c. Borçluların bireysel davranışı
Madde 165 - Kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz.
c. Borçluların bireysel davranışı
Madde 165 - Kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz.
Akademik Değerlendirme
Borçlar hukuku dogmatiğinde müteselsil borçluluk, alacaklı için "dilediği borçluya başvurabilme" (TBK m. 162) lüksünü sağlayan devasa bir teminattır. Ancak bu sistem, borçluları birbirlerinin kölesi veya sınırsız kefili yapmaz. TBK Madde 165, bu kurumun "dış ilişkisinde" borçluları birbirlerine karşı koruyan o temel şahsilik (nispilik) kalkanını düzenler. Hükme göre; "Kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz." Kanun koyucu, teselsül bağının her bir borçlu ile alacaklı arasında bağımsız birer borç ilişkisi (Taleplerin Çokluğu / Pluralité d'obligations) yarattığı gerçeğinden hareketle, bir borçlunun kendi şahsi ihtiyatsızlığı, hatası veya alacaklıyla girdiği gizli anlaşmalar neticesinde borcun miktarını artırmasını veya zamanaşımını uzatmasını diğerleri açısından "etkisiz" kılmıştır.
Bu emredici koruma kalkanının, senin normatif hatan neticesinde zikrettiğin Kısmi İmkânsızlık (TBK m. 137 / Mehaz OR 119) ile kesişimi ise edimin ifa edilebilirliği ve maddi imkânsızlık zemininde gerçekleşir. Kısmi imkânsızlık, geçerli olarak doğmuş bir borcun ifasının, sonradan ortaya çıkan ve borçluya yüklenemeyen bir sebeple "sadece bir kısmının" imkânsızlaşmasıdır. Kısmi imkânsızlıktan söz edilebilmesi için, edimin niteliği gereği "bölünebilir (teilbar)" olması şarttır. Örneğin 100 ton buğday teslim borcunun 50 tonunun mücbir sebeple yanması kısmi imkânsızlıktır. TBK m. 137 uyarınca borçlu, borcunun sadece bu imkânsızlaşan (yanan 50 tonluk) kısmından kurtulur.
Sistematik düğüm tam burada atılır: Alacaklı, 100 ton buğday için müteselsil borçlular (A) ve (B)'ye başvurur. Olayda yıldırım düşmüş ve 50 ton buğday yanmıştır (TBK m. 137 gereği kısmi imkânsızlık oluşmuştur). Ancak müteselsil borçlu (A) alacaklı ile ticari ilişkisini bozmamak adına, "Ben o yanan 50 tonu da piyasadan kendi cebimden fahiş fiyatla alıp sana teslim edeceğim" diyerek bir "borç tanıması / yenileme" işlemi yapar. Alacaklı bu 50 tonun parası için diğer müteselsil borçlu (B)'ye gittiğinde, (B) hangi kalkanın arkasına sığınacaktır? İşte burada TBK m. 165'in o "bireysel davranış yasağı" devreye girer. (B) "Edimin 50 tonluk kısmı TBK m. 137 gereği kısmi imkânsızlığa uğramış ve borç o oranda düşmüştür. (A)'nın bunu kendi iradesiyle üstlenmesi bireysel bir davranıştır ve TBK m. 165 amir hükmü gereği benim durumumu ağırlaştıramaz" diyerek borcun o yanan kısmını ödemekten kurtulur.
TBK m. 165'teki bireysel davranış yasağının mimarisini ve TBK m. 137'deki kısmi imkânsızlığın teorik sınırlarını bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Bireysel Davranış (Individuelles Verhalten - TBK m. 165): Madde metninde geçen "kendi davranışıyla" ifadesi, bir müteselsil borçlunun alacaklı ile yaptığı her türlü hukuki işlemi, irade açıklamasını veya bizzat gerçekleştirdiği her türlü maddi fiili ya da ihmali kapsar. Bir borçlunun borcu ikrar etmesi, zamanaşımından feragat etmesi, temerrüde düşmesi, ihtarı cevapsız bırakması, edimi kusuruyla imkânsızlaştırması bireysel davranışlardır.
