Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 151

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

V. Sürelerin hesaplanması


Madde 151 - Süreler hesaplanırken zamanaşımının başladığı gün sayılmaz ve zamanaşımı ancak sürenin son günü de hak kullanılmaksızın geçince gerçekleşmiş olur. Zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasında da, borçların ifasındaki sürelerin hesaplanmasına ilişkin hükümler uygulanır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku dogmatiğinde irade özerkliği (Privatautonomie) ve sözleşme özgürlüğü asıldır. Öğretide sözleşme özgürlüğü, irade özerkliğinin sözleşmeler alanındaki görünümü olarak nitelendirilmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 26. maddesi anlamında taraflar, kanunun sınırları içerisinde diledikleri gibi sözleşme yapabilirler. TBK m. 26 uyarınca taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler. Bu serbesti; sözleşme yapıp yapmama, karşı tarafı seçme, sözleşmenin şeklini, tipini ve içeriğini düzenleme özgürlüklerini barındırır.

Ancak hukuk düzeni, bu özgürlüğün kamu menfaatini zedeleyecek, zayıf tarafı mahvedecek veya ahlaki temelleri sarsacak bir silaha dönüşmesini engellemek zorundadır. Bu nedenle TBK m. 27, sözleşme özgürlüğünün mutlak emredici sınırlarını çizer: "Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür". Emredici kurallar, herkese hitap eden, herkese ödevler yükleyen genel ve objektif davranış kurallarıdır.

Bu emredici yapı ile, senin normatif hatan neticesinde zikrettiğin TBK Madde 151 (Zamanaşımı Sürelerinin Hesaplanması) arasındaki sistematik bağ, "irade muhtariyetinin dışlanması" noktasında kurulur. TBK m. 151 uyarınca, zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasında borçların ifa zamanının hesaplanmasına ilişkin hükümler (TBK m. 92 vd.) kıyasen uygulanır. Zamanaşımı sürelerinin nasıl hesaplanacağı (günün veya ayın hangi anında sürenin dolacağı) kamu düzenine ilişkin ve emredici nitelikteki matematiksel kurallardır. Taraflar, "bizim sözleşmemizde bir ay 45 gün sayılır" veya "zamanaşımı hesaplanırken hafta sonları dikkate alınmaz" şeklinde, kanunun emredici hesaplama kurallarına aykırı sözleşmeler yapamazlar. Şayet yaparlarsa, tıpkı TBK m. 27'de olduğu gibi bu klozlar kesin hükümsüzlük yaptırımıyla karşılaşır. Özel hukuk, taraflara sözleşme kurma özgürlüğü verirken; tasfiye ve zamanın hesaplanması hususlarında ipleri tamamen kendi elinde (Ius Cogens) tutmaktadır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Sözleşme özgürlüğünün sınırları (TBK m. 26-27) ile sürelerin hesaplanmasına (TBK m. 151) ilişkin kavramsal mimariyi kavrayabilmek için, bu yapıların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:

A. Sözleşme Özgürlüğü (Vertragsfreiheit) ve Alt Görünümleri: Sözleşme özgürlüğünün ilk akla gelen ve önemli alt görünümü sözleşme yapma (veya yapmama) özgürlüğüdür. Kişiler, diledikleri kişiyle, diledikleri tipte (Tip serbestisi / Typenfreiheit) sözleşme akdetmekte serbesttir. Kanunda düzenlenmeyen isimsiz (innominat) karma veya kendine özgü (sui generis) sözleşmeler kurma hakkı, özel hukukun dinamizmini sağlar. Ancak, tekel konumundaki teşebbüslerin veya kamu hizmeti sunan kuruluşların sözleşme yapmaktan kaçınamaması (Sözleşme Yapma Zorunluluğu / Kontrahierungszwang) bu özgürlüğün en büyük istisnasıdır.

B. Emredici Hükümler ve Kamu Düzeni: Bir kuralın emredici olup olmadığı, lafzından ("geçersizdir", "yapılamaz", "mutlaka") anlaşılabileceği gibi, kuralın koruduğu menfaatin (kamu düzeni, zayıfların korunması) niteliğinden de (teloolojik yorumla) çıkarılabilir. Hukuk düzeninin temel değer yargılarını, devletin siyasi, sosyal ve ekonomik yapısının temelini oluşturan kuralların bütünü kamu düzenini (ordre public) oluşturur. Bir sözleşmenin kendisi veya muhtevası, emir veya yasayı koyan bir normla çatıştığı zaman, hukuka aykırı sayılır.

