1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku mimarisinde sözleşmeler hukuku, "Ahde Vefa" (Pacta Sunt
Servanda) ilkesi üzerine inşa edilmiştir. Taraflar, kurdukları sözleşmenin
edimlerini, şartlar ne kadar ağırlaşırsa ağırlaşsın yerine getirmek zorundadır.
Ancak eski 818 sayılı BK döneminde kanunda açıkça yer almayan, Yargıtay
içtihatları ve öğretiyle (özellikle TMK m. 2 dürüstlük kuralı üzerinden) Türk
hukukuna giren "İşlem Temelinin Çökmesi" (Wegfall der Geschäftsgrundlage)
teorisi, 6098 sayılı TBK ile birlikte Madde 138 (Aşırı İfa Güçlüğü) başlığı
altında müstakil bir genel hüküm olarak kodifiye edilmiştir. Hükme göre;
sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de
beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya
çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sıradaki mevcut olguları borçlu aleyhine
dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede değiştirirse borçlu, hâkimden
sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkına sahiptir.
Bu genel hükmün Özel Hükümlerdeki en büyük laboratuvarı ise talebinde
zikrettiğin Tüketim Ödüncü (Karz - TBK m. 386 vd.) sözleşmesidir. Tüketim
ödüncü, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç
alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi
üstlendiği sözleşmedir. Ticari olmayan tüketim ödüncünde faiz kural olarak
ancak sözleşmeyle kararlaştırılmışsa istenebilir; ticari tüketim ödüncünde ise
sözleşmede faiz kararlaştırılmamış olsa bile faiz (anapara faizi) ödenmesi
zorunludur.
Sistematik kesişim tam olarak şuradadır: Bir bankadan 10 yıl vadeli dövize
endeksli kredi (tüketim ödüncü) çeken borçlunun geri ödeme yükümlülüğü, döviz
kurlarının bir gecede %100 artması sonucu yıkıcı bir hâl aldığında ne
olacaktır? Para borcu asla imkânsızlaşmayacağı (Genus non perit) için borçlu
ifa imkânsızlığına (TBK m. 136) dayanamaz. Borçlunun sığınabileceği yegâne
yasal liman, Clausula Rebus Sic Stantibus (beklenmeyen hâl şartı) ilkesinin
kanunlaşmış hâli olan TBK m. 138'dir. Hâkim, tüketim ödüncündeki o katı faiz ve
geri ödeme planını, değişen şartların adaletsizliğine karşı dürüstlük kuralı
(TMK m. 2) ekseninde yeniden yazacaktır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Aşırı ifa güçlüğü (TBK m. 138) ile tüketim ödüncündeki faiz ve geri ödeme
mekanizmasının kuramsal mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların
Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik
düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Aşırı İfa Güçlüğünün (TBK m. 138) Kurucu Unsurları:
TBK m. 138'in uygulanabilmesi kümülatif dört şarta bağlanmıştır:
- Olağanüstü Durumun Varlığı: Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca
öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum (örneğin
devalüasyon, pandemi, savaş) ortaya çıkmalıdır.
- Borçlunun Kusursuzluğu: Bu olağanüstü durum, borçludan kaynaklanmayan bir
sebeple meydana gelmiş olmalıdır.
- İşlem Temelinin Çökmesi: Meydana gelen değişiklik, sözleşmenin kurulduğu
andaki edim ve karşı edim dengesini (sinallagmayı) borçlu aleyhine, dürüstlük
kuralına (TMK m. 2) aykırı düşecek, tahammül edilemez ölçüde bozmuş olmalıdır.
- İfanın Gerçekleşmemiş Olması: Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya
ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak (ihtirazi
kayıtla) ifa etmiş olmalıdır.
B. Tüketim Ödüncü (Karz) ve Faiz Kavramı:
Tüketim ödüncü bir mülkiyeti devir borcu doğurur. Ödünç alan, aldığı paranın
mülkiyetini kazanır ve vade sonunda aynı miktarı (şayet kararlaştırılmışsa
faiziyle) iade eder. Sistemindeki eserlerde detaylıca incelendiği üzere; faiz,
hukuki yönden para alacağının medeni (yasal) semeresidir; ödünç akdi veya başka
bir hukuki muamele neticesinde alacaklı durumda geçen kimsenin para alacağının
karşılığıdır. Türk Borçlar Kanunu sistemi faizi; Anapara (Sermaye/Akdi)
Faizi (TBK m. 88) ve Temerrüt (Gecikme) Faizi (TBK m. 120) olarak ikiye
ayırır.