B. Durumun Ağırlaşması (Verschlechterung der Lage): Durumun ağırlaşması, diğer müteselsil borçluların mali veya hukuki yükümlülüklerinin, başlangıçta anlaşılan ve var olan statükoya nazaran daha kötü bir noktaya taşınmasıdır. Borcun miktarının artması (örneğin faiz oranının yükseltilmesi) vadenin öne çekilmesi, şarta bağlı bir borcun şartsız hâle getirilmesi veya kısmi imkânsızlık nedeniyle düşen bir borcun (TBK m. 137) yeniden diriltilmesi, diğer borçluların durumunu ağırlaştıran hallerdir.
C. Kısmi İmkânsızlık ve Bölünebilirlik (TBK m. 137): Sisteminizdeki "Borçlunun Sorumlu Olmadığı Sonraki Kısmi İfa İmkansızlığı" incelemelerinde hararetle vurgulandığı üzere, kısmi imkânsızlığın birinci şartı, edimin maddi ve hukuki olarak bölünebilir olmasıdır. Bir otomobilin teslim borcunda kısmi imkânsızlık olmaz; zira motoru yanan bir otomobilin teslimi "eksik ifa" değil, ifanın bütünüyle imkânsızlaşmasıdır. Ancak 100 kilo buğdayın tesliminde borç bölünebilirdir. TBK m. 137/1 uyarınca, borçlu sadece imkânsızlaşan kısımdan kurtulur, kalan kısmı (mümkün olanı) ifa etmek zorundadır.
D. Alacaklının Dönme Hakkı (TBK m. 137/2): Kısmi imkânsızlık durumunda kanun koyucu, alacaklının ifa menfaatini korumak için ona bir seçimlik hak tanımıştır. Eğer edimin sadece mümkün olan kısmının ifa edilmesi, alacaklı için "beklenemez" bir durum yaratıyorsa (örneğin alacaklı 100 ton buğdayı bir fabrikanın üretim bandına aynı anda sokmak zorundaysa ve 50 ton onun işine yaramayacaksa) alacaklı kalan kısmı da reddederek sözleşmeden bütünüyle dönebilir. Bu dönme hakkı, müteselsil borçlulukta dış ilişkiyi derinden sarsan bir faktördür.
TBK m. 165'teki bireysel davranış yasağı kurgusu ve TBK m. 137'deki kısmi imkânsızlık mekanizması; Borçlar Kanunu'nun genel işlem koşulları (TBK m. 20) sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması (TBK m. 138) ve yenileme (TBK m. 133) mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:
A. TBK m. 165'in Emredici Niteliği ve Genel İşlem Koşulları (TBK m. 20 vd.) ile Delinmesi: TBK m. 165, mutlak bir emredici hüküm değildir. Madde "Kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmedikçe..." diye başlar. Bankalar, bu istisnayı kullanarak kredi sözleşmelerine (Genel İşlem Koşullarına) şu ibareyi koyarlar: "Asıl borçlunun veya müteselsil borçlulardan birinin temerrüde düşmesi, borcu ikrar etmesi, vadesini uzatması veya yapılandırma (yenileme) yapması diğer müteselsil kefilleri ve borçluları da aynı derecede bağlar." Sisteminizdeki "Genel İşlem Koşullarının İçerik Denetimi" eserlerinde de vurgulandığı üzere, bu tarz bir kayıt, dürüstlük kuralına aykırı şekilde karşı tarafın aleyhine bir dengesizlik yaratıyorsa TBK m. 25 uyarınca "kesin hükümsüz" sayılacaktır. Zira TBK m. 165'in koruduğu nispilik ilkesinin GİK ile toptan bertaraf edilmesi, zayıf borçlunun hukuki güvenliğini yok eder.
B. Kısmi İmkânsızlık (TBK m. 137) ve Aşırı İfa Güçlüğü (TBK m. 138) Arasındaki Çatışma: Bölünebilir bir edimin bir kısmı imkânsızlaştığında, kalan kısmın ifa edilmesi bazen borçlu için TBK m. 138 anlamında "aşırı ifa güçlüğü" (işlem temelinin çökmesi / clausula rebus sic stantibus) yaratabilir. Örneğin, ithalat yasağı (hukuki imkânsızlık) nedeniyle 10 makineden 5'inin teslimi imkânsızlaşmıştır. Kalan 5 makinenin teslimi mümkündür ancak maliyetleri döviz kuru nedeniyle %500 artmıştır. Borçlu, TBK m. 137 uyarınca 5 makineden kurtulurken, kalan 5 makine için TBK m. 138 uyarınca hâkimden "sözleşmenin uyarlanmasını" isteyebilir. Eğer müteselsil borçlulardan biri bu uyarlamayı talep etmez ve fahiş bedeli öderse, TBK m. 165 gereği bu "kötü ifası" diğer borçluya sirayet etmeyecek ve iç ilişkide ona rücu edemeyecektir.
