıza Şartı

TBK m. 198/2, borcun güvencesi olarak rehin veren üçüncü kişinin ve kefilin sorumluluklarının devamını, onların borcun üstlenilmesine "yazılı olarak rıza göstermeleri" şartına bağlamıştır. Kefalet ve üçüncü kişi rehni, teminat verenlerin doğrudan asıl borçlunun ödeme gücüne (bonitas), dürüstlüğüne ve mali itibarına güvenerek girdikleri yüksek riskli işlemlerdir. Borçlunun değişmesi, bu üçüncü kişilerin üstlendiği risk profilini kökten ve tek taraflı olarak değiştirir. Yeni borçlu ödeme gücünden yoksun, batık veya kötü niyetli olabilir. Alacaklı ile yeni borçlu arasındaki bir anlaşmayla, teminat veren üçüncü kişilerin durumunun ağırlaştırılmasını önlemek amacıyla kanun koyucu bu emredici korumayı sevk etmiştir. Yazılı rıza verilmemişse, borcun üstlenilmesi sözleşmesinin kurulduğu anda kefalet ve üçüncü kişi rehni kendiliğinden ve geçmişe etkili olarak sona erer.

2.4. Eski Borçlunun Kendi Malı Üzerindeki Rehni

Madde metni özenle "rehin veren üçüncü kişinin" sorumluluğunun rızaya bağlı olduğunu belirtmektedir. Peki, eski borçlu kendi malını rehin vermişse ve borç bir başkasına devrediliyorsa bu rehnin akıbeti ne olacaktır? Doktrinde (Eren, Oğuzman/Öz) kabul edildiği üzere, eski borçlu borcunu bir başkasına devrettiğinde, asıl borç yükümlülüğünden kurtulur ancak malı üzerindeki rehin devam ediyorsa fiilen "rehin veren üçüncü kişi" konumuna geçer. Kendi borcu için rehin veren kişi, artık başkasının borcu için rehin veren konumundadır. Bu nedenle, eski borçlunun kendi malı üzerindeki rehnin devam edebilmesi için de onun dış üstlenmeye açık veya zımni rızasının (ayni sorumluluğu devam ettirme iradesinin) bulunması şarttır. Aksi takdirde, borçtan tamamen kurtulmayı amaçlayan eski borçlunun ayni sorumluluğunun devam etmesi borcun naklinin amacıyla çelişir.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 198 hükmü, borçlar hukukunun teminatlar ve borç geçişleri rejimleriyle derin organik ilişkiler içerisindedir:

  • TBK m. 196 (Borcun Dış Üstlenilmesi): Maddenin uygulanabilmesi için öncelikle TBK m. 196 anlamında geçerli bir dış üstlenme sözleşmesinin kurulmuş olması gerekir.
  • TBK m. 583 (Kefaletin Şekil Şartları) ve TBK m. 598 (Kefaletin Sona Ermesi): Kefilin sorumluluğunun devamı için aranan "yazılı rıza" şartı, kefalet hukukunun katı şekilcilik prensibinin (TBK m. 583) bir uzantısıdır. Yazılı rıza verilmemesi, kefaleti kendiliğinden sona erdiren özel bir kanuni sebep oluşturur (TBK m. 598 atfıyla).
  • TMK m. 850 vd. (Taşınmaz Rehni/İpotek) ve TMK m. 939 vd. (Taşınır Rehni): Üçüncü kişilerin taşınmaz ipoteği veya taşınır rehniyle verdikleri ayni teminatların sicildeki kaderi bu maddeye tabidir. Yazılı rıza yoksa, sicilde kayıtlı ipotek veya rehnin hukuki sebebi ortadan kalktığından, tapu sicilinin düzeltilmesi davası (TMK m. 1025) açılabilir.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili hukuk daireleri, borcun üstlenilmesi durumunda üçüncü kişilerin sorumluluğunun sona ermesi kuralını son derece katı ve tavizsiz bir biçimde uygulamaktadır.

Kefilin ve Rehin Verenin Yazılı Rızasının Yokluğunda Sorumluluğun Sona Ermesi hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik ve şablonlaşmış içtihadı şu şekildedir: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 198. maddesinin ikinci fıkrası (Mülga 818 sayılı BK m. 175) uyarınca; borcun güvencesi olarak rehin veren üçüncü kişinin ve kefilin sorumlulukları, ancak onların borcun üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermeleri hâlinde devam eder. Bu hüküm emredici nitelikte olup, teminat verenlerin rızasının varlığını ispat yükü alacaklıya aittir. Somut uyuşmazlıkta, davacı banka ile asıl borçlu arasındaki kredi sözleşmesini müteselsil kefil sıfatıyla imzalayan davalının rızası alınmaksızın, borçlu şirketin aktif ve pasifleriyle başka bir şirkete devredilmesi (borcun üstlenilmesi) suretiyle borçlu değişmiştir. Davalı kefilin bu borç transferine ilişkin verilmiş yazılı bir muvafakati (rızası) bulunmamaktadır. Borcun üstlenilmesiyle birlikte davalı kefilin sorumluluğu yasa gereği kendiliğinden sona ermiştir. Bu aşamadan sonra kefile yöneltilen takip ve açılan dava haksız olup, davanın reddine karar verilmesi gerekir."