C. Emredici Faiz Sınırları (TBK m. 88 ve 120):
Ödünç sözleşmelerinde borçluyu aşırı yükten korumak için, uyarlamadan bağımsız
olarak kanun koyucu doğrudan tavan sınırlar getirmiştir. TBK m. 88 uyarınca,
sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık anapara faiz oranı, yasal anapara faiz
oranının (örneğin %9) yüzde elli fazlasını aşamaz (Maksimum %13,5).
Temerrüt faizi bakımından ise TBK m. 120 uyarınca, sözleşme ile
kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, yasal faiz oranının yüzde yüz
fazlasını aşamaz (Maksimum %18). İşlem temelinin çökmesi (TBK m. 138) bu
emredici sınırların dahi ötesinde, ekonomik dengenin toptan yıkıldığı anlarda
devreye giren bir can simididir.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 138'deki sözleşmenin uyarlanması altyapısı ile Özel Hükümlerdeki tüketim
ödüncü ve faiz sınırları (TBK m. 88/120); Borçlar Kanunu'nun ifa imkânsızlığı
(TBK m. 136) aşırı yararlanma (gabin / TBK m. 28) ve ifa güçsüzlüğü
mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:
A. İfa İmkânsızlığı (TBK m. 136) ile Aşırı İfa Güçlüğü (TBK m. 138) Ayrımı:
Geçen oturumda da kafanı karıştıran o devasa ayrım buradadır. Bir tüketim
ödüncünde borçlu iflas ederse veya hiperenflasyon nedeniyle borcunu ödeyecek
gücü kalmazsa, bu durum TBK m. 136 kapsamında bir "İfa İmkânsızlığı" yaratır
mı? Asla! Cins borçları (ve para borçları) hukuken ve fiilen imkânsızlaşmaz
(Genus nunquam perit). Borçlunun sübjektif aczi, borcu düşürmez. İşte tam bu
sebeple, para borçlarında borçlunun yegâne savunma hattı, edim dengesinin fahiş
şekilde bozulduğunu iddia edip TBK m. 138'e (Aşırı İfa Güçlüğü) sığınarak kredi
borcunun uyarlanmasını talep etmektir. İmkânsızlık borcu öldürür; aşırı ifa
güçlüğü ise borcu ameliyata alır ve yeniden şekillendirir.
B. Aşırı Yararlanma (Gabin - TBK m. 28) ile Aşırı İfa Güçlüğü (TBK m. 138)
Çatışması:
Bir tüketim ödüncü sözleşmesinde faiz oranı veya geri ödeme şartları borçlu
aleyhine katlanılamaz düzeyde kötüyse hangi kuruma gidilecektir? Sistemindeki
çalışmalarda çok net ayrıştırıldığı üzere; Aşırı Yararlanma (Gabin)
sözleşmenin kurulduğu anda tarafların edimleri arasında var olan açık
nispetsizliği hedef alır. Gabinde sömürü ve müzayaka (zor durum)
vardır. Oysa Aşırı İfa Güçlüğünde (TBK m. 138) sözleşme kurulduğu anda edimler
arasında bir denge vardır; ancak sonradan ortaya çıkan olağanüstü bir durum
(örneğin devalüasyon) bu dengeyi yıkmıştır. Birinde hastalık doğuştandır,
diğerinde sonradan bulaşmıştır.
