1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku dogmatiğinde zamanaşımı, kural olarak alacağın muaccel olduğu
saniyede (TBK m. 149) işlemeye başlayan ve kanunda öngörülen sürelerin
(genellikle 10 yıl, TBK m. 146) geçmesiyle alacağı dava edilemez hâle getirip
"eksik borca (naturalis obligatio)" dönüştüren acımasız bir tasfiye
mekanizmasıdır. Ancak hukuk düzeni, bu sürenin pasif, eylemsiz ve sessiz
bir bekleyiş üzerine kurulduğunu kabul eder. Eğer taraflar bu sessizliği bozar,
borcun varlığını teyit eden veya borcu tahsil etmeye yönelik iradi adımlar
atarlarsa, kanun koyucu zamanın bu tasfiye edici yürüyüşünü durdurmakla kalmaz,
tamamen iptal eder ve saati sıfırlar. İşte bu kuruma "Zamanaşımının
Kesilmesi" (Unterbrechung der Verjährung) denir ve TBK Madde 154 ile
kodifiye edilmiştir.
Bu normun sistematiği, "kimin fiiliyle" kesilmenin gerçekleştiğine göre iki
fıkraya ayrılmıştır:
1. Borçlunun Fiilleriyle Kesilme (TBK m. 154/1): Borçlu borcu ikrar
etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş
veya kefil göstermişse zamanaşımı kesilir.
2. Alacaklının Fiilleriyle Kesilme (TBK m. 154/2): Alacaklı, dava veya
def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya
da iflas masasına başvurmuşsa zamanaşımı kesilir.
Kesilmenin (Unterbrechung) en büyük dogmatik farkı, durmadan (Hemmung - TBK m.
153) ayrıldığı noktadadır: Durmada engel kalkınca süre "kaldığı yerden"
işlemeye devam ederken; kesilmede o güne kadar işlemiş olan süre tamamen
silinir, çöpe atılır ve kesilme anından itibaren "yeni ve tam bir süre" (TBK m.
156) sıfırdan işlemeye başlar.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 154'teki kesilme kuralının teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek
için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri
ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Borçlunun İkrarı (Anerkennung):
İkrar, borçlunun alacaklıya karşı borcun varlığını kabul ettiğini gösteren her
türlü beyan veya eylemidir. Bu, hukuki bir işlem (Rechtsgeschäft) değil, bir
maddi vakıa veya hukuki işlem benzeri fiildir. İkrarın geçerliliği herhangi bir
şekil şartına tabi değildir. Borçlu, alacaklıya "Borcumu haftaya ödeyeceğim"
şeklinde bir mail atarsa, bu bir ikrardır ve 9. yılında olan bir zamanaşımını
anında kesip sıfırlar.
B. Kısmi İfa (Teilerfüllung) ve Faiz Ödemesi:
TBK m. 154/1'de ikrarın "özellikle" hangi hâllerde var sayılacağı
belirtilmiştir. Sisteminizdeki "Kısmi İfa" incelemelerinde belirtildiği üzere;
borçlu, borcun tamamını değil de sadece bir kısmını ifa ederse (örneğin 100.000
TL'nin 5.000 TL'sini öderse) bu eylem hukuken "borcun tamamını ikrar" anlamına
gelir. Borçlunun 5.000 TL'lik kısmi ifası, bakiye 95.000 TL yönünden de
zamanaşımını keser. Keza, anapara üzerinden faiz ödenmesi de borcun ana
gövdesinin ikrarı niteliğindedir ve kesme etkisi yaratır.
C. Teminat Gösterme (Rehin Verme veya Kefil Gösterme):
Borçlu, alacağın güvence altına alınması için alacaklıya bir taşınır rehni veya
ipotek verirse yahut bir kefil (TBK m. 581 vd.) getirirse, bu eylem borcun
varlığının en güçlü zımni ikrarıdır. Zamanaşımı bu teminatın verildiği an
sıfırlanır.
