Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 133

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

C. Yenileme I. Genel olarak


Madde 133 - Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur. Özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku mimarisinde komisyon sözleşmesi (TBK m. 532 / OR Art. 425) vekâlet sözleşmesinin özel ve nitelikli bir türüdür. TBK m. 532 hükmü uyarınca alım satım komisyonculuğu; komisyoncunun ücret karşılığında, kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım satımını üstlendiği sözleşmedir. Bu sözleşmenin dogmatik karakteri, "Dolaylı Temsil" kurumuna dayanmasıdır. Sisteminizdeki eserlerde de altı çizildiği üzere; dolaylı temsilde temsilci işlemi kendi adına, müvekkil hesabına yapar; hak ve borçları önce kendi malvarlığına alır, sonra alacağın temliki veya borcun nakli ile müvekkile devreder. Komisyoncu, üçüncü kişiyle muhatap olurken "Ben (A) adına buradayım" demez; bizzat kendisi akdin tarafı olur.

Öte yandan, inceleme başlığınızın asıl normu olan TBK Madde 133 (Yenileme), mevcut bir borcun yeni bir borç yaratılmak suretiyle sona erdirilmesidir. TBK m. 133/1 açıkça der ki: "Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesiyle olur." Yenileme (tecdit) eski borcu tüm fer'ileriyle (rehin, kefalet, faiz) birlikte yutar ve yok eder.

Bu iki normun sistematiği şu muazzam noktada kesişir: Komisyoncu, müvekkili hesabına üçüncü kişiden bir mal satın aldığında (dolaylı temsil) üçüncü kişiye karşı bizzat borçlu olur. Şayet komisyoncu, bu borcu ödemek yerine üçüncü kişiyle anlaşıp "Bu satış bedeli borcumu siliyoruz, bunun yerine sana olan şahsi kredi borcumu artırıyoruz" derse, ortada mutlak bir Yenileme (TBK m. 133) vardır. Ancak komisyoncunun, müvekkilin parasıyla/malıyla üçüncü kişi nezdinde bu tarz yenileme işlemleri yapması, iç ilişkideki sadakat borcunun (TBK m. 506) sınırlarını zorlayan, temsil yetkisinin kötüye kullanılması riskini barındıran muazzam bir kriz alanıdır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Komisyon sözleşmesinin yapısı (TBK m. 532) ile yenileme kurumunun (TBK m. 133) teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:

A. Yenileme İradesi (Animus Novandi - TBK m. 133): Yenileme, eski borcu ortadan kaldırıp yepyeni bir hukuki sebeple yeni bir borç yaratmaktır. Kanun koyucu TBK m. 133'te "açık irade" aramaktadır. Yenileme iradesi karine olarak varsayılamaz. Özellikle ticari hayatta komisyoncuların üçüncü kişilerle veya müvekkilleriyle olan ilişkilerinde bir borç senedi verilmesi veya mevcut bir borç için yeni bir taahhüt altına girilmesi, açıkça yenileme (tecdit) niyeti taşımıyorsa, sadece eski borcun ifası uğruna veya ifası yerine verilmiş bir ek teminat sayılır.

B. Cari Hesap ve Yenileme İstisnası (TBK m. 133/2): Komisyon sözleşmelerinde komisyoncu ile müvekkil arasında sürekli bir para akışı olduğu için genellikle "Cari Hesap" tutulur. TBK m. 133/2'ye göre, çeşitli kalemlerin bir cari hesaba kaydedilmesi tek başına borcu yenilemez. Ancak, hesap kesilip bakiye çıkarıldığında ve bu bakiye karşı tarafça kabul edildiğinde yenileme gerçekleşmiş olur.

C. Dolaylı Temsil (Mittelbare Stellvertretung): Komisyon sözleşmesinin dogmatik temelidir. Temsil olunan (müvekkil) ile üçüncü kişi arasında doğrudan bir hukuki bağ kurulmaz. İşlemin tarafı komisyoncudur. İncelediğimiz doktrinel kaynaklarda vurgulandığı üzere, dolaylı temsilde yetki, şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar dışında her türlü borçlandırıcı işlemde kullanılabilir. Komisyoncu, üçüncü kişiden malı mülkiyetine geçirir (inançlı işlem boyutu) ve ardından müvekkile devreder. Müvekkilin iflası veya komisyoncunun iflası hâllerinde bu malların akıbeti büyük bir sorundur.

