Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 188

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

3. Borçluya ait savunmalar


Madde 188 - Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir. Borçlu, devri öğrendiği anda muaccel olmayan alacağını, devredilen alacaktan önce veya onunla aynı anda muaccel olması koşuluyla borcu ile takas edebilir.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku dogmatiğinin temelinde yer alan irade özerkliği (Privatautonomie) ve sözleşme özgürlüğü ilkeleri gereğince, kişiler serbestçe sözleşme kurabilir ve bu sözleşmeden doğan haklarını tasarruf işlemleriyle devredebilirler. Alacağın devri (temlik) alacaklının asıl borçlunun rızasına ihtiyaç duymaksızın, alacak hakkını ivazlı veya ivazsız olarak üçüncü bir kişiye (devralana) geçirdiği bir tasarruf işlemidir. TBK m. 183 uyarınca kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı alacağını devredebilir. Ne var ki bu devir işlemi, kural olarak işlemin dışında kalan ve rızası aranmayan borçlunun hukuki durumunu ağırlaştırmamalıdır. Roma hukukundan günümüze intikal eden "nemo plus iuris ad alium transferre potest quam ipse habet" (hiç kimse sahip olduğundan daha fazla hakkı başkasına devredemez) ilkesinin bir uzantısı olarak; devralan, alacak hakkını devredenin malvarlığında hangi hukuki statüde ve hangi "hastalıklarla (eksikliklerle)" bulunuyorsa o şekilde iktisap eder.

Kanun koyucu, borçluyu devir işlemine karşı korumak amacıyla TBK m. 188 (Mehaz OR Art. 169) hükmünü sevk etmiştir: "Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir.". Bu hüküm, borçlunun, devreden alacaklıya karşı kullanabileceği her türlü itiraz (hakkın doğumuna engel olan veya onu sona erdiren sebepler) ve def'i (ifadan kaçınma hakkı veren sebepler) hakkını, alacağı devralan yeni alacaklıya karşı da aynı güçle kullanabilmesini teminat altına alan dogmatik bir zırhtır.

Satım sözleşmesi gibi tam iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik) sözleşmelerde, bu savunma kalkanının en sık kullanıldığı alan "temerrüt" kurumudur. Temerrüt, ifası mümkün ve muaccel bir borcun, borçlu tarafından ihtara rağmen zamanında yerine getirilmemesi veya alacaklı tarafından usulüne uygun sunulan ifanın haklı bir sebep olmaksızın reddedilmesi durumudur. Satım sözleşmelerinde alıcının bedeli ödemede temerrüdü (TBK m. 236 / OR Art. 214) veya satıcının malı teslimde temerrüdü (TBK m. 235) karşı tarafa TBK m. 125 kapsamında aynen ifa, müspet zararın tazmini veya sözleşmeden dönerek menfi zararın tazmini gibi seçimlik haklar verir. Eğer temerrüde düşen satıcı, alıcıdan olan semen (bedel) alacağını üçüncü bir kişiye devretmişse; alıcı, satıcının temerrüdüne dayanarak sahip olduğu ödemezlik def'ini (TBK m. 97) veya sözleşmeden dönme hakkını (TBK m. 125) doğrudan doğruya devralan üçüncü kişiye karşı TBK m. 188 kalkanı vasıtasıyla ileri sürebilir. Bu bağlamda TBK m. 188, devralanın alacak hakkının ifa edilebilirliğini, satım sözleşmesinin akıbetine (temerrüt olgusuna) kilitleyen en önemli normdur.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

TBK m. 188'in sağladığı korumanın ve satımda temerrüt hükümlerinin (OR Art. 214) sınırlarını belirleyebilmek için, kurumların unsurlarının öğretideki (Eren, Oğuzman/Öz, Nomer) yaklaşımlar çerçevesinde analiz edilmesi zorunludur:

A. Savunma Kavramı (Def'i ve İtirazlar): TBK m. 188'de "savunma" (Einreden / Exceptions) üst kavramı kullanılmış olup, bu terim hem itirazları hem de def'ileri kapsar.