C. Ahlaka ve Kişilik Haklarına Aykırılık: Ahlak ve adaba aykırılıkta amaçlanan sosyal ve ekonomik ahlaktır. Toplumun ortak vicdanına, dürüst ve doğru insanların ortalama görüşlerine aykırı olan anlaşmalar geçersizdir. Keza, bir kimsenin ekonomik veya kişisel özgürlüğünü tamamen ortadan kaldıran, onu başkasına köle kılan (örneğin ömür boyu rekabet yasağı veya tüm malvarlığını devir taahhüdü) kelepçeleme sözleşmeleri, TBK m. 27 ve TMK m. 23 uyarınca kişilik haklarına aykırılık sebebiyle mutlak butlana tabidir.

D. Zamanaşımı Sürelerinin Hesaplanması (TBK m. 151): Zamanaşımı sürelerinin hesaplanması, sözleşme özgürlüğünün müdahale edemeyeceği, tamamen objektif bir kanuni zemindir. TBK m. 151 atfıyla uygulanan TBK m. 92 uyarınca, süre gün olarak belirlenmişse sözleşmenin kurulduğu gün hesaba katılmaz ve süre son günün mesai saati bitiminde dolar. Ay olarak belirlenmişse, son ayın, sürenin başladığı güne karşılık gelen gününde dolar. Bu matematiksel kurallar, hak kaybını ve eksik borç (naturalis obligatio) doğuşunu belirlediği için, tarafların iradesinden bağımsız olarak mutlak bir kesinlikle uygulanır.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 26-27 eksenindeki emredici kurallara aykırılık kurgusu; Borçlar Kanunu'nun kısmi hükümsüzlük (TBK m. 27/2) genel işlem koşulları (TBK m. 20-25) ve muvazaa (TBK m. 19) mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:

A. Kesin Hükümsüzlük (Mutlak Butlan) ve Kısmi Hükümsüzlük (TBK m. 27/2): Emredici hukuk kuralına aykırı sözleşmeler batıldır. Mutlak butlanla sakat bir işlem, baştan itibaren hiçbir hukuki sonuç doğurmaz; hâkim tarafından resen dikkate alınır ve herkes tarafından her zaman ileri sürülebilir. Ancak modern sözleşmeler hukukunda "sözleşmeyi ayakta tutma (favor negotii)" ilkesi geçerlidir. TBK m. 27/f. 2 hükmünün lafzından, sözleşmenin kalan hükümleriyle geçerli olarak ayakta kalmasının kural olduğu anlaşılmaktadır. Eğer sözleşmedeki yalnızca bir madde (örneğin zamanaşımı süresinin hesaplanmasına ilişkin hukuka aykırı bir hesap yöntemi) emredici kurala aykırıysa, sözleşmenin tamamı değil, sadece o sakat madde iptal edilir. Ancak bu maddenin yokluğu sözleşmenin kurulmasını engelleyecek boyuttaysa, sözleşme tamamen batıl olur.

B. Genel İşlem Koşulları (GİK) Yoluyla Sözleşme Özgürlüğünün İhlali: Sisteminizdeki eserlerde hararetle tartışıldığı üzere; sanayi devrimi ve kitle üretimiyle birlikte sözleşme özgürlüğü, güçlü teşebbüslerin zayıf tüketicileri veya küçük tacirleri sömürdüğü bir diktatörlüğe dönüşmüştür. İşletmelerin önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu genel işlem koşulları, sözleşme özgürlüğünü kâğıt üzerinde bırakmıştır. Kanun koyucu, bu tehlikeye karşı TBK m. 20-25 hükümlerini (yazılmamış sayılma ve içerik denetimi) ihdas ederek, sözleşme özgürlüğünün sınırlarını genişletmiş ve devletin (hâkimin) sözleşmeye müdahalesini emredici kural hâline getirmiştir. Bir GİK maddesi, karşı taraf aleyhine dürüstlük kuralına aykırı bir dengesizlik yaratıyorsa (örneğin sözleşmeden dönme hakkını haksız yere zorlaştırıyorsa) TBK m. 25 uyarınca kesin hükümsüzdür.