D. Alacaklının Dava veya Def'i Yoluyla Mahkemeye Başvurması:
TBK m. 154/2 uyarınca, alacaklının devletin yargı organlarını (veya tahkim
heyetini) harekete geçirmesi zamanaşımını keser. Ancak burada açılan davanın
"Eda Davası" veya "Tespit Davası" olmasının bir önemi yoktur; her ikisi de
hakkın peşine düşüldüğünün kanıtıdır. Def'i yoluyla ileri sürme ise, örneğin
alacaklının kendisine karşı açılan bir davada, kendi alacağını bir "takas
def'i" (TBK m. 139) olarak öne sürmesiyle gerçekleşir.
E. İcra Takibi veya İflas Masasına Başvuru:
Alacaklının icra dairesine başvurarak borçlu aleyhine ilamsız veya ilamlı takip
talebinde bulunması (İİK m. 58) zamanaşımını bıçak gibi keser. Keza borçlu
iflas etmişse, alacaklının alacağını iflas masasına kaydettirmesi (İİK m. 236)
de aynı etkiyi doğurur.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 154'teki kesilme kurgusu; Borçlar Kanunu'nun temerrüt ihtarları (TBK m.
117) müteselsil borçluluk (TBK m. 155) ve fer'i haklar (TBK m. 131)
mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:
A. Temerrüt İhtarı (TBK m. 117) ile Zamanaşımını Kesen İşlemler (TBK m. 154)
Arasındaki Ölümcül Uçurum:
Avukatların borçlar hukuku pratiğinde en sık düştükleri dogmatik hata,
alacaklının borçluya noterden gönderdiği bir ihtarname ile (Ödeme Emri / Mahut
İhtar) zamanaşımının kesileceğini sanmalarıdır. Sisteminizdeki "Temerrüt"
eserlerinde de hararetle vurgulandığı üzere; ihtarname, kural olarak borcu
muaccel kılmaz, muaccel olan borçta "Borçlu Temerrüdünü (Mora Debitoris)"
başlatır. Yani ihtarname gecikme tazminatı ve temerrüt faizinin
doğması için şarttır. Ancak TBK m. 154/2'deki sınırlı sayım (numerus clausus)
ilkesi gereği, "ihtarname göndermek" zamanaşımını kesen sebepler arasında
YOKTUR! Alacaklı, borçluya 9 yıl boyunca her gün noter ihtarı çekse bile,
zamanaşımı saati zerre kadar etkilenmeden ilerlemeye devam eder ve 10. yılın
sonunda borç düşer. Temerrüt faizi doğurmak ayrı, zamanaşımını kesmek ayrıdır.
B. Kesilmenin Müteselsil Borçlulara Etkisi (TBK m. 155):
Bir borç ilişkisinde birden fazla borçlu müteselsil olarak (TBK m. 162) sorumlu
ise, alacaklının borçlulardan sadece birine karşı yaptığı kesici işlem
diğerlerini etkiler mi? TBK m. 155 çok hassas bir denge kurar: "Zamanaşımı
müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı
kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur." Ancak bu kural kural olarak
alacaklının fiiliyle (dava, icra) gerçekleşen kesilmelerde tam anlamıyla
işler. Yargıtay pratiğinde ve doktrinde (Eren, Nomer) borçlulardan birinin
kendi şahsi fiiliyle (örneğin sadece kendisinin ikrar etmesi veya kısmi ifada
bulunması) yarattığı kesilmenin, diğer müteselsil borçlulara sirayet etmeyeceği
(nispilik kuralı) güçlü bir şekilde savunulmaktadır.
C. Asıl Alacağın Kesilmesinin Fer'i Haklara (Kefalete) Etkisi:
TBK m. 155/2 çok nettir: "Zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince, kefile
karşı da kesilmiş olur." Yani alacaklı, asıl borçluya karşı icra takibi
başlatırsa, kefil aleyhine hiçbir işlem yapmasa bile, kefilin zamanaşımı saati
de asıl borçluyla birlikte sıfırlanır. Ancak bunun tersi doğru değildir:
Zamanaşımı kefile karşı kesilince, asıl borçluya karşı kesilmiş OLMAZ. Fer'ilik
ilkesi gereği, dalın kesilmesi gövdeyi etkilemez; ancak gövdeye yapılan işlem
dalı doğrudan etkiler.
