1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar Hukukuna egemen olan temel ilke şekil serbestisidir (TBK m. 12).
Taraflar, kural olarak hiçbir dışsal merasime bağlı kalmaksızın sözleşme
akdedebilirler. Ancak kanun koyucu, hukuki işlem güvenliğini sağlamak, ispat
kolaylığı yaratmak ve özellikle tarafları aceleci kararlar almaktan korumak
(uyarıcı fonksiyon) amacıyla bazı sözleşmelerin geçerliliğini "resmî şekil"
şartına bağlamıştır. Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmeler,
ekonomik ve sosyal önemleri hasebiyle bu istisnanın en katı uygulandığı
alandır. TBK m. 237/1 (Mehaz OR Art. 216) amir hükmü uyarınca; "Taşınmaz
satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesi
şarttır.". Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, "Taşınmaz satışı vaadi,
geri alım ve alım sözleşmeleri, resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz"
kuralı sevk edilmiştir. Taşınmazlara ilişkin bu emredici şekil kuralı, TMK m.
706, Tapu Kanunu m. 26 ve Noterlik Kanunu m. 60 hükümleriyle birlikte bir bütün
(şekil dogmatiği) oluşturur.
Öte yandan, borçlar hukukunun dinamik yapısı içerisinde, taşınmaz mülkiyetinin
devrini talep hakkı (kişisel/nispi bir hak olarak) doğduktan sonra, bu hakkın
üçüncü bir kişiye devredilmesi (alacağın temliki) sıklıkla karşılaşılan bir
durumdur. TBK m. 183 uyarınca alacaklı, kural olarak borçlunun rızasını
aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir. Başlıkta anılan TBK m.
187 hükmü, bu devir işleminin kapsamını düzenleyerek; "Alacağın devri ile
devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar
(fer'i haklar) da devralana geçer" kuralını getirmiştir. Taşınmaz devir
borcunun doğduğu bir ilişkide (örneğin arsa payı karşılığı inşaat
sözleşmesinde) müteahhidin taşınmazı talep hakkını bir üçüncü kişiye
(tüketiciye) devretmesi hâlinde, bu alacağa bağlı olan fer'i haklar (gecikme
tazminatı, ceza koşulu, tescile zorlama hakkı) TBK m. 187 uyarınca
kendiliğinden devralana intikal eder.
Kanun koyucu, taşınmaz mülkiyetini doğrudan geçiren işlemleri katı bir resmî
şekle (TBK m. 237) tabi tutarken; mevcut bir taşınmaz devir alacağının üçüncü
kişiye devrini ise (TBK m. 184 uyarınca) sadece "adi yazılı şekle" tabi
tutarak, borçlar hukuku dogmatiğinde teori ile pratik arasında ince bir köprü
kurmuştur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Taşınmaz satımındaki şekil şartının ve alacağın devrinin dogmatik sınırlarını
belirleyebilmek için, kurumların kurucu unsurlarının öğretideki (Eren,
Oğuzman/Öz, Serozan, Nomer) yaklaşımlar çerçevesinde mikroskobik düzeyde analiz
edilmesi zorunludur:
A. Taşınmaz Satışı ve Taşınmaz Satış Vaadi (TBK m. 237):
Taşınmaz satışı, satıcının bir taşınmazın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya
devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel (semen) ödeme borcu altına
girdiği tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir. Taşınmaz satış vaadi ise,
tarafların ileride bir taşınmaz satış sözleşmesi yapmayı karşılıklı olarak
taahhüt ettikleri bir "önsözleşme (pactum de contrahendo)" niteliğindedir. Her iki sözleşme de taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçladığından resmî
şekle tabidir. Ancak yetkili makamlar farklıdır: Tapu Kanunu m. 26 uyarınca
taşınmaz satış sözleşmesini düzenlemeye münhasıran Tapu Sicil Müdürleri yetkili
iken; 1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 60/3 uyarınca taşınmaz satış vaadi
sözleşmelerini (düzenleme şeklinde olmak şartıyla) Noterler yapmaya yetkilidir.
