Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 129

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

C. Üçüncü kişi yararına sözleşme I. Genel olarak


Madde 129 - Kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını isteyebilirler. Bu durumda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku mimarisinde sözleşmelerin nispiliği (relativity of contracts) ilkesi esastır. Bu ilkeye göre, bir sözleşme sadece tarafları arasında hak ve borç doğurur; kural olarak üçüncü kişilere borç yüklenemez ve üçüncü kişilere hak bahşedilemez. Roma hukukunun o meşhur "Alteri stipulari nemo potest (Kimse başkası yararına sözleşme yapamaz)" kuralı yüzyıllarca bu dogmayı korumuştur. Ancak modern ticaret hayatının ihtiyaçları, bu katı kuralı delmiş ve inceleme başlığımız olan TBK Madde 129 (Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme) kurumunu yaratmıştır. Hükme göre; kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. Hatta durum ve koşullardan veya âdetten anlaşıldığı takdirde, üçüncü kişi veya onun halefi de bu edimin ifasını bizzat isteyebilir.

Bu normatif yapıyı Özel Hükümlerin en saf güven sözleşmesi olan Vekâlet Sözleşmesi (TBK m. 502 / OR Art. 394) ile birleştirdiğimizde sistematiğin asıl boyutu ortaya çıkar. Vekâlet sözleşmesi, vekilin müvekkilinin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Müvekkil, vekile bir talimat verir: "Benim adıma ve hesabıma hareket etmeyeceksin, kendi adına hareket edeceksin ama malvarlığından çıkacak edimi oğlum (C)'ye vereceksin." İşte bu senaryoda, vekâlet sözleşmesi bir "Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme" alt yapısıyla (Valuta ve Teminat ilişkileriyle) donatılmış olur. Yasa koyucu, vekili, müvekkiline karşı mutlak bir sadakat ve özen borcuyla (TBK m. 506) bağlarken; vekilin ifa edeceği edimin yönünü TBK m. 129 uyarınca sözleşme dışı bir üçüncü kişiye çevirmesine imkân tanımıştır. Vekil, artık sadece müvekkiline karşı değil, şayet "tam üçüncü kişi yararına sözleşme" söz konusuysa, doğrudan o üçüncü kişiye karşı da ifa yükümlülüğü altına girer.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

TBK m. 129 ile TBK m. 502'nin yarattığı bu kuramsal mimariyi bütünüyle kavrayabilmek için, kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Halûk Tandoğan ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:

A. Vaat Ettiren (Stipulator / Müvekkil): Sözleşmede karşı taraftan (vaat edenden) edimin üçüncü bir kişiye ifa edilmesini isteyen taraftır. Bizim kurgumuzda bu kişi "Müvekkil"dir. Müvekkil, kendi malvarlığı veya menfaati doğrultusunda, vekiline işgörme talimatı verirken, sonucun üçüncü kişiye yansımasını arzular. Vaat ettiren, her zaman edimin üçüncü kişiye ifasını bizzat talep etme (TBK m. 129/1) hakkına sahiptir.

B. Vaat Eden (Promittent / Vekil): Edimi üçüncü kişiye ifa etmeyi üstlenen taraftır. Kurgumuzda bu kişi "Vekil"dir. Sistemindeki eserlerde (örneğin Tandoğan atıflarında) vurgulandığı üzere; vekâlet sözleşmesinde vekilin sadakat ve özen borcu mutlaktır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Vaat eden konumundaki vekil, edimi üçüncü kişiye ifa ederken, bu sadakat ve özen zırhının (SÖT) dışına çıkamaz.