C. Muvazaa ve Emredici Kuralları Dolanma (Kanuna Karşı Hile / In fraudem legis): Sisteminizdeki muvazaa incelemelerinde belirtildiği üzere, taraflar bazen emredici kuralların yaptırımından kurtulmak için gerçek iradelerini (gizli işlemi) hukuka uygun görünen başka bir işlemin (görünürde işlem) arkasına saklarlar. Örneğin, yabancıların taşınmaz edinmesini engelleyen emredici bir kuralı dolanmak için taşınmazı bir Türk vatandaşı adına tescil ettirip (inançlı işlem) asıl faydayı yabancının sağlaması kurgusu; hem TBK m. 19 anlamında muvazaa hem de emredici kurala karşı hile teşkil eder. Hukuk düzeni, emredici kuralların bu şekilde dolanılmasını himaye etmez ve işlemi geçersiz kılar.

4. Pratik Olay Analizleri

TBK m. 27'deki emredici kural sınırlarını, sözleşme özgürlüğünün kötüye kullanılmasını ve sürelerin hesaplanmasındaki kanuni dayatmaları test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:

Olay 1 (Emredici Kurallara Aykırılık, Kelepçeleme Sözleşmesi ve Kısmi Butlan): Genç ve yetenekli bir yazılımcı olan (A) teknoloji devi (B) Şirketi ile bir iş ve hizmet sözleşmesi imzalar. Sözleşmenin 8. maddesinde: "Yazılımcı (A) sözleşme sona erdikten sonra ömür boyu dünya genelindeki hiçbir teknoloji şirketinde çalışamaz; aksi takdirde 5 Milyon Dolar cezai şart öder" yazmaktadır. Ayrıca 9. maddede: "Bu cezai şart alacağına ilişkin zamanaşımı süresi, ihlalin öğrenildiği yılı takip eden 3. yılın ilk gününde başlar ve TBK m. 151 kuralları uygulanmaksızın, ihlalden 50 yıl sonra dolar" hükmü yer alır. Dogmatik Analiz: Bu sözleşme, sözleşme özgürlüğünün (TBK m. 26) adeta bir işkence aletine dönüştüğü kusursuz bir laboratuvar vakasıdır. 8. maddedeki ömür boyu ve tüm dünyayı kapsayan rekabet yasağı, (A)'nın ekonomik özgürlüğünü bütünüyle yok eden bir "kelepçeleme sözleşmesi" niteliğindedir. Bu durum, TMK m. 23 (Kişilik haklarından vazgeçilemez) ve TBK m. 27 uyarınca emredici kurallara ve kişilik haklarına aykırı olduğundan kesin hükümsüzdür (mutlak batıldır). Dahası, 9. maddedeki zamanaşımının hesaplanması ve süresine ilişkin kurallar, zamanaşımı sürelerini ve başlangıcını (TBK m. 146, 149, 151) iradi olarak değiştirmeye yönelik olduğundan, TBK m. 148'deki değiştirme yasağına aykırıdır ve yine kesin hükümsüzdür. Ancak mahkeme, TBK m. 27/2 uyarınca kısmi butlan (favor negotii) ilkesini işleterek; sözleşmenin hizmete ilişkin kısımlarını ayakta tutacak, rekabet yasağını ve zamanaşımı hesaplama klozlarını ise makasla kesip atacaktır.

