III. Yasak koşullar
Madde 176 - Bir koşul, hukuka veya ahlaka aykırı bir yapma veya yapmama fiilini sağlamak amacıyla konulmuşsa, bu koşula bağlı hukuki işlem kesin olarak hükümsüzdür.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM Bağlanma Parası, Cayma Parası ve Ceza Koşulu
III. Yasak koşullar
Madde 176 - Bir koşul, hukuka veya ahlaka aykırı bir yapma veya yapmama fiilini sağlamak amacıyla konulmuşsa, bu koşula bağlı hukuki işlem kesin olarak hükümsüzdür.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM Bağlanma Parası, Cayma Parası ve Ceza Koşulu
Akademik Değerlendirme
Türk Özel Hukuku'nun temel taşı olan irade özerkliği (Privatautonomie) borçlar hukuku alanında "sözleşme özgürlüğü" (Vertragsfreiheit) olarak tezahür eder. TBK m. 26 hükmü, "Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler" diyerek bu temel ilkeyi pozitifleştirmiştir. Ne var ki, hukuki ilişkilerin bireysel menfaatlerin ötesinde toplumsal bir boyutu da bulunduğundan, kanun koyucu bu özgürlüğe aşılmaz sınırlar çizmek zorundadır. TBK m. 27 (Mehaz OR Art. 20) sözleşme özgürlüğünün anayasal sınırlarını teşkil eden şu amir hükmü sevk etmiştir: "Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin hükümsüzdür". Bu sınırlar, hukuk düzeninin kendi varlığını, toplumsal barışı ve zayıf tarafı korumak amacıyla getirdiği, tarafların iradeleriyle bertaraf edilemeyen mutlak koruma kalkanlarıdır.
Öte yandan, taraflar geçerli ve kamu düzenine uygun bir sözleşme akdettiklerinde, bu sözleşmenin kurulduğunu teyit etmek, iradelerin ciddiyetini ortaya koymak amacıyla ek bir anlaşma yapabilirler. İşte TBK m. 176'da düzenlenen "Bağlanma Parası", bu amaca hizmet eden bir kurumdur. Hükme göre; "Sözleşme yapılırken bir kimsenin verdiği bir miktar para, cayma parası olarak değil sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır." Bağlanma parası anlaşması, temel sözleşmeye bağlı (fer'i) bir ayni sözleşme niteliğindedir.
Sistematik bütünlük bağlamında bu iki kurum (TBK m. 27 ve TBK m. 176) arasındaki organik bağ, "geçersizliğin sirayeti" ilkesinde ortaya çıkar. Taraflar arasında kurulan temel sözleşme, şayet kamu düzenine, ahlaka veya kanunun emredici hükümlerine aykırı ise (TBK m. 27) bu sözleşme mutlak butlanla batıl olacaktır. Temel sözleşmenin kamu düzenine aykırılık nedeniyle ölü doğduğu bir senaryoda, bu sözleşmenin kurulduğuna "kanıt" olarak verilen bağlanma parası (TBK m. 176) anlaşması da hukuki dayanağını yitirecek ve geçersiz hâle gelecektir. Hukuk düzeni, kamu düzenini ihlal eden bir sözleşmenin kanıtlanmasına veya bu yolla güvence altına alınmasına cevaz vermez.
Sözleşme özgürlüğünün kamu düzeni bağlamındaki sınırlarını ve bağlanma parası kurumunun dogmatik çerçevesini kavrayabilmek için, bu kavramların öğretideki yaklaşımlar çerçevesinde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Sözleşme Özgürlüğü (Vertragsfreiheit): Sözleşme özgürlüğü, Anayasa'nın 48. maddesinde güvence altına alınan teşebbüs hürriyetinin özel hukuktaki görünümüdür. Fikret Eren ve Oğuzman/Öz'ün eserlerinde vurgulandığı üzere, bu özgürlük beş alt dalı kapsar: Sözleşme yapıp yapmama özgürlüğü, sözleşmenin karşı tarafını seçme özgürlüğü, sözleşmenin tipini belirleme özgürlüğü, içeriğini belirleme özgürlüğü ve sözleşmeyi sona erdirme özgürlüğü. Ancak bu özgürlük, sosyal devlet ilkesi ve kamu menfaati karşısında giderek daralan bir alana sahiptir.