B. Resmî Şekil ve Kesin Hükümsüzlük (Mutlak Butlan):
Hukukumuzda taşınmaz satışında aranan şekil, ispat şartı (ad probationem)
değil, kurucu bir geçerlilik şartıdır (ad solemnitatem). Geçerlilik şartı olan
resmî şekle uyulmadan (örneğin haricen, adi yazılı kâğıtla veya sözlü olarak)
yapılan bir taşınmaz satış sözleşmesi, Türk-İsviçre doktrininde hâkim görüşe
göre "kesin hükümsüzlük (mutlak butlan)" yaptırımıyla maluldür. Bu tür
sözleşmeler baştan itibaren (ex tunc) hiçbir hukuki sonuç doğurmazlar, onama
(icazet) ile geçerli hâle gelemezler ve hâkim tarafından davanın her aşamasında
re'sen gözetilirler. Şekle aykırılığın mutlak butlan yaratması,
mülkiyetin tescilsiz (geçersiz sözleşmeye dayalı olarak) fiilen devredildiği
durumlarda "hukuki sebebin geçersizliği (condictio ob causam invalidam)"
nedeniyle sebepsiz zenginleşme (TBK m. 77) hükümlerinin işletilmesini zorunlu
kılar.
C. Alacağın Devri (TBK m. 183) ve Fer'i Hakların Geçişi (TBK m. 187):
Alacağın devri, alacaklının, alacağını borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın
yazılı bir sözleşmeyle üçüncü kişiye devrettiği ivazlı veya ivazsız bir
tasarruf işlemidir. TBK m. 187 uyarınca, asıl alacak devredildiğinde, bu
alacağa bağlı olan fer'i haklar da kanun gereği kendiliğinden devralana geçer.
Örneğin, taşınmaz mülkiyetinin devrini talep hakkı (asıl alacak)
devredildiğinde; bu borcun ifa edilmemesi ihtimaline karşı kararlaştırılan
"ceza koşulu", "kefalet", "rehin" veya "gecikme faizi" gibi güvenceler (fer'i
haklar) de devralanın malvarlığına dâhil olur. Fer'i hakların intikali, asıl
alacağın kaderini paylaşma (accessorium sequitur principale) ilkesinin doğal
bir sonucudur.
3. Sistematik İlişkiler
Taşınmaz satımında şekil kuralları (TBK m. 237); dürüstlük kuralı (TMK m. 2)
arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde temlik dogmatiği ve tahvil
(konversiyon) teorileriyle çok derin bir sistematik etkileşim ve yarışma
(Anspruchskonkurrenz) içindedir.
A. Şekle Aykırılık ve Dürüstlük Kuralı (TMK m. 2/2) Çatışması:
Borçlar hukuku dogmatiğinin en kanlı savaş alanı, şekle aykırılığın getirdiği
"kesin hükümsüzlük" (TBK m. 237) ile dürüstlük kuralının getirdiği "hakkın
kötüye kullanılması yasağı" (TMK m. 2) arasındaki sınır çatışmasıdır. Kural
olarak şekil eksikliği her zaman ileri sürülebilir. Ancak Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Genel Kurulu'nun (YİBK) 30.09.1988 tarihli ve E.1987/2, K.1988/2
sayılı kararı, bu mutlaklığa devrim niteliğinde bir istisna getirmiştir.
Kat Mülkiyeti Kanunu'na tabi olmak üzere yapımına başlanılan taşınmazlardan
bağımsız bölüm satımına ilişkin adi yazılı sözleşmeler kural olarak batıl ise
de; alıcı bedelin tamamını ödemiş, satıcı (müteahhit) de bağımsız bölümü fiilen
teslim etmiş ve alıcı malik sıfatıyla burayı kullanıyorsa, aradan uzun zaman
geçtikten sonra satıcının "şekil eksikliği vardı" diyerek tapuda ferağ
vermekten kaçınması TMK m. 2 uyarınca hakkın açıkça kötüye kullanılmasıdır. Bu durumda dürüstlük kuralı, mutlak butlan kuralını ezer ve sözleşme sanki
şekle uygun yapılmış gibi (fiilî geçerlilik) hukuki sonuçlarını doğurur; alıcı
tapu iptal ve tescil talebinde bulunabilir.
B. Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinde (APKiS) Yüklenicinin Temliki:
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri, arsa sahibinin arsa paylarını
devretme, yüklenicinin (müteahhidin) ise eser meydana getirme borcu altına
girdiği karma nitelikli ve taşınmaz devri içerdiği için resmî şekle tabi
sözleşmelerdir. İnşaatın finansmanını sağlamak için müteahhitler,
kendisine düşecek bağımsız bölümleri henüz inşaat bitmeden üçüncü kişilere
(tüketicilere) satmaktadırlar. Ancak bu işlem dogmatik olarak bir "taşınmaz
satışı (TBK m. 237)" değil, müteahhidin arsa sahibine karşı sahip olduğu "şahsi
hakkın (alacağın) üçüncü kişiye devri (TBK m. 183)" niteliğindedir. TBK m. 184
uyarınca alacağın devri sadece "adi yazılı şekle" tabi olduğundan, müteahhit
ile tüketici arasındaki satış işlemi noterde (resmî şekilde) yapılmasa dahi,
adi yazılı bir temlikname ile geçerli sayılmaktadır. Bu yolla, taşınmaz
hukukundaki katı resmî şekil şartı (TBK m. 237) borçlar hukukundaki alacağın
devri (TBK m. 183) kurumu kullanılarak yasal bir biçimde aşılmaktadır.
C. Tescile Zorlama Davası (TMK m. 716) ve TBK m. 187 Fer'i Hak Etkisi:
Müteahhitten geçerli bir yazılı temlikname (alacağın devri) ile bağımsız bölüm
talep hakkını devralan üçüncü kişi, borcunu (inşaatı) ifa eden müteahhidin
yerine geçer. Ancak arsa sahibi tapuyu vermekten kaçınırsa ne olacaktır? Üçüncü
kişi, TMK m. 716 uyarınca doğrudan arsa sahibine karşı "Tescile Zorlama Davası
(Tapu İptal ve Tescil)" açma hakkına sahiptir. Üçüncü kişinin, arsa sahibi
ile doğrudan bir sözleşmesi olmamasına rağmen ona karşı mülkiyet davası
açabilmesinin yegâne dogmatik temeli, TBK m. 187 uyarınca "dava hakları ve
tescil talebi gibi fer'i hakların" alacağın devriyle birlikte kendiliğinden
intikal etmiş olmasıdır.
4. Pratik Olay Analizleri
Taşınmaz satımında şekle aykırılığın kesin hükümsüzlük yaptırımını (TBK m.
237) dürüstlük kuralı istisnasını (TMK m. 2) ve fer'i hakların geçişini (TBK
m. 187) somutlaştırmak adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Harici Satış, Geçersizlik ve Sebepsiz Zenginleşme):
Kişi (A) maliki olduğu tapulu arsasını adi yazılı bir kâğıtla (haricen) (B)'ye
1 Milyon TL'ye satar. (B) parayı öder, ancak arsa teslim edilmez. Bir ay sonra
(A) arsayı tapuda resmi şekilde (C)'ye devrederek mülkiyeti geçirir. (B)
(A)'ya ve (C)'ye karşı tapu iptal ve tescil davası, bu olmazsa 1 Milyon TL'nin
iadesi için dava açar.
Dogmatik Analiz: Bu uyuşmazlık, TBK m. 237 ve şekle aykırılığın (mutlak
butlan) laboratuvarıdır. (A) ile (B) arasındaki adi yazılı taşınmaz satış
sözleşmesi, resmî şekle uyulmadığı için TMK m. 706 ve TBK m. 237 uyarınca
baştan itibaren batıldır (kesin hükümsüzdür). Sözleşme ölü doğduğundan
(B) taşınmazın mülkiyetini talep edemez; açtığı tapu iptal davası reddedilir.
YİBK 1988/2 sayılı kararın uygulanabilmesi için malın "fiilen teslim edilmesi
ve üzerine yapı yapılması/kullanılması" şarttır; olayda teslim de yoktur.
(B)'nin elindeki tek hukuki imkân, ölü doğan (sebepsiz) bu sözleşme uğruna
ödediği 1 Milyon TL'yi "sebepsiz zenginleşme (condictio ob causam invalidam)"
hükümlerine dayanarak, denkleştirici adalet ilkesi gereği güncel satın alma
gücüne uyarlanmış hâliyle geri istemektir.
