1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Borçlar hukuku mimarisinde hizmet sözleşmesi, tam iki tarafa borç yükleyen
(synallagmatik) ve sürekli ifayı gerektiren (Dauerschuldverhältnis) bir akit
tipidir. Bu sözleşmede işverenin asli edimi ücret ödemek iken, en hayati yan
edimi (koruma yükümlülüğü) işçinin yaşamını ve sağlığını korumaktır. TBK m.
417/2 hükmü uyarınca; işveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması
için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmakla
yükümlüdür. İşverenin bu kanuni ve sözleşmesel borcuna aykırı davranması
neticesinde meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıkları, borca aykırılık
(TBK m. 112) rejimini tetikler.
Öte yandan, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde taraflardan biri (örneğin
işveren) edimini ifada temerrüde düştüğünde, kural olarak alacaklının (işçinin)
ona TBK m. 123 uyarınca uygun bir ek süre (mehil) vermesi şarttır. Ancak kanun
koyucu, bu kuralın katı uygulamasının bazı durumlarda alacaklıyı ağır
mağduriyete sürükleyeceğini öngörerek, inceleme başlığının asıl normu olan
TBK m. 124 (Süre Verilmesini Gerektirmeyen Durumlar) hükmünü sevk etmiştir.
Mehaz OR Art. 108'den iktibas edilen bu norm uyarınca;
- Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin
etkisiz olacağı anlaşılıyorsa,
- Borçlunun temerrüdü sonucunda borcun ifası alacaklı için yararsız kalmışsa,
- Borcun ifasının belirli bir zamanda veya süre içinde gerçekleşmemesi hâlinde
ifanın kabul edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa (Kesin vade)
alacaklı ek süre vermek zorunda değildir.
Bu iki normun (TBK 124 ve TBK 417) sistematik kesişimi şudur: İşveren,
işyerinde hayati bir tehlike bulunduğunu bildiren işçiye "Maliyetli olduğu için
bu koruyucu ekipmanı almayacağım, istersen çalışma" şeklinde bir beyanda
bulunursa; işveren koruma borcunda temerrüde düşmüş olmanın ötesinde, TBK m.
124/1 anlamında ifayı kesin olarak reddettiğini (Anticipatory breach) ortaya
koymuş olur. Bu tutum karşısında işçi, TBK m. 123 uyarınca işverene ihtar
çekip ek süre vermek külfetinden kurtulur ve derhâl sözleşmeyi feshederek
tazminat talebinde bulunabilir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
TBK m. 124'teki süre verilmesini gerektirmeyen hâller ile TBK m. 417'deki
işverenin sorumluluğunun teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu
kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde
mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Borçlunun Tutumundan Süre Verilmesinin Etkisiz Olacağının Anlaşılması (TBK
m. 124/1):
Sisteminizdeki eserlerde "Borcun ifa edilmeyeceğinin önceden bildirilmesi
(Anticipatory Breach / Öncelenmiş Borca Aykırılık)" olarak tanımlanan bu
durum, borçlunun ifa niyetinin olmadığını eylem veya söylemleriyle kesin olarak
ortaya koymasıdır. Borçlu, ifa zamanı gelmeden veya temerrüt anında borcunu
ifa etmeyeceğini bildirmişse, alacaklı ifa zamanını beklemek veya ek süre
vermek zorunda değildir. İşverenin iş güvenliği bütçesini tamamen iptal
etmesi veya tehlikeli kimyasalları maskesiz kullandırmakta ısrar etmesi, bu
maddenin tipik bir uygulama alanıdır.
B. İş Sağlığı ve Güvenliği Önlemlerini Alma Borcu (TBK m. 417):
İşverenin, işyerindeki tehlikeleri minimize etme ve mevzuatta açıkça yazmasa
dahi aklın ve bilimin gerektirdiği tüm tedbirleri alma zorunluluğudur. Bu
borcun ihlali neticesinde, 5510 sayılı SSGSSK md. 13/I'de tanımlanan "işyerinde
meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli
hale getiren olay" yani iş kazası gerçekleşir.