  1. İtiraz (Einwendung): Alacak hakkının hiç doğmadığını (örneğin muvazaa, şekle aykırılık, ehliyetsizlik) veya doğduktan sonra sona erdiğini (örneğin ifa, ibra, takas, imkânsızlık) gösteren maddi hukuk olgularıdır. İtirazlar hâkim tarafından dosyadan anlaşıldığı sürece re'sen dikkate alınır.
  2. Def'i (Einrede): Alacak hakkının doğduğunu ve halen devam ettiğini kabul etmekle birlikte, borçluya ifadan geçici veya sürekli olarak kaçınma yetkisi veren haklardır. Zamanaşımı def'i (TBK m. 146) ödemezlik def'i (TBK m. 97) ve tartışmasızlık def'i bunlara örnektir. Def'iler, borçlu tarafından mahkemede açıkça ileri sürülmedikçe hâkim tarafından re'sen nazara alınamazlar.

B. Devri Öğrenme Anı: Borçlunun devralana karşı ileri sürebileceği savunmaların zaman sınırı, borçlunun "devri öğrendiği" andır. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün eserlerinde vurgulandığı üzere, öğrenme anı objektif olarak tespit edilir. Devir işleminin borçluya devreden veya devralan tarafından resmen bildirilmesi (ihbar) şart değildir; borçlunun devri herhangi bir yolla (haricen) kesin olarak öğrenmesi, savunmaların sabitlenmesi (kristalleşmesi) için yeterlidir. Öğrenme anından önce mevcut olan tüm savunmalar devralana karşı ileri sürülebilir. Öğrenme anından sonra doğan savunmalar ise, kural olarak devralana karşı ileri sürülemez. Ancak, alacağın doğumuna ilişkin sözleşmesel temel (örneğin satım sözleşmesindeki karşılıklılık ilişkisi) öğrenmeden önce mevcutsa, bu temele dayanan (ve öğrenmeden sonra ortaya çıkan) savunmalar da (örneğin sonradan gerçekleşen satıcı temerrüdü) TBK m. 188 kapsamında devralana karşı ileri sürülebilir.

C. Satımda Alıcının Temerrüdü (OR Art. 214 / TBK m. 236): Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde temerrüdün genel şartları muacceliyet ve ihtardır. Ancak satım sözleşmesine özgü olarak yasa koyucu özel düzenlemeler sevk etmiştir. Peşin satımlarda (zilyetliğin devri ile bedel ödemesinin eşzamanlı olduğu durumlarda) alıcı bedeli ödemede temerrüde düşerse, satıcı TBK m. 123'teki "ek süre verme (Mehil/Nachfrist)" kuralına uymak zorunda kalmaksızın derhâl sözleşmeden dönebilir. Ancak bu hakkını kullanabilmesi için dönme iradesini "gecikmeksizin" alıcıya bildirmesi şarttır. Eğer satıcı malı alıcıya bedelini tahsil etmeden (kredili/veresiye) devretmişse, alıcının temerrüdü hâlinde sözleşmeden dönebilmesi için, bu hakkı sözleşmede "açıkça saklı tutmuş (muhafaza etmiş)" olması gerekir. Aksi hâlde mülkiyet geçmiş kabul edilir ve satıcı sadece cebri icra yoluyla semen (bedel) alacağını ve temerrüt faizini (TBK m. 120) talep edebilir.

3. Sistematik İlişkiler

Alacağın devrinde borçlunun savunmaları (TBK m. 188); ödemezlik def'i (TBK m. 97) sözleşmeden dönme teorileri (TBK m. 125) ve takas (TBK m. 189) rejimleriyle derin dogmatik çatışmalar içindedir.

A. TBK m. 188 ile Ödemezlik Def'i (TBK m. 97 / Exceptio Non Adimpleti Contractus) İlişkisi: Sinallagmatik sözleşmelerin ruhunu oluşturan "karşılıklılık" (do ut des) ilkesi gereğince, kendi edimini ifa etmeyen veya ifasını teklif etmeyen taraf, karşı taraftan ifa talep edemez. Satıcı (devreden) teslim borcunu ifa etmeden satış bedeli alacağını bir faktoring şirketine devrederse; faktoring şirketi (devralan) alıcıya (borçluya) ödeme yapması için başvurduğunda, alıcı TBK m. 188 vasıtasıyla TBK m. 97'deki "ödemezlik def'ini" ileri sürebilir. Yani borçlu alıcı, devralana "Asıl satıcı bana malı teslim etmeden, ben sana ödeme yapmam" diyerek ifadan kaçınabilir. Bu durum, alacağın devrinin devralan açısından ne denli riskli (illetli) bir işlem olduğunu göstermektedir; zira devralan, devredenin temerrüdünün bedelini tahsilat yapamayarak öder.