4. Pratik Olay Analizleri
TBK m. 154'ün o katı sınırlarını, kısmi ifanın gücünü ve ihtarname yanılgısını
test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Kısmi İfanın İkrar Etkisi ve Zamanaşımının Sıfırlanması):
Tacir (A) Tacir (B)'den 2012 yılında 10 Milyon TL'lik bir mal satın alır ve
borç aynı gün muaccel olur. (A) parayı ödemez. Aradan 9 yıl geçer, 2021 yılına
gelinir. Alacaklı (B) (A)'yı arayıp sıkıştırır. (A) "Şu an durumum çok kötü,
sana iyi niyet göstergesi olarak bankadan 50.000 TL gönderiyorum" der ve havale
yapar. Aradan 3 yıl daha geçer, 2024 yılına gelinir. Alacaklı (B) kalan
9.950.000 TL için dava açar. (A) mahkemede, "Sözleşme 2012'de kuruldu,
üzerinden 12 yıl geçti, 10 yıllık genel zamanaşımı (TBK m. 146) doldu" def'inde
bulunur.
Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 154/1'in (Borçlunun fiiliyle kesilme)
kusursuz bir operasyonudur. (A)'nın savunması dogmatik olarak yerle yeksandır.
(A)'nın 2021 yılında yaptığı 50.000 TL'lik ödeme, TBK m. 154/1 bendi uyarınca
"kısmi ifa"dır. Kısmi ifa, borcun tamamının ikrarı niteliğindedir. Bu
ödeme yapıldığı an (2021) o güne kadar işlemiş olan 9 yıllık zamanaşımı süresi
tamamen çöpe atılmış ve TBK m. 156 uyarınca yeni bir 10 yıllık süre baştan
işlemeye başlamıştır. Yeni saatin dolması 2031 yılını bulacaktır. Dolayısıyla
2024 yılında açılan dava süresindedir. (A)'nın zamanaşımı def'i reddedilecek ve
kalan tutarı ödemeye mahkûm edilecektir.
Olay 2 (İhtarname Yanılgısı ve Yargılamanın Çöküşü):
Müteahhit (X) Arsa Sahibi (Y)'ye binayı 01.05.2010 tarihinde teslim eder ve 1
Milyon TL hak kazanır. Alacak muacceldir ancak ödenmez. (X) 01.05.2019'da (9.
yılda) noterden ihtarname çekerek parayı talep eder. (Y) ihtarı alır
ancak ödeme yapmaz. (X) ihtarnamenin üzerinden 2 yıl geçtikten sonra
01.05.2021'de dava açar. (Y) zamanaşımı def'i ileri sürer. (X) ise, "Ben 9.
yılda ihtarname çekerek zamanaşımını kestim, dava süresindedir" der.
Dogmatik Analiz: Bu olay, avukatların en çok yaptığı o ölümcül hatanın
(Temerrüt ile Zamanaşımı Kesilmesini karıştırmanın) laboratuvarıdır. TBK m.
154'te alacaklının zamanaşımını kesecek işlemleri tahdidi (sınırlı sayı) olarak
sayılmıştır: Dava, def'i, icra, iflas. İhtarname göndermek bu listede yoktur!
(X)'in 2019 yılında gönderdiği ihtarname sadece (Y)'yi temerrüde düşürmüş (TBK
m. 117) ve temerrüt faizi işletmeye başlamıştır. Ancak o 10 yıllık kum saatini
durduramamıştır. Saat 01.05.2020 tarihinde (10. yılda) dolmuş ve alacak eksik
borca dönüşmüştür. 2021'de açılan dava, (Y)'nin zamanaşımı def'i nedeniyle
esastan reddedilecektir. İhtarname, tasfiye karanlığına karşı koruyucu bir
kalkan değildir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 154 (kesilme) kurallarının usul hukukunda (HMK/İİK) sözleşme
mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat
etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. Sırf Zamanaşımını Kesmek İçin "İlamsız İcra" Stratejisi:
10 yıllık sürenin (TBK m. 146) veya 5 yıllık sürenin (TBK m. 147) dolmasına çok
az kalmışsa ve avukatın elinde henüz dava açacak kadar sağlam delil veya harç
yatıracak nakit yoksa, yapılacak en stratejik hamle İcra Dairesinde basit bir
"İlamsız Takip" (İİK m. 58) başlatmaktır. Sırf takip talebinin icra dairesine
verilmesi bile TBK m. 154/2 uyarınca zamanaşımını bıçak gibi keser. Borçlu
itiraz edip takibi durdursa bile kesilme etkisi gerçekleşmiş olur; avukat
itirazın iptali davasını (İİK m. 67) açmak için kendine yepyeni bir zaman
aralığı (nefes borusu) yaratmış olur.