D. İnançlı İşlem (Fiduziarisches Rechtsgeschäft) Boyutu: Komisyoncu, malı üçüncü kişiden alıp müvekkile devredene kadar o malın hukuken malikidir. Ancak bu mülkiyet, ekonomik olarak müvekkile aittir. Sisteminizdeki eserlerde detaylıca incelendiği üzere; inançlı işlemler, inananın teminat veya idare (komisyon) amacıyla malvarlığındaki bir hakkı inanılana (komisyoncuya) devrettiği, inanılanın da inanç anlaşmasına uygun olarak bu hakkı kullanma ve şartlar gerçekleştiğinde iade etme borcu altına girdiği işlemlerdir. Komisyoncunun bu mülkiyeti kendi şahsi alacaklılarından kaçırması veya onlara rehin etmesi, inançlı işlemin ihlalidir.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 133'teki yenileme (tecdit) altyapısı ile TBK m. 532'deki komisyon (dolaylı temsil) mekanizması, Borçlar Kanunu'nun temsilin kötüye kullanılması, ahlaka aykırılık ve muvazaa mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:

A. Komisyoncunun Temsil Yetkisini Kötüye Kullanması (Collusion) ve Yenileme: Müvekkil, komisyoncuya "Git piyasadan benim hesabıma 1 ton çelik al" der. Komisyoncu (dolaylı temsilci olarak) gider, gizlice anlaştığı arkadaşından (üçüncü kişiden) piyasa değerinin üç katına bu çeliği kendi adına satın alır (kötü niyetli temsil / collusion). Ardından komisyoncu ve üçüncü kişi, bu fahiş satım borcunu TBK m. 133 uyarınca "Yenileme" yaparak şahsi bir kredi borcuna çevirirler. Sisteminizdeki "Temsil Yetkisinin Kötüye Kullanılması" eserlerinde hararetle tartışıldığı üzere; temsilci ile üçüncü kişi arasındaki hileli anlaşma, konusu itibarıyla TBK m. 27 uyarınca ahlâka aykırılık sebebi ile kesin hükümsüzdür. Komisyoncunun üçüncü kişiyle müvekkil aleyhine yaptığı bu fahiş satım işlemi ahlaka aykırı (mutlak batıl) olduğu için, bu batıl borç üzerine inşa edilen "Yenileme (TBK m. 133)" işlemi de hükümsüzdür. Zira olmayan (batıl) bir borç yenilenemez.

B. Komisyon Sözleşmesinde Muvazaa (TBK m. 19) ile İnançlı İşlem Çatışması: Komisyoncu dış dünyada kendi adına hareket ettiği için, üçüncü kişiler malın gerçek sahibinin komisyoncu olduğunu sanırlar. Ancak iç ilişkide mal müvekkilindir. Bazen taraflar, alacaklılardan mal kaçırmak için inançlı işlemi (komisyonu) muvazaalı bir işlemmiş gibi gösterirler. Kaynaklarınızda da net bir şekilde ayrıştırıldığı üzere; muvazaalı işlemlerde taraflar gerçek iradelerini yansıtmayan görünürde bir işlem tesis ederler ve bu işlem TBK m. 19 gereği geçersizdir. Oysa inançlı işlemde (komisyoncunun malı geçici olarak üzerine almasında) tarafların iradesi ile beyanları uygundur; mülkiyet gerçekten komisyoncuya geçer, sadece iade borcu vardır. İnançlı işlemler muvazaa sebebiyle geçersiz sayılamaz. Komisyoncunun mülkiyeti anlık olarak kazanması hukuken geçerlidir.

C. Dolaylı Temsilde Alacağın Temliki (TBK m. 183) Zorunluluğu: Komisyoncu kendi adına üçüncü kişiyle bir sözleşme yaptığında, üçüncü kişiye karşı doğan haklar komisyoncunun malvarlığına girer. Müvekkilin bu hakları doğrudan üçüncü kişiden talep etme hakkı yoktur. Bu hakların müvekkile geçmesi için komisyoncunun bunları müvekkile "Alacağın Temliki (Cession)" yoluyla devretmesi gerekir. Şayet komisyoncu temlikten kaçınırsa, müvekkil ancak komisyoncuya karşı TBK m. 112 (borca aykırılık) uyarınca dava açabilir; doğrudan üçüncü kişiye gidemez. Bu, doğrudan temsil ile dolaylı temsil (komisyon) arasındaki o aşılmaz Çin Seddi'dir.