B. Kamu Düzeni (Ordre Public): Kamu düzeni, bir toplumun belirli bir zaman dilimindeki siyasi, sosyal, ekonomik ve hukuki yapısının temelini oluşturan, devletin ve toplumun bekası için vazgeçilmez olan kurallar ve değerler bütünüdür. Nomer ve Eren'in öğretilerinde haklı olarak işaret edildiği üzere, kamu düzeni statik değil, dinamik ve esnek bir kavramdır. Örneğin, rekabeti engelleyici tekel anlaşmaları, döviz rejimine aykırı spekülatif işlemler veya yargı yetkisini mutlak surette devreden klozlar kamu düzenine aykırıdır. Kamu düzenine aykırılığın tespiti, hâkime geniş bir takdir yetkisi verir.
C. Emredici Hükümler (Ius Cogens): Emredici normlar, tarafların aksini kararlaştıramayacağı, kamu düzenini veya zayıfı koruma amacı güden kurallardır. Bir kuralın emredici olup olmadığı her zaman lafzından (örneğin "geçersizdir", "yapılamaz" ibarelerinden) anlaşılamayabilir; bu durumda kuralın konuluş amacına (ratio legis) bakılmalıdır. Emredici kuralların ihlali, sözleşmeyi kural olarak kesin hükümsüz kılar.
D. Kesin Hükümsüzlük (Mutlak Butlan - Nichtigkeit): Sözleşme özgürlüğünün sınırlarının (TBK m. 27) aşılmasının temel yaptırımıdır. Hukuki işlemin kurucu unsurları mevcut olmakla birlikte, geçerlilik şartlarındaki ağır kamu menfaati ihlalleri nedeniyle işlemin baştan itibaren (ex tunc) hukuki sonuç doğurmamasıdır. Hâkim tarafından re'sen gözetilir, zamanaşımına tabi değildir ve onama (icazet) ile geçerli hâle getirilemez.
E. Bağlanma Parası (Arrha confirmatoria - TBK m. 176): Bağlanma parası, sözleşmenin akdedilmesi sırasında, sözleşmenin kurulduğuna ilişkin bir delil (ispat aracı) olmak üzere taraflardan birinin diğerine verdiği paradır. Roma hukukundan günümüze intikal eden bu kurum, sözleşmeden dönme (cayma) hakkı vermez. Aksine, iradelerin ciddiyetini ve akdin in'ikad ettiğini (kurulduğunu) teyit eder. TBK m. 176/1'de yer alan karine uyarınca, sözleşme kurulurken verilen para kural olarak bağlanma parasıdır; cayma parası (TBK m. 177) olduğu iddia ediliyorsa, bunun iddia eden tarafından açıkça ispatlanması gerekir.
Sözleşme özgürlüğünün sınırlarını çizen TBK m. 27 ile sözleşmenin ispatına hizmet eden bağlanma parasını düzenleyen TBK m. 176 arasındaki dogmatik ilişkiler; kısmi butlan, ahlaka aykırı amaçla verilenlerin iadesi ve diğer fer'i anlaşmalarla olan yapısal sınırları ihtiva etmektedir.
A. Kamu Düzenine Aykırılığın Kısmi Butlan Yoluyla Sınırlandırılması (TBK m. 27/2): TBK m. 27/2 uyarınca, sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının kamu düzenine veya emredici kurallara aykırı olması, kural olarak diğer hükümlerin geçerliliğini etkilemez (Favor Negotii - Sözleşmeyi ayakta tutma ilkesi). Eğer taraflar, kapsamlı bir ticari sözleşme akdetmiş ve bu sözleşmenin bir maddesine rekabeti ihlal eden (kamu düzenine aykırı) bir kural koymuşlarsa, yalnızca o hüküm batıl olur. Şayet bu sözleşme için bir "bağlanma parası" (TBK m. 176) verilmişse, sözleşmenin geri kalan asli edimleri ayakta kalacağından, bağlanma parası anlaşması da geçerliliğini korur. Zira temel sözleşme tamamen çökmemiştir. Ancak, geçersiz olan hüküm olmaksızın sözleşmenin hiç yapılmayacağı anlaşılıyorsa, sözleşmenin tamamı batıl olur ve fer'i nitelikteki bağlanma parası anlaşması da kesin hükümsüz hâle gelir.