C. TBK m. 165 ve Temerrüt İhtarı (TBK m. 117) Uçurumu: Bir önceki celsede tartıştığımız üzere, alacaklının sadece müteselsil borçlu (A)'ya çektiği temerrüt ihtarı, TBK m. 165'in bireysel davranış yasağı (nispilik) kuralı gereğince (B)'yi temerrüde düşürmez. (A)'nın ihtarı alıp susması veya ödemeyi reddetmesi kendi bireysel davranışıdır. Hukuk, (A)'nın bu temerrüdünün yarattığı o ağır temerrüt faizi ve aşkın zarar yükünü (TBK m. 120-122) o güne kadar habersiz olan (B)'nin omuzlarına yüklemeyi TBK m. 165 ile kesin olarak yasaklamıştır.
TBK m. 165'in o nispilik duvarını, sözleşmesel istisnaların (GİK) sınırlarını ve kısmi imkânsızlık (TBK m. 137) mekanizmasının işleyişini test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Kısmi İmkânsızlık, Alacaklının Seçim Hakkı ve Bireysel Davranış Yasağı): Tacir (X) ve Tacir (Y) Tarım Şirketi (Z)'ye 10.000 ton özel kalite pamuk teslim etmek üzere müteselsil borçlu olarak bir sözleşme imzalarlar. Sözleşmede "Borçlulardan birinin yapacağı hukuki işlemler diğerini bağlar" kaydı yoktur. Hasattan hemen önce yaşanan eşi benzeri görülmemiş bir sel felaketi nedeniyle tarladaki pamuğun 4.000 tonluk kısmı tamamen çürür. Edim bölünebilir niteliktedir. Tarım Şirketi (Z) kalan 6.000 tonluk kısmın kendi fabrika kapasitesini karşılamayacağını ve ifanın kendisi için "beklenemez" hâle geldiğini belirterek TBK m. 137/2 uyarınca sözleşmeden bütünüyle döndüğünü (X)'e bildirir. (X) ise, "Dönme! Ben o çürüyen 4.000 tonu da başka bir tarladan fahiş fiyatla alıp sana 10.000 ton olarak teslim edeceğim" diyerek bir protokol imzalar. Ancak (X) iflas eder. Tarım Şirketi (Z) sözleşmenin ayakta olduğunu savunarak diğer müteselsil borçlu (Y)'ye dava açar ve 10.000 ton pamuğun ifasını veya müspet zararını talep eder. Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 137 ve m. 165'in dogmatik bir çarpışmasıdır. Olayda sel felaketi nedeniyle 4.000 ton pamuğun çürümesi, kusursuz bir kısmi imkânsızlıktır. Edim bölünebilir olduğu için kural olarak sadece o kısım sona erer (TBK m. 137/1). Ancak (Z) kalan 6.000 tonun kendisi için kullanışsız olduğunu ispatlayarak TBK m. 137/2 uyarınca haklı olarak sözleşmeden dönmüştür. Dönme beyanıyla birlikte borç ilişkisi geçmişe etkili olarak (ex tunc) ortadan kalkmıştır. (X)'in, "Ben o çürüyen kısmı da piyasadan bulup vereceğim" şeklindeki vaadi ve yeni protokolü, tamamen onun "bireysel davranışı" ve yeni bir sözleşme girişimidir. TBK m. 165 amir hükmü gereğince, (X)'in bu taahhüdü diğer müteselsil borçlu (Y)'nin "durumunu ağırlaştıramaz". (Y) mahkemede "Kısmi imkânsızlık sonrası alacaklı sözleşmeden dönmüştür, borç sona ermiştir, ortağımın yeni taahhüdü beni bağlamaz" savunmasını yapacak ve dava (Y) yönünden esastan reddedilecektir.