Olay 2 (Ahlaka Aykırılık ve Geri İade Sorunu): Tacir (X) rakip firmanın üretim müdürü (Y)'ye, rakip firmanın gizli üretim formüllerini kendisine sızdırması karşılığında (ticari casusluk) 1 Milyon TL rüşvet vermeyi taahhüt eder ve parayı peşin olarak (Y)'nin hesabına yatırır. (Y) parayı alır ancak formülleri sızdırmaz. (X) (Y)'ye karşı "Sözleşmeye aykırılık" veya "Sebepsiz Zenginleşme" davası açarak 1 Milyon TL'yi geri ister. (Y) "Sözleşme ahlaka aykırıdır, geçersizdir" der. Dogmatik Analiz: Bu vaka, ahlaka aykırılığın ve eksik borcun tasfiye boyutunu test eder. (X) ile (Y) arasındaki sözleşme (ticari sırrın çalınması karşılığı ödeme) TBK m. 27 uyarınca ahlaka ve adaba açıkça aykırı olduğundan baştan itibaren kesin hükümsüzdür. Geçersiz bir sözleşmeye dayanılarak aynen ifa (formüllerin teslimi) veya borca aykırılık tazminatı istenemez. Peki (X) verdiği 1 Milyon TL'yi sebepsiz zenginleşme kuralları gereği geri alabilir mi? Sisteminizdeki "Sebepsiz Zenginleşme Hukukunda İade Talebinde Bulunulmasını Engelleyen TBK Madde 81 Hükmü" eserinde vurgulandığı üzere; hukuka veya ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şeyin geri istenemeyeceği (nemo auditur propriam turpitudinem allegans - hiç kimse kendi ahlaksızlığına dayanarak hak iddia edemez) kuralı devreye girer. TBK m. 81 uyarınca, ahlaksız bir amaç için rüşvet veren (X)'in iade talebi reddedilir; verilen para kural olarak devlete geçer veya alanın üzerinde (eksik borcun ifası niteliğinde) kalır. Ahlaka aykırılık, sadece sözleşmeyi değil, iade mekanizmasını da felç eder.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 26-27 sınırlarının, emredici normların usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. Kısmi Hükümsüzlük (Severability) Klozunun Tasarımı: Avukatların hazırladıkları profesyonel sözleşmelerin sonuna mutlaka şu "Bölünebilirlik (Severability)" klozu eklenmelidir: "İşbu sözleşmenin herhangi bir hükmünün kanunun emredici kurallarına, ahlaka veya kamu düzenine (TBK m. 27) aykırı bulunması ve kesin hükümsüz sayılması hâlinde; bu durum sözleşmenin geri kalan hükümlerinin geçerliliğini etkilemeyecektir. Taraflar, geçersiz sayılan hükmün yerine, sözleşmenin ekonomik amacına en uygun yasal kuralın uygulanacağını peşinen kabul ederler." Bu kloz, TBK m. 27/2'nin koruyucu şemsiyesini garanti altına alır ve hâkimin sözleşmeyi toptan iptal etmesinin önüne geçer.

2. Mutlak Butlanın Mahkemede İleri Sürülme Şekli (Def'i Değil İtirazdır): Zamanaşımı (TBK m. 146) bir def'i iken, TBK m. 27 uyarınca emredici kurallara aykırılıktan doğan kesin hükümsüzlük (mutlak butlan) bir "itiraz"dır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca, bir sözleşmenin ahlaka, kamu düzenine veya kişilik haklarına aykırı olduğu yargılamanın her aşamasında (temyiz dâhil) taraflarca ileri sürülebilir. Dahası, taraflar ileri sürmese bile hâkim dosyada bu aykırılığı tespit ettiği anda resen (kendiliğinden) dikkate alarak davanın reddine karar vermek zorundadır.

3. Zamanaşımı Sürelerinin Hesaplanması (TBK m. 151) Stratejisi: Sözleşmeden doğan bir alacağın dava edileceği zaman, avukat TBK m. 151 ve m. 92 kurallarına göre son günü çok dikkatli hesaplamalıdır. Şayet sözleşmede "Süre 1 aydır" yazıyorsa, süre takip eden ayın sözleşmenin kurulduğu güne karşılık gelen gününde mesai saati bitiminde dolar. Son gün resmî tatile rastlarsa, süre kendiliğinden tatili takip eden ilk iş gününe uzar. Bu emredici hesaplama kuralları göz ardı edilirse, davacının milyarlık alacağı zamanın giyotini altında yok olur.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri (özellikle 1., 3. ve 13. Hukuk Daireleri) TBK m. 27 uyarınca "Emredici Kurallara, Ahlaka ve Kamu Düzenine Aykırılık" yaptırımını son derece katı uygulayan, ancak ticari hayatta sözleşmeyi ayakta tutma (favor negotii) ilkesini de gözetmeye çalışan bir içtihat politikası sergilemektedir.

Sisteminizdeki "Hukuki İşlemlerde Geçersizlik Olgusuna Genel Bir Bakış" eserleriyle tam uyumlu olan Yargıtay'ın klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Bir sözleşmenin ihtiva ettiği hak ve borçlar, hukuk düzeninin emredici bir normu ile çatıştığı takdirde hukuka aykırı olur. Emredici normlar herkese hitap eden, herkese ödevler yükleyen genel ve objektif davranış kurallarıdır. Bir sözleşmenin kendisi veya muhtevası, emir veya yasayı koyan bir normla çatıştığı ona aykırı olduğu zaman, hukuka aykırı sayılır. Hukuka aykırı davranışta ayrıca tarafların ihlal bilinci aranmaz. Hukuk düzeninin kamu menfaat ve düzenini koruma amacını güttüğü bu hâllerde işlem mutlak butlanla batıldır.".

