Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 18

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

C. Borç tanıması


Madde 18 - Borcun sebebini içermemiş olsa bile borç tanıması geçerlidir.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun sistematiği incelendiğinde, 18. madde, "Genel Hükümler" başlıklı birinci kısmın, "Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri" alt ayrımı içerisinde yer almaktadır. Borçlar hukukumuzun temel yapıtaşlarından biri olan illilik (nedensellik/sebebe bağlılık) ilkesi uyarınca, kural olarak her borçlandırıcı işlemin ve kazandırmanın temelinde geçerli bir hukuki sebep (causa) bulunmak zorundadır. Hukuki sebep olmaksızın bir kimsenin malvarlığında meydana gelen azalmalar, hukuk düzeni tarafından korunmaz ve sebepsiz zenginleşme kuralları çerçevesinde iadeye tabi tutulur. Ancak kanun koyucu, ticari ve günlük hayatta işlemlerin hızlanması, alacaklının ispat zorluklarından kurtarılması ve alacağın devrinin (temlikinin) kolaylaştırılması amacıyla, borcun sebebinin açıkça gösterilmediği borç tanımalarının (ikrarı) da geçerli olacağını TBK m. 18 hükmü ile kurala bağlamıştır. Bu hükmün konuluş amacı (ratio legis) alacaklı lehine bir ispat kolaylığı yaratmak ve borçlunun kendi hür iradesiyle imza altına aldığı soyut beyanların hukuk aleminde doğrudan sonuç doğurmasına imkân tanımaktır.

Tarihsel ve karşılaştırmalı hukuk bağlamında, 2012 yılında yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 18. maddesi, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 17. maddesinin günümüz Türkçesine uyarlanmış hâlidir. Hükmün kaynağı olan mehaz İsviçre Borçlar Kanunu (OR) Art. 17 düzenlemesi, Roma hukukundaki "stipulatio" kurumunun modern hukuklara yansımalarından biridir. Doktrinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer gibi değerli müelliflerin eserlerinde derinlemesine incelendiği üzere, bu maddenin Türk ve İsviçre hukukunda tamamen "mücerret (soyut) bir borç" yaratıp yaratmadığı hususu uzun yıllar tartışılmış ve Alman Medeni Kanunu (BGB) § 781'de düzenlenen saf mücerret borç ikrarından ayrılan yönleri netleştirilmiştir. Türk-İsviçre borçlar hukuku dogmatiğinde hâkim olan ve Eren, Oğuzman/Öz ile Nomer tarafından da savunulan görüşe göre, TBK m. 18 hükmü borcu sebebinden tamamen kopararak maddi hukuk anlamında yepyeni ve sebepsiz bir borç doğurmaz; aksine, borcun sebebini içermeyen bu ikrar, yalnızca usul hukuku bakımından ispat yükünü yer değiştiren (usuli mücerretlik) bir karine niteliği taşır. Borçlu, bu soyut belgeye rağmen, altta yatan temel ilişkinin (sebebin) aslında geçersiz olduğunu veya hiç doğmadığını ispat ederek borçtan kurtulma hakkını her zaman saklı tutar.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Borç Tanıması (Borç İkrarı): Borç tanıması, bir kimsenin, başka bir kişiye karşı önceden doğmuş ve hâlihazırda var olan bir borç ilişkisini kendi hür iradesiyle kabul ve teyit etmesine yönelik tek taraflı bir irade açıklaması veya bu amaçla kurulan bir sözleşmedir. Bu beyan, yeni bir borç kaynağı yaratmaktan ziyade, geçmişteki bir hukuki ilişkinin varlığını tartışmasız hâle getirmeyi amaçlar. Günlük Hayattan Örnek: Bir esnafın, uzun süredir mal aldığı toptancıya hitaben kendi antetli kâğıdına "Şirketinize toplam 50.000 TL borcum bulunmaktadır" yazarak altını imzalaması ve teslim etmesi bir borç tanımasıdır. Bu belgede borcun hangi tarihli alışverişten veya hangi malların tesliminden kaynaklandığına dair hiçbir detay bulunmamaktadır. Esnaf, bu belgeyi düzenleyerek geçmişten gelen ticari ilişkilerindeki hesap bakiyesini kesinleştirmekte ve borçlu sıfatını kabullenmektedir. Toptancı, ileride parasını tahsil edemediğinde faturaya veya teslim fişlerine ihtiyaç duymaksızın doğrudan bu ikrar belgesine dayanarak hukuki süreci başlatabilir. Borcun kaynağının kâğıtta yazmıyor olması, belgenin hukuki gücüne veya borç tanıması niteliğine hiçbir zarar vermez.