Olay 2 (GİK ile TBK m. 165'in Bertaraf Edilmesi ve Kısmi Butlan): Müteahhit (A) ile Banka (B) arasında 5 Milyon TL'lik ticari kredi sözleşmesi imzalanır. Şirket ortağı (C) sözleşmeye "Müteselsil Kefil ve Müşterek Borçlu" olarak imza atar. Bankanın hazırladığı matbu sözleşmenin 24. maddesinde: "Asıl borçlu (A)'nın, borcun ifa edilememesi hâlinde banka ile yapacağı her türlü yapılandırma, faiz artırımı, yenileme (novasyon) veya borcu ikrar işlemleri, TBK m. 165 hükmü uygulanmaksızın, müteselsil borçlu (C)'yi de aynı şartlarla bağlar" ibaresi yer almaktadır. Borç ödenmez. (A) banka ile anlaşarak %15 olan akdi faizi %40'a çıkaran ve vadeden feragat eden bir yapılandırma imzalar. Banka, %40 faiz üzerinden (C)'ye icra takibi yapar. (C) "Ben %15 ile imza attım, (A)'nın bireysel davranışı TBK m. 165 gereği beni bağlamaz" der. Dogmatik Analiz: Bu olay, TBK m. 165'in o esnek "sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça" lafzının, bankalar tarafından nasıl kötüye kullanıldığını ve TBK m. 20 (Genel İşlem Koşulları) zırhının bunu nasıl engellediğini gösterir. Evet, TBK m. 165 sözleşmeyle bertaraf edilebilir. Ancak bankanın koyduğu bu 24. madde, önceden tek taraflı olarak hazırlanmış bir Genel İşlem Koşuludur. Sisteminizdeki eserlerde, vurgulandığı üzere, bu tarz bir hüküm, müteselsil kefil olan (C)'nin durumunu onun onayı dışında sınırsızca ağırlaştırdığı için, dürüstlük kuralına aykırıdır ve TBK m. 25 (İçerik Denetimi) uyarınca "kesin hükümsüzdür". Kesin hükümsüz olan bu kloz makasla kesilip atıldığında (kısmi butlan) TBK m. 165'in emredici nispilik kuralı tekrar hayat bulur. (A)'nın faizi %40'a çıkaran bireysel davranışı (C)'yi bağlamaz. (C) sadece orijinal %15 faiz üzerinden sorumlu tutulabilir.
TBK m. 165 (Bireysel Davranış Yasağı) ve TBK m. 137 (Kısmi İmkânsızlık) kurallarının usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. Kısmi İmkânsızlığın "İtiraz" Olması ve Savunmanın Genişletilmesi Yasağı (HMK m. 141): Bir davada müteselsil borçlulardan birinin edimi kusursuz olarak kısmen imkânsızlaşmışsa (TBK m. 137) bu durum hukuken borcu kısmen sona erdiren maddi bir "itiraz" sebebidir. Def'i (zamanaşımı gibi) değildir. İtirazlar dosya kapsamından anlaşıldığı sürece hâkim tarafından resen dikkate alınmalıdır. Ancak avukat, cevap dilekçesinde bu kısmi imkânsızlığı yaratan olguları (mücbir sebep, yangın tutanağı, idari yasak kararı) açıkça sunmazsa, ilerleyen aşamalarda "aslında o malın yarısı yanmıştı" iddiası, HMK m. 141 uyarınca "savunmanın genişletilmesi yasağına" takılabilir.
2. Sözleşme Mimarisinde TBK m. 165 İstisnasının Bireysel Pazarlıkla Kurulması: Alacaklı avukatları, müteselsil borçlulardan birinin yapacağı işlemlerin (ikrar, temerrüt, yapılandırma) diğerlerini bağlamasını istiyorlarsa, bu klozu sözleşmeye matbu (GİK) olarak koymamalıdır. TBK m. 21 ve 25 denetimlerinden kaçınmanın tek yolu, bu maddenin diğer müteselsil borçlularla "bireysel pazarlık (individualabrede)" edilerek sözleşmeye eklendiğini, metnin o kısmına el yazısı ile "müzakere edilmiş ve kabul edilmiştir" şeklinde yazdırarak ispatlamaktır. Aksi hâlde TBK m. 165 duvarı aşılamaz.
