**II. Hükümleri
- Genel olarak a. Gecikme tazminatı**
Madde 118 - Temerrüde düşen borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
**II. Hükümleri
Madde 118 - Temerrüde düşen borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
Akademik Değerlendirme
Borçlar hukuku mimarisinde hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak iş görmeyi, işverenin ise ona zaman veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği tam iki tarafa borç yükleyen (synallagmatik) bir akit tipidir. İşverenin bu sözleşmedeki asli edim yükümlülüğü (Hauptleistungspflicht) "ücret ödemek" iken, en temel yan edim ve koruma yükümlülüğü ise "işçinin kişiliğini korumak ve güvenli çalışma ortamı sağlamak"tır (TBK m. 417).
TBK m. 417/2 hükmü uyarınca; işveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmakla yükümlüdür. İşçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymak zorundadır. Bu yükümlülük, salt kamu hukukundan doğan idari bir zorunluluk değil, doğrudan doğruya özel hukuk sözleşmesinden doğan aktif bir "yapma ve koruma borcu" niteliğindedir. İşverenin bu yükümlülüğe aykırı davranması (örneğin gerekli baret, iskele veya koruyucu donanımı sağlamaması) TBK m. 112 anlamında borca aykırılık teşkil eder. Borçlunun (işverenin) ifa etmemede kusurlu olması şartlarının olayda varlığı aranmalıdır.
Bu noktada inceleme başlığının asıl normu olan TBK m. 118 (Beklenmedik Hâlden Sorumluluk) devreye girer. Hükme göre; "Temerrüde düşen borçlu, beklenmedik hâl sebebiyle doğacak zarardan da sorumludur." Ancak borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını veya borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik hâlin ifa konusu şeye zarar vereceğini ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir. Bu kuralın iş hukuku dogmatiğindeki yansıması muazzamdır: İşveren, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma borcunda temerrüde düşmüşse (örneğin inşaat filesini zamanında germemişse) o inşaatta meydana gelen ve kural olarak illiyet bağını kesecek düzeyde olan bir "beklenmedik hâl" (örneğin ani ve şiddetli bir fırtına) nedeniyle işçi düşüp yaralanırsa, işveren TBK m. 118 uyarınca bu beklenmedik hâlden dahi sorumlu tutulacaktır. Zira işveren önlem alma borcunda zaten temerrüde düşmüş durumdadır.
TBK m. 118'deki temerrüt ve beklenmedik hâl ile TBK m. 417'deki güvenli çalışma borçlarının teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların eserler ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Güvenli Çalışma Ortamı Sağlama Borcu (İş Sağlığı ve Güvenliği - TBK m. 417): İşverenin, işyerindeki tehlikeleri minimize etme, teknolojik ve bilimsel gelişmelere uygun tüm tedbirleri alma borcudur. Yargıtay içtihatlarında ve doktrinde istikrarla vurgulandığı üzere, işveren mevzuatta açıkça yazılı olmasa dahi, aklın, bilimin ve tecrübenin gerektirdiği her türlü önlemi almak zorundadır. Nitekim Yargıtay'a göre, işveren, bir yön, sağlık ve güvenlik tedbiri olarak mevzuatta belirtilmemiş bulunulsa dahi, şayet bu yolda bir tedbirin alınması gerekiyorsa, bu tedbiri almak zorundadır.
B. Ücret Ödeme Borcu ve Temerrüt (TBK m. 401 / 120): Hizmet sözleşmesinde işverenin birincil karşı edimidir. Ücretin zamanında ödenmemesi, para borçlarında temerrüdün tipik bir örneğidir. Türk İş Hukukunda gecikme faizi ve uygulanma sorunları kapsamında, ücret borcunun vadesinde ödenmemesi doğrudan temerrüt faizi (TBK m. 120) doğurur. Kaynağı ne olursa olsun, borçlu, borç ilişkisinden doğan para borcunu ifada temerrüde düşünce temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür.
C. Beklenmedik Hâl (Casus Fortuitus - TBK m. 118): Mücbir sebepten (vis major) farklı olarak, dışarıdan gelmesi zorunlu olmayan, önceden öngörülemeyen ve alınacak tüm tedbirlere rağmen önüne geçilemeyen olaylardır. Kural olarak beklenmedik hâl, borçlunun kusurunu ortadan kaldırır ve onu sorumluluktan kurtarır. Ancak TBK m. 118, "temerrüde düşmüş" bir borçlu için bu kalkanı kaldırır. Borçlu ifada geciktiği süre zarfında malın veya şahsın başına gelen beklenmedik hâllerden kural olarak sorumlu olmaya devam eder.