2. Kısmi Davanın (HMK m. 109) Zamanaşımını Kesme Sınırı:
Bir alacak davasında (örneğin haksız fiilden doğan 500.000 TL'lik bir zarar
için) avukat, harçtan tasarruf etmek amacıyla HMK m. 109 uyarınca sadece 10.000
TL'lik "Kısmi Dava" açarsa, zamanaşımı sadece dava edilen bu 10.000 TL için
kesilir! Geriye kalan 490.000 TL için zamanaşımı işlemeye devam eder. Yargılama
4 yıl sürerse ve avukat davasını ıslah ederek artırmak istediğinde, karşı taraf
kalan 490.000 TL için zamanaşımı def'inde bulunabilir ve o miktar çöker. Bu
tuzağa düşmemek için, zararın tam belirlenemediği durumlarda "Kısmi Dava"
değil, HMK m. 107 uyarınca "Belirsiz Alacak Davası" açılmalıdır. Belirsiz
alacak davası, ileride belirlenecek tüm bakiye miktar için de zamanaşımını
davanın açıldığı o ilk gün kesmiş sayılır.
3. Yetkisiz Mahkemede Dava Açılması ve HMK m. 20 Etkisi:
Avukat yanlışlıkla (yetkisiz veya görevsiz) bir mahkemede dava açarsa, TBK m.
154 uyarınca zamanaşımı yine de kesilir mi? Evet, kesilir. Ancak mahkeme
yetkisizlik/görevsizlik kararı verdiğinde, HMK m. 20 uyarınca iki hafta içinde
dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmezse, dava açılmamış sayılır
ve geçmişe etkili olarak zamanaşımını kesme etkisi de ortadan kalkar. Bu
yüzden yetkisizlik kararlarının ardından o iki haftalık usuli süre, alacağın
hayat damarıdır.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri (özellikle
3., 11. ve 15. Hukuk Daireleri) TBK m. 154 uyarınca "Kesilme Sebeplerinin
Tahdidi (Sınırlı) Olması" kuralını çok katı yorumlayan; ancak borçlunun
ikrarını ve kısmi ifasını şekle bağlı olmaksızın en geniş anlamıyla korumaya
çalışan bir içtihat politikası sergilemektedir.
Sisteminizdeki "Zamanaşımı" ve "Sözleşmenin Kurulması" eserleriyle tam
uyumlu olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) klasikleşmiş yaklaşımında şu
dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 154.
maddesi (mülga BK m. 135) uyarınca zamanaşımını kesen sebepler sınırlı olarak
sayılmıştır. Alacaklının borçluya noter aracılığıyla gönderdiği ödeme ihtarı
veya ihtarname, borçluyu temerrüde düşürmeye (TBK m. 117) yarasa da
zamanaşımını kesen hukuki işlemlerden değildir. Zira kanun koyucu, alacaklının
sadece mahkeme veya icra dairesi gibi resmi organlar nezdinde aktif bir talepte
bulunmasını kesme sebebi saymıştır. İhtarname ile zamanaşımının kesildiğini
kabul eden mahkeme kararı açıkça kanuna aykırıdır; davacının alacağının 10
yıllık genel zamanaşımı süresini doldurduğu sabit olduğundan davanın reddi
gerekirken kabulü bozmayı gerektirmiştir."
Kısmi Ödemenin (İfa) İkrar Sayılarak Kesme Etkisi Yaratması hususunda
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi son derece keskindir: "TBK m.