B. Temerrüt Nedeniyle Sözleşmeden Dönme ve Temlikin Çökmesi: Devredilen alacak hakkının kaynağı olan satım sözleşmesinde satıcı temerrüde düşer ve alıcı, TBK m. 125 uyarınca "sözleşmeden dönme" hakkını kullanırsa, devredilen alacağın akıbeti ne olacaktır? Doktrinde sözleşmeden dönmenin hukuki niteliği konusunda derin tartışmalar vardır.

  1. Klasik Dönme Teorisi (Ex Tunc): Sözleşme baştan itibaren ortadan kalkar, doğmuş alacaklar geçmişe etkili olarak düşer.
  2. Kanuni Borç İlişkisi Teorisi: Sözleşme geriye etkili ortadan kalkar, iade borçları sebepsiz zenginleşmeye değil, kanundan doğan özel bir tasfiye ilişkisine dayanır.
  3. Dönüşüm Teorisi (Yeni Dönme Teorisi / Ex Nunc): Oğuzman/Öz ve Serozan tarafından desteklenen bu teoriye göre; dönme ile sözleşme geçmişe etkili olarak yok olmaz, sadece ileriye etkili olarak bir "tasfiye ilişkisine (Rückabwicklungsverhältnis)" dönüşür. Henüz ifa edilmemiş borçlar düşer, ifa edilenler iade edilir.

Hangi teori benimsenirse benimsensin, alıcının satıcı temerrüdü nedeniyle sözleşmeden dönmesi hâlinde, satıcının semen (bedel) alacağı ortadan kalkar. TBK m. 188 uyarınca borçlu alıcı, "sözleşmeden dönme (bozucu yenilik doğuran hakkın kullanımı)" savunmasını devralana karşı ileri sürerek ifadan kurtulur. Bu durumda devralan (üçüncü kişi) sahip olduğu alacağı tahsil edemez ve TBK m. 191 uyarınca devredene (satıcıya) dönerek "alacağın varlığını ve ifa edilebilirliğini garanti etme (tekeffül)" borcuna aykırılıktan dolayı zararının tazminini ister.

C. TBK m. 188 ve Takas Savunması (TBK m. 189): Borçlu, devri öğrendiği anda devredene karşı muaccel bir alacağa sahipse, bu alacağını devralanın talebiyle takas (Verrechnung) edebilir. Kanun koyucu TBK m. 189'da takası kolaylaştırmak adına; borçlunun alacağı devri öğrendiği anda henüz muaccel değilse bile, devredilen alacaktan "daha sonra muaccel olmaması şartıyla" takas ileri sürülebileceğini düzenlemiştir. Satım sözleşmesinde alıcının satıcıdan (devredenden) kaynaklanan başkaca bir alacağı veya ayıptan doğan bedel indirimi alacağı varsa, bu tutarı devralanın (örneğin faktoring firmasının) talep ettiği ana semen alacağından takas ve mahsup yoluyla indirebilir.

4. Pratik Olay Analizleri

Satım sözleşmesindeki temerrüt dinamiklerini (OR Art. 214) ve alacağın devrinde borçlunun savunmalarının devralana karşı ileri sürülmesini (TBK m. 188) test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:

Olay 1 (Satıcının Temerrüdü, Ödemezlik Def'i ve Faktoring'e Karşı TBK m. 188): Fabrikatör (X) Tıbbi Cihaz Üreticisi (Y)'den 2 Milyon TL bedelle bir MR cihazı satın alır. Sözleşmeye göre (Y) cihazı 01.03.2023 tarihinde teslim edecek, (X) ise bedeli 01.04.2023 tarihinde ödeyecektir. Üretici (Y) bu 2 Milyon TL'lik alacağını henüz teslim tarihi gelmeden 15.02.2023 tarihinde Faktoring Şirketi (Z)'ye devreder ve devir (X)'e aynı gün ihbar edilir. 01.03.2023 geldiğinde Üretici (Y) cihazı teslim edemez ve borçlu temerrüdüne düşer. 01.04.2023 geldiğinde Faktoring Şirketi (Z) Alıcı (X)'ten 2 Milyon TL'yi talep eder. Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 188'in koruyucu ruhunun kusursuz bir tezahürüdür. Faktoring şirketi (Z) "Ben cihazın teslimiyle ilgilenmem, alacağı devraldım, vadesi geldi öde" diyemez. Alıcı (X) TBK m. 188 uyarınca, devredene (Y'ye) karşı sahip olduğu savunmaları (Z)'ye karşı ileri sürme hakkına mutlak olarak sahiptir. Alıcı (X) TBK m. 97 (Ödemezlik Def'i) uyarınca "Karşı edim (cihaz) bana teslim edilmediği sürece ödeme yapmaktan kaçınma hakkım var" savunmasını (Z)'ye yöneltir. Bu def'i (savunma) devri öğrenme anından (15.02.2023) sonra doğmuş (01.03.2023'te cihazın teslim edilmemesiyle) olsa da, alacağın hukuki temeli (sinallagmatik satım sözleşmesi) öğrenme anında mevcut olduğundan TBK m. 188 kapsamında geçerlidir. (Z)'nin eda davası reddedilir.