Olay 2 (Yüklenicinin Temliki ve TBK m. 187 Kapsamında Fer'i Hakların
Kullanımı):
Arsa Sahibi (X) ile Müteahhit (Y) arasında noterde resmî şekilde Arsa Payı
Karşılığı İnşaat Sözleşmesi akdedilir. Sözleşmeye göre, inşaat gecikirse
Müteahhit (Y) Arsa Sahibi (X)'ten aylık 10.000 TL gecikme cezası alacaktır
(böyle bir ters ceza ihtimali öngörüldüğünü farz edelim). Müteahhit (Y)
inşaatı yaparken kendi payına düşen 5 No'lu daireye ilişkin "tapuyu talep
hakkını ve buna bağlı sözleşmesel tüm haklarını" bir adi yazılı temlikname ile
Tüketici (Z)'ye satar. İnşaat biter, ancak (X) tapuyu (Z)'ye devretmekte
gecikir. (Z) (X)'e karşı tapu iptal ve tescil davası ile birlikte sözleşmedeki
10.000 TL ceza koşulunun ödenmesi için dava açar.
Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 237'nin katılığı karşısında TBK m. 183 ve
187'nin sağladığı esnekliğin zaferidir. (Y) ile (Z) arasındaki devir işlemi
"taşınmaz mülkiyetinin nakli" değil, mülkiyeti "talep hakkının (alacağın)
devridir". Dolayısıyla TBK m. 237'deki resmî şekle değil, TBK m. 184'teki adi
yazılı şekle tabidir ve geçerlidir. Tüketici (Z)'nin Arsa Sahibi (X)'e
karşı tescile zorlama davası (TMK m. 716) açabilmesi ve asıl sözleşmede yer
alan "gecikme cezası" güvencesinden faydalanabilmesi, TBK m. 187'nin amir hükmü
olan "alacağın devriyle fer'i hakların (dava hakları, ceza koşulu vb.)
devralana geçmesi" prensibi sayesindedir. (Z)'nin her iki talebi de dogmatik
olarak haklıdır ve kabul edilecektir.
5. Pratik Uygulama Notları
Taşınmaz satışında resmî şekil kuralının (TBK m. 237) ve alacağın temliki
dogmatiğinin usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve
uyuşmazlık tasfiyesinde uygulayıcıların dikkat etmesi gereken stratejik
boyutları şunlardır:
1. HMK Kapsamında Taleplerin Terditli (Kademeli) Kurgulanması:
Taşınmaz uyuşmazlıklarında (özellikle şekil eksikliği şüphesi olan harici
satışlarda) avukatların dava dilekçelerini mutlak surette HMK m. 111 (Terditli
Dava) formatında kurgulamaları hayati önem taşır. "Öncelikle taraflar
arasındaki sözleşmenin TMK m. 2 uyarınca ayakta tutularak tapu iptal ve
tesciline; mahkemeniz aksi kanaatte ise (şekle aykırılıktan mutlak butlan
tespiti hâlinde) müvekkilin ödediği bedelin sebepsiz zenginleşme (denkleştirici
adalet) kuralları gereğince ifa tarihindeki reel alım gücüne uyarlanarak
iadesine" şeklinde bir talep sonucu yazılmalıdır. Aksi hâlde tapu iptal davası
reddedildiğinde, bedel iadesi için yeniden dava açılması gerekecek ve
zamanaşımı riskleri doğacaktır.
2. Legal Drafting: Temliknamelerde Fer'i Hakların Belirtilmesi (TBK m.
187):
Müteahhitlerden daire alan üçüncü kişilerin sözleşmeleri hazırlanırken, basit
bir "satış" dilinden kaçınılmalı, "Alacağın Temliki (Devri)" ibareleri açıkça
kullanılmalıdır. Sözleşmeye, "Bu sözleşme ile Yüklenici, Arsa Sahibi ile
akdettiği... tarihli sözleşmeden doğan 5 No'lu bağımsız bölüme ilişkin tescil
talep hakkını ve TBK m. 187 uyarınca bu hakka bağlı olan her türlü gecikme
tazminatı, ceza koşulu, ayıptan sorumluluk ve dava haklarını Devralan'a
gayrikabili rücu devretmiştir" klozu eklenmelidir. Bu kloz, arsa sahibinin
ileride "fer'i haklar devredilmemişti" şeklindeki savunmalarını kesecektir.