Borcun Sebebi (Causa): Borcun sebebi, bir borçlandırıcı işlemin veya malvarlığı kazandırmasının temelinde yatan, tarafların ulaşmak istedikleri asıl hukuki amacı ifade eden kurucu bir kavramdır. Hukukumuzda borcun sebebi genellikle bir ifa amacı (causa solvendi) bir alacak hakkı elde etme amacı (causa credendi) veya bir bağışlama amacı (causa donandi) şeklinde ortaya çıkar. Günlük Hayattan Örnek: Bir üniversite öğrencisinin, ev sahibine her ay ödemesi gereken kira bedeli karşılığında boş bir kâğıda "Ahmet'e 10.000 TL ödeyeceğim" yazıp imzalayarak vermesi durumunda, bu borcun asıl sebebi aralarındaki kira sözleşmesidir. Hukuk sistemimizde kişinin durduk yere borç altına girmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğundan, her belgenin ardında onu haklı kılan bir sebep (causa) bulunması esastır. Eğer öğrenci bu belgeyi ev sahibine hiçbir kira borcu yokken tamamen bir hesap hatası sonucu vermişse, belgenin altındaki hukuki sebep çökmüş olur. Sebebin geçersizliği, borçlunun o soyut belgeye rağmen ödeme yapmaktan kaçınabilmesinin temel dayanağıdır. Borcun sebebi, hukuk düzeninin o borcu korumaya değer bulup bulmadığının nihai ölçütüdür.

Soyutluk (Mücerretlik) İlkesi: Soyutluk ilkesi, bir hukuki işlemin veya borç tanımasının geçerliliğinin, o işlemin yapılmasına yol açan temel sebepten (alt ilişkiden) bağımsız olması ve sebepteki sakatlıkların görünürdeki işlemi doğrudan etkilememesi durumudur. Alman hukukunda çok daha katı uygulanan bu ilke, Türk hukukunda sınırlı alanlarda, özellikle de ispat kolaylığı bağlamında usuli bir soyutluk olarak kendini gösterir. Günlük Hayattan Örnek: Bir kişinin ikinci el bir otomobil satın alırken satıcıya üzerinde "Emre muharrer senedimdir, 150.000 TL ödeyeceğim" yazılı bir bono (kambiyo senedi) vermesi, soyutluk ilkesinin ticari hayattaki en tipik görünümüdür. Bu bononun üzerinde araba satışına veya aracın plakasına dair hiçbir ibare bulunmaz ve senet, otomobil satış sözleşmesinden tamamen koparak kendi başına tedavül etme yeteneği kazanır. Satıcı bu senedi bankaya ciro ettiğinde, banka aracın teslim edilip edilmediğine bakmaksızın senet bedelini doğrudan talep etme hakkına sahip olur. Soyutluk, belgenin kendi varlığıyla bir ekonomik değer teşkil etmesini sağlayarak ticari hayatın güvenle ve hızla akmasına hizmet eder.

İspat Yükünün Yer Değiştirmesi: İspat yükünün yer değiştirmesi, normal usul hukuku kurallarına göre bir iddiayı kanıtlamakla mükellef olan tarafın, elindeki özel bir belge veya kanuni bir karine sayesinde bu külfetten kurtulması ve aksini ispat etme zorunluluğunun doğrudan doğruya karşı tarafa geçmesi mekanizmasıdır. TBK m. 18'in yarattığı en büyük pratik sonuç usul hukukundaki bu radikal yer değiştirmedir. Günlük Hayattan Örnek: Bir akrabanıza geçmişte verdiğiniz borçları tahsil edemediğinizde, ondan "Sana 30.000 TL borcum var" yazılı basit bir kâğıt almanız, ispat yükünü tamamen tersine çevirir. Normal şartlarda mahkemeye gittiğinizde, o parayı borç olarak verdiğinizi banka dekontları veya tanıklarla sizin ispatlamanız gerekecekti. Ancak elinizdeki bu soyut borç tanıması belgesi sayesinde siz ispat külfetinden kurtulursunuz; hâkim doğrudan alacaklı olduğunuzu kabul eder. Artık akrabanız, "Ben bu kâğıdı baskı altında imzaladım" veya "Aslında bu parayı bana bağışlamıştı" diyerek borcun sebebinin olmadığını ispatlamak zorundadır. Borçlunun bu zorlu ispat yükünün altına girmesi, hukukun alacaklıyı elindeki belge sebebiyle ne kadar güçlü bir şekilde koruduğunun kanıtıdır.