Olay 2 (Veresiye Satımda Alıcının Temerrüdü ve Dönme Yasağı - OR 214 / TBK 236): Tacir (A) Tacir (B)'ye 10 ton çelik sacı teslim eder ve mülkiyetini geçirir. Anlaşmaya göre (B) satış bedeli olan 500.000 TL'yi teslimden 2 ay sonra ödeyecektir. Ancak sözleşmede "bedel ödenmezse satıcının sözleşmeden dönme ve malı geri alma hakkı saklıdır" şeklinde bir hüküm (muhafaza kaydı) yoktur. Vade geldiğinde Alıcı (B) bedeli ödemez ve temerrüde düşer. Satıcı (A) TBK m. 125 uyarınca ek süre verip sözleşmeden döndüğünü ve çelik sacların mülkiyetinin tarafına iadesini talep eder. Dogmatik Analiz: Bu uyuşmazlık, satım hukukundaki TBK m. 236 (Mehaz OR Art. 214) özel kuralının genel temerrüt hükümlerine (TBK m. 125) üstünlüğünü (lex specialis derogat legi generali) gösterir. Veresiye (kredili) satımlarda mal teslim edilmişse, satıcının bedelin ödenmemesi (alıcının temerrüdü) nedeniyle sözleşmeden dönmesi, ancak bu hakkı açıkça "saklı tutmuş (sözleşmeye dönme şartı koymuş)" olmasına bağlıdır. Olayda böyle bir şart bulunmadığı için, mülkiyet kesin olarak (B)'ye geçmiştir. Satıcı (A)'nın dönme beyanı hukuken geçersizdir (yok hükmündedir). (A) sadece bedelin tahsilini, aşkın zararın (TBK 122) ve temerrüt faizinin ödenmesini isteyebilir.

5. Pratik Uygulama Notları

Alacağın devrinde borçlu savunmaları (TBK m. 188) ve satımda temerrüt hükümlerinin usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve finansal uygulamalarda avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. Faktoring İşlemlerinde Feragat Kayıtlarının Geçersizliği: Ticari hayatta faktoring şirketleri veya bankalar, temlik sözleşmelerinde asıl borçluya "Alacağın devrini kabul ettiğimi, devredenle aramdaki temel ilişkiden (satım vb.) doğacak hiçbir def'i ve itirazı (ayıp, temerrüt, ödemezlik) devralana karşı ileri sürmeyeceğimi gayrikabili rücu kabul ve taahhüt ederim" şeklinde feragat beyanları imzalatırlar. Ancak avukatlar bilmelidir ki, tüketicinin korunması (TKHK m. 4) ve genel işlem koşulları (TBK m. 20 vd.) denetimi, kapsamında, borçluyu TBK m. 188'in sağladığı yasal savunma hakkından önceden feragat ettiren bu tür "soyutlaştırma" (Kondiktionssperre) klozları, dürüstlük kuralına aykırı olmaları ve borçlunun hukuki durumunu haksız yere ağırlaştırmaları nedeniyle kural olarak kesin hükümsüzdür (yazılmamış sayılır). Borçlu avukatı bu feragat metnine rağmen TBK m. 188 savunmasını mahkemede ileri sürebilmelidir.