3. Tahvil (Konversiyon) İddiasının İleri Sürülmesi:
Noterde "Taşınmaz Satış Sözleşmesi" başlığıyla yapılan ancak tapu memuru önünde
yapılmadığı için geçersiz olan sözleşmelerde, avukatların Favor Negotii (işlemi
ayakta tutma) ilkesi gereğince "Tahvil" kurumuna başvurmaları gerekir. 1512
sayılı Noterlik Kanunu m. 60 uyarınca noterler taşınmaz satışı yapamazlar ancak
"satış vaadi" yapabilirler. Noterde yapılan geçersiz bir "satış" sözleşmesi,
tarafların farazi iradelerine uygun düşüyorsa, geçerli bir "Taşınmaz Satış
Vaadi" sözleşmesine tahvil edilerek ayakta tutulabilir.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri, taşınmaz
mülkiyetini devir borcu doğuran sözleşmelerde TBK m. 237 bağlamında resmî şekli
mutlak bir geçerlilik şartı olarak görmekte; ancak YİBK 1988/2 ile dürüstlük
kuralını bir emniyet sübabı olarak kullanmakta ve alacağın devri (temlik)
formülünü desteklemektedir.
Resmî Şekil ve Kesin Hükümsüzlük (Mutlak Butlan) hususunda Yargıtay Hukuk
Genel Kurulu'nun (HGK) yerleşik içtihadında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır:
"Türk Borçlar Kanunu m. 237 (mülga BK m. 213) ve Türk Medeni Kanunu m. 706
hükümleri uyarınca taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin
geçerliliği resmî şekilde yapılmış olmalarına bağlıdır. Kanunun öngördüğü resmî
şekil, bir ispat şartı değil, geçerlilik (sıhhat) şartıdır. Resmî şekle
uyulmadan yapılan sözleşmeler, mutlak butlanla batıldır. Tarafları bağlamaz.
Öyleyse geçersiz sözleşmeye göre taraflar verdiklerini sebepsiz mal edinme
(sebepsiz zenginleşme) hükümlerine göre geri isteyebilirler. Geçersiz
sözleşmelerde aynen ifa (tapu iptal ve tescil) talep edilemez.".
Şekle Aykırılık ve TMK m. 2/2 (Hakkın Kötüye Kullanılması) hususunda
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 30.09.1988 tarihli
(E.1987/2, K.1988/2) kararında: "Kat Mülkiyeti Kanunu’na tâbi olmak üzere
yapımına başlanılan taşınmazdan bağımsız bölüm satımına ilişkin geçerli bir
sözleşme olmadan tarafların anlaşarak alıcının tüm borçlarını eda etmesi ve
satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının onu malik gibi kullanmasına
rağmen satıcının tapuda mülkiyetin devrine yanaşmaması hâllerinde; olayın
özelliğine göre hâkim TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) maddesini gözeterek açılan
tescil davasını kabul edebilir." denilmek suretiyle, şekil hukukunun maddi
adalet lehine kırıldığı en önemli dönüm noktası oluşturulmuştur.
Yüklenicinin Temliki (Alacağın Devri) ve Şekil bağlamında Yargıtay 14.
Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi: "Arsa payı karşılığı inşaat
sözleşmelerinde yüklenici, kendisine düşecek bağımsız bölümleri kendi adına
tapuda tescil ettirebileceği gibi, doğrudan üçüncü kişilere de devredebilir.
Yüklenicinin üçüncü kişiye yaptığı bu devir işlemi, niteliği itibarıyla
taşınmaz satışı değil, 'alacağın temliki' (TBK m. 183) hükmündedir. Alacağın
devrinin geçerliliği ise kanunen resmî şekle değil, yalnızca yazılı şekle (TBK
m. 184) tabidir. Yazılı bir sözleşme ile yükleniciden bağımsız bölüm devralan
üçüncü kişi, yüklenicinin arsa sahibine karşı olan edimlerini (inşaatı bitirme)
yerine getirmiş olması şartıyla, arsa sahibini doğrudan doğruya tescile
zorlayabilir.".