4. Pratik Olay Analizleri

Kurumun dolaylı temsil sınırlarını, yenileme iradesini ve temsil yetkisinin kötüye kullanılmasını test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:

Olay 1 (Komisyoncunun Yenileme İradesi ve Müvekkilin Durumu): Müvekkil (A) Komisyoncu (B)'ye 500.000 TL verir ve "Bana X marka bir iş makinesi al" der. (B) Üçüncü Kişi (C)'ye gidip kendi adına makineyi 500.000 TL'ye alır. Makine henüz teslim edilmeden (B) ile (C) anlaşır. (B) der ki, "Makine satışını iptal edelim, bu 500.000 TL senin bana olan eski kredi borcunu (şahsi borcunu) silsin, yepyeni bir ticari ortaklık borcu yaratalım" (TBK m. 133 Yenileme). (C) kabul eder. Durumu öğrenen Müvekkil (A) makineyi veya 500.000 TL'sini (C)'den doğrudan ister. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 133 (Yenileme) ile dolaylı temsilin (TBK m. 532) katı sınırları sınanmaktadır. Komisyoncu (B) işlemi kendi adına yaptığı için (C) ile kurulan sözleşmenin tarafı bizzat kendisidir. Dolayısıyla (B) ile (C) kendi aralarındaki bu borcu TBK m. 133 uyarınca serbestçe yenileyebilirler (Tecdit). Müvekkil (A)'nın, üçüncü kişi (C) ile hiçbir hukuki bağı (illiyet) yoktur. (A)'nın, (C)'ye karşı ifa veya istirdat davası açma hakkı (aktif husumet ehliyeti) bulunmamaktadır. (A)'nın tek çaresi, sadakat borcunu ve komisyon talimatını ağır şekilde ihlal eden (B)'ye karşı vekâlet sözleşmesine aykırılıktan (TBK m. 506 vd.) tam tazminat davası açmaktır. Dış ilişki kendi içinde yenilenmiş ve geçerlidir.

Olay 2 (Komisyoncunun Hileli Anlaşması ve Muvazaa İddiası): Komisyoncu (X) Müvekkil (Y)'nin hesabına hareket ederek piyasadan buğday toplayacaktır. (X) Satıcı (Z) ile gizlice anlaşır. Gerçekte 1 Milyon TL olan buğdayı kâğıt üzerinde 3 Milyon TL'ye satın almış gibi gösterirler (Muvazaa). Aradaki 2 Milyon TL farkı ise (X) ve (Z) kendi aralarında kırışırlar. Müvekkil (Y) durumu fark edince sözleşmenin iptalini ister. (X) ise "Ben komisyoncuyum, inançlı işlem yaptım, bu muvazaa değildir" diye savunma yapar. Dogmatik Analiz: Eserlerinizde de yer alan "Muvazaa ve İnançlı İşlem Ayrımı"nın tipik bir testidir. (X)'in savunması dogmatik bir safsatadır. İnançlı işlemde tarafların iradesi ile beyanları (malın mülkiyetinin geçişi hususunda) birbirine uygundur. Ancak somut olayda, (X) ile (Z) bedel konusunda gerçek iradelerini (1 Milyon TL) gizleyerek, dış dünyaya sahte bir irade (3 Milyon TL) yansıtmışlardır. Bu, nispi muvazaanın bir türü olan "Bedelde Muvazaa"dır. Ayrıca bu durum, komisyoncunun temsil yetkisini kötüye kullanarak üçüncü kişiyle hileli işbirliği (collusion) yapmasıdır. İşlem, TBK m. 27 uyarınca ahlaka aykırılık ve TBK m. 19 uyarınca muvazaa sebebiyle kesin hükümsüzdür (mutlak batıldır). Müvekkil (Y) zararlarının tazminini isteyebileceği gibi, sözleşmenin kendisini bağlamadığını da mutlak surette ileri sürebilir.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 133 ve dolaylı temsil (TBK m. 532) hükümlerinin usul hukukunda, sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve ticari uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. Komisyon Sözleşmelerinde "Otomatik Temlik" Klozunun Hayati Önemi: Dolaylı temsilde (komisyon) haklar önce komisyoncunun malvarlığına girdiği için, komisyoncu iflas ederse müvekkilin malları iflas masasına dâhil olma riski taşır. Profesyonel avukatlar, komisyon sözleşmelerini hazırlarken mutlak surette şu klozu (Şartlı Temlik) koymalıdır: "Komisyoncu, işbu sözleşme kapsamında üçüncü kişilerle yapacağı işlemlerden doğacak tüm alacak haklarını, hak doğduğu an itibarıyla başkaca bir işleme gerek kalmaksızın müvekkile temlik etmeyi (TBK m. 183) peşinen kabul ve taahhüt eder." Bu kloz, dolaylı temsilin yarattığı o zırhı aşarak müvekkili doğrudan üçüncü kişiyle alacaklı konumuna getirir.