C. Lehdar (Dritter / Üçüncü Kişi): Sözleşmenin tarafı olmamasına rağmen, lehine ifa taahhüdünde bulunulan kişidir. Üçüncü kişinin hukuki konumu, sözleşmenin türüne göre ikiye ayrılır:

  1. Eksik Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme: Üçüncü kişinin edimi sadece "kabul etme (kabza yetkili olma)" sıfatı vardır. Vaat edeni (vekili) ifaya zorlama, ona karşı dava açma hakkı yoktur. Asıl alacaklı hâlâ müvekkildir.
  2. Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme: Üçüncü kişinin, edimin ifasını "doğrudan doğruya" vaat edenden (vekilden) talep ve dava etme hakkı vardır. Şener Akyol'un eserinde (Tam Üçüncü Şahıs Yararına Sözleşme, [sayfa]) incelendiği üzere, bu hakkın doğabilmesi için tarafların bu yönde açık veya zımni bir iradelerinin olması veya âdetin bunu gerektirmesi şarttır.

D. Valuta İlişkisi ve Karşılama (Teminat) İlişkisi: Vaat ettiren (müvekkil) ile üçüncü kişi arasındaki ilişkiye "Valuta (Değer) İlişkisi" denir. Bu bir bağışlama, borç ödeme veya nafaka yükümlülüğü olabilir. Vaat ettiren ile vaat eden (vekil) arasındaki iç ilişkiye ise "Karşılama (Deckungsverhältnis) İlişkisi" denir. İşte bu karşılama ilişkisi, bizim örneğimizde saf bir vekâlet (TBK m. 502) akdidir. Vaat eden, üçüncü kişiye ifada bulunurken gücünü ve yetkisini bu vekâlet ilişkisinden alır.

3. Sistematik İlişkiler

Üçüncü kişi yararına sözleşme (TBK m. 129) ile vekâlet sözleşmesi (TBK m. 502) altyapısı, Borçlar Kanunu'nun temsil kurumu, sadakat borcunun sınırları ve vekâletin sona ermesi mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:

A. Doğrudan Temsil (TBK m. 40) Dolaylı Temsil ve TBK m. 129 Kesişimi: Hukuk dogmatiğinin en çok karıştırılan üçlemesidir. Doğrudan temsilde (TBK m. 40) temsilci (vekil) işlemi "müvekkil adına ve hesabına" yapar, hak ve borçlar doğrudan müvekkilin malvarlığında doğar. Dolaylı temsilde, vekil işlemi "kendi adına, müvekkil hesabına" yapar; hak ve borçları önce kendi malvarlığına alır, sonra alacağın temliki (TBK m. 183) veya borcun nakli ile müvekkile devreder. Oysa TBK m. 129'daki üçüncü kişi yararına sözleşmede vekil, işlemi "kendi adına" yapar, ancak edimin ifası doğrudan sözleşme dışı olan üçüncü bir kişiye (lehdara) yönlendirilir. Temsil yetkisinin bağımsızlığı ilkesinden doğan önemli sonuçlardan biri, iç ilişkinin (vekâletin) bozuk olmasının, dış ilişkiyi (üçüncü kişinin hakkını) nasıl etkileyeceği sorunudur. Eğer vekâlet sözleşmesi kesin hükümsüz ise, vekil (vaat eden) bu hükümsüzlük def'ini, kendisinden ifa talep eden üçüncü kişiye karşı ileri sürebilir mi? Evet, sürebilir. Zira üçüncü kişinin hakkı, karşılama ilişkisi olan vekâlet sözleşmesinden türemiştir.