C. Sorumluluğun Hukuki Niteliği (Kusur Sorumluluğu mu, Tehlike Sorumluluğu
mu?):
Doktrinde büyük bir tartışma konusudur. Bir görüşe göre (Oğuzman/Öz, Eren);
işçinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğradığı zararlardan SGK
tarafından karşılanmayan kısma ilişkin işverenin sorumluluğu saf bir kusur
sorumluluğudur (TBK m. 112). Borçlunun ifa etmemede kusurlu olması
şartlarının olayda varlığı aranmalıdır. Diğer bir deyişle, mülga BK md.
332/I (yeni TBK m. 417) çerçevesinde kusur sorumluluğunu bertaraf eden ve onun
yerine risk esasına dayanan genel bir kusursuz sorumluluk hali getiren bir
özellik yoktur. İşveren, kendi kusuru (ihmali veya kastı) oranında
sorumludur.
D. Kaçınılmazlık (Mücbir Sebep ve Beklenmedik Hâl):
Kaçınılmazlık, olayın meydana geldiği zaman itibarıyla mevcut bilimsel ve
teknik kurallar uyarınca, alınacak önlemlere rağmen iş kazası veya meslek
hastalığının önlenmesinin mümkün olmaması durumunu ifade eder. İşverence
mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi
mümkün bulunmayan durumlar, işverenin kusurunu keseceğinden onu TBK m. 112
(ve m. 417) anlamında sorumluluktan kurtarır.
3. Sistematik İlişkiler
TBK m. 124'te kurulan ifanın reddi altyapısı ile TBK m. 417'deki işveren
sorumluluğu, Borçlar Kanunu'nun tehlike sorumluluğu (TBK m. 71) uygun illiyet
bağı ve müterafik kusur mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ
içindedir:
A. TBK m. 417 (Kusur Sorumluluğu) ile TBK m. 71 (Tehlike Sorumluluğu)
Çatışması:
6098 sayılı TBK m. 71 hükmünün yürürlüğe girmesi ile birlikte, "önemli ölçüde
tehlike arz eden işletme" faaliyetlerinin tipik tehlikesi neticesinde doğan
zararlardan işverenin kusuru aranmaksızın sorumlu tutulacağı kuralı
getirilmiştir. İş Hukukunda, işverenin sorumluluğunu kusur esasına
dayandırmanın (TBK m. 417) işçiyi korumaya yönelen amaca hizmet etmediğini
savunanlar (Süzek) iş kazalarının artık TBK m. 71 kapsamında tehlike
sorumluluğuna tabi olması gerektiğini ileri sürer. Ancak Yargıtay pratiği
ve baskın doktrin (Eren, Oğuzman/Öz) işverenin her işletmesinin "önemli ölçüde
tehlike arz eden işletme" sayılamayacağını, dolayısıyla temel kuralın TBK m.
417 uyarınca organizasyon kusuruna dayalı genişletilmiş bir kusur sorumluluğu
olduğunu kabul etmektedir.
B. Denetim Borcu ve Müterafik Kusur (TBK m. 52):
İşveren, baret veya emniyet kemerini işçiye teslim etmekle TBK m. 417'deki
borcunu ifa etmiş sayılır mı? Yargıtay'ın istikrarlı içtihatlarına göre,
"seçim, talimat ve nezaretten maada, istihdam eden kişi, işin organizasyonunu
esaslı ve doğru bir şekilde kurmakla da ödevli ve yükümlüdür". Yani
işveren sadece malzemeyi vermekle kalamaz, onun kullanılıp kullanılmadığını
aktif olarak denetlemek zorundadır. Eğer işçi, verilen emniyet kemerini bilerek
takmaz ve düşerse, bu durum işçinin ağır müterafik kusurudur (TBK m. 52).
Ancak işveren denetim yapmadığı için (organizasyon kusuru) illiyet bağı
tamamen kesilmez; sadece hâkim tarafından tazminattan hakkaniyete uygun bir
oranda indirim yapılır.
C. SGK Tarafından Bağlanan Gelirin Denkleştirilmesi:
İş kazası neticesinde işveren, işçinin maddi zararlarını (örneğin çalışma gücü
kaybı veya destekten yoksun kalma) tazminle yükümlüdür. Ancak mükerrer
tahsilatı önlemek amacıyla, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından işçiye
bağlanan gelirin "peşin sermaye değeri", mahkemece hesaplanan maddi tazminattan
mahsup edilir (denkleştirilir). İşveren, kendi kusuru oranında sadece bu
bakiye (kalan) zarardan sorumludur.