2. Yenileme (Animus Novandi) İradesinin Yazılı İspatı: Ticari hayatta taraflar birbirlerine sürekli çek, bono veya senet verirler. Avukatların en sık düştüğü usuli hata, her yeni senedi bir "Yenileme (TBK m. 133)" sanmaktır. Oysa kanun emredicidir: Yenileme iradesi açık olmalıdır. Yeni bir çek alındığında, eski sözleşme ilişkisini (örneğin komisyon bedelini) bitirmek isteniyorsa, makbuza mutlaka "İşbu çek bedeli tahsil edildiğinde, taraflar arasındaki önceki komisyon alacağı tüm fer'ileriyle birlikte yenilenerek (tecdit edilerek) sona erecektir" ibaresi (animus novandi) yazılmalıdır. Aksi takdirde verilen çek, sadece eski borcun ifası uğruna verilmiş sayılır.

3. Cari Hesaplarda Yenilemenin Otomatikliği Tuzağı: TBK m. 133/2 uyarınca cari hesaba kayıt yapmak borcu yenilemez. Ancak yıl sonunda cari hesap mutabakatı (hesap kesimi) yapılıp karşı tarafa tebliğ edildiğinde ve TTK m. 89 uyarınca 1 ay içinde itiraz edilmediğinde, bakiye yenilenmiş (tecdit edilmiş) sayılır. Komisyoncularla çalışan müvekkillerin avukatları, gelen cari hesap ekstrelerine süresinde itiraz etmezlerse, içerikteki muhtemel hileli kalemlerin tümünün "yeni bir borç" olarak hukuken geçerli hâle geleceğini bilmelidirler.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan 11. Hukuk Dairesi ile 3. Hukuk Dairesi, TBK m. 532 uyarınca "Dolaylı Temsil ve Komisyon" ile TBK m. 133 ekseninde "Yenileme İradesi" hususlarında istikrarlı ve şekilci bir içtihat politikası sergilemektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin dolaylı temsil ve alacağın temlikine ilişkin klasikleşmiş kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 532. maddesi (mülga BK m. 416) uyarınca alım satım komisyonculuğunda dolaylı temsil esastır. Komisyoncu, müvekkili hesabına ancak kendi adına hareket ederek üçüncü kişilerle sözleşme yapar. Dolaylı temsilde, temsilci hukuki işlemi kendi adına yaptığı için o işlemden doğan hak ve borçlar da bizzat komisyoncunun üzerinde doğar. Müvekkilin, komisyoncunun işlemi yaptığı üçüncü kişiye doğrudan doğruya dava açma hakkı (aktif husumet ehliyeti) yoktur. Hakların müvekkile geçmesi için komisyoncunun bu alacakları TBK m. 183 uyarınca müvekkile temlik etmesi zorunludur. Somut uyuşmazlıkta davacı müvekkil, komisyoncunun mal sattığı üçüncü kişiye alacak davası açmıştır. Ortada geçerli bir alacağın temliki sözleşmesi bulunmadığından, davacının aktif husumet ehliyeti yokluğundan davanın reddine karar verilmesi yasa ve usule uygundur."

Yenileme (Tecdit) İradesinin Açıklığı hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun içtihat yönelimi şöyledir: "Dava, komisyon sözleşmesinden doğan bakiye alacağın tahsili istemine ilişkindir. Davalı taraf, mevcut borca karşılık yeni bir bono verdiklerini ve borcun TBK m. 133 uyarınca yenilenerek (tecdit) eski borcun sona erdiğini savunmuştur. TBK m. 133/1 hükmü çok açıktır: Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi ancak tarafların bu yöndeki açık iradesiyle olur. Yenileme iradesi karine olarak kabul edilemez. Davalının verdiği bono bedeli tahsil edilmediği sürece, bononun salt verilmiş olması borcu yenilemez; ancak ifa uğruna verilmiş bir ödeme vasıtası kabul edilir. Taraf iradelerinin açıkça yenilemeye yöneldiği yazılı bir belgeyle ispat edilemediğinden, davalının tecdit savunmasının reddi isabetlidir."