Ahlak ve Adaba Aykırılık hususunda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin içtihat yönelimi şöyledir: "Emredici hukuk kuralları, uyulması zorunlu kurallardır. Yasaya aykırılık durumu, özellikle cezayı gerektiriyorsa, borçlu tarafından taahhüt edilen hareket tarzı batıl olur. Ahlak ve adaba aykırılıkta amaçlanan sosyal ve ekonomik ahlaktır. Dürüst ve doğru insanların ortalama görüşlerine göre saptanmalıdır. Hatta ahlak ve adaba aykırı sonuç doğuran ya da kolaylaştıran borçlandırıcı akitlerde dahi geçersizlik (mutlak butlan) yaptırımı söz konusudur.".

Ayrıca, sözleşme özgürlüğünün sınırları bağlamında Yargıtay, tarafların kanuni kısıtlamaları dolanmak için yaptıkları işlemlere karşı şu tespiti yapmaktadır: "Kanuna ve ahlaka aykırı akitlerin belli edilmesinde B.K.nu hükümleri yanında diğer mevzuatın da göz önünde bulundurulması gerekir.". Zira emredici hükümler sadece Borçlar Kanununda değil, rekabet, tüketici ve iş hukuku gibi pek çok özel kanunda da yer almaktadır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 26. maddesinde vücut bulan Sözleşme Özgürlüğü ile 27. maddesindeki Emredici Kurallara Aykırılık rejimi (ve bunların 151. maddedeki hesaplama kurallarıyla kesişimi) borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Paternalist Yaklaşımın Ticari Hayatı Boğması" ve "Amaca Uygun Sınırlama (Teleolojik Redüksiyon) Yönteminin İhmal Edilmesi" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve İstisnaları" ile "Hukuki İşlemlerde Kısmi Hükümsüzlük" makalelerinde tartışıldığı üzere; Yargının, B2B (Tacirler Arası) İlişkilerde Sözleşme Özgürlüğünü Aşırı Korumacı (Paternalist) Bir Yaklaşımla Daraltmasıdır. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; emredici kuralların asıl varlık sebebi zayıfı (işçiyi, kiracıyı, tüketiciyi) güçlüye karşı korumaktır. Ancak uygulamada mahkemeler, iki devasa holding arasında aylarca müzakere edilerek (Bireysel Pazarlık) hazırlanan ticari sözleşmelerdeki bazı klozları, sırf lafzen bir emredici kurala aykırı buldukları için TBK m. 27 giyotiniyle iptal etmektedirler. Basiretli bir tacir, kendi ekonomik menfaatini hesaplayarak kanunun korumasından vazgeçiyorsa ve ortada bir haksız rekabet veya kamu düzenini temelden sarsan bir durum yoksa, hukukun "Ben seni senden daha iyi korurum" diyerek işleme müdahale etmesi, modern ticaretin irade muhtariyeti (Privatautonomie) ilkesini kökünden tahrip etmektedir.

İkinci dogmatik eleştiri, Mutlak Butlan Yaptırımının Kör ve Yıkıcı Doğasına Karşı "Amaca Uygun Sınırlama (Teleolojik Redüksiyon)" Yönteminin Mahkemelerce Göz Ardı Edilmesidir. Nomer ve Eren'in eserlerinde de vurgulandığı üzere; her kanuna aykırılık doğrudan doğruya mutlak butlanla sonuçlanmamalıdır. Eğer kanunun yasakladığı bir işlem, o emredici kuralın asıl korumak istediği amacı (Ratio Legis) ihlal etmiyorsa, hâkim normun uygulama alanını daraltarak (Teleologische Reduktion) sözleşmeyi ayakta tutmalıdır. Sistemin, en ufak bir emredici norm ihlalinde sözleşmeyi tümüyle yok sayan klasik refleksleri, borçlar hukuku dogmatiğinin adalet üretme yeteneğine vurulmuş bir prangadır. Rona Serozan'ın eserlerinde de işaret edildiği gibi; hukuk kuralları birer dogma değil, menfaatleri dengeleyen araçlardır. Emredici bir normun ihlali hâlinde bile, işlemin tamamen geçersiz kılınmasının taraflar arasında daha büyük bir adaletsizlik yaratacağı durumlarda, yaptırımın etkileri dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde sınırlandırılmalı ve sözleşme özgürlüğüne azami alan bırakılmalıdır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 151'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 19.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 151. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.