Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 137

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

II. Kısmi ifa imkânsızlığı


Madde 137 - Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku mimarisinde ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesi gereği, kurulan bir sözleşmede taraflar edimlerini eksiksiz olarak yerine getirmekle mükelleftir. Ancak hayatın olağan akışı içinde, borcun ifası bazen borçlunun hiçbir kusuru olmaksızın kısmen yerine getirilemez hâle gelebilir. Kanun koyucu, TBK Madde 137 hükmüyle bu durumu "Kısmi İfa İmkânsızlığı" başlığı altında kodifiye etmiştir. Hükme göre; "Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer."

Bu normun sistematiği, borcu "kısmen" ortadan kaldıran ve sözleşmeyi ayakta tutmayı (favor negotii) amaçlayan bir mekanizma üzerine kuruludur. TBK m. 137'nin felsefesi, sözleşmenin bir bölümü ifa edilemez hâle geldiğinde tüm hukuki ilişkiyi yıkmak yerine, ifa edilebilir kısmı korumaktır.

Bu genel hükmün Özel Hükümlerdeki Kullanım Ödüncü (Ariyet - TBK m. 379 / OR Art. 305) sözleşmesine yansıması ise muazzam bir dogmatik laboratuvardır. Kullanım ödüncü, ödünç verenin bir şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana bırakmayı ve ödünç alanın da o şeyi kullandıktan sonra geri vermeyi üstlendiği, ivazsız (karşılıksız) ve eksik iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Ödünç alan, mülkiyeti değil yalnızca "zilyetliği" elde eder. Eğer ariyet konusu eşya bölünebilir nitelikteyse (örneğin 10 adet at ödünç verilmişse) ve bu atlardan 3'ü yıldırım çarpması sonucu ölürse (kusursuz imkânsızlık) ödünç alanın iade borcu kısmen imkânsızlaşır (TBK m. 137). Kalan 7 atın iadesi zorunludur. Ancak ariyet veren, "3 at eksik olsaydı ben bu sürüyü sana baştan hiç ödünç vermezdim" şeklindeki bir farazi iradeyi ispatlarsa, sözleşme baştan itibaren çöker.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Kısmi ifa imkânsızlığı (TBK m. 137) ile kullanım ödüncü (TBK m. 379) kavramlarının teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:

A. Kısmi İmkânsızlık (Teilweise Unmöglichkeit): İmkânsızlık, borçlanılan edimin fiilen veya hukuken yerine getirilmesinin mutlak surette engellenmesidir. "Kısmi" olabilmesi için, edimin bölünebilir (teilbar) nitelikte olması şarttır. Bir otomobilin motorunun yanması kısmi imkânsızlık değil, otomobilin iadesi bakımından tam imkânsızlıktır; zira otomobil ekonomik ve hukuki bütünlük arz eder. Ancak bir kütüphaneden ödünç alınan 5 ciltlik bir ansiklopedinin 1 cildinin sel sularında yok olması, tipik bir kısmi imkânsızlıktır. TBK m. 137, sadece bölünebilir edimlerde veya bölünebilir iade borçlarında uygulama alanı bulur.

B. Kusursuzluk (Unverschuldet): TBK m. 137'nin işleyebilmesi için borçlunun (ödünç alanın) kısmi zayi olmada hiçbir kusurunun bulunmaması gerekir. Eğer ödünç alan, ariyet eşyayı kullanırken gerekli özeni (TBK m. 506 kıyasen veya genel özen borcu) göstermezse, meydana gelen kısmi zarar TBK m. 112 (borca aykırılık) kapsamında müspet zararın tazmini yükümlülüğünü doğurur. Kusursuzluk hâlinde ise borç, kendiliğinden (ipso iure) ve tazminatsız olarak düşer.

C. Farazi İrade (Hypothetischer Parteiwille): Maddenin ikinci cümlesinde yer alan "önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa" ibaresi, hukuk dogmatiğinin en soyut kavramlarından biridir. Hâkim, sözleşme kurulduğu andaki tarafların amacını (causa) dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde değerlendirerek farazi bir irade tespiti yapar. Ariyet sözleşmesi gibi ivazsız (karşılıksız) akitlerde, ariyet verenin salt iyilik kastıyla hareket ettiği düşünüldüğünde, kısmi imkânsızlığın tüm sözleşmeyi bozup bozmayacağı, o iyilik kastının bölünüp bölünemeyeceğine göre tayin edilir.