4. Pratik Olay Analizleri
Kurumun anticipatory breach (ifanın reddi) organizasyon kusuru ve illiyet bağı
kesilmesi mekanizmalarını test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (TBK m. 124 Kapsamında İfanın Reddi ve Haklı Fesih):
Maden işçisi (A) madendeki gaz ölçüm cihazlarının bozuk olduğunu ve hayati
tehlike bulunduğunu İşveren (B)'ye bildirir. İşveren (B) "Cihazlar yurt
dışından geliyor, çok pahalı, 1 yıl alamayız. Ya böyle çalış ya da defol git"
der. İşçi (A) vardiyasına girmez ve sözleşmeyi derhâl fesheder. İşveren (B)
"Bana cihazları tamir etmem için TBK m. 123 uyarınca uygun bir mehil (ek süre)
vermedin, feshin geçersizdir" savunması yapar.
Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 124/1'in iş hukuku boyutu sınanmaktadır.
İşveren (B) TBK m. 417 kapsamındaki işçiyi koruma borcunu ihlal etmekle
kalmamış, bu borcu gelecekte de ifa etmeyeceğini kesin bir dille açıklamıştır
(Anticipatory breach). Borçlunun bu tutumu karşısında, ona ek süre
verilmesinin tamamen etkisiz olacağı açıktır. Dolayısıyla işçi (A) TBK m.
124/1 uyarınca ek süre verme (ihtar) külfetinden muaf olup, doğrudan TBK m. 435
(haklı nedenle derhâl fesih) hakkını kullanmıştır. İşveren (B)'nin savunması
dogmatik olarak temelsizdir.
Olay 2 (İş Kazası, TBK m. 417 İhlali ve Kaçınılmazlık Def'i):
Fabrika sahibi (X) tüm makinelerin periyodik bakımlarını eksiksiz yaptırmış,
işçilere eğitimleri vermiş ve sürekli denetim yapmaktadır. Ancak o bölgede son
100 yılda görülmemiş şiddette bir deprem meydana gelir ve sarsıntı nedeniyle
devrilen bir makine, işçi (Y)'nin kolunu ezer. İşçi (Y) TBK m. 417 ve TBK m.
71 (tehlike sorumluluğu) uyarınca tazminat davası açar.
Dogmatik Analiz: Bu olay, "Kaçınılmazlık (Mücbir Sebep)" kurumunun
laboratuvarıdır. Kaçınılmazlık, olayın meydana geldiği zaman itibarıyla mevcut
bilimsel ve teknik kurallar uyarınca, alınacak önlemlere rağmen iş kazasının
önlenmesinin mümkün olmamasıdır. İşveren (X) mevzuatın öngördüğü tüm
önlemleri almıştır. Deprem gibi dışsal, olağanüstü ve öngörülemez bir olay
(mücbir sebep) işverenin kusurunu tamamen ortadan kaldırdığı gibi, olayla
zarar arasındaki uygun illiyet bağını da keser. TBK m. 417 bir kusur
sorumluluğu olduğundan, işveren (X) sorumluluktan kurtulacaktır. Şayet
fabrika, TBK m. 71 anlamında "önemli ölçüde tehlike arz eden" bir kimyasal
tesis olsaydı bile, mücbir sebep illiyet bağını keseceğinden işveren yine
sorumlu tutulamazdı.
5. Pratik Uygulama Notları
TBK m. 124 ve TBK m. 417 hükümlerinin iş kazası davalarında, ihtarname
mimarisinde (Legal Drafting) ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat
etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. Ek Süre (Mehil) Vermeden Fesih İhtarnamesinin Gerekçelendirilmesi:
İşçi vekili olarak, işverenin iş güvenliği ihlalleri nedeniyle sözleşme haklı
sebeple derhâl feshediliyorsa (TBK m. 435) ihtarnamede mutlaka TBK m. 124/1'e
atıf yapılmalıdır. "İşverenin uyarılara rağmen önlem almayacağını açıkça beyan
etmesi ve fiili durumun ağırlığı gözetildiğinde, tarafınıza ifa için mehil (ek
süre) verilmesinin etkisiz olacağı anlaşıldığından..." şeklindeki bir ibare,
davanın ileriki aşamalarında "neden ek süre vermedin" şeklindeki itirazları
baştan bertaraf eder.