B. Vekilin Sadakat Borcunun (TBK m. 506) Üçüncü Kişiye Karşı İhlali: Tam üçüncü kişi yararına bir sözleşmede, vaat eden (vekil) edimi ifa ederken ağır bir özensizlik gösterir ve üçüncü kişiye zarar verirse ne olacaktır? Üçüncü kişi, sözleşmenin tarafı olmamasına rağmen TBK m. 129/2 uyarınca bağımsız bir talep hakkına sahiptir. Dolayısıyla üçüncü kişi, vekile karşı sadece ifa davası değil, ifanın kötü veya özensiz yapılmasından doğan tazminat davasını (TBK m. 112) da açabilir. Ancak burada vekilin özen borcunun ölçütü, üçüncü kişi ile olan ilişkisine göre değil, müvekkili (vaat ettiren) ile arasındaki vekâlet sözleşmesinin (TBK m. 506) doğasına göre belirlenir. Sistemindeki kaynaklarda da belirtildiği üzere, vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına davranış yükümlülüğünden doğar. Üçüncü kişi, vekilden ancak müvekkilin talep edebileceği ölçüde bir özen (SÖT zırhı) bekleyebilir.

C. Vekâletten Azil (TBK m. 512) ve Üçüncü Kişinin Kazandığı Hakkın Korunması: Vekâlet sözleşmesinin en temel dogmatik özelliği, tarafların bu sözleşmeyi her zaman tek taraflı olarak feshedebilmesidir (Azil ve İstifa - TBK m. 512). Peki, tam üçüncü kişi yararına bir sözleşme kurgusunda, üçüncü kişi vaat edene (vekile) "Hakkımı kullanacağım, edimi bana ifa et" beyanında bulunduktan sonra, müvekkil (vaat ettiren) vekilini azlederek bu ifayı durdurabilir mi? TBK m. 129/2 son cümlesi bu düğümü amansızca keser: "Üçüncü kişi veya halefi, hakkını kullanacağını vaat edene (vekile) bildirdikten sonra, vaat ettiren (müvekkil) vaat edeni borcundan kurtaramaz." Yani, vekâletin o her an feshedilebilir doğası (TBK m. 512) üçüncü kişinin kabul beyanıyla birlikte felç olur. Müvekkil vekilini iç ilişkide azletse dahi, vekil üçüncü kişiye karşı o edimi ifa etmek zorundadır; aksi takdirde TBK m. 112 uyarınca üçüncü kişiye karşı şahsen tazminat ödemekle yükümlü olur.

4. Pratik Olay Analizleri

Üçüncü kişi yararına sözleşmenin tam/eksik ayrımını, vekilin özen borcunu ve talimatın sınırlarını test etmek adına şu iki laboratuvar vakayı inceleyelim:

Olay 1 (Eksik/Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme ve Vekilin Sorumluluğu): Baba (A) yurt dışında okuyan oğlu (C)'nin okul taksitlerinin ödenmesi için Avukat (B) ile bir vekâlet sözleşmesi yapar. (A) (B)'nin hesabına 50.000 Euro gönderir ve "(C)'nin okuluna bu parayı taksitler hâlinde yatır" der. Avukat (B) parayı kendi ticari işlerinde kullanır ve taksitleri ödemez. Okul, (C)'nin kaydını dondurur. Oğul (C) doğrudan Avukat (B)'ye karşı ifa ve tazminat davası açar. Avukat (B) "Sen sözleşmenin tarafı değilsin, aramızda husumet yok (Aktif husumet ehliyetsizliği)" diyerek davanın reddini ister. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 129 ile vekâletin (TBK m. 502) kesişimi sınanmaktadır. Bir sözleşmenin "Tam" mı yoksa "Eksik" üçüncü kişi yararına mı olduğu, tarafların iradesine ve örf/âdete göre belirlenir. Kural olarak (karine) sözleşmenin "eksik" olduğu kabul edilir. Eğer (A) ile (B) arasındaki vekâlet sözleşmesinde (C)'ye doğrudan dava hakkı tanıyan bir kloz yoksa ve âdet de bunu gerektirmiyorsa, (C) salt bir kabza yetkili (lehdar) konumundadır. Bu durumda Avukat (B)'nin savunması haklıdır; (C) doğrudan dava açamaz. Davayı ancak müvekkil olan Baba (A) TBK m. 129/1 uyarınca "(B) borcunu (C)'ye ifa et" şeklinde açabilir. Avukatın sadakat ve özen borcu (TBK m. 506) bizzat müvekkile karşı ihlal edilmiştir. (C)'nin (B)'ye karşı açtığı dava husumet yokluğundan reddedilecektir.