3. Sistematik İlişkiler

Türk Borçlar Kanunu'nun 18. maddesi, borçlar hukuku dogmatiğinde izole edilmiş bir kural olmayıp, kanunun bütününe yayılan pek çok kurumla güçlü bir organik bağ içerisindedir. Bu hükmün en yoğun etkileşime girdiği alan, TBK m. 77 ve devamında düzenlenen "Sebepsiz Zenginleşme" kurumudur. Şayet bir borçlu, TBK m. 18 uyarınca geçerli olan soyut bir borç ikrarı belgesi imzalayıp alacaklıya vermiş, ancak sonradan bu belgenin temelinde yatan hukuki sebebin geçersiz olduğu (örneğin sözleşmenin baştan itibaren batıl olduğu veya sonradan feshedildiği) ortaya çıkmışsa, borçlu bu borcu ödemekten kaçınabilir. Eğer borçlu, sebebin geçersizliğini bilmeden soyut belgeye dayanarak ödemeyi gerçekleştirmişse, ödediği bedeli TBK m. 77 uyarınca sebepsiz zenginleşme davası açarak geri talep etme (istirdat) hakkına sahiptir. Soyut borç tanıması, borçlunun sebepsiz zenginleşme def'ini veya davasını ileri sürmesine asla engel teşkil etmez.

Maddenin TBK m. 133'te düzenlenen "Yenileme (Tecdit)" kurumuyla olan kavramsal sınırı son derece incedir. Yenileme, eski bir borcun tarafların anlaşmasıyla tamamen sona erdirilip yerine yepyeni ve bağımsız bir borcun yaratılmasıdır. Oysa TBK m. 18 anlamındaki borç tanıması, kural olarak eski borcu sona erdirmez; sadece onun varlığını usulen teyit eder ve ispatını kolaylaştırır. Doktrinde Eren ve Oğuzman/Öz tarafından da vurgulandığı üzere, bir borç senedinin düzenlenmesi, tarafların yenileme iradesi taşıdığına dair açık bir beyan bulunmadıkça asla tecdit sayılmaz. Dolayısıyla soyut borç ikrarında bulunan borçlu, eski borca ait zamanaşımı def'ilerini veya diğer savunma haklarını yeni belge karşısında da kural olarak ileri sürebilir.