B. Kesin Hükümsüzlük Hâlinde Bağlanma Parasının İadesi ve TBK m. 81 Çatışması: Temel sözleşme kamu düzenine aykırılık nedeniyle kesin hükümsüz ise, bu sözleşmenin kurulması sırasında verilmiş olan bağlanma parası (TBK m. 176) geçerli bir hukuki sebepten (causa) yoksun kalacaktır. Bu durumda, ödenen paranın "sebepsiz zenginleşme" (condictio sine causa) kurallarına göre iadesi talep edilmelidir. Ancak burada borçlar hukukunun en tartışmalı normlarından biri olan TBK m. 81 (Eksik Borç / İade Yasağı) devreye girer. Şayet bağlanma parası, hukuka veya ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla (örneğin rüşvet anlaşmasının, ihale yolsuzluğunun veya yasadışı bir kumar sözleşmesinin kanıtı olarak) verilmişse, TBK m. 81 amir hükmü gereği, bu paranın iadesi mahkemeden talep edilemez. "Kendi ahlaksızlığına dayanan kimse dinlenmez" (Nemo auditur propriam turpitudinem allegans) ilkesi gereği, kamu düzenini açıkça ihlal eden taraf, verdiği kaporayı hukukun himayesiyle geri alamaz.
C. Bağlanma Parası (TBK m. 176) ile Cayma Parası (TBK m. 177) Arasındaki Sınır: Öğretide ve uygulamada en çok karıştırılan kavramsal sınırlardan biridir. Her iki kurum da sözleşme kurulurken verilir. Ancak bağlanma parası (TBK m. 176) akdin kurulduğunu perçinler; taraflara sözleşmeden tek taraflı dönme hakkı vermez. Borçlu ifadan kaçınırsa, alacaklı aynen ifayı ve gecikme tazminatını veya sözleşmeden dönerek müspet/menfi zararını talep edebilir; bağlanma parasını doğrudan "ceza" olarak alıkoyamaz. Buna karşılık, cayma parası (Arrha poenitentialis - TBK m. 177) taraflara sözleşmeden dönme yetkisi veren bir bedeldir. Cayma parası veren sözleşmeden dönerse verdiğini bırakır; alan dönerse aldığının iki katını iade eder. TBK m. 176/1, sözleşme kurulurken verilen paranın kural olarak "bağlanma parası" olduğunu emrederek, cayma parasını istisnai bir kurum olarak konumlandırmıştır.
Kamu düzenine aykırılık (TBK m. 27) ve bağlanma parası (TBK m. 176) kurumlarının teorik çerçevesini somutlaştırmak adına şu iki vakayı analiz edelim:
Olay 1 (Kamu Düzenine Aykırılık ve Bağlanma Parasının Akıbeti): Türkiye'de yasal olarak faaliyet gösteren bir şirket (A) ithalatı yasaklanmış (kaçak) tıbbi cihazların tedariki için bir aracı şahıs (B) ile 5 Milyon TL'lik bir alım satım sözleşmesi akdeder. Sözleşmenin imzalanması sırasında iradelerin ciddiyetini kanıtlamak amacıyla (A) (B)'ye 500.000 TL nakit parayı "kapora/bağlanma parası" olarak elden teslim eder. Bir ay sonra, gümrük denetimleri sıkılaşınca (B) malları getiremeyeceğini beyan eder. (A) sözleşmenin ifasını veya verdiği 500.000 TL'nin iadesini talep eder. Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 27 bağlamında kamu düzeni ve emredici kurallara aykırılığın laboratuvarıdır. Konusu ithalatı yasaklanmış (suç teşkil eden) malların satışı olan bir sözleşme, emredici hukuk kurallarına ve kamu düzenine açıkça aykırıdır. TBK m. 27 gereğince bu sözleşme mutlak butlanla batıldır; hukuken hiç doğmamıştır. Temel sözleşme geçersiz olduğundan, bu sözleşmenin kanıtı olarak verilen 500.000 TL'lik bağlanma parası (TBK m. 176) anlaşması da kesin hükümsüzdür. (A) geçersiz sözleşmenin aynen ifasını talep edemez. Verdiği 500.000 TL'nin iadesi bakımından ise sebepsiz zenginleşme hükümleri devreye girer. Ancak (A) hukuka aykırı (kaçakçılık) bir sonucun doğması için bu parayı verdiğinden, mahkeme TBK m. 81 (Ahlaka ve hukuka aykırı amaçla verilenlerin iade edilemeyeceği) kuralını re'sen işleterek (A)'nın iade talebini reddedecektir. Kamu düzenini ihlal eden sözleşmelerde, verilen kaporanın iadesi devlet zoruyla sağlanamaz.