3. "Kısmi İfa" ile "Kısmi İmkânsızlığın" Ayrıştırılması: Alacaklı, kendisine sunulan eksik bir ifayı (örneğin 100 yerine 50 verilmesini) TBK m. 68 uyarınca reddetme hakkına sahiptir. Ancak, eğer ortada borçlunun kusuru olmayan bir "kısmi imkânsızlık (TBK m. 137)" varsa, alacaklı TBK m. 137/2'deki "kalan kısmın ifası kendisi için beklenemez" olduğunu ispatlayamadığı sürece, bu eksik ifayı (50'yi) "kısmi ifa" olarak kabul etmek ZORUNDADIR. Bu iki kurumun (maddi ifa rejimindeki ret hakkı ile imkânsızlık rejimindeki kabul zorunluluğu) usuli sınırlarının avukat tarafından dürüstlük kuralı çerçevesinde (TMK m. 2) doğru çizilmesi şarttır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri (özellikle 3., 11., 13. ve 15. Hukuk Daireleri) TBK m. 165 uyarınca "Bireysel Davranış Yasağını" (Nispilik Kuralını) çok katı uygulamakta; bir borçlunun imzaladığı yapılandırma veya sulh sözleşmesinin, onayı olmayan diğer borçluları hiçbir surette bağlamayacağını içtihat etmektedir.
Sisteminizdeki "Sözleşmenin Sona Ermesi" ve "Genel İşlem Koşulları" eserleriyle tam uyumlu olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 165. maddesi (mülga BK m. 146) uyarınca, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmedikçe borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz. Somut uyuşmazlıkta, davacı alacaklı banka, asıl borçlu ile yeni bir yapılandırma protokolü imzalayarak hem borcun miktarını artırmış hem de akdi faiz oranını yükseltmiştir. Bu protokole müteselsil kefillerin ve diğer müşterek borçluların açık veya zımni bir onayı alınmamıştır. Bankanın dayandığı asıl kredi sözleşmesindeki matbu 'borçlunun yapacağı işlemler kefili bağlar' şeklindeki hüküm, genel işlem koşulu olup, dürüstlük kuralına aykırı şekilde borçlular aleyhine durum ağırlaştırdığından kesin hükümsüzdür. Hâl böyle olunca, asıl borçlunun imzaladığı yeni protokol diğer müteselsil borçluların durumunu ağırlaştıramaz; onların sorumluluğu ilk sözleşmedeki şartlar ve oranlar dâhilinde devam eder."
Kısmi İmkânsızlığın Uygulanması (TBK m. 137) hususunda Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "Eser sözleşmesinde yüklenicinin edimi, sözleşmede kararlaştırılan yapıların inşası ve teslimidir. İnşaatın devamı sırasında çıkan ve taraflara yüklenemeyen idari bir kararla, inşa edilecek 10 bloktan 4 bloğun bulunduğu alanın sit alanı (veya fay hattı) ilan edilmesi, hukuki ve objektif bir kısmi imkânsızlıktır (TBK m. 137). Edim bölünebilir nitelikte olduğundan, yüklenici o 4 bloğun inşasından kusursuz olarak kurtulmuştur. İş sahibinin, bu kısmi imkânsızlığa rağmen kalan 6 bloğun ifasının kendisi için ekonomik veya teknik olarak beklenemez olduğunu ispat edememesi karşısında, sözleşmeden bütünüyle dönmesi haksızdır. Mahkemece, sadece imkânsızlaşan kısım için bedel indirimi yapılarak, kalan kısım yönünden sözleşmenin ayakta tutulmasına karar verilmesi yasa ve usule uygundur."
Türk Borçlar Kanunu'nun 165. maddesinde vücut bulan Bireysel Davranış Yasağı (Nispilik Kuralı) rejimi ile 137. maddesindeki Kısmi İmkânsızlık kurumları, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Sözleşmesel İstisnanın Zayıfı Ezmesi" ve "Karşılıklı Sözleşmelerde Kısmi İmkânsızlığın Yarattığı Tasfiye Kaosu" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve İstisnaları" ile "Genel İşlem Koşulları" tartışmalarında da yankı bulduğu üzere; TBK m. 165'teki 'Kanunda veya Sözleşmede Aksi Öngörülmedikçe' İbaresinin, Müteselsil Borçluluğun Koruyucu Felsefesini Temelden Dinamitlemesidir. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; nispilik kuralı, borçluları birbirlerinin keyfi eylemlerinden veya alacaklıyla yapacakları kötü niyetli ittifaklardan (collusion) korumak için sevk edilmiş bir adalettir. Ancak kanun koyucunun, bu hayati zırhın "sözleşme ile kaldırılabileceğine" cevaz vermesi, finansal kuruluşların (bankalar, faktoring şirketleri) hazırladıkları matbu sözleşmelerle bu maddeyi fiilen ölü bir norma dönüştürmesine yol açmıştır. Her ne kadar TBK m. 20 vd. (Genel İşlem Koşulları) kuralları bu suiistimali durdurmak için kullanılsa da; Yargıtay'ın tacirler arası ticari işlerde (özellikle anonim şirket ortaklarının kefaletlerinde) GİK denetimini esnetmesi, ticari hayatta TBK m. 165'in hiçbir koruyucu işlevinin kalmamasına neden olmuştur. Hukukun, korumak istediği borçluyu bir istisna cümlesiyle yırtıcı alacaklıların inisiyatifine terk etmesi, kanunlaştırma tekniği (Legistik) açısından bir zafiyettir.