C. Ticari İşlerde Faiz Serbestisi ile TBK m. 138 ve m. 88 Kesişimi:
Eğer tüketim ödüncü tacirler arasında yapılmış ticari bir işse, TTK m. 8
uyarınca kural olarak faiz serbestçe belirlenir. Ancak 6098 sayılı
TBK m. 88 ve m. 120'nin, ayrım yapmaksızın borçluları koruyan emredici niteliği
sebebiyle ticari işlerde de uygulanıp uygulanamayacağı Yargıtay daireleri
arasında büyük bir çatışma yaratmıştır. Sistemindeki Yargıtay kararlarında
görüldüğü üzere; bir görüş TBK'daki bu sınırların tacirleri de kapsayacağını
savunurken (zayıfı koruma ilkesi) ticaret hukukçuları TTK m. 8'in özel hüküm
(lex specialis) olduğunu belirtmektedir. Ancak faiz serbestisi kabul
edilse dahi, piyasadaki öngörülemez bir şok, faiz yükünü ticari hayatın
gereklerini dahi aşacak şekilde artırırsa, tacir de pekâlâ TBK m. 138'e
dayanarak kredi sözleşmesinin uyarlanmasını isteyebilir. Tacirin basiretli iş
adamı gibi davranma yükümlülüğü (TTK m. 18/2) objektif olarak öngörülemez
makroekonomik felaketlere karşı onu korumasız bırakmaz.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun uyarlama sınırlarını, dövize endeksli tüketim ödüncünü ve ihtirazi
kayıt mekanizmalarını test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Dövize Endeksli Tüketici Kredisi ve TBK m. 138 Uyarlaması):
Tüketici (A) 2008 yılında Banka (B)'den konut almak amacıyla 10 yıl vadeli
100.000 Japon Yeni (JPY) karşılığı dövize endeksli tüketim ödüncü (kredi)
çeker. O tarihte JPY kuru çok düşüktür ve faiz caziptir. Ancak ilerleyen
yıllarda küresel bir kriz patlak verir, JPY Türk Lirası karşısında 3 kat değer
kazanır. Aylık taksitleri ödeyemez hâle gelen (A) TBK m. 138 uyarınca
mahkemeye başvurur ve "İşlem temeli çöktü, sözleşmenin TL'ye çevrilerek
uyarlanmasını talep ediyorum" der.
Dogmatik Analiz: Bu vaka, TBK m. 138'in en tipik ve en çok karşılaşılan
tatbikat alanıdır. Tüketici (A)'nın talebi kural olarak geçerlidir. Zira
küresel ekonomik şoklar ve öngörülemeyen devasa kur artışları, "sözleşmenin
yapıldığı sırada öngörülemeyen olağanüstü durum" şartını sağlar. (A)'nın bu
durumda bir kusuru yoktur. Ödenecek kur farkı, sözleşme dengesini (A) aleyhine
katlanılamaz ölçüde bozmuştur. Hâkim, tarafların yüklendikleri rizikoları
dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde tartarak, kurun belli bir fiksasyona
(sabitlemeye) tabi tutulmasına veya faiz/vade yapısının uyarlanmasına karar
verebilir. Ancak (A)'nın bu davayı açmadan önce ödediği geçmiş taksitler için,
"uyarlama hakkımı saklı tutuyorum (ihtirazi kayıt)" dememişse, TBK m. 138/1 son
cümlesi gereği ifa ettiği bu kısımlar için uyarlama isteyemez; uyarlama sadece
henüz ifa edilmemiş kısımlar (gelecek taksitler) için yapılır.
Olay 2 (Temerrüt Faizi Sınırının Aşılması ve Tacirin Uyarlama Talebi):
Tacir (X) faktoring şirketi (Y)'den ticari tüketim ödüncü alır. Sözleşmede
temerrüt faizi yıllık %150 olarak kararlaştırılır. (X) temerrüde düşer ve borç
fahiş şekilde katlanarak büyür. (X) TBK m. 138 uyarınca "Temerrüt faizi çok
yüksek, ekonomik kriz de var, borcun uyarlanmasını istiyorum" diyerek dava
açar.
Dogmatik Analiz: Bu olayda TBK m. 138'in yanlış kullanımı ve emredici
normların çatışması söz konusudur. Öncelikle, sözleşmede yer alan %150 temerrüt
faizi, TBK m. 120/2 uyarınca yasal temerrüt faiz oranının yüzde yüz fazlasını
aşamayacağı kuralına takılır. Eğer yargı pratiği TBK m. 120'nin ticari
işlerde de emredici olduğunu kabul ediyorsa (ki tüketici lehine bu görüş ağır
basmaktadır) faiz oranı kanun gereği zaten azami sınıra indirilecektir
(Kısmi kesin hükümsüzlük - TBK m. 27/2). Tacir (X)'in burada "Aşırı İfa Güçlüğü
(TBK m. 138)" kurumuna gitmesine gerek yoktur; zira ortada sonradan değişen bir
durumdan ziyade, baştan kanuna aykırı bir kloz vardır. Uyarlama davası, ancak
kanuni sınırlar içinde kalan bir borcun, dışsal makro şoklarla bozulması
hâlinde dinlenir.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 138 ve tüketim ödüncündeki faiz rejiminin usul hukukunda, sözleşme
mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat
etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. İhtirazi Kayıt (Çekince) Külfeti ve Zımni Feragat Tuzağı:
TBK m. 138'in lafzı çok nettir: "borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı
ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması".