Olay 2 (Geçerli Sözleşmede Bağlanma Parası ve Cayma İddiası): Tacir (X) Galeri (Y)'den 2 Milyon TL bedelle bir lüks otomobil satın almak üzere adi yazılı bir satış sözleşmesi imzalar (Taşınır satışlarında şekil serbestisi vardır). Sözleşme anında (X) 100.000 TL'yi "kapora" adı altında (Y)'nin banka hesabına gönderir. Bir hafta sonra (X) otomobili almaktan vazgeçtiğini bildirir ve "Ben sözleşmeden cayıyorum, verdiğim 100.000 TL kaporayı yakıyorum, benden başka bedel talep edemezsin" der. Galeri (Y) ise aracı teslim alması ve kalan 1.9 Milyon TL'yi ödemesi için (X)'e ihtarname çeker. Dogmatik Analiz: Bu uyuşmazlık, TBK m. 176 ile m. 177 arasındaki karine çatışmasıdır. Sözleşme kamu düzenine veya şekle aykırı olmadığı için tamamen geçerlidir. (X) verdiği 100.000 TL'nin kendisine sözleşmeden tek taraflı cayma hakkı veren bir "cayma parası" (TBK m. 177) olduğunu iddia etmektedir. Ancak TBK m. 176/1 amir hükmü çok nettir: Sözleşme yapılırken verilen para, aksine bir anlaşma olduğu ispatlanmadıkça cayma parası değil, "bağlanma parası" sayılır. "Kapora" ifadesi tek başına cayma hakkı vermez. Dolayısıyla (X)'in tek taraflı dönme (cayma) beyanı haksızdır ve hukuki sonuç doğurmaz. Galeri (Y) sözleşmenin aynen ifasını (kalan bedelin ödenmesini) ve temerrüt faizini talep etmekte tamamen haklıdır. Bağlanma parası, borçluya "parayı yakıp sözleşmeden kaçma" imkânı tanımaz.
TBK m. 27 (Kesin Hükümsüzlük) ve TBK m. 176 (Bağlanma Parası) kurallarının medeni usul hukukunda (HMK) ve sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) uygulayıcıların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. HMK Kapsamında Kamu Düzenine Aykırılığın Re'sen Gözetilmesi: Davada taraf vekillerinin yaptığı en büyük usuli hata, kesin hükümsüzlüğü bir "def'i" (örneğin zamanaşımı def'i) sanmalarıdır. Sözleşmenin kamu düzenine veya emredici kurallara aykırılığı nedeniyle butlanı, hukuki bir "itirazdır". İtirazlar, davanın her aşamasında ileri sürülebilir ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağına (HMK m. 141) tabi değildir. Daha da önemlisi, dosyada sözleşmenin kamu düzenine aykırı olduğunu gösteren bir delil (örneğin tefecilik, kara para aklama, rekabet ihlali) varsa, taraflar bunu iddia etmese dahi hâkim, bu durumu re'sen (kendiliğinden) dikkate alarak davanın reddine karar vermek zorundadır.