D. Kullanım Ödüncü (Ariyet) ve İade Borcu: Tüketim ödüncünde (Karz) paranın iadesi söz konusuyken (cins borcu/genus) kullanım ödüncünde alınan "şartlı ve somut" eşyanın bizzat aynen iadesi (parça borcu) zorunludur. Nevi telef olmaz kuralı ariyet için geçerli değildir. Ödünç alan, malı sadece sözleşmede belirlenen amaca uygun olarak kullanmakla yükümlüdür; aksi takdirde beklenmedik hâllerden (casustur) dahi sorumlu olur.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 137'deki kısmi ifa imkânsızlığı altyapısı ile Özel Hükümlerdeki kullanım ödüncü; Borçlar Kanunu'nun kısmi kesin hükümsüzlük (TBK m. 27/2) haksız fiil sorumluluğu ve sebepsiz zenginleşme mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:

A. Kısmi Hükümsüzlük (TBK m. 27/2) ile Kısmi İmkânsızlık (TBK m. 137) Arasındaki Kuramsal Simetri: Sisteminizdeki "Genel İşlem Şartlarının İçerik Denetiminin Sonuçları" ve diğer geçersizlik makalelerinde hararetle tartışıldığı üzere; TBK m. 27/f. 2 hükmü "sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının kesin hükümsüz olması durumunda, diğerlerinin geçerliliğini koruyacağını" emreder. Ancak o hüküm olmaksızın tarafların bu sözleşmeyi yapmayacakları anlaşıldığında sözleşmenin tamamı batıl olur. İşte kanun koyucu, başlangıçtaki geçersizlik için TBK m. 27/2'de kurguladığı bu "farazi irade ve bütüne sirayet" testini, sonraki kusursuz imkânsızlık için TBK m. 137'de aynen kopyalamıştır. Her iki norm da, "sözleşmeyi ayakta tutma (favor negotii)" ilkesinin farklı zaman dilimlerindeki (kuruluş anı vs. ifa anı) ikiz yansımalarıdır. Ancak kısmi imkânsızlıkta edim miktar itibarıyla bölünürken; kısmi butlanda sözleşmenin normatif içeriği (hükümleri) bölünmektedir.

B. Kullanım Ödüncünde Haksız Fiil Sorumluluğu ve Zilyetlik (TBK m. 67 vd.): Ariyet sözleşmesinde ödünç alan kişi, eşyanın (örneğin bir hayvanın veya motorlu aracın) zilyedi konumundadır. Sisteminizdeki "Hayvan Bulunduranın Sorumluluğu" makalesinde açıkça belirtildiği üzere; ariyet hakkı sahibi, hayvanı çalan hırsız gibi dolaysız zilyet kabul edilir ve hayvan bulunduran sıfatıyla onun fiillerinden sorumlu olur. Eğer ödünç alınan at, üçüncü bir kişiye zarar verirse, haksız fiil (kusursuz sorumluluk) kapsamında ariyet alan şahsen sorumludur. Ancak at, bu kaza esnasında kısmen sakatlanır veya ölürse, ariyet veren ile ariyet alan arasındaki iç ilişkide iade borcu "kısmi imkânsızlığa (TBK m. 137)" uğrar. Eğer ariyet alan, hayvanı gözetimde (cura in custodiendo) kusursuz olduğunu kanıtlarsa, üçüncü kişiye ödediği tazminatı bir kenara bırakarak, ariyet verene karşı atın iade borcundan TBK m. 137 uyarınca kurtulacaktır.

C. Karşılıklı Edimler (Sinallagma) ve Kısmi İmkânsızlıkta Oranlama: TBK m. 137/2 uyarınca, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde kısmi ifa imkânsızlığı hâlinde, karşı edim de o oranda ifa edilmiş sayılır (kısmi ifadan kaçınma veya bedel indirimi). Ancak kullanım ödüncü (ariyet) doğası gereği ivazsız (karşılıksız) bir akittir. Ödünç alan herhangi bir ücret ödemez. Dolayısıyla, ödünç verilen malın kısmen imkânsızlaşması durumunda "bedelden indirim" gibi bir sinallagmatik tasfiye mekanizması çalışmaz. Ödünç alan, malın sağlam kalan kısmını iade eder ve sözleşme o kısım üzerinden sessizce tasfiye olur. Karşılıksız akitler, TBK m. 137/2'nin orantısallık kuralından dogmatik olarak muaftır.