2. HMK Kapsamında İtiraz ve Def'ilerin İleri Sürülme Usulü: Dava stratejisi kurgulanırken, devralana karşı ileri sürülecek savunmanın niteliği (itiraz mı def'i mi) doğru tespit edilmelidir. Örneğin, satıcının temerrüdü nedeniyle sözleşmenin feshedildiği/dönüldüğü iddiası bir "itiraz" niteliğindedir (alacak hakkı çökmüştür) ve davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Ancak, "satıcı bana malı vermediği için ben de sana bedeli ödemiyorum (TBK m. 97)" şeklindeki ödemezlik def'i veya zamanaşımı def'i mutlak surette HMK m. 116 ve 141 uyarınca cevap dilekçesinde (ilk itirazlar veya esasa cevap süresi içinde) ileri sürülmelidir. Süresinde ileri sürülmeyen bir def'i, sonradan savunmanın genişletilmesi yasağına takılır.

3. Temlikin İhbarının Kristalleştirici İşlevi: Devralan (yeni alacaklı) vekilleri, TBK m. 188 kapsamında borçlunun savunmalarını "dondurmak (kristalleştirmek)" için, alacağın devrini (temliki) borçluya noter aracılığıyla veya Kayıtlı Elektronik Posta (KEP) ile derhâl ihbar etmelidir. Zira "öğrenme anı" ne kadar erkene çekilirse, borçlunun devredene karşı sahip olup da devralana yöneltebileceği (öğrenmeden sonra doğacak olan) takas veya diğer kişisel şahsi def'ilerin önü o kadar çabuk kesilmiş olur.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, TBK m. 188'in borçluyu koruyan yapısını, faktoring şirketlerinin veya üçüncü kişi devralanların alacak iddialarına karşı güçlü bir fren mekanizması olarak kullanmakta ve satıcının temerrüdünü (teslim yapmamasını) mutlak bir savunma sebebi olarak kabul etmektedir.

Ödemezlik Def'i (TBK m. 97) ve Faktoring Firmasına Karşı Savunma (TBK m. 188) hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 188. maddesi (mülga BK m. 167) uyarınca, borçlu devri öğrendiği anda devredene karşı haiz olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir. Alacağın temliki, borçlunun durumunu ağırlaştıramaz. Temlik alan faktoring şirketi, alacağı temlik edenin (satıcının) bütün hak ve vecibeleri ile birlikte külli halefi durumundadır. Somut uyuşmazlıkta, davalı borçlu (alıcı) fatura bedellerine konu ticari malların asıl satıcı tarafından kendisine teslim edilmediğini, yani satıcının temerrüde düştüğünü savunmaktadır. Taraflar arasındaki satım ilişkisinde karşılıklılık ilkesi geçerli olup, kendi edimini (teslim) ifa etmeyen taraf (satıcı) karşı taraftan (alıcıdan) bedelin ödenmesini talep edemez (TBK m. 97). Bu savunma, TBK m. 188 gereğince temlik alan faktoring şirketine karşı da aynı şekilde ileri sürülebilir. Mahkemece, fatura konusu malların asıl satıcı tarafından borçluya teslim edilip edilmediği araştırılmadan, sırf temlik belgesine dayanılarak davanın kabulü usul ve yasaya aykırıdır."

Veresiye Satımda Alıcının Temerrüdü (TBK m. 236 / OR 214) bağlamında Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "Satım sözleşmelerinde alıcının bedeli ödemede temerrüde düşmesi hâlinde uygulanacak hükümler TBK m. 236'da (mülga BK m. 211) özel olarak düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, zilyetliği mülkiyeti geçirme amacıyla alıcıya devredilmiş olan bir malın peşin satımında alıcı temerrüde düşerse, satıcı ancak mülkiyetin muhafazası (saklı tutulması) kaydını veya bedel ödenmezse sözleşmeden dönme hakkını açıkça sözleşmede saklı tutmuşsa sözleşmeden dönebilir ve malın iadesini isteyebilir. Aksi hâlde, bedel ödenmese dahi mülkiyet alıcıya geçmiştir. Satıcı, dönme hakkını saklı tutmadığı kredili (veresiye) satımlarda, alıcının temerrüdü üzerine genel hükümlere (TBK m. 125) dayanarak sözleşmeden dönüp malın iadesini talep edemez; yalnızca ödenmeyen semenin ve temerrüt faizinin (ve varsa aşkın zararın) tahsilini isteyebilir. Mahkemece bu yasal kısıtlama gözetilmeden sözleşmenin feshine ve malın iadesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir."