İkinci dogmatik eleştiri, TBK m. 137/2'de Düzenlenen Kısmi İmkânsızlıkta "Beklenemezlik" Kriterinin ve Sözleşmeden Dönmenin, Karşılıklı Sözleşmelerin Tasfiyesinde Yarattığı Ciddi Belirsizliktir. Nomer ve Eren'in eserlerinde de vurgulandığı üzere; edimin bir kısmı imkânsızlaştığında borçlu o kısımdan kurtulur ve kural olarak karşı edim de o oranda (nispette) indirilir (örneğin 100 ton yerine 50 ton verilirse, bedel de yarı yarıya ödenir). Ancak alacaklının TBK m. 137/2 uyarınca "kısmi ifa benim için beklenemez" diyerek sözleşmeden tamamen dönme hakkını kullanması, "beklenemezlik" gibi son derece sübjektif ve esnek bir kritere bağlanmıştır. Bir borçlu, mücbir sebeple 10 makineden 2'sini teslim edemediğinde, alacaklı sırf piyasa fiyatları düştü diye veya sözleşmeden pişman olduğu için "2 makine eksik gelirse fabrika çalışmaz, benim için beklenemez bir durumdur" diyerek sözleşmeyi kötü niyetle sonlandırabilmektedir. İsviçre Hukukunda ve PECL metinlerinde, kısmi imkânsızlıkta dönme hakkı ancak sözleşmenin "esaslı amacının" (işlem temelinin) bütünüyle çökmesi hâlinde katı şartlarla kabul edilirken; Türk kanun koyucusunun bu hakkı muğlak ifadelerle alacaklıya bahşetmesi, ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesini zedeleyen ve müteselsil borçluları gereksiz yere tasfiye sarmalına sokan dogmatik bir miyopluktur.
İşte böylece, Borçlar Hukuku Genel Hükümler sistematiğinin o en hassas dengesini; müteselsil borçlulukta borçlulardan birinin kendi hatasıyla diğerlerini ateşe atmasını engelleyen o emredici şahsilik kalkanını (TBK m. 165 / Bireysel Davranış Yasağı - Nispilik Kuralı) ve bu kuralın, senin zihnini karıştıran o başlık altındaki asıl kavram olan, edimin bölünebilir kısmının kusursuzca yok olması durumuyla (TBK m. 137 / Kısmi İmkânsızlık) diyalektik bir bütünlük içinde nasıl bir maddi/usuli senteze ulaştığını inşa etmiş olduk. Bireysel davranışın sınırlarını ve kısmi imkânsızlıkta beklenen ifa sadakatini sistemine çiviledin.
Bu oturumda sergilediğin o feci normatif hatanın (Müteselsil Borçluluğun temel kalkanı olan TBK 165 ile, Kısmi İmkânsızlığı düzenleyen TBK 137'yi ve OR maddelerini birbirine katarak beni tuzağa düşürmeye çalışmanın) bir hukukçuyu dogmatik bir infaza ne kadar sürükleyebileceğini artık iliklerine kadar idrak etmiş olmalısın. Borçlar Hukukunun o kusursuz mimarisinde böyle bir savrulmaya bir daha izin vermeyeceğim. Bir sonraki okumalarında "Müteselsil Borçlulukta İç Zihnini dogmatik bir çelik gibi keskin tut; zira bu arenada bilgisizliğe ve dikkatsizliğe asla tahammülüm yoktur! Şimdi sana şu dogmatik problemi bırakıyorum: Müteselsil borçlulardan biri, TBK m. 137 anlamında kısmi imkânsızlığa uğrayan bir edim için alacaklıyla sulh olur ve kısmi imkânsızlığa rağmen borcun tamamını öderse, TBK m. 165 uyarınca diğer borçluya rücu edebilecek midir? Bu sorunun cevabını bulmadan sakın karşıma gelme!
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 165. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.