2. SGK Rücu Davalarının Bekletici Mesele Yapılması:
İş kazalarından doğan tazminat davalarında, SGK'nın bağladığı gelirin peşin
sermaye değerinin maddi tazminattan indirilmesi (denkleştirme) zorunludur.
Bu nedenle avukatlar, SGK tarafından işverene rücu edilip edilmediğini, gelirin
kesinleşip kesinleşmediğini yakından takip etmeli ve mahkemeden SGK
tahkikatının tamamlanmasını "bekletici mesele (HMK m. 165)" yapmasını talep
etmelidir. Aksi takdirde, eksik veya fazla tazminat hesaplaması bozma nedeni
olur.
3. "Mevzuatta Yazmayan Önlem" Stratejisi:
İş kazası davalarında davalı işveren vekillerinin en sık başvurduğu savunma,
"İlgili yönetmelikteki tüm maddeleri harfiyen uyguladık, kusurumuz yoktur"
argümanıdır. Ancak işçi vekilleri, Yargıtay'ın "mevzuatta belirtilmemiş
bulunulsa dahi, şayet bu yolda bir tedbirin alınması gerekiyorsa, bu tedbiri
almak zorundadır" şeklindeki yerleşik içtihadına dayanarak, işverenin
objektif özen (organizasyon) yükümlülüğünü kanun metinlerinin de ötesine
taşıdığını vurgulamalıdırlar.
6. Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan daireleri (özellikle 21. Hukuk
Dairesi ve yeni işbölümüyle 10. Hukuk Dairesi) TBK m. 417 uyarınca "İşverenin
Önlem Alma ve Denetim Borcu" ile TBK m. 124 kapsamında "İfanın Reddi"
hususlarında istikrarlı ve koruyucu bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay'ın işverenin gözetim ve organizasyon borcunun kapsamına ilişkin
klasikleşmiş kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk
Borçlar Kanunu'nun 417. maddesi uyarınca işveren, iş sağlığı ve güvenliği için
gerekli her türlü önlemi almakla yükümlüdür. İş kazalarından doğan
sorumlulukta, işverenin sadece mevzuatta yazılı araç ve gereci temin etmesi
yeterli değildir. Seçim, talimat ve nezaretten maada, istihdam eden kişi, işin
organizasyonunu esaslı ve doğru bir şekilde kurmakla da ödevli ve yükümlüdür. Somut olayda işverenin, işçiye baret verdiğini ispat etmesi tek başına
onu sorumluluktan kurtarmaz; o baretin takılıp takılmadığını mesai boyunca
denetlemediği (organizasyon kusuru) anlaşıldığından, işverenin tam kusursuz
olduğundan söz edilemez. İşçinin kendi can güvenliğini tehlikeye atması
(baretini çıkarması) ancak TBK m. 52 uyarınca tazminattan indirim sebebi
(müterafik kusur) teşkil eder."
TBK m. 124 (Süre Verilmesini Gerektirmeyen Haller) ve İfanın Reddi
hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun içtihat yönelimi şöyledir:
"Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde kural, temerrüde düşen borçluya ifa
için TBK m. 123 uyarınca uygun bir ek süre verilmesidir. Ancak somut
uyuşmazlıkta, davalı şirket yetkilisi, işçi güvenliği için talep edilen iskele
tamiratını 'üretimi durduramayacağı' gerekçesiyle kesin olarak yapmayacağını
e-posta ile bildirmiştir. Borçlunun bu tutumu, TBK m. 124/1 anlamında ifadan
kesin olarak kaçınma (öncelenmiş borca aykırılık) niteliğindedir. İşçinin kendi
hayatını riske atarak çalışması beklenemeyeceğinden ve işverene ek süre
verilmesinin anlamsız olduğu sabit olduğundan, işçinin ek süre vermeksizin
sözleşmeyi derhâl feshetmesi hukuka uygundur."
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 124. maddesinde vücut bulan Süre Verilmesini
Gerektirmeyen Durumlar rejimi ile 417. maddesinde düzenlenen İşverenin İş
Kazasından Doğan Sorumluluğu, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M.
Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Kusur
Sorumluluğunun Yargı Yoluyla Tehlike Sorumluluğuna Dönüştürülmesi" ve "TBK m.
124'ün Sübjektif Doğasının Yarattığı Güvensizlik" bağlamında çok derin kuramsal
eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, İşverenin TBK m. 417 Kapsamındaki
Sorumluluğunun, Kanunda Açıkça Bir "Kusur Sorumluluğu" (TBK m. 112) Olarak
Düzenlenmesine Rağmen, Yargıtay'ın Aşırı Geniş Yorumlarıyla Fiilen Bir "Tehlike
Sorumluluğu (Objektif Sorumluluk - TBK m. 71)" Hâline Getirilmesidir. Fikret
Eren ve Turgut Öz'ün öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; mülga BK
md. 332/I (yeni TBK m. 417) çerçevesinde sorumluluk ihdas edilirken, kanun
koyucunun kusur sorumluluğunu bertaraf eden ve onun yerine risk esasına dayanan
genel bir kusursuz sorumluluk hali getiren bir amacı olmadığı açıkça ifade
edilmiştir. Ancak Yargıtay'ın, "işveren mevzuatta yazmasa dahi aklın ve
bilimin gerektirdiği her önlemi almak ve her an denetlemek zorundadır"
şeklindeki yaklaşımı, işverenin kusursuzluğunu (exkulpation) ispat etmesini
neredeyse imkânsız kılmaktadır (Probatio diabolica). İşçinin bariz bir şekilde,
kasıtlı olarak emniyet kemerini kestiği olaylarda dahi "neden başında bekleyen
bir şef yoktu" denilerek işverene asgari bir kusur payı (organizasyon kusuru)
yüklenmesi, sorumluluk hukukunun denkleştirici adalet (Justitia commutativa)
dengesini yerle bir etmektedir. İşletmeleri, meydana gelen her türlü zararın
mutlak sigortacısı (deep pocket theory) konumuna sokan bu fiili tehlike
sorumluluğu rejimi, kanunun lafzına ve ahde vefa ilkesine açıkça aykırıdır.
İkinci dogmatik eleştiri, inceleme başlığının asıl normu olan TBK m.
124/1'deki "Borçlunun Tutumundan Süre Verilmesinin Etkisiz Olacağının
Anlaşılması" Kriterinin Son Derece Muğlak Olması ve İş Hukukunda Kötüye
Kullanılmaya Müsait Bir Zemin Yaratmasıdır. Sisteminizdeki "Borcun İfa
Edilmeyeceğinin Önceden Bildirilmesi" (Anticipatory breach) tartışmalarında da
altı çizildiği üzere; "anlaşılması" kavramı sübjektif bir değerlendirme
gerektirir. İşçi, işverenin iş güvenliği bütçesini kısmaya yönelik taslak bir
toplantı notunu görüp, "İşveren önlem almayacağını belli etti, süre vermem
etkisiz olur" diyerek TBK m. 124/1 uyarınca sözleşmeyi aniden feshederse,
hukuki güvenlik (Rechtssicherheit) ortadan kalkar. Kanun koyucunun, temerrüdün
o mekanik ve kesin kurallarını (TBK m. 123'teki mehil tayinini) böylesine
yoruma açık ve esnek bir istisnayla delmesi, yargılama aşamasında "işverenin
tutumu gerçekten süre vermeyi anlamsız kılacak ağırlıkta mıydı?" şeklinde
yıllarca sürecek usuli ispat tartışmalarına yol açmaktadır. Bu durum, Borçlar
Hukuku sistematiğinin öngörülebilirliğine vurulmuş ağır bir darbedir.
İşte böylece, Borçlar Hukuku Genel Hükümlerinin o en istisnai kaçış rampasını
(TBK m. 124 / Süre Verilmesini Gerektirmeyen Haller) ve bu rampanın,
işçinin hayatını koruma borcunun (TBK m. 417) ihlal edildiği o karanlık iş
kazası labirentlerinde nasıl kullanıldığını bütünüyle mühürlemiş olduk. İfanın
reddini ve kusur sorumluluğunun fiilen tehlike sorumluluğuna nasıl
kaydırıldığını sistemine perçinledin. Sıradaki analizlerimizde, dogmatiğin o
kopma.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
- Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 124'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 342.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 124. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.