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 133. maddesinde vücut bulan Yenileme (Tecdit) rejimi ile 532. maddesinde düzenlenen Komisyon Sözleşmesi (Dolaylı Temsil), borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Dolaylı Temsilin Mülkiyet Teorisiyle Çelişmesi" ve "Hileli Anlaşmalarda Mutlak Butlan Dayatması" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Komisyon Sözleşmesinde (Dolaylı Temsilde) Mülkiyetin Geçişi Hususunda Kanun Koyucunun Yarattığı Dogmatik Girdaptır. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; komisyoncu üçüncü kişiden bir mal aldığında, bu malın mülkiyeti anlık olarak komisyoncuya geçer (İnançlı işlem). Peki komisyoncu tam o anda iflas ederse veya hacze uğrarsa müvekkilin durumu ne olacaktır? Türk-İsviçre hukukunda (İİK m. 202/2 benzeri istisnalar hariç) mülkiyet komisyoncunun malvarlığında göründüğü için, müvekkil iflas masasına karşı "istihkak (mülkiyet)" davası değil, sadece "alacak" davası açabilen zayıf bir kreditör konumuna düşer. Oysa Alman Hukuku (BGB) bu gibi durumlarda "doğrudan geçiş (Durchgangserwerb)" teorisini geliştirmiş ve ekonomik asıl malik olan müvekkili korumuştur. Rona Serozan'ın eserlerinde de işaret edildiği gibi; şekli mülkiyet (komisyoncu) ile ekonomik mülkiyetin (müvekkil) ayrışmasında, Türk kanun koyucusunun dolaylı temsilin o katı Roma hukuku dogmalarına saplanıp kalması, ticari hayattaki riskleri müvekkilin omuzlarına adaletsizce yüklemektedir.

İkinci dogmatik eleştiri, sisteminizdeki "Temsil Yetkisinin Kötüye Kullanılması" konulu çalışmalarda hararetle tartışıldığı üzere; Komisyoncunun Sadakat Borcuna Aykırı Olarak Üçüncü Kişiyle Yaptığı Hileli İşlemin (Collusion) Yargıtay Tarafından Ahlaka Aykırılık (TBK m. 27) Kapsamında "Kesin Hükümsüz" Sayılmasının Yarattığı Çıkmazdır. Nomer ve Oğuzman/Öz'ün eserlerinde de altı çizildiği üzere; geçersizliğin türü noktasında Yargıtay, hileli anlaşmanın varlığı hâlinde yapılan işlemin mutlak butlan olduğunu kabul etmektedir. Oysa mutlak butlanla sakat bir işlemi kimse sonradan onaramaz. Şayet komisyoncu, malı üçüncü kişiye değerinin altında sattıysa (kötüye kullanma) ancak müvekkil paraya acil sıkıştığı için bu fahiş satıma sonradan rıza göstermek (icazet vermek) ve durumu "Yenilemek" (TBK m. 133) isterse ne olacaktır? Kesin hükümsüzlük teorisi, bu onaya (icazete) ve yenilemeye imkân tanımaz. Bu sebeple öğretideki baskın ve modern görüş, temsil yetkisinin kötüye kullanılmasının TBK m. 27 anlamında kesin hükümsüzlük değil, "Yetkisiz Temsil" (TBK m. 46) veya "Askıda Geçersizlik" rejimi içinde çözülmesi gerektiğini savunur. Kanımızca kararlarda geçersizlik bakımından yalnızca yapılan işlemin temsil olunanı bağlamayacağının belirtilmesi yeterli değildir; geçersizliğin türünün de doğru tespiti elzemdir. Yargıtay'ın TBK m. 27'yi her hukuki yaraya merhem sanması, özel hukukun irade muhtariyeti (Privatautonomie) ilkesini boğmaktadır.

İşte böylece, Borçlar Hukuku sistematiğinin o en çetrefilli koridorlarından birini; bir komisyoncunun üçüncü kişiyle kurduğu o dolaylı zırhı (TBK m. 532) ve bu zırhın içinde dönen borçların yepyeni bir şekle bürünerek nasıl yeniden doğduğunu (TBK m. 133 / Yenileme) diyalektik bir bütünlük içinde inşa etmiş olduk. İnançlı işlemle muvazaanın ince çizgisini ve animus novandi'nin o mutlak şekilciliğini sistemine perçinledin.

Sana verdiğim 60 GÜNLÜK DOKTORA YETERLİK ÇALIŞMA PROGRAMI'nın bu ağır oturumunu da atlattın. Bir sonraki oturumumuza başlarken bana şu dogmatik düğümü çözmeni emrediyorum: Eğer bir komisyoncu, müvekkilinin hesabına aldığı malı, iflasından sadece bir saat önce üçüncü kişiyle anlaşarak şahsi borcuna karşılık yenilerse (tecdit ederse) müvekkilin elindeki o dolaylı temsil kalkanı, iflas hukukunun denkleştirici adaleti karşısında paramparça olmaktan nasıl kurtulur?

hatalarının bedeli kürsüde çok ağır olur.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 133'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 425.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 133. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.