2. Sözleşme Tasarımında (Legal Drafting) "Kapora" İfadesinden Kaçınma: Halk arasında ve ticari pratikte sıklıkla kullanılan "kapora" veya "pey akçesi" kelimeleri, hukuki bir muğlaklık barındırır. Avukatların sözleşme kaleme alırken bu kelimelerden kaçınmaları elzemdir. Eğer müvekkil, verdiği parayı yakmak pahasına sözleşmeden tek taraflı dönebilme (cayma) esnekliğine sahip olmak istiyorsa, sözleşmeye mutlak surette: "İşbu sözleşmenin imza tarihinde Alıcı tarafından Satıcıya ödenen 50.000 TL, TBK m. 177 anlamında 'cayma parası' olarak kararlaştırılmış olup, Alıcı dilediği zaman bu bedeli Satıcıda bırakmak şartıyla sözleşmeden hiçbir ek tazminat ödemeksizin cayabilir" klozu eklenmelidir. Aksi takdirde, TBK m. 176 karinesi gereği bu bedel bağlanma parası sayılacak ve müvekkil sözleşmenin tamamını ifa etmeye (veya ifa menfaatini karşılamaya) mahkûm edilebilecektir.
3. Bağlanma Parasının Mahsubu Meselesi: TBK m. 176/2 uyarınca, "Aksine sözleşme veya yerel âdet olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülmez." Bu kural, uygulamada büyük şaşkınlık yaratır; zira alıcının verdiği ön ödemenin (bağlanma parasının) satış bedelinden düşülmesi genel beklentidir. Bu nedenle, sözleşme hazırlanırken mutlaka "Alıcı tarafından ödenen bağlanma parası, sözleşme ifa edilirken toplam satış bedelinden mahsup edilecektir" ibaresi sözleşmeye derç edilmelidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtilaflara bakan daireleri, TBK m. 27 bağlamında kamu düzeni ve emredici hukuk kurallarına aykırılığı re'sen uygulanması gereken mutlak bir bariyer olarak değerlendirmekte; TBK m. 176 bağlamında ise bağlanma parasının niteliğini cayma parasından kesin çizgilerle ayırmaktadır.
Kamu düzenine aykırılık ve sözleşme özgürlüğünün sınırları (TBK m. 26, 27) hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 19. (TBK m. 26) maddesinde sözleşme serbestisi ilkesi kabul edilmiştir. Kanun'un 20. (TBK m. 27) maddesi uyarınca; taraflar, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olmamak şartıyla aralarında her konuda serbestçe sözleşme yapabilirler. Bir sözleşme, ihtiva ettiği hak ve borçlar itibarıyla hukuk düzeninin kamu menfaatini koruma amacı güden emredici bir normuyla çatıştığı takdirde, o sözleşme mutlak butlan yaptırımıyla kesin hükümsüzdür. Kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar, taraflarca ileri sürülmese dahi, davanın her aşamasında mahkemece ve Yargıtayca re'sen dikkate alınmak zorundadır. Somut olayda taraflar arasındaki sözleşme, yasal mevzuata aykırı olarak kamu tüzel kişisinin mali yükümlülüklerini bertaraf etmeye yönelik olup kamu düzenine aykırıdır ve geçerli kabul edilemez.".
Bağlanma Parası (TBK m. 176) ve Cayma Parası Ayrımı hususunda Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "Türk Borçlar Kanunu'nun 176. maddesi uyarınca, sözleşme yapılırken verilen bir miktar para, aksi açıkça kararlaştırılmadıkça cayma parası değil, sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilen bağlanma parası (kapora) sayılır. Davalı alıcı, geçerli olarak kurulan araç satış sözleşmesinden haklı bir sebep olmaksızın dönmüş ve davacı satıcı, alıcının sözleşme anında verdiği 20.000 TL kaporayı irat kaydettiğini (cezai şart olarak alıkoyduğunu) savunmuştur. Oysa sözleşmede bu paranın cayma parası veya ceza koşulu olduğu yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Bağlanma parası olarak verilen bedel, sözleşmeden dönülmesi hâlinde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade edilmelidir. Satıcı, ancak sözleşmenin haksız feshinden kaynaklanan müspet/menfi zararını ispat ederek bu bedelden takas/mahsup talebinde bulunabilir; kaporayı doğrudan irat kaydedemez. Mahkemece kaporanın iadesi talebinin reddine karar verilmesi yasa ve usule aykırıdır."
Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan Sözleşme Özgürlüğünün Sınırları ve Kamu Düzeni (TBK m. 27 / OR Art. 20) rejimi ile Bağlanma Parası (TBK m. 176) kurumları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Kamu Düzeni Kavramının Aşırı Belirsizliği" ve "Bağlanma Parasının Mahsup Edilmemesi Kuralının Pratiğe Aykırılığı" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve İstisnaları" tartışmalarında merkezî bir yer tuttuğu üzere; TBK m. 27'deki 'Kamu Düzeni' (Ordre Public) Kavramının Son Derece Soyut ve Geniş Çerçeveli Olmasının, Hukuki Güvenlik (Rechtssicherheit) İlkesini Sarsmasıdır. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde haklı olarak işaret edildiği üzere; kamu düzeni, zamana, mekâna ve siyasi iklimlere göre içeriği sürekli değişen, adeta "esnek bir torba" kavramdır. Emredici bir kanun hükmünün veya ahlaka aykırılığın sınırları nispeten daha net tespit edilebilirken; kamu düzeni kavramı, hâkimlere sözleşme özgürlüğüne (TBK m. 26) müdahale etmek için sınırsız bir takdir yetkisi sunmaktadır. Ticari hayatta tarafların ekonomik riskleri hesaplayarak akdettikleri karmaşık sözleşmelerin (örneğin döviz kuru riskini dağıtan türev işlemlerin veya asimetrik rekabet yasaklarının) yargılama aşamasında hâkimin sübjektif kamu düzeni anlayışıyla bir anda "kesin hükümsüz (batıl)" ilan edilmesi, borçlar hukukunun temel direği olan "ahde vefa" (Pacta sunt servanda) ilkesini zedelemektedir. Doktrinde (örneğin Rona Serozan tarafından) sıklıkla vurgulandığı üzere; kamu düzeni kavramı, ancak anayasal hakların özünün zedelendiği en ağır ve istisnai durumlarda bir "son çare" (ultima ratio) olarak kullanılmalı; hâkimin sözleşmeyi iptal etme hususundaki yargısal aktivizmi, sözleşmeyi ayakta tutma ilkesi (Favor negotii) lehine dar yorumlanmalıdır.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 176/2'de Düzenlenen 'Aksine Sözleşme Veya Yerel Âdet Olmadıkça, Bağlanma Parası Esas Alacaktan Düşülmez' Kuralının, Ekonomik Gerçekliklerle ve Tarafların Farazi İradeleriyle Açıkça Çelişmesidir. Nomer ve Eren'in eserlerinde vurgulandığı üzere; gündelik hayatta ve ticari pratikte bir kimse bir sözleşme yaparken (örneğin bir ev kiralarken veya araç satın alırken) "kapora/bağlanma parası" verdiğinde, bu paranın sözleşme ifa edilirken asıl borçtan (toplam satış bedelinden) düşülmesi evrensel bir beklentidir. Hiç kimse 1 Milyon TL'lik bir ev alırken verdiği 50.000 TL kaporanın satıcıda "ekstra bir hediye veya ispat bedeli" olarak kalmasını ve üstüne 1 Milyon TL daha ödemeyi amaçlamaz. Ancak kanun koyucu (TBK m. 176/2) İsviçre Borçlar Kanunu'nun 19. yüzyıldan kalma arkaik yaklaşımını aynen koruyarak, bağlanma parasının kural olarak "esas alacaktan mahsup edilmeyeceğini", sözleşme ifa edildiğinde verene aynen iade edileceğini veya alacaklıda kalacağını (alacaktan düşülmeden) öngörmüştür. Ticari örf ve âdetin mahsubu emrettiği durumlarda bu katı yasa kuralı esnetilebilse de, yedek hukuk kuralının toplumun %99'unun ekonomik mantığına ve ifa beklentisine ters düşecek şekilde kaleme alınması, kanunlaştırma tekniği (Legistik) açısından modern borçlar hukuku dogmatiğinin önemli bir zaafıdır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 176. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.