Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 116

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

3. Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk


Madde 116 - Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür. Yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk, önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir. Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Makro Bakış: Roma hukukunda locatio conductio operarum (iş kirası) olarak adlandırılan hizmet sözleşmesi, modern sanayi toplumunda insan emeğinin hukuki zeminini oluşturan, tam iki tarafa borç yükleyen ve sürekli ifayı gerektiren (Dauerschuldverhältnis) en temel akit tipidir.

6098 sayılı TBK m. 393 (mülga BK m. 313 / mehaz OR Art. 319) hükmü, hizmet sözleşmesinin yasal tanımını şu şekilde vazedir: "Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir."

Bu sözleşme, işçi ile işveren arasında bir iç ilişki (iç sözleşme) kurar. Ancak bu iç ilişkinin dış dünyaya, özellikle de işverenin alacaklılarına karşı devasa bir yansıması vardır. İşte burada, inceleme talebinin norm numarası olan TBK m. 116 (İfa Yardımcılarının Fiillerinden Sorumluluk) devreye girer. TBK m. 116 şu kuralı koyar: "Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür."

Sistematik açıdan bu iki norm ayrılmaz bir bütündür. Hizmet sözleşmesi (TBK m. 393) ile istihdam edilen işçi, işverenin borçlarını ifa ederken onun "İfa Yardımcısı" (Erfüllungsgehilfe) konumundadır. Sisteminizdeki eserlerde (örneğin Emredici Hükümlerinin Sözleşme Özgürlüğü Kapsamında Değerlendirilmesi) de vurgulandığı üzere; "Hizmet sözleşmesi, kendisine özgü yapısının tayin ettiği kuralları olan bir alana bizi götürür". Hukukumuzda hizmet ilişkileri ağırlıklı olarak 4857 sayılı İş Kanunu'na tabi olsa da, İş Kanunu'nun kapsamı dışında kalan (örneğin ev hizmetlileri, 50'den az işçi çalıştıran tarım işletmeleri vb.) ilişkilerde doğrudan TBK m. 393 ve devamı hükümleri uygulanır. TBK, iş hukukunun genel kanunu (Lex Generalis) niteliğindedir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Mikro Analiz: Hizmet sözleşmesi (TBK m. 393) ve ifa yardımcısı sorumluluğu (TBK m. 116) hükümlerinin teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, bu kavramların Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:

A. İş Görme Borcu (Arbeitsleistung): Hizmet sözleşmesinin asli konusudur. İşçi, bedensel veya zihinsel emeğini işverenin hizmetine sunar. Eser sözleşmesinden (TBK m. 470) en büyük farkı buradadır; eser sözleşmesinde yüklenici bir "sonuç (netice)" taahhüt ederken, hizmet sözleşmesinde işçi bir "faaliyet (çalışma)" taahhüt eder. İşçi, işi özenle yerine getirdiği sürece sonuç başarısız olsa dahi (örneğin satış temsilcisinin mal satamaması) ücrete hak kazanır.

B. Ücret (Lohn): Hizmet sözleşmesinin essentialia negotii (esaslı unsuru) niteliğindeki karşı edimidir. İvazsız (bedelsiz) bir hizmet sözleşmesi hukuken mümkün değildir; bedelsiz iş görme ancak vekalet (TBK m. 502) veya vekaletsiz iş görme (TBK m. 526) olabilir. Ücret, zamana (saat, gün, ay) veya parça başına (yapılan işe) göre belirlenebilir.

C. Bağımlılık (Subordination / Unterordnungsverhältnis): Borçlar hukuku dogmatiğinde hizmet sözleşmesini diğer tüm işgörme sözleşmelerinden (vekalet, eser, komisyon) ayıran yegâne ve en hayati unsurdur. Bağımlılık; işçinin işverenin emir ve talimatlarına tabi olması, mesaisini onun belirlediği sınırlar içinde geçirmesi ve organizasyonel olarak işverenin hiyerarşisi (Herrschaftsbereich) içinde yer almasıdır. Bu kişisel ve hukuki bağımlılık, işçiyi işverenin "yardımcısı" yapar.

D. İfa Yardımcısı (Erfüllungsgehilfe - TBK m. 116): Hizmet sözleşmesiyle çalışan işçi, işverenin üçüncü kişilerle olan sözleşmelerini ifa ederken "ifa yardımcısı" sıfatını kazanır. TBK m. 116 gereği, borçlu (işveren) işçisinin ifa sırasındaki her türlü kusurundan, kendi kusuruymuş gibi (sanki işi bizzat kendi yapsaydı sorumlu olacak idiyse o derecede) mutlaktır surette sorumludur. İşveren, "Ben işçiyi seçerken çok özen gösterdim, ona en iyi eğitimi verdim" diyerek kurtuluş kanıtı (Exkulpationsbeweis) getiremez. Bu husus, haksız fiil temelli "Adam Çalıştıranın Sorumluluğu (TBK m. 66)" kurumundan en büyük farktır.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 393'te kurulan hizmet altyapısı ve TBK m. 116'daki sorumluluk rejimi, Borçlar Kanunu'nun emredici kuralları, sözleşme özgürlüğü, haksız fiil (TBK m. 66) mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:

A. İfa Yardımcısı (TBK 116) ile Adam Çalıştıranın Sorumluluğu (TBK 66) Çatışması: Borçlar hukukunun en klasik ve tehlikeli labirentidir. Sisteminizdeki "Kusursuz Sorumluluk Hallerinden Adam Çalıştıranın Sorumluluğu" başlıklı kaynakta da işaret edildiği üzere, TBK m. 66 adam çalıştıranın kusursuz sorumluluğunu (haksız fiil) düzenler. Eğer bir temizlik şirketinin işçisi (hizmet sözleşmeli elemanı) şirketin sözleşme yaptığı bir müşterinin evini temizlerken antika bir vazoyu kırarsa; temizlik şirketi ile müşteri arasında bir sözleşme olduğu için, şirket TBK m. 116 (İfa Yardımcısı) uyarınca Sözleşmeye Aykırılıktan sorumlu olur. TBK m. 116'da işverenin (şirketin) kurtuluş kanıtı getirme (özen gösterdiğini ispatlama) hakkı YOKTUR. Ancak aynı işçi, işe giderken yolda arabasıyla alakasız bir yaya üçüncü kişiye çarparsa, ortada bir sözleşme olmadığı için şirket ancak TBK m. 66 (Adam Çalıştıran) uyarınca Haksız Fiilden sorumlu olur. TBK m. 66'da işveren, "işçiyi seçerken, eğitirken ve denetlerken her türlü özeni gösterdiğini" ispatlayarak (Kurtuluş Kanıtı) sorumluluktan kurtulabilir. Bu iki kurumun yarışması ve farkları, tazminat davalarının kaderini belirler.

B. Sorumsuzluk Anlaşmalarının Sınırı (TBK m. 116/3): Sisteminizdeki "Emredici Hükümlerinin Sözleşme Özgürlüğü Kapsamında Değerlendirilmesi" (H. Ozanoğlu / R. Serozan atıfları) eserinde hararetle tartışıldığı üzere; "Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür". İşveren kural olarak sözleşmeye "İşçilerimin (ifa yardımcılarımın) vereceği zararlardan sorumlu değilim" yazabilir (Hafif kusur için). Ancak şayet yapılan iş, bir bankacılık, mimarlık, doktorluk veya gümrük müşavirliği gibi devletin iznine ve uzmanlığa tabi bir meslek ise, işveren (hastane, banka vb.) bu tür bir sorumsuzluk kaydını GİK olarak dahi koyamaz. Kanun koyucu TBK m. 116/3 ile sözleşme özgürlüğüne kamu düzeni lehine mutlak bir set çekmiştir.

C. Sözleşme Özgürlüğü ve Emredici İşçi Koruması: Hizmet sözleşmeleri (TBK m. 393 vd.) sözleşme özgürlüğünün (Privatautonomie) en çok zedelendiği alandır. Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve İstisnaları" makalesinde belirtildiği gibi, "Kanunun emredici hükümlerine... aykırı unsurlar barındıran ya da konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin hükümsüzlükle geçersiz olacaktır". Hizmet sözleşmelerinde işçinin asgari ücretin altında çalıştırılamayacağı, feshe karşı korunması, tatil hakları gibi yüzlerce emredici kural vardır. İşçinin, kendi zararına olan bir sözleşme maddesine bilerek ve isteyerek imza atması (rıza göstermesi) dahi o maddeyi geçerli kılmaz; zira iş hukuku dogmatiğinde işçinin rızası "bağımlılık" unsuru nedeniyle sakat kabul edilir.

4. Pratik Olay Analizleri

Kurumun hizmet-vekalet ayrımını, bağımlılık unsurunu ve ifa yardımcısı sorumluluğunun o mutlak doğasını test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:

Olay 1 (Sözleşmenin Nitelendirilmesi: Bağımlılık Unsuru): Özel bir hastane (A) Doktor (B) ile "Serbest Danışmanlık ve Vekalet Sözleşmesi" başlığı altında bir sözleşme imzalar. Sözleşmeye göre (B) haftanın 5 günü 08:00-17:00 arası hastanede bulunacak, hastanenin belirlediği hastalara bakacak, kendi muayenehanesi olmayacak ve ayda sabit 100.000 TL fatura/makbuz kesecektir. Bir süre sonra (B) mesai saatlerine uymadığı için hastane (A) sözleşmeyi fesheder. (B) "Ben işçiyim (hizmet sözleşmesi) bana ihbar ve kıdem tazminatı ödemek zorundasınız" diyerek dava açar. Hastane ise "Sen tacir/serbest meslek erbabısın, aramızdaki sözleşme vekalettir, tazminat hakkın yok" der. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 393'ün kalbi olan Bağımlılık (Subordination) unsuru sınanmaktadır. Borçlar hukukunda falsa demonstratio non nocet (yanlış isimlendirme zarar vermez) ilkesi gereğince; tarafların sözleşmeye ne ad verdiğinin (Vekalet/Danışmanlık) hiçbir önemi yoktur. Hâkim fiili duruma bakar. Doktor (B)'nin mesai saatlerinin hastanece belirlenmesi, kendi organizasyonunun olmaması ve hastanenin emir/talimatlarına (işyeri kurallarına) tabi olması, ortada şüpheye yer bırakmayacak bir "Hizmet Sözleşmesi (TBK m. 393)