Ayrıca bu norm, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190 (ispat yükü) ve m. 200 (senetle ispat zorunluluğu) ile birlikte değerlendirildiğinde maddi hukuk-usul hukuku entegrasyonunun en güzel örneklerinden birini oluşturur. TBK m. 18 maddi hukuk anlamında bir geçerlilik kuralı koyarken, HMK ispat yükünü dağıtarak bu kuralı işler hâle getirir. Diğer taraftan, Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK) düzenlenen kambiyo senetleri (poliçe, bono, çek) TBK m. 18'in ticari hayattaki en ağırlaştırılmış ve özel şekle bağlanmış görünümleridir. Ancak kambiyo senetlerinde soyutluk ilkesi o kadar güçlüdür ki, senet iyiniyetli üçüncü kişilere (hamillere) devredildiğinde, borçlu artık "borcun sebebi geçersizdi" şeklindeki şahsi def'ilerini bu üçüncü kişilere karşı ileri süremez. TBK m. 18'deki soyut borç tanıması ise kural olarak şahsi def'ilerin ileri sürülmesine her zaman açıktır.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Bu maddeye ilişkin scraper'dan sağlanan karar bulunamadı, ileride güncellenecek.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Soyut Borç İkrarı ve Sebepsiz Zenginleşme Savunması): Tacir (A) ile Tacir (B) arasında uzun yıllara dayanan karmaşık bir ticari ilişki mevcuttur. Taraflar bir gün aralarındaki tüm hesapları incelemiş ve (A) (B)'ye hitaben "Yapılan hesaplaşma neticesinde şahsınıza 500.000 TL kesin borcum bulunduğunu kabul ve taahhüt ederim" şeklinde, sebepten tamamen soyutlanmış, yazılı ve ıslak imzalı bir belge vermiştir. Vade geldiğinde (A) ödeme yapmamış, bunun üzerine (B) elindeki bu soyut borç tanıması belgesine dayanarak doğrudan ilamsız icra takibi başlatmış ve akabinde alacak davası açmıştır. Yargılama aşamasında (A) bahsi geçen 500.000 TL'nin aslında taraflar arasında resmî memur huzurunda (tapuda) yapılmayan ve bu nedenle kesin hükümsüz olan harici bir taşınmaz satış sözleşmesinden kaynaklanan bakiye bedel olduğunu savunmuştur. Türk Borçlar Kanunu madde 18 uyarınca, borcun sebebini içermeyen bu belge maddi hukuk açısından geçerli bir borç tanımasıdır. Ancak bu geçerlilik mutlak (Alman hukukundaki gibi saf mücerret) olmayıp, sadece usuli bir ispat kolaylığı yaratır. Hâkim önündeki davada (B) elindeki imzalı belge sayesinde alacağını ispat etmiş sayılır ve ispat yükü tamamen (A)'nın üzerine kayar. Artık borçlu (A) bu soyut belgenin altında yatan asıl sebebin harici gayrimenkul satışı olduğunu ve dolayısıyla şekil eksikliğinden dolayı batıl (geçersiz) olduğunu usulüne uygun delillerle (yazılı delille) ispat etmek zorundadır. Şayet (A) aralarındaki bu batıl sözleşmeyi mahkemede ispatlamayı başarırsa, hukuki sebep ortadan kalkacağı için soyut borç tanıması belgesi de dayanaksız kalacak ve mahkeme (B)'nin davasını reddedecektir; aksi takdirde (A) bu parayı ödemeye mahkûm edilecektir.

Olay 2 (Tecdit ile Borç İkrarı Arasındaki Sınırın İhlali): İnşaat malzemesi satıcısı (X) müteahhit (Y)'ye son bir yıl içinde irsaliyelerle farklı tarihlerde inşaat demiri ve çimento teslim etmiş, ancak faturaların bir kısmı ödenmemiştir. (Y) yıl sonunda (X)'in ofisine gelerek "Bugüne kadarki tüm alışverişlerimizden kaynaklanan cari hesap bakiyemiz olarak sana 2.000.000 TL borcum bulunmaktadır" yazılı bir kâğıt imzalamış ve teslim etmiştir. Birkaç ay sonra (X) bu kâğıda dayanarak dava açmış ve belgedeki tutar üzerinden, belgenin düzenlendiği tarihten itibaren ticari temerrüt faizi işletilmesini, zira bu belgenin eski borçları sona erdirip yepyeni bir borç (tecdit) yarattığını iddia etmiştir. (Y) ise asıl borçların eski tarihli faturalara dayandığını, aralarındaki sözleşmede yer alan faiz indirimlerinden faydalanmak istediğini ve senedin sadece eski borcu teyit ettiğini ileri sürmüştür. TBK m. 18 bağlamında bu belge geçerli bir soyut borç tanımasıdır. Ancak TBK m. 133 fıkra 2 hükmü, "Özellikle mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz" diyerek durumu açıkça hükme bağlamıştır. Somut olayda tarafların eski borcu tamamen silip yerine yeni bir hukuki sebeple borç yarattıklarına (tecdit iradesine) dair kâğıtta hiçbir açık veya örtülü ibare bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu işlem yepyeni bir borç değil, mevcut fatura borçlarının sadece usulen ikrar edilmesinden ibarettir. Hâkim, (X)'in tecdit (yenileme) iddiasını reddederek, (Y)'nin eski faturalara ve asıl sözleşmeye dayalı şahsi def'ilerini, faiz indirimlerini ve zamanaşımı itirazlarını ileri sürebileceğini kabul edecek ve yargılamayı temel ilişki (causa) üzerinden sonuçlandıracaktır.