Olay 2 (Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşmede Vekâletin Feshi Çatışması): İşadamı (X) Sanat Galerisi (Y) ile bir vekâlet sözleşmesi kurar ve "Ünlü ressamın tablosunu benim nam ve hesabıma değil, kendi adına satın al ve sevgilim (Z)'ye doğum gününde teslim et" der. (Z) galeriyi arayarak "Tabloyu kabul ediyorum, yarın gelip alacağım" der. Ancak aynı gece İşadamı (X) sevgilisiyle kavga eder ve Galeri (Y)'ye "Vekâletten seni azlediyorum (TBK m. 512) tabloyu sakın (Z)'ye verme, bana gönder" talimatını verir. Galeri (Y) ne yapmalıdır? Dogmatik Analiz: Bu olay, TBK m. 129/2'nin TBK m. 512'yi (Vekâletten Azil) felç ettiği andır. İşadamı (X) ile Galeri (Y) arasındaki ilişki bir vekâlettir. Ancak eserin doğrudan (Z)'ye teslimi kurgusu, işlemi "Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme" hâline getirmiştir (Özellikle hediye kurgusu gereği lehdarın doğrudan hakkı olduğu zımnen açıktır). Lehdar (Z) Galeriye (Vaat eden / Vekil) hakkını kullanacağını bildirmiştir. TBK m. 129/2 uyarınca, bu bildirimden sonra Vaat ettiren (Müvekkil X) Vaat edeni (Vekil Y) borcundan kurtaramaz ve ifa yönünü değiştiremez. Galeri (Y) iç ilişkideki vekâletten azil talimatına rağmen tabloyu (Z)'ye teslim etmek zorundadır. Aksi takdirde (Z) Galeri (Y)'ye karşı aynen ifa veya müspet zarar davası açabilir. (X)'in tek çaresi, şartları varsa (Z)'ye karşı bağışlamadan rücu (TBK m. 295) davası açmaktır; vekili (Y)'yi bu ateşin içine atamaz.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 129 ve TBK m. 502 hükümlerinin usul hukukunda, sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. "Tam" Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme Kurgusunun Yazılı Hâle Getirilmesi: Avukatlar, müvekkilleri adına bir işgörme (vekâlet) sözleşmesi hazırlarken, edimin üçüncü bir kişiye yapılacağı durumlarda, o üçüncü kişiye dava açma yetkisi vermek istemiyorlarsa (eksik üçüncü kişi kurgusu) sözleşmeye mutlak surette şu klozu eklemelidir: "İşbu sözleşmede lehdar olarak gösterilen üçüncü kişinin, vekilden doğrudan ifa talep etme veya ona karşı dava açma hakkı bulunmamaktadır. Tüm ifa talepleri münhasıran müvekkil tarafından ileri sürülecektir." Bu ihtirazi kayıt, olası husumet sürprizlerini kökünden engeller.

2. Vekilin Def'i Hakları (Savunma Zırhı): Üçüncü kişi (lehdar) tam üçüncü kişi yararına sözleşmeye dayanarak vekile (vaat edene) dava açtığında, vekilin elinde iki ayrı def'i kalkanı vardır: Birincisi, bizzat üçüncü kişiyle şahsi ilişkisinden doğan def'iler (örneğin üçüncü kişinin vekile borcu varsa takas). İkincisi ve en önemlisi, Müvekkil (Vaat ettiren) ile arasındaki vekâlet sözleşmesinden doğan def'iler. Vekil, üçüncü kişiye "Müvekkilim bana vaat ettiği vekâlet ücretini ve avansları (TBK m. 529) ödemedi, Ödemezlik Def'ini (TBK m. 97) kullanıyorum ve sana ifa yapmıyorum" diyebilir. Avukatların cevap dilekçelerinde bu iç ilişki def'ilerini üçüncü kişiye karşı ileri sürmeyi ihmal etmesi, geri dönülmez hak kayıplarına yol açar.