Avukatların müvekkillerine vereceği en hayati tavsiye şudur: Eğer döviz kredisi
veya ticari ödünç sözleşmesinde kriz patlak vermişse ve müvekkil temerrüde
düşmemek için taksitleri ödemeye devam ediyorsa, her bir banka dekontunun
açıklamasına mutlak surette "TBK m. 138 uyarınca sözleşmenin uyarlanması ve
dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla ödenmiştir" şerhini düşmelidir. Aksi
takdirde, çekincesiz yapılan her ifa, o taksit yönünden uyarlama hakkından
feragat anlamına gelir.
2. MAC (Material Adverse Change) Klozlarının Düzenlenmesi:
Sözleşme özgürlüğü çerçevesinde, kanundaki TBK m. 138 hükmü emredici değildir.
Tacirler arası devasa sendikasyon kredilerinde veya ticari tüketim
ödünçlerinde, taraflar "Önemli Olumsuz Değişiklik (MAC)" klozları yazarak,
hangi makroekonomik şokların uyarlama sebebi sayılacağını, hangilerinin ise
borçlunun üstlendiği ticari risk (örneğin kurun %50'ye kadar artması) kabul
edileceğini peşinen belirlemelidir. Hâkim, uyarlama yaparken öncelikle
sözleşmedeki bu risk dağıtım kurallarına (sözleşmesel uyarlama mekanizmalarına)
bakmak zorundadır.
3. Davanın Hukuki Niteliği (İnşai Dava):
Sözleşmenin uyarlanması davası, mahiyet itibarıyla yenilik doğuran (inşai) bir
davadır. Mahkemenin vereceği uyarlama kararı, sözleşmenin edim yapısını
değiştirir. Bu nedenle avukatlar, dava dilekçesinin talep sonucunda (Petitum)
"uyarlanmasına karar verilmesi" şeklinde açık ve inşai bir talepte bulunmalı,
uyarlamanın (örneğin döviz kurunun hangi tarihteki değere sabitleneceğinin veya
faizin ne kadar indirileceğinin) somut parametrelerini hâkime matematiksel
olarak sunmalıdır. Aksi takdirde, HMK m. 26 taleple bağlılık ilkesi gereği
hâkim, tarafların yerine geçerek sözleşmeyi resen yeniden yazamaz.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri (özellikle 3.
ve 13. Hukuk Daireleri) TBK m. 138 uyarınca "Sözleşmenin Uyarlanması" ve
dövize endeksli krediler hususunda, dürüstlük kuralını merkeze alan ancak
tacirler bakımından son derece katı bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun dövize endeksli kredilerin uyarlanmasına
ilişkin klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "Sözleşme
hukukuna hâkim olan ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesi gereği, taraflar
yüklendikleri borçları aynen ifa etmekle yükümlüdürler. Ancak bu ilkenin katı
bir şekilde uygulanması, sonradan ortaya çıkan olağanüstü durumlar karşısında
borçlunun mahvına neden olabilir. Bu adaletsizliği gidermek için TMK m. 2
dürüstlük kuralından neşet eden ve 6098 sayılı TBK m. 138'de yasalaşan işlem
temelinin çökmesi teorisi kabul edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta davacı, Japon
Yeni (JPY) üzerinden konut kredisi (tüketim ödüncü) almış, ancak küresel kriz
nedeniyle kur öngörülemez şekilde artmıştır. Tüketicinin bu makroekonomik riski
öngörmesi kendisinden beklenemez. Ancak uyarlama (emprevizyon) kurallarının
uygulanabilmesi için, krizin borçlu aleyhine katlanılamaz bir yıkım yaratması
şarttır. Mahkemece, kriz öncesi ve sonrası enflasyon, kur endeksleri ve
davacının ödeme gücü uzman bilirkişi heyetiyle değerlendirilmeli, sözleşmedeki
riskin tümüyle banka veya tüketici üzerinde bırakılmayacağı hakkaniyetli bir
oran (örneğin kurun belli bir tavanla sınırlandırılması) kurularak sözleşme
uyarlanmalıdır. Davanın salt 'dövizle borçlanan kur riskine katlanır'
gerekçesiyle reddi bozmayı gerektirmiştir.".