6. Pratik Uygulama Notları

Maddenin uygulanmasında avukatların stratejik olarak en çok dikkat etmesi gereken husus, soyut borç ikrarı belgelerinin kaleme alınış tarzıdır. Borcun sebebinin kâğıda yazılmaması, alacaklıya mahkemede inanılmaz bir ispat avantajı sağlar; zira HMK m. 190 ve m. 200 gereğince, sebebin geçersiz olduğunu veya ödendiğini iddia eden borçlu, bu savunmasını mutlaka aynı güçte (yazılı) bir delille kanıtlamak zorundadır. Pratikte alacaklı vekilleri, uyuşmazlığa düşülen ticari sözleşmelerde asıl sözleşmeye dayanmak yerine, borçludan alınan mutabakat metinlerine, hesap özetlerinin altındaki imzalara veya doğrudan doğruya "cari hesaptan kaynaklı şu kadar borcumuz vardır" şeklindeki e-postalara dayanarak ilamsız icra takibi yapmayı tercih ederler. Bu sayede karmaşık sözleşme yorumlarından, kusur tartışmalarından veya edimlerin ifa edilip edilmediği sorunundan kurtulmuş olurlar.

Borçlu vekilleri açısından ise pratik durum tam bir mayın tarlasıdır. Müvekkiller, genellikle karşı tarafı oyalamak, icrayı geciktirmek veya ticari ilişkiyi bozmamak adına içi boş, soyut borç kabul belgelerini kolayca imzalayabilmektedirler. Borçlu vekili böyle bir davada sadece "biz bu parayı almadık" veya "karşı taraf edimini yerine getirmedi" şeklinde soyut itirazlarda bulunamaz; zira borç ikrarı kendi başına geçerlidir. Avukatın, alt ilişkinin (örneğin satım veya eser sözleşmesinin) varlığını ve o sözleşmedeki ayıp, ifa imkânsızlığı veya temerrüt gibi geçersizlik veya ödemezlik def'ilerini yazılı delillerle mahkemenin önüne getirmesi şarttır.

Zamanaşımı bağlamında TBK m. 18'in kritik bir rolü vardır. Borçlunun yazılı bir soyut borç tanımasında bulunması, TBK m. 154/1 uyarınca zamanaşımını kesen yasal sebeplerden biridir. Borcun sebebi ister haksız fiil, ister sözleşme, isterse sebepsiz zenginleşme olsun; borçlunun kendi imzasıyla borcunu ikrar ettiği o an, işlemekte olan zamanaşımı süresi sıfırlanır ve o günden itibaren yeni bir süre işlemeye başlar. Bu nedenle, zamanaşımı süresinin dolmasına az kalmış riskli alacaklarda, borçludan herhangi bir sebep göstermeksizin alınacak basit bir "borcumu kabul ediyorum" e-postası (güvenli e-imzalı) veya ıslak imzalı mektup, alacağı ipten alan en değerli pratik hamledir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 18. maddesi, borçlar hukuku dogmatiğinde Alman ve İsviçre hukuk sistemleri arasındaki teorik çatışmanın en şiddetli yaşandığı fay hatlarından birini oluşturmaktadır. Alman Medeni Kanunu (BGB § 781) borcun sebebinin gösterilmediği ikrarları (Schuldanerkenntnis) mutlak bir "soyut borç" (mücerret borç) sözleşmesi olarak kabul eder. BGB sisteminde, bu tür bir belge düzenlendiğinde eski borç tamamen bir kenara bırakılır ve hukuken sebepten tamamen koparılmış yeni bir varlık yaratılır. Oysa, merhum İsmet Sungurbey'in çalışmalarında Andreas von Tuhr ve Yung gibi İsviçreli hukukçuların tartışmalarına atıfla detaylıca ortaya konulduğu üzere, İsviçre Borçlar Kanunu (OR Art. 17) ve dolayısıyla onu iktibas eden Türk Borçlar Kanunu (TBK m. 18) BGB'nin bu katı mücerretlik (soyutluk) teorisini reddetmiştir. Fikret Eren ve Oğuzman/Öz'ün eserlerinde de haklı olarak vurgulandığı gibi, TBK m. 18'deki kural maddi hukuk anlamında değil, sadece usul hukuku (ispat külfeti) anlamında bir soyutluk yaratır. Yani Türk hukukunda "soyut borç" yoktur, "sebebi gizlenmiş, ispatı kolaylaştırılmış nedensel (illî) borç" vardır. Hukuk sistemimizin, şekilciliğe boğulmuş bir soyut sözleşme teorisi yerine, maddi gerçeğin araştırılmasına cevaz veren bu illilik sistemini benimsemiş olması, borçlar hukukunda hakkaniyetin ve gerçek iradenin korunması adına son derece isabetli bir tercihtir.