154/1 bendine göre, borçlunun borcunu ikrar etmesi, özellikle faiz veya kısmi
bir ödemede bulunması zamanaşımını keser. Davalı borçlu, 10 yıllık zamanaşımı
süresinin dolmasına kısa bir süre kala, alacaklının banka hesabına hiçbir
ihtirazi kayıt (örneğin borcu kabul etmemekle birlikte ödüyorum ibaresi)
düşmeksizin 1.000 TL yatırmıştır. Bu ödeme, borçlunun zımni ikrarı mahiyetinde
olup, o ana kadar işlemiş olan tüm zamanaşımı süresini TBK m. 154 gereği keser
ve TBK m. 156 uyarınca yeni bir sürenin başlamasına neden olur. Davalının
sonradan ileri sürdüğü zamanaşımı def'i, kendi zımni ikrarıyla çeliştiğinden
dinlenemez.".
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 154. maddesinde vücut bulan Zamanaşımının Kesilmesi
rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve
Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "İhtarname ile Kesilme
Arasındaki Kanunlaştırma (Legistik) Zafiyeti" ve "Sırf Süreyi Kesmek İçin
Adliye ve İcra Organlarının Gereksiz İşgali" bağlamında çok derin kuramsal
eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Temerrüt" ve
"Zamanaşımı" tartışmalarında da yankı bulduğu üzere; İhtarname Çekmenin
Zamanaşımını Kesmemesinin, Modern Ticari Hayatın Gerçekleriyle Çatışmasıdır. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı
üzere; zamanaşımının felsefi temeli, alacaklının hakkı üzerinde uyuması (pasif
kalması) durumunda borçlunun korunmasıdır (Vigilantibus non dormientibus
aequitas subvenit). Oysa borçluya noterden resmi ihtarname çeken, onu uyaran ve
hakkını talep eden bir alacaklı, kesinlikle "uyuyan" bir alacaklı değildir. Hak
arama iradesini en açık şekilde ortaya koymuştur. Buna rağmen TBK m. 154'ün
sadece "dava veya icra" yolunu dayatması, alacaklıyı henüz müzakere aşamasında
olduğu bir borçluya karşı zorla mahkemeye gitmeye veya masraf yapıp icra takibi
açmaya itmektedir. Modern Avrupa Sözleşmeler Hukuku İlkeleri (PECL) ve Draft
Common Frame of Reference (DCFR) gibi modern metinler, alacaklının resmi bir
ihtarname ile borçluyu uyarmasını dahi zamanaşımını kesen (veya en azından
durduran) bir sebep olarak kabul ederken; Türk Kanun Koyucusunun 6098 sayılı
Kanun'da mehaz İsviçre Hukukunun (OR Art. 135) katı kazuistik yapısını aynen
kopyalaması, dogmatik bir statükoculuktur. Rona Serozan'ın eserlerinde de
işaret edildiği gibi, bu katılık alternatif uyuşmazlık çözüm (ADR/Arabuluculuk)
mekanizmalarının ruhuna da aykırıdır; zira sırf süre kesilsin diye açılan
davalar yargının yükünü suni olarak artırmaktadır.
İkinci dogmatik eleştiri, Belirsiz Alacak Davası (HMK m. 107) ve Kısmi Dava
(HMK m. 109) Ayrımının, TBK m. 154 Karşısında Yarattığı Usuli Rulettir. Nomer
ve Eren'in eserlerinde vurgulandığı üzere; kanun koyucu "dava açılması
zamanaşımını keser" derken, usul hukukundaki karmaşık dava türlerini hesaba
katmamıştır. Haksız fiil sonucu ağır bir bedensel zarara (TBK m. 54) uğrayan
bir mağdur, zararın tam miktarını bilmediği için cüzi bir miktar üzerinden
kısmi dava açtığında, Yargıtay'ın "sadece o kısım için zamanaşımı kesilir, geri
kalanı için süre işler" şeklindeki katı yorumu, mağdurları zamanın dişlileri
arasında ezmektedir. Maddi hukuk (TBK m. 154) ile usul hukukunun (HMK) bu
uyumsuzluğu, zamanaşımı kurumunu borçluyu ispat zorluğundan kurtaran bir adalet
kalkanı olmaktan çıkarıp, alacaklıyı usuli bir hatayla cezalandıran teknik bir
giyotine dönüştürmüştür.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 154'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 1.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 154. madde metnine dayanır.
Görüş: Borç ilişkisinin üç temel kaynağının sözleşme, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme olduğu; kanun gereği doğan borçların bu üçlü yapıya katılarak bütünlüklü bir sistem oluşturduğu görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.