Tacirlerin Uyarlama Talepleri hususunda Yargıtay'ın içtihat yönelimi ise
çok daha acımasızdır: "Tacir, ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde
basiretli bir iş adamı gibi (TTK m. 18/2) davranmak zorundadır. Tacirin,
ülkenin ekonomik gerçeklerini, döviz kurlarındaki dalgalanmaları ve enflasyon
riskini önceden öngörmesi beklenir. Ticari tüketim ödüncü alan bir tacirin,
döviz kurlarındaki artışı gerekçe göstererek TBK m. 138 uyarınca işlem
temelinin çöktüğünü ileri sürmesi ve sözleşmenin uyarlanmasını talep etmesi
kural olarak himaye göremez. Tacir bakımından uyarlama, ancak ülkeyi sarsan
olağanüstü krizlerin (devalüasyon) basiretli bir tacir tarafından dahi hiçbir
şekilde öngörülemeyecek boyutta olması hâlinde, istisnai olarak kabul
edilebilir."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 138. maddesinde vücut bulan Aşırı İfa Güçlüğü
(Uyarlama) rejimi ile bunun Tüketim Ödüncü ve Faiz sınırlarıyla (TBK m.
88/120) etkileşimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman,
Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Alacaklının Uyarlama
Talep Edememesi" ve "Sistematik Faiz Sınırlarının Katılığı" bağlamında çok
derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sistemindeki "Aşırı İfa Güçlüğü Nedeniyle
Sözleşmenin Değişen Koşullara Uyarlanması" konulu makalelerde de şiddetle
tartışıldığı üzere; TBK m. 138 Lafzında Sadece "Borçlu" İfadesine Yer
Verilmiş Olmasının Yarattığı Dogmatik Çarpıklıktır. Fikret Eren ve
Oğuzman/Öz'ün öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; madde metni
"borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme hakkına
sahiptir" demektedir. Oysa işlem temelinin çökmesi, sadece borcunu ifa edecek
tarafı değil, ifayı kabul edecek (alacaklı) tarafı da yıkıma uğratabilir.
Örneğin uzun vadeli ve sabit düşük faizli bir tüketim ödüncünde (kredi) ülkede
hiperenflasyon baş gösterirse, alacaklı (banka veya şahıs) geri alacağı o sabit
paranın satın alma gücünü tamamen yitirmesi nedeniyle mahvolabilir. Bu durumda
bozulan edim dengesinden zarar gören "alacaklı"dır. Kanun koyucunun (Legistik)
modern Alman Hukukundaki (BGB § 313 "Störung der Geschäftsgrundlage") gibi her
iki tarafı da kapsayan nesnel bir "mağdur taraf" ibaresi yerine, salt klasik
bir bakış açısıyla "borçlu" kelimesini kullanması büyük bir ifade zafiyetidir. Hukukun, sadece edimi verecek olanı değil, edimi alacak olanın da ekonomik
menfaatini denkleştirici adalet (Justitia commutativa) süzgecinden geçirerek
koruması zorunludur; dolayısıyla doktrin TBK m. 138'i amaca uygun yorum
(Teleologische Auslegung) ile alacaklı lehine de uygulamak zorundadır.
İkinci dogmatik eleştiri, Özel Hükümlerdeki Tüketim Ödüncü Faiz Sınırları
(TBK m. 88/120) ile Genel Hükümlerdeki Uyarlama (TBK m. 138) Kurumunun İrade
Muhtariyeti Eksenindeki Çelişkisidir. Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de
işaret edildiği gibi; kanun koyucu TBK m. 88 ve 120 ile sözleşme özgürlüğüne
balyoz indirerek, piyasa gerçeklerinden kopuk, katı yasal faiz tavanları
belirlemiştir. Tacirler arası ticari işlerde dahi bu sınırların
uygulanıp uygulanmayacağı kaosu sürerken; diğer yanda öngörülemeyen
ekonomik şokların yarattığı devasa dengesizliklerin çözümü TBK m. 138 ile
tamamen hâkimin sınırsız takdir yetkisine (sübjektif değerlendirmesine)
bırakılmıştır. Hukukun, bir yandan faizi mikro düzeyde matematiksel
kısıtlamalarla boğarken, diğer yandan makro krizlerin tasfiyesini böylesine
soyut bir "farazi irade ve dürüstlük kuralı" çuvalına atması, kanunlaştırma
tekniği açısından tutarsızlıktır. Ahde vefa ilkesi, ne devletin katı faiz
limitleriyle ne de hâkimin sınırsız uyarlama yetkisiyle tahrip edilmelidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 138'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 313.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 138. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.