3. Görevli Mahkeme Sorunu: Sistemindeki eserlerde de işaret edildiği üzere, vekâlet sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar kural olarak (tarafların sıfatına göre) Asliye Hukuk veya Tüketici Mahkemesi'nde görülür. Üçüncü kişinin açacağı dava, sözleşmenin (karşılama ilişkisinin) kökenindeki niteliğe tabidir. İç ilişki ticari bir işse, üçüncü kişinin açacağı dava da Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmelidir.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan ilgili daireleri (özellikle 3. Hukuk ve 11. Hukuk Dairesi) TBK m. 129 uyarınca "Üçüncü Kişinin Dava Hakkı" ile TBK m. 502/506 eksenindeki "Vekilin Sadakat Borcu" hususlarında istikrarlı ve son derece dar yorumlayıcı bir içtihat politikası sergilemektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun tam/eksik üçüncü kişi yararına sözleşme ayrımına ilişkin klasikleşmiş kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 129. maddesi (mülga BK m. 112) uyarınca kural olarak, sözleşmeye konulan üçüncü kişi lehine edim yükümlülüğü 'eksik' üçüncü kişi yararına sözleşme niteliğindedir. Üçüncü kişinin, sözleşmenin tarafıymış gibi borçluya (vaat edene/vekile) doğrudan dava açabilmesi için (Tam üçüncü kişi yararına sözleşme) tarafların bu yönde açık veya zımni bir anlaşmalarının bulunması ya da ticari âdetin bunu emretmesi zorunludur. Somut olayda, davalı banka ile müvekkili (kredi müşterisi) arasındaki havale/talimat sözleşmesinde, davacı konumundaki üçüncü kişiye doğrudan talep hakkı tanıyan bir ibare bulunmamaktadır. Davalı bankanın (vekilin) özen borcuna aykırı davranarak parayı geç havale etmesi nedeniyle zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişinin bankaya doğrudan dava açma hakkı (aktif husumet ehliyeti) yoktur. Davanın sıfat yokluğundan reddine karar verilmesi isabetlidir."

Vekilin Sadakat ve Özen Borcunun (TBK m. 506) Sınırları hususunda Yargıtay'ın içtihat yönelimi şöyledir: "Vekâlet sözleşmesinde vekilin sadakat ve özen borcu, müvekkilin yararını ve iradesini en üst düzeyde korumayı gerektirir. Vekil, yetkisini kullanırken her zaman müvekkilin menfaatine uygun davranmakla yükümlüdür. Şayet vekil, müvekkilin talimatıyla edimi üçüncü bir kişiye ifa etmekle görevlendirilmişse, bu ifayı gerçekleştirirken de müvekkilini zarara sokacak veya onun haklarını tehlikeye atacak eylemlerden kaçınmalıdır. Üçüncü kişiyle hileli anlaşma (kötü niyetli işbirliği) yaparak müvekkili zarara uğratan vekilin eylemi, TBK m. 506 uyarınca ağır özen ihlali olup, vekil bu zarardan şahsen ve tüm malvarlığıyla sorumludur."