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan Taşınmaz Satışında Şekil ve Özel
Düzenlemeler (TBK m. 237 / OR Art. 216) rejimi ile Alacağın Devrinde Fer'i
Hakların Geçişi (TBK m. 187 / OR Art. 170) kurumları, borçlar hukuku
dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Rona Serozan'ın
eserleri ekseninde; "Şekilciliğin Hukuki Eşitsizlik Yaratması" ve "Temlik
Kurumunun Kanunu Dolanma Aracı Olarak Kullanılması" bağlamında çok derin
kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Hukuki İşlemlerde
Geçersizlik Olgusuna Genel Bir Bakış" tartışmalarında merkezî bir yer tuttuğu
üzere; Taşınmaz Devirlerinde Aranan Resmî Şekil Şartının İhlaline 'Kör Bir
Silah Olarak' Mutlak Butlan Yaptırımının Bağlanmasının, Toplumsal Gerçeklerle
Çatışmasıdır. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde haklı olarak işaret
edildiği üzere; kanun koyucu şekil şartlarını tarafları korumak (özellikle
zayıf tarafı aceleci kararlardan alıkoymak) ve kamu düzenini sağlamak için
öngörmüştür. Ancak Türkiye gibi konut ve barınma ihtiyacının elden (haricen)
senetleşilerek çözüldüğü bir sosyo-ekonomik yapıda, "tapu memuru önünde
yapılmadı" gerekçesiyle sözleşmenin mutlak butlanla batıl ilan edilmesi, şekil
kurallarının bir koruma aracı olmaktan çıkıp, gayrimenkul fiyatlarının
artmasını fırsat bilen kötüniyetli satıcıların elinde "sözleşmeden dönme ve
haksız zenginleşme" silahına dönüşmesine neden olmaktadır. Rona Serozan ve
Nagehan Kırkbeşoğlu'nun şiddetle savunduğu üzere; şekil kurallarının ihlali
durumunda yaptırımın "mutlak butlan" değil, amaca uygun sınırlandırma
(teleolojik redüksiyon) yöntemiyle, yalnızca korunan taraf lehine işleyen bir
"tek taraflı bağlamazlık (nispi butlan)" olarak yorumlanması gerekmektedir.
Yargıtay'ın (YİBK 1988/2) bu katılığı TMK m. 2 ile esnetmeye çalışması takdire
şayan olsa da; geçersizlik teorilerinin kanun düzeyinde (Legistik)
esnekleştirilmemiş olması, borçlar hukuku dogmatiğinde güvenlik ile adalet
dengesini bozmaktadır.
İkinci dogmatik eleştiri, Müteahhidin Üçüncü Kişiye Yaptığı Bağımsız Bölüm
Devirlerinde 'Alacağın Temliki' (TBK m. 183-187) Kurumunun, Taşınmaz
Satışındaki Resmî Şekil (TBK m. 237) Kuralını Aşmak İçin Adeta Bir 'Kanuna
Karşı Hile' Mekanizmasına Dönüşmesidir. Nomer ve Öz'ün eserlerinde
vurgulandığı üzere; sıradan bir vatandaş taşınmazını satarken mutlaka tapu
dairesine gitmek zorundayken; müteahhidin arsa payı karşılığı inşaat
sözleşmesinden doğan hakkını (ileride doğacak tapuyu) adi bir yazılı kâğıtla
milyonlarca liraya satabilmesi ve bu adi kâğıdın tüketiciye arsa sahibine karşı
"tescile zorlama (TMK m. 716)" ve fer'i hakları kullanma (TBK m. 187) yetkisi
vermesi, aynı ekonomik sonuca yönelen iki işlem arasında devasa bir şekil
eşitsizliği yaratmaktadır. Hukukun, taşınmaz mülkiyetini geçiren
işlemlerde katı şekilcilikte ısrar ederken, mülkiyeti geçirme borcunu doğuran
alacak haklarının devrinde (temlikte) adi yazılı şekli yeterli bulması, yargı
içtihatlarının zorlamasıyla yaratılmış ikili (düalist) bir yapıdır ve borçlar
hukuku dogmatiğinin sistematik bütünlüğünü zedeleyen teorik bir zafiyettir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 187'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 216.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 187. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.