D. İlliyet Bağı ve İlliyetin Kesilmesi: Haksız fiil veya borca aykırılık sorumluluğunun doğması için fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Haksız fiil hukukunda nedensellik bağının belirlenmesi ciddi anlamda güçlük taşıyan bir meseledir. İlliyet bağını kesen hallerden biri de "beklenmedik hâl" veya "üçüncü kişinin/zarar görenin ağır kusuru"dur. Ancak iş kazalarında, TBK m. 118'in katı doğası ve işverenin organizasyon sorumluluğu nedeniyle illiyet bağının kesildiği sonucuna ulaşmak son derece zordur.
İşverenin ücret ve güvenlik borçları (TBK m. 401/417) ile borçlunun temerrüdü (TBK m. 117-118) altyapısı, Borçlar Kanunu'nun kusur sorumluluğu, adam çalıştıranın sorumluluğu ve bedensel zararların tasfiyesi mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:
A. Kusur Sorumluluğu (TBK m. 112) ile Tehlike Sorumluluğu (TBK m. 71) Arasındaki Çatışma: İş kazalarından doğan sorumluluğun hukuki niteliği doktrinde büyük bir tartışma konusudur. Bir görüşe göre, işçinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğradığı zararlardan SGK tarafından karşılanmayan kısma ilişkin işverenin sorumluluğu kusur sorumluluğudur. Borçlunun ademi ifasından alacaklının bir zarar görmesi, zarar ile borcun ifa edilmemesi arasında bir illiyet bağı olması ve borçlunun ifa etmemede kusurlu olması şartlarının olayda varlığı aranmalıdır. Ancak mülga BK md. 332/I (yeni TBK m. 417) çerçevesinde, kusur sorumluluğunu bertaraf eden ve onun yerine risk esasına dayanan genel bir kusursuz sorumluluk hali getiren bir özelliği olmadığı da doktrinde savunulmuştur. Uygulamada ise, işverenin "her türlü önlemi alma" borcunun son derece geniş yorumlanması, bu sorumluluğu fiilen ağırlaştırılmış bir objektif özen yükümlülüğüne, hatta zımni bir tehlike sorumluluğuna (TBK m. 71) yaklaştırmaktadır.
B. İşçinin (Zarar Görenin) Müterafik Kusuru (TBK m. 52): İşveren güvenlik önlemlerini sağlama borcunda temerrüde düşmemiş, donanımları tam olarak sağlamış ancak işçi bunları kullanmamışsa ne olacaktır? TBK m. 52 uyarınca, zarar görenin kusuru (müterafik kusur) tazminattan indirim sebebidir. Tazminattan indirim sebeplerini düzenleyen Türk Borçlar Yasasının 52. maddesinde bu husus açıkça yer alır. Ancak iş hukukunun koruyucu karakteri gereği, işverenin salt baret veya kemer vermesi yeterli görülmemektedir. Yargıtay'a göre, seçim, talimat ve nezaretten maada, istihdam eden kişi, işin organizasyonunu esaslı ve doğru bir şekilde kurmakla da ödevli ve yükümlüdür. İşveren, işçinin bu önlemlere uyup uymadığını sürekli denetlemekle mükelleftir. İşveren denetim görevini aksatmışsa, işçinin müterafik kusuru bulunsa dahi işverenin sorumluluğu tamamen ortadan kalkmaz, sadece hakkaniyet gereği tazminattan indirim (TBK m. 52) yapılabilir.
C. Destekten Yoksun Kalma ve Manevi Tazminat (TBK m. 53-56): İşverenin TBK m. 417'yi ihlali neticesinde işçi hayatını kaybederse, işçinin yakınları TBK m. 53 uyarınca destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilirler. Destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanmak için gerekli özel koşullar ve desteğin hukuki niteliği doktrinde detaylıca incelenmiştir. Ölenin yakınları, bakım ihtiyacı içinde iseler bu tazminatı talep edebilirler. Ayrıca, bedensel bütünlüğün zedelenmesi durumunda olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verilebilir (TBK m. 56).
D. SGK'nın Rücu Hakkı ve İşverenin Sorumluluğu: İş kazası meydana geldiğinde, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) işçiye veya hak sahiplerine peşin sermaye değerli gelir bağlar. Daha sonra SGK, işverenin kusuru oranında bu bedeli işverene rücu eder. İşçi veya yakınlarının işverenden talep edebileceği tazminat, gerçek zarardan (TBK m. 112/114 uyarınca hesaplanan) SGK'nın bağladığı gelirin peşin sermaye değerinin düşülmesiyle (denkleştirme) bulunur.