Ne var ki, ispat yükünün yer değiştirmesinin doğurduğu pratik sonuçlar, mahkeme salonlarında ciddi bir adaletsizlik tehlikesi barındırmaktadır. Nomer'in eserlerinde de işaret edilen ispat zorlukları bağlamında ele alındığında; elinde içi boş, soyut bir borç ikrarı senedi bulunduran alacaklı, mahkemede adeta yenilmez bir konuma yükselmektedir. Borçlu, çoğu zaman çaresizlik, baskı veya hukuki bilgisizlik nedeniyle imzaladığı bu belgenin arkasındaki asıl ilişkiyi (örneğin gizli bir tefecilik ağını, bir kumar borcunu veya rüşvet ilişkisini) ispat etmekte olağanüstü zorlanmaktadır. Usul hukukumuzun "senetle ispat" zorunluluğu (HMK m. 200) soyut belgeyi imzalayan borçlunun şahit dinletmesini engellediğinden, borçlu maddi gerçekte tamamen haklı olsa bile şekli gerçeklik (ikrar belgesi) karşısında davayı kaybetmeye mahkûm olmaktadır. Kanun koyucunun ticari hayatı hızlandırmak adına alacaklıya sunduğu bu usuli zırh, borçluyu kendi silahıyla vuran ve bazen ahlaka aykırı sözleşmeleri bile geçerliymiş gibi tahsil etme imkânı sunan hukuki bir bumeranga dönüşebilmektedir.

Son olarak, Tüketici Hukuku boyutuyla TBK m. 18'in yarattığı sistematik tehlikeye değinmek zorunludur. Günümüzde modern kitle sözleşmelerinde bankalar, finans kuruluşları veya büyük perakende zincirleri, tüketicilere sundukları yüzlerce sayfalık genel işlem koşullarının arasına "Şu tarihe kadar tahakkuk edecek tüm borçları hiçbir itiraz ileri sürmeksizin kabul ediyorum" şeklinde soyut borç tanıması niteliğinde matbu maddeler yerleştirmektedirler. Zayıf konumdaki tüketici, bu maddeleri imzalayarak aslında kendisine anayasal bir hak olarak sunulan "ispat yükü avantajından" peşinen feragat etmekte ve tüm yükü kendi omuzlarına almaktadır. Her ne kadar TBK m. 20 ve devamındaki genel işlem koşulları denetimi (içerik denetimi) ile bu tür şaşırtıcı kayıtlar bertaraf edilmeye çalışılsa da, TBK m. 18'in soyut ve geniş lafzı, güçlü tarafın zayıf tarafı usul hukuku hileleriyle ezmesine zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle, borçlar hukukumuzun, tüketici işlemlerinde veya asimetrik güç ilişkilerinde "soyut borç tanımasının" geçerliliğini daha sıkı şekil şartlarına bağlayan (örneğin el yazısıyla sebebin ve tutarın özel olarak yazılmasını arayan) teleolojik bir daraltıcı yoruma acilen ihtiyacı vardır. Aksi takdirde, özgür iradeyi korumak için getirilen bir norm, sömürüyü kolaylaştıran yasal bir enstrümana hizmet etmeye devam edecektir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 18'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR ilgili madde.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 18. madde metnine dayanır.

Görüş: Öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.