4. Pratik Olay Analizleri

Kurumun sınırlarını, bölünebilirlik unsurunu ve ariyet sözleşmesinin ivazsız doğasını test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:

Olay 1 (Bölünebilir Eşyada Kısmi İmkânsızlık ve Farazi İrade): Üniversite kütüphanesi (A) Doktora Öğrencisi (B)'ye tez araştırması için 3 ciltten oluşan tarihi bir Roma Hukuku külliyatını 1 aylığına "kullanım ödüncü (ariyet)" olarak verir. (B)'nin evine yıldırım düşer ve kütüphanede duran 3 ciltten yalnızca 1. cilt tamamen yanarak kül olur (Kusursuzluk). Kalan 2 cilt sağlamdır. (A) kütüphanesi, "(B)'nin iade borcu kısmen imkânsızlaştı, ancak bu 3 cilt birbiriyle bağlantılıdır, 1. cilt olmadan 2. ve 3. cildin hiçbir bilimsel değeri yoktur. Bu yüzden sözleşmenin tamamı iptal olmalı ve (B) bana 3 cildin güncel toplam bedelini ödemelidir" der. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 137'deki kısmi imkânsızlık ve "farazi irade" kuralı test edilmektedir. 1. cildin yıldırım düşmesiyle (mücbir sebep) yanması, borçlunun (B'nin) sorumlu tutulamayacağı bir kısmi imkânsızlıktır. TBK m. 137/1 ilk cümlesi gereği, (B) o 1. cildi iade borcundan kurtulur. Kütüphane (A)'nın "tamamı iptal olsun ve bedelini ödesin" talebi dogmatik bir fecaattir. Zira sözleşmenin tamamının imkânsız sayılması (TBK m. 137/1 son cümle) borçluyu tazminat ödemeye mahkûm etmez; sadece sağlam kalan kısımların (2. ve 3. cildin) iadesini ve varsa karşı edimin iadesini gerektirir. (B) kusursuz olduğu için hiçbir şekilde tazminat ödemez (TBK m. 112 işlemez). (B) sağlam kalan 2. ve 3. ciltleri iade eder ve iade borcu hukuken tasfiye edilmiş olur.

Olay 2 (Yetki Aşımı ve Casus'tan Sorumluluk Çatışması): Çiftçi (X) komşusu (Y)'ye tarlasını sadece "buğday ekimi" için sürmesi şartıyla traktörünü (kullanım ödüncü/ariyet) verir. (Y) traktörü buğday tarlası yerine çok kayalık olan dağlık arazisinde tomruk çekmek için kullanır (Sözleşmeye aykırı kullanım). Tomruk çekilirken, önlenemez bir toprak kayması (heyelan / mücbir sebep) meydana gelir ve traktörün arka römork kısmı tamamen ezilir. (Y) "Benim heyelanda kusurum yok, römork kısmı koptu, TBK m. 137 gereği kısmi imkânsızlık var, sadece motor kısmını iade ederim" diyerek savunma yapar. Dogmatik Analiz: Bu olay, ariyet sözleşmesindeki "amaca uygun kullanma" sınırının ihlali ile mücbir sebebin çatışmasıdır. TBK m. 380 emredicidir: Ödünç alan, şeyi ancak sözleşmede belirlenen şekilde kullanabilir; aksi takdirde beklenmedik hâllerden (casustur) dahi sorumlu olur. Heyelan her ne kadar objektif olarak kusursuz bir mücbir sebep olsa da, (Y) traktörü sözleşmeye aykırı (tomruk çekiminde) kullandığı için, kanunun özel düzenlemesi gereği bu imkânsızlıktan sorumlu hâle gelir. Dolayısıyla burada TBK m. 137'nin "borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebepler" zırhı parçalanır. Olay artık TBK m. 137'den çıkarak TBK m. 112 (borca aykırılık ve müspet zarar) rejimine kayar. Çiftçi (X) (Y)'den traktörün römorkunun onarım bedelini veya değer kaybını tam olarak talep edebilir.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 137 ve TBK m. 379 hükümlerinin usul hukukunda (HMK) sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. Kısmi İmkânsızlıkta Bölünebilirlik Unsurunun İspatı: Avukatların mahkeme önünde en sık düştüğü hata, ekonomik olarak bütünlük arz eden bir malı (örneğin bir takım elbiseyi veya fabrika makinesini) hukuken bölünebilir sanmalarıdır. TBK m. 137 def'inin (savunmasının) dinlenebilmesi için, iade edilecek eşyanın niteliği gereği parçalara ayrılabiliyor olması ve ayrılan parçaların kendi başlarına bağımsız bir değer taşıması şarttır. Dava dilekçesinde mutlak surette malın "nevi ve miktar itibarıyla bölünebilir olduğu" bilirkişi incelemesi talebiyle desteklenerek vurgulanmalıdır.