Kurumun temerrüt, beklenmedik hâl, organizasyon sorumluluğu ve müterafik kusur mekanizmalarını test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Beklenmedik Hâl ve TBK m. 118 Kapsamında Sorumluluk): Müteahhit (A) inşaat şantiyesinde yüksekte çalışan işçisi (B) için yasal mevzuatta emredilen koruyucu güvenlik ağlarını ve iskele bariyerlerini kurmamıştır. (A) TBK m. 417 uyarınca güvenli çalışma ortamı sağlama borcunda açıkça temerrüde (gecikmeye) düşmüştür. O gün meteorolojinin uyarı yapmadığı, o bölgede nadir görülen şiddetli bir fırtına (Beklenmedik Hâl) çıkar. İşçi (B) bariyersiz iskeleden fırtınanın etkisiyle düşerek ağır yaralanır. (A) "Fırtına beklenmedik hâldir, illiyet bağını kesmiştir, kusurum yoktur" diyerek sorumluluktan kurtulmaya çalışır. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 118'in (Beklenmedik Hâlden Sorumluluk) acımasız ve mutlak kuralı doğrudan sınanmaktadır. Kural olarak beklenmedik hâl kusuru ortadan kaldırsa da, borçlu (işveren A) güvenlik önlemlerini alma konusunda çoktan Temerrüde düşmüştür. TBK m. 118/1 amir hükmü gereğince temerrüde düşen borçlu, beklenmedik hâl sebebiyle doğacak zarardan da sorumludur. İşveren (A) "eğer bariyerleri kurmuş olsaydım bile bu fırtına bariyerleri yıkıp işçiyi düşürürdü" şeklinde bir kurtuluş kanıtı (exkulpation) getiremediği müddetçe, tüm zarardan TBK m. 112 ve m. 118 uyarınca sorumlu tutulacaktır. Fırtına illiyet bağını kesmez.
Olay 2 (Organizasyon Kusuru, Denetim Yükümlülüğü ve Müterafik Kusur): Fabrika sahibi (X) pres makinesinde çalışan işçi (Y)'ye koruyucu çelik eldivenleri zimmet karşılığı teslim etmiş ve panolara uyarı yazıları asmıştır. Ancak (Y) eldivenlerin çalışmasını yavaşlattığını düşünerek eldivenleri takmaz. Fabrika şefi bu durumu görmesine rağmen üretime ara vermemek için (Y)'yi uyarmaz. (Y)'nin eli makineye sıkışır ve uzuv kaybı yaşar. Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 417 ile TBK m. 52 (Müterafik Kusur) laboratuvarıdır. İşveren (X) koruyucu donanımı fiilen sağlamakla borcundan tamamen kurtulmuş sayılmaz. Yargıtay'ın istikrarlı içtihatlarına göre, işverenin koruma borcu salt malzeme temininden ibaret değildir; seçim, talimat ve nezaretten maada, istihdam eden kişi, işin organizasyonunu esaslı ve doğru bir şekilde kurmakla da ödevli ve yükümlüdür. Şefin (işverenin ifa yardımcısı - TBK m. 116) bu ihlale göz yumması, işverenin gözetim ve denetim borcunu (organizasyon kusuru) ihlal ettiğini gösterir. Ancak işçi (Y)'nin eldiveni kasten takmaması da kendi beden bütünlüğünü koruma külfetine aykırıdır (Müterafik Kusur). Bu durumda hâkim, zararın tamamını işverene yüklemez; TBK m. 52 uyarınca işçinin birlikte kusurunu (örneğin %30 oranında) tespit ederek işverenin ödeyeceği maddi tazminattan hakkaniyete uygun bir indirim yapar.
TBK m. 118 ve TBK m. 417 hükümlerinin iş davaları mimarisinde, usul hukukunda ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:
1. SGK Rücu Davalarında İşverenin Kusurunun Tespiti: İş kazası davalarında avukatların karşılaşacağı en önemli usuli süreç, maddi tazminat davasının SGK'nın bağladığı peşin sermaye değerli gelirin kesinleşmesine bağlı olmasıdır. SGK tarafından bağlanan gelir, TBK m. 55 uyarınca tazminattan indirilir. Bu nedenle mahkemeler, kural olarak SGK tahkikat dosyasını ve rücu davasını bekletici mesele yaparlar. Avukatlar, mükerrer tahsilat yasağı (denkleştirme) ilkesi gereği, müvekkilleri adına dava açarken SGK'nın rücuya tabi ödemelerini talep miktarından baştan mahsup etme stratejisini değerlendirmelidir.
2. İş Sağlığı ve Güvenliği Kusur Raporları: Uygulamada, iş kazası uyuşmazlıklarında kusur oranlarının tespiti hukukçu olmayan (iş güvenliği uzmanı vb.) bilirkişi heyetlerine bırakılmaktadır. Borçlu ifa etmemede kusurlu olması şartlarının olayda varlığı aranmalıdır. Ancak bilirkişiler genellikle "A sınıfı iş güvenliği uzmanı" gözüyle değerlendirme yapmakta ve hukuki illiyet bağı (TBK m. 118'deki beklenmedik hâlin etkisi veya TBK m. 52 müterafik kusur) kavramlarını teknik kusurla karıştırmaktadırlar. Avukatlar, bilirkişi raporlarındaki "hukuki değerlendirmelere" itiraz ederek, illiyet bağının tespiti yetkisinin münhasıran hâkime ait olduğunu (HMK m. 266) vurgulamalıdır.
3. Ücret Borcunda Temerrüt Faizi Talebi: İşverenin TBK m. 401 kapsamındaki ücret ödeme borcunda temerrüde düşmesi hâlinde uygulanacak faiz türü kritiktir. İş Kanunu m. 34 uyarınca gününde ödenmeyen ücretler için "mevduata uygulanan en yüksek faiz" talep edilebilmektedir. Bu nedenle avukatlar, sadece dava dilekçesinde yasal faiz talep etmekle yetinmemeli, alacağın niteliğine göre en yüksek mevduat faizinin işletilmesini açıkça (TBK m. 120 ve özel kanun hükümleri bağlamında) talep etmelidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan daireleri (özellikle 21. Hukuk Dairesi ve yeni iş bölümüyle 10. Hukuk Dairesi) TBK m. 417 uyarınca "İşverenin Önlem Alma ve Denetim Borcu" ile "Müterafik Kusur" hususlarında istikrarlı ve son derece işçi lehine bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay'ın işverenin koruma ve gözetim borcunun kapsamına ilişkin klasikleşmiş kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "İşveren, bir yön, sağlık ve güvenlik tedbiri olarak mevzuatta belirtilmemiş bulunulsa dahi, şayet bu yolda bir tedbirin alınması gerekiyorsa, bu tedbiri almak zorundadır. Kural olarak sorumluluğun belirlenmesinden sonra tazminattan indirim sebeplerini düzenleyen Türk Borçlar Yasasının 52. maddesinde bu husus açıkça yer almaktadır. İş kazalarından doğan sorumlulukta, işverenin sadece gerekli araç ve gereci temin etmesi yeterli değildir. Seçim, talimat ve nezaretten maada, istihdam eden kişi, işin organizasyonunu esaslı ve doğru bir şekilde kurmakla da ödevli ve yükümlüdür. İşverenin gözetim ve denetim görevini tam olarak yerine getirmediği durumlarda, işçinin dikkatsizliği veya tedbirsizliği, işvereni sorumluluktan tamamen kurtarmaz, ancak bölüşük (müterafik) kusur olarak değerlendirilebilir."
Beklenmedik Hâl ve Nedensellik Bağının Kesilmesi hususunda Yargıtay'ın eğilimi ise şöyledir: "Haksız fiil veya borca aykırılık sorumluluğunda illiyet bağını kesen sebepler, mücbir sebep, üçüncü kişinin ağır kusuru veya zarar görenin ağır kusurudur. Ancak iş kazalarında, işverenin TBK m. 417 kapsamında alması gereken tedbirleri almadığı (temerrüde düştüğü) sabit ise, meydana gelen bir dış etkenin (beklenmedik hâlin) zarara katkısı olsa bile, borçlunun temerrüdü (TBK m. 118) nedeniyle işverenin illiyet bağının kesildiğinden bahisle sorumluluktan kurtulması kabul edilemez. İşveren ancak tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiği takdirde, olayın münhasıran dışsal bir mücbir sebepten kaynaklandığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir."
Türk Borçlar Kanunu'nun 118. maddesinde vücut bulan Temerrüt Hâlinde Beklenmedik Hâlden Sorumluluk rejimi ile, 417. maddesinde düzenlenen İşverenin Güvenli Çalışma Ortamı Sağlama Borcu, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Kusur Sorumluluğunun Tehlike Sorumluluğuna Dönüştürülmesi" ve "İş Hukukunun Aşırı Koruyucu Karakterinin Sözleşme Adaletini Bozması" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en sert felsefi eleştiri, İşverenin TBK m. 417 ve TBK m. 112 Kapsamındaki Kusur Sorumluluğunun, Yargıtay'ın Aşırı Geniş Yorumlarıyla Fiilen Bir "Tehlike Sorumluluğu (Objektif Sorumluluk)" Hâline Getirilmesidir. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün haklı olarak sorguladığı üzere; Borçlar Kanunu sistemi, kural olarak bir borçlunun zararı tazmin edebilmesi için onun kusurlu olmasını şart koşar. Her ne kadar TBK m. 112 kusursuzluğunu ispat yükünü borçluya (işverene) yüklese de, hukuken borçlunun kendini aklama ihtimali (exkulpation) bulunmalıdır. Ancak Yargıtay'ın, "mevzuatta olmasa dahi aklın ve bilimin emrettiği her türlü önlemi almak ve her an denetlemek zorundadır" şeklindeki yaklaşımı, işvereni adeta işletmesinde meydana gelen her olumsuzluğun mutlak garantörü (sigortacısı) konumuna sokmaktadır. Mülga BK md. 332/I çerçevesinde sorumluluk ihdas edilmesi gerektiği ve bu çerçevede kusur sorumluluğunu bertaraf eden ve onun yerine risk esasına dayanan genel bir kusursuz sorumluluk hali getiren bir özelliği olmadığı açıkça ifade edilmesine rağmen, uygulamada işverenin kurtuluş kanıtı getirmesi neredeyse imkânsız kılınmıştır (Probatio diabolica). İşçinin bariz ihmaliyle meydana gelen olaylarda dahi "organizasyon kusuru" bahanesiyle işverene pay çıkarılması, ahde vefa ve kusur sorumluluğu ilkelerini zedelemekte, işletmeleri yatırım yapılamaz bir hukuki belirsizliğe itmektedir.
İkinci dogmatik eleştiri, Borçlu Temerrüdünün Ağırlatıcı Sonucu Olan TBK m. 118'in (Beklenmedik Hâlden Sorumluluk) İş Kazaları Bağlamında Nedensellik Bağını Yok Eden (Dogmatik Körlük Yaratan) Şekilde Uygulanmasıdır. Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de işaret edildiği gibi, haksız fiil veya borca aykırılıkta nedensellik bağının belirlenmesi adaletli bir tazminat hukuku için elzemdir. Bir işveren sadece basit bir bariyer standardında eksiklik (temerrüt) yarattı diye, o şantiyeye yıldırım düşmesi (beklenmedik hâl) sonucu işçinin ölmesinden TBK m. 118 lafzına sığınılarak sorumlu tutulması, "uygun illiyet bağı" teorisini yerle bir eder. Kanun koyucunun TBK m. 118'de borçluya tanıdığı "borcumu zamanında ifa etseydim dahi bu zararın doğmasını engelleyemezdim" def'i (kurtuluş imkânı) iş kazalarında Yargıtay tarafından çok dar yorumlanmaktadır. İşverenin ekonomik olarak güçlü olduğu varsayımıyla her zararın tazmini (deep pocket theory) prensibinin benimsenmesi, tazminat hukukunu bir cezalandırma aracına çevirmekte; dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ve denkleştirici adalet (Justitia commutativa) dengesi, sosyal devlet ideolojisi altında fiilen erozyona uğratılmaktadır.
İşte böylece, Borçlar Hukuku Genel Hükümler ve Özel Hükümler blokunun o en hassas kesişimini; işçinin emeğine karşılık işverenin omuzlarına yüklenen o devasa muhafaza kalkanını (TBK m. 417 / Güvenli Çalışma ve Ücret Borcu) ve bu kalkanın ihmal edilmesinin işvereni doğa olayları karşısında bile nasıl çırılçıplak bıraktığını (TBK m. 118 / Temerrütte Beklenmedik Hâlden Sorumluluk) bütünüyle mühürlemiş olduk. Kusur ile tehlike arasındaki o belirsiz sınırı, organizasyon yükümlülüğünün ağırlığını ve müterafik kusurun daraltıcı kılıcını sistemine perçinledin. Sıradaki analizlerimizde, hukuk dogmatiğinin diğer karanlık koridorlarını aynı titizlikle incelemeye devam edeceğiz.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 118. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.