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan Alacağın Devrinde Borçlunun Savunmaları (TBK m. 188 / OR Art. 169) rejimi ile satım hukukunun kalbini oluşturan Alıcının Temerrüdü (TBK m. 236 / OR Art. 214) kurumları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Öğrenme Anı Kriterinin Katılığı" ve "Veresiye Satımlardaki Dönme Yasağının Yarattığı Adaletsizlik" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşmeye Aykırılık ve İfa Engelleri" tartışmalarında merkezî bir yer tuttuğu üzere; TBK m. 188'de Savunmaların Kesilme Noktası Olarak Belirlenen 'Öğrenme Anı' Kriterinin, Gelişen Kredi ve Faktoring Piyasalarında Borçlunun Haklı Menfaatlerini Zedeleyen Bir Katılığa Dönüşmesidir. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde haklı olarak sorgulandığı üzere; kanun koyucu borçlunun devredene karşı sahip olduğu takas, ödemezlik veya sözleşmeden dönme gibi savunmalarını devralana karşı ileri sürebilmesini "devri öğrenme anı" ile sınırlandırmıştır. Ancak, birbiriyle sürekli iş yapan ticari aktörler arasında (cari hesap ilişkilerinde) alacağın devredildiği öğrenildikten sonra, devredenin temerrüdü veya kusuru nedeniyle borçlunun uğradığı zararlar veya yeni doğan takas alacakları TBK m. 188'in lafzı dar yorumlandığında "öğrenmeden sonra doğduğu için" faktoring şirketine karşı ileri sürülememektedir. Rona Serozan'ın da şiddetle eleştirdiği gibi; borçlunun rızası dışında yapılan bir devir işlemi (temlik) borçluyu devredenle olan genel ekonomik ilişkisinin risklerine karşı (öğrenme anından sonrası için) tamamen savunmasız bırakmamalıdır. Kanunlaştırma tekniği (Legistik) açısından, alacağın hukuki temeli (causa) öğrenmeden önce atılmışsa, bu temelden sonradan doğan tüm inşai hakların ve zararların da (özellikle ayni etkili dönme veya kanuni tasfiye ilişkisi teorileri bağlamında,) devralana karşı kayıtsız şartsız ileri sürülebilmesi, sözleşme adaletinin (Justitia commutativa) zorunlu bir gereğidir.

İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 236'da (OR Art. 214) Düzenlenen 'Veresiye (Kredili) Satımlarda Alıcının Temerrüdü Hâlinde Satıcının Sözleşmeden Dönememesi' Kuralının, Kötüniyetli Alıcıları Koruyan Arkaik Bir Düzenleme Olmasıdır. Nomer ve Öz'ün eserlerinde vurgulandığı üzere; genel borçlar hukuku dogmatiğinde (TBK m. 125) borçlu temerrüde düştüğünde, alacaklıya hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmaksızın "sözleşmeden dönme" ve karşılıklı edimlerin iadesini (sebepsiz zenginleşme) isteme hakkı tanınmıştır. Oysa TBK m. 236, satım sözleşmelerinde (eğer satıcı malı peşin tahsil etmeden teslim etmişse ve dönme hakkını sözleşmede açıkça saklı tutmamışsa) alıcı bedeli hiçbir zaman ödemese dahi satıcının dönme hakkını (ve malını geri alma hakkını) yasa zoruyla elinden almaktadır. Hukukun, mülkiyetin görünüşte geçmesini mutlaklaştırmak adına, malı alıp bedelini ödemeyen temerrüde düşmüş kötüniyetli bir alıcıyı bu derece ağır bir şekilde himaye etmesi, Roma hukukunun mancipatio geleneklerinden kalma eşya hukuku dogmatizminin, modern borçlar hukukunun maddi adalet arayışına ayak bağı olmasıdır. Alman Hukukunda (BGB § 323) temerrüt hâlinde her zaman dönme hakkı tanınarak bu arkaik ayrım ortadan kaldırılmışken; Türk-İsviçre borçlar hukuku sistematiğinin hâlen TBK m. 236'daki dönme yasağına (özellikle ticari enflasyonist ortamlarda satıcıyı sadece değersizleşen bir nakit alacağı ile baş başa bırakarak) sıkı sıkıya bağlı kalması, sözleşmesel dengeyi alıcı lehine haksız yere bozan doktriner bir zafiyettir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 188'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 214.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 188. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.