Eski Borçlunun Grup Şirketleri Arasındaki Borç Naklinde Kefilin Durumu bağlamında Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yaklaşımı: "Borçlu şirket ile borcu üstlenen şirket arasında organik bağ bulunması, aynı grup şirketleri olmaları veya ortaklarının aynı olması, kefilin yazılı rıza şartını (TBK m. 198/2) ortadan kaldırmaz. Kanun, tüzel kişiliklerin bağımsızlığı ilkesi gereğince her bir borçlu değişikliğinde kefilin riskinin değiştiğini kabul eder. Yazılı muvafakat belgesi sunulmadığı sürece kefilin sorumluluğunun devam ettiği iddia edilemez."

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kefilin Yazılı Rızasının Bulunmaması ve Sorumluluğunun Sona Ermesi):

Sanayici (A), ham madde alımı için satıcı (B) ile 1.000.000 TL bedelli bir vadeli satış sözleşmesi imzalar. (A)'nın yakın arkadaşı (C), bu borca müteselsil kefil olur. (A) işlerin kötü gitmesi üzerine borcunu ödeyemez duruma gelir ve iş ortağı (D) ile anlaşarak borcu (D)'nin üstlenmesini teklif eder. Alacaklı (B), (D)'nin ödeme gücünü iyi bildiği için bu dış üstlenme teklifini yazılı olarak kabul eder. Ancak bu süreçte kefil (C)'nin haberi dahi olmamıştır. Vade geldiğinde (D) borcu ödemez ve alacaklı (B), kefil (C)'ye karşı icra takibi başlatır. Hukuki Analiz: Olayda (A) ile (D) arasında yapılan iç üstlenme, alacaklı (B)'nin kabulüyle dış üstlenmeye dönüşmüştür (TBK m. 197). Ancak bu esnada kefil (C)'nin TBK m. 198/2 uyarınca "yazılı rızası" alınmamıştır. Borcun süjesi değiştiği anda (C)'nin kefalet sorumluluğu kanun gereği kendiliğinden nihayete ermiştir. Alacaklı (B)'nin (C)'ye karşı başlattığı icra takibi temelsiz olup, (C)'nin açacağı menfi tespit davası haklı bulunarak kabul edilecektir.

Olay 2 (Üçüncü Kişi İpoteğinin Durumu ve Sicilden Terkini):

Müteahhit (X), arsa sahibi (Y)'den inşaat finansmanı için borç alır. (X)'in babası (Z), bu borcun teminatı olarak kendi adına kayıtlı lüks bir taşınmaz üzerinde (Y) lehine 1. Dereceden İpotek tesis eder. (X) daha sonra projeyi tüm aktif ve pasifleriyle başka bir müteahhit firma olan (W)'ye devreder. Alacaklı (Y) bu devri onaylar. Baba (Z) ise ipoteğin devam edip etmeyeceği konusunda hiçbir belge imzalamamış, sürece sessiz kalmıştır. Borcun ödenmemesi üzerine (Y), (Z)'nin taşınmazının ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla satışını talep eder. Hukuki Analiz: Taşınmaz üzerinde ipotek tesis eden baba (Z), asıl borç ilişkisinde "üçüncü kişi" konumundadır. TBK m. 198/2 uyarınca, borcun (X)'ten (W)'ye geçmesine (Z)'nin yazılı olarak rıza göstermiş olması şarttır. Sessiz kalma (sükut), borçlar hukukunda kabul veya rıza beyanı olarak yorumlanamaz. Yazılı rıza bulunmadığından ipotek teminatı borcun devredildiği an çökmüştür. Baba (Z), tapu sicilinin düzeltilmesi davası (TMK m. 1025) açarak ipoteğin terkinini isteyebilir; (Y)'nin başlattığı ipotek takip işlemi iptal edilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü ve İspat Vasıtası: Borçlu değişikliğine rağmen kefilin veya rehin veren üçüncü kişinin sorumluluğunun devam ettiğini iddia eden alacaklı, bu kişilerin borcun üstlenilmesine rıza gösterdiklerini ispat etmekle yükümlüdür (TMK m. 6). Bu rıza, sıhhat şartı (geçerlilik şartı) olarak yazılı şekle tabi tutulmuştur. Adi yazılı imza veya noter onaylı muvafakatname tek geçerli ispat vasıtasıdır. E-posta, WhatsApp yazışması veya şahit beyanı geçerli kabul edilmez.
  • Muvafakat Zamanı: Doktrinde tartışılmakla birlikte, geçerli uygulama için rızanın dış üstlenme sözleşmesinin kurulmasından önce, kurulması esnasında veya en geç makul bir süre sonra verilmesi gerekir. İhtilafları önlemek adına muvafakat belgesinin dış üstlenme protokolüne ek yapılması en sağlıklı yöntemdir.
  • Legal Drafting (Sözleşme Tasarımı) Önerisi: Alacaklı vekilleri, kredi veya borç ilişkisi kurulurken kefalet veya rehin sözleşmelerine "Borcun gelecekte başka bir kişiye devredilmesine/üstlenilmesine şimdiden peşinen muvafakat ediyorum" şeklinde genel klozlar eklemektedir. Ancak doktrindeki ağırlıklı görüş ve Yargıtay'ın koruyucu yaklaşımı uyarınca; borcun kimin tarafından üstlenileceği (yeni borçlunun kimliği ve ödeme gücü) önceden belirsiz olduğundan, bu tarz peşin ve genel muvafakatnameler geçersiz sayılmalıdır. Rıza, somut devir işlemi ve yeni borçlunun kimliği bilinerek verilmelidir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 198. maddesinde yer alan borcun üstlenilmesinde bağlı hakların ve teminatların kaderi rejimi, borçlar hukuku dogmatiği açısından iki yönden eleştirel analize tabi tutulmaktadır:

Birinci husus, Katı Yazılı Rıza Şartının Ticari Hayatın Hızı ve Güvenliği ile Çelişmesi meselesidir. Modern finansal piyasalarda, şirket evlilikleri, bölünmeler, aktif transferleri ve borç yapılandırmaları son derece dinamik süreçlerdir. Büyük ticari borç transferlerinde, yüzlerce kefilin veya rehin verenin tek tek ıslak imzalı yazılı muvafakatini aramak, borç transfer süreçlerini tıkayan pratik bir bürokrasi yaratmaktadır. Doktrinde bazı yazarlar, özellikle kurumsal kefaletlerde veya grup şirketleri arası devirlerde "yazılı rıza" şartının daha esnek yorumlanması, en azından dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde "organik bağ" bulunan durumlarda kefilin sorumluluğunun devam ettirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Ancak Yargıtay'ın zayıf tarafı koruma saikiyle şekil şartını mutlaklaştıran yaklaşımı, kanun metninin emredici lafzına uygun olsa da ticari hayatın ihtiyaçlarına cevap vermekten uzaktır.

İkinci kuramsal tartışma, Eski Borçlunun Kendi Malı Üzerindeki Rehninin Kaderine İlişkin Kanuni Düzenleme Boşluğudur. Kanun koyucu, 198. maddenin ikinci fıkrasında sadece "rehin veren üçüncü kişinin" durumunu hükme bağlamış, borcu devreden asıl borçlunun kendi rehnine sessiz kalmıştır. Doktrinde bu boşluk, eski borçlunun devirle birlikte "üçüncü kişi" konumuna geçeceği karinesiyle aşılmaya çalışılsa da, bu legistik dolambaçlı yol kanunun sistematik yetersizliğini göstermektedir. Kanunda açıkça "eski borçlunun kendi malı üzerindeki rehin sorumluluğu da devirle birlikte sona erer; ancak rehnin devam edeceğini yazılı olarak taahhüt ederse saklı kalır" şeklinde bir ibareye yer verilmemesi, büyük ölçekli proje finansmanlarında ve ipotekli kredilerin devrinde ciddi uyuşmazlıklara davetiye çıkaran yapısal bir zafiyettir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler (Yetkin Yayınları); Prof. Dr. M. Kemal Oğuzman / Prof. Dr. M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt-2 (Filiz Kitabevi); Prof. Dr. Halûk Nami Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler (Beta Basım).
  • Yargı Kararları: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihat taramaları (2026 yılı güncel verileri çerçevesinde).
  • Karşılaştırmalı Hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (Obligationenrecht - OR) Art. 178 gerekçesi ve Federal Mahkeme (BGE) içtihat ilkeleri.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlükteki 198. maddesinin dogmatik sınırlarını kapsar.

Görüş: Ticari hayatın hızından ziyade, teminat veren üçüncü kişileri koruyan ve şekil şartını mutlaklaştıran koruyucu doktrin görüşü benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 24.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.