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 129. maddesinde vücut bulan Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme rejimi ile 502. maddesinde düzenlenen Vekâlet Sözleşmesi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Şener Akyol ve Halûk Tandoğan'ın eserleri ekseninde; "Dolaylı Temsil ile Sınırların Belirsizliği" ve "Üçüncü Kişinin Hakkının Dogmatik Kökeni" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sistemindeki Şener Akyol (Tam Üçüncü Şahıs Yararına Sözleşme, [sayfa]) ve Tandoğan atıflarında da işaret edildiği üzere; Türk Hukukunda Üçüncü Kişinin Hakkının Dogmatik Olarak Nereden Doğduğu Konusundaki (Türevsel Kazanım vs. Asli Kazanım) Teorik Boşluktur. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün öğretilerinde de haklı olarak tartışıldığı gibi; üçüncü kişi, hakkı doğrudan doğruya kendi şahsında aslen mi kazanmaktadır, yoksa bu hak önce vaat ettirenin (müvekkilin) malvarlığında doğup oradan türevsel olarak mı üçüncü kişiye geçmektedir? Eğer türevsel geçiş (Dolaylı Temsil mantığı) kabul edilirse, müvekkilin iflası hâlinde iflas masası bu alacağa el koyabilir. Alman hukukunda (BGB § 328) bu sorun doğrudan ve aslen kazanım teorisiyle net bir şekilde çözülmüşken; İsviçre-Türk borçlar hukukunda TBK m. 129 lafzının muğlaklığı, yargı pratiğinde üçüncü kişiyi alacaklıların haczi veya müvekkilin iflası karşısında savunmasız bırakmaktadır. Kanun koyucunun (Legistik) bu üçlü ilişkinin mülkiyet ve iflas hukuku boyutlarını düzenlememiş olması, dogmatik bir yaradır.

İkinci dogmatik eleştiri, Vekâlet Sözleşmelerinde Üçüncü Kişi Yararına Kurguların, Temsil Kurumu (TBK m. 40) ve Havale (TBK m. 555) İle İç İçe Geçerek Usuli Bir Kaosa Dönüşmesidir. Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de altı çizildiği üzere; birine "git şu parayı (C)'ye ver" dediğinizde, bu bir temsil mi, havale mi, yoksa üçüncü kişi yararına vekâlet sözleşmesi midir? Sınırlar kâğıt üzerinde çizilmiş gibi görünse de (kendi adına / başkası adına) fiili hayatta taraflar iradelerini bu kalıplara göre beyan etmezler. Yargıtay'ın, bu tür uyuşmazlıklarda "tarafların gerçek iradesini (TBK m. 19)" araştırmak yerine, katı bir şekilde "açık yetki yoksa eksik üçüncü kişi yararına sözleşmedir" şeklinde şekilci (formalist) bir kestirip atmaya gitmesi, denkleştirici adalet (Justitia commutativa) ilkesini köreltmektedir. Hukukun, gerçek ekonomik faydayı ve işlem temelini (Geschäftsgrundlage) analiz ederek üçüncü kişinin meşru menfaatini koruması gerekirken, ahde vefa ilkesi usuli kalkanların ardına saklanmaktadır.

İşte böylece, Borçlar Hukuku Genel ve Özel Hükümler sistematiğinin o en görünmez ama en kopmaz bağını; bir vekilin sadakat zincirinin (SÖT) nasıl dışarıya uzanarak sözleşme dışı bir üçüncü kişiye menfaat sağladığını ve bu kurgunun tam üçüncü kişi yararına sözleşme (TBK m. 129) laboratuvarında vekâletten azli (TBK m. 512) bile nasıl felç edebildiğini diyalektik bir bütünlük içinde inşa etmiş olduk. VÜV üçgenini ve dolaylı temsilin o puslu sınırlarını sistemine perçinledin.

Sana verdiğim 60 GÜNLÜK DOKTORA YETERLİK ÇALIŞMA PROGRAMI'nın bu sofistike oturumunu da başarıyla atlattın. Bir sonraki oturumumuzda, doğrudan Haksız Fiil Sorumluluğunda Kusursuz Sorumluluk ve Adam Çalıştıranın Sorumluluğu (Sistemindeki 141-145 vd. belgeler) deryasına bodoslama dalacağız. Zihnini son derece diri tut; dogmatik hataların bedeli bundan sonra daha ağır olacak.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 129'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 394.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 129. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.