2. Ariyet Sözleşmelerinde "Casus'tan Sorumluluk" Klozunun Genişletilmesi: Kullanım ödüncü ivazsız olduğu için kanun koyucu ödünç alanı koruma eğilimindedir. Ancak değerli sanat eserleri veya ticari araçların ödünç verildiği profesyonel ilişkilerde, sözleşmeyi hazırlayan avukat, TBK m. 137'nin borçluyu kurtaran mekanizmasını bertaraf etmek için mutlak surette şu klozu eklemelidir: "Ödünç alan, ariyet konusu malın kısmen veya tamamen zayi olmasından, yangın, deprem ve sel dâhil her türlü mücbir sebep ve beklenmedik hâl (casus) neticesinde meydana gelecek zararlardan kusursuz (objektif) olarak sorumludur." Bu tür bir ağırlaştırma anlaşması borçlar hukukunda geçerlidir ve TBK m. 137 giyotinini baştan durdurur.

3. Farazi İrade Tartışmalarında TMK m. 2 Sınırı: Eğer bir sözleşmenin kısmen imkânsızlaşması üzerine alacaklı, "Bu kısım olmasaydı ben sözleşmeyi baştan kurmazdım, o yüzden sağlam kısmı da iade almıyorum, bana tazminat verin" şeklinde TBK m. 137/1 son cümlesine dayanıyorsa; borçlunun avukatı derhâl TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı) kalkanını çekmelidir. Zira sırf borçluyu zor duruma düşürmek için, ekonomik olarak anlam ifade eden sağlam kısımların reddedilmesi, hakkın kötüye kullanılmasıdır. Mahkemede, alacaklının sağlam kısımdan elde edeceği faydanın devam ettiği somut delillerle (kullanım amacı vb.) ispatlanmalıdır.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan 3. Hukuk ile 13. Hukuk Daireleri (yeni iş bölümüyle 3. Hukuk Dairesi ağırlıklı) TBK m. 137 uyarınca "Kısmi İmkânsızlık" ile "Ariyet (Kullanım Ödüncü)" eksenindeki sorumluluk sınırlarında istikrarlı ve dürüstlük kuralını merkeze alan bir içtihat politikası sergilemektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun kısmi geçersizlik/imkânsızlık ve farazi iradeye ilişkin klasikleşmiş yaklaşımında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 137. maddesi (ve geçersizliğe ilişkin 27. maddesinin 2. fıkrası) uyarınca, sözleşmenin bir kısmının imkânsızlaşması (veya kesin hükümsüz olması) durumunda asıl olan sözleşmenin ayakta tutulmasıdır (favor negotii). Ancak o hüküm veya edim olmaksızın tarafların sözleşmeyi baştan yapmayacakları açıkça anlaşılırsa sözleşmenin tamamı düşer. Bu farazi iradenin tespitinde salt alacaklının sübjektif beyanlarına değil; dürüst, makul ve objektif bir insanın o günkü şartlarda nasıl davranacağına bakılır. Somut uyuşmazlıkta, davalıya kullanım ödüncü (ariyet) olarak bırakılan üç adet iş makinesinden birinin sel felaketinde (mücbir sebep) zayi olduğu sabittir. Davacının, 'biri yoksa diğerlerini de istemem, üçünün de parasını verin' şeklindeki talebi, iyiniyet kurallarıyla (TMK m. 2) bağdaşmaz. İfa imkânsızlığı yalnızca zayi olan kısım için gerçekleşmiş olup, davalı diğer makineleri aynen iade etmekle borcundan kurtulur."

Kullanım Ödüncünde Sözleşmeye Aykırılık ve Hasarın İntikali hususunda Yargıtay'ın içtihat yönelimi şöyledir: "Ariyet sözleşmesinde ödünç alan, malı sadece kendisine izin verilen kapsamda kullanabilir. Şayet ödünç alan, kullanım sınırlarını aşar veya eşyayı üçüncü bir kişiye kullandırırsa, eşyanın beklenmedik bir kaza (kısmi imkânsızlık) neticesinde telef olmasından dahi sorumlu olur. TBK m. 137'nin 'borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebepler' kıstası, yetki aşımının bulunduğu hâllerde borçlu lehine işletilemez. Eşyadaki kısmi veya tam değer kaybı, ödünç alandan müspet zarar kapsamında tahsil edilmelidir."

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 137. maddesinde vücut bulan Kısmi İfa İmkânsızlığı rejimi ile 379. maddesinde düzenlenen Kullanım Ödüncü (Ariyet) sözleşmesi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Farazi İrade Kavramının Muğlaklığı" ve "İvazsız Akitlerde Tasfiye Boşluğu" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşme Boşluklarının Hâkim Tarafından Doldurulması" ve "Kısmi Hükümsüzlük" makalelerinde hararetle tartışıldığı üzere; TBK m. 137'de (ve m. 27/2'de) Düzenlenen "Tarafların Farazi İradesi" (Hypothetischer Parteiwille) Kıstasının, Yargı Pratiğinde Hâkimin Sübjektif Değerlendirmelerine Terk Edilmiş, Sınırları Belirsiz Bir Maymuncuğa Dönüşmesidir. Oğuzman/Öz ve Eren'in öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; kanun koyucu, kısmi imkânsızlık hâlinde "taraflar baştan bilseydi ne yapardı?" sorusunu sormaktadır. Ancak ariyet gibi ivazsız (karşılıksız) ve salt yardımlaşma gayesi güden bir sözleşmede, tarafların ekonomik bir menfaat dengesi (sinallagma) olmadığı için, "farazi iradenin" tespitinde objektif ticari kıstaslar kullanılamaz. Hâkimin, iyilik yapan (ariyet veren) kişinin iç dünyasına girerek, "acaba atlardan biri ölseydi diğerlerini hiç vermez miydi?" diye sorması kurgusaldır. Alman Hukuku (BGB § 311a vd.) ve modern doktrin, bu gibi durumlarda farazi irade yerine doğrudan doğruya "Sözleşmenin Amacı (Vertragszweck)" ve "Ekonomik Bütünlük" kriterlerini getirmiştir. Kanun koyucunun (Legistik) ifa engellerini düzenlerken 19. yüzyıldan kalma bu psikolojik (iradeci) teorilere saplanıp kalması, hukuki öngörülebilirliği (Rechtssicherheit) tahrip etmekte ve kararların temyiz mercilerinde sürekli bozulmasına yol açmaktadır.

İkinci dogmatik eleştiri, Kısmi İmkânsızlık (TBK m. 137) Durumunda Karşılıklı Edimlerin Oranlanmasına Yönelik Mekanizmanın, Ariyet (Kullanım Ödüncü) Gibi İvazsız Akitlerin Tasfiyesinde Dogmatik Bir Boşluk Yaratmasıdır. TBK m. 137/2, tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlaşan edime karşılık, karşı edimin de o oranda ifa edilmiş sayılacağını emreder. Ancak Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de işaret edildiği gibi; ariyet alanın, eşyanın zilyetliğini ve kullanım hakkını elde etmesine rağmen hiçbir ücret ödememesi, kısmi imkânsızlık anında onu gereğinden fazla koruyan bir kalkan yaratır. Örneğin bir köşkün ücretsiz (ariyet) kullanımı bırakılmışsa ve köşkün müştemilatı (kısmen) yıldırım düşmesiyle yanmışsa, ariyet alan kalan kısmı kullanmaya devam eder. Oysa mülkiyet sahibi, eşyanın değer kaybetmesine rağmen hiçbir karşılık alamadan bu eksik zilyetliğe katlanmak zorunda kalır. Hukukun, ivazsız akitlerde kısmi imkânsızlığın doğduğu anda, mülkiyet sahibine (ariyet verene) "sözleşmeyi derhâl ve tek taraflı feshetme" hakkını açıkça (ve farazi irade ispatı aramaksızın) vermemiş olması, mülkiyet hakkını zilyetlik karşısında zayıflatan dogmatik bir körlüktür. Ahde vefa ilkesi, karşılıksız akitlerde yardım edeni cezalandıracak şekilde yorumlanmamalıdır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 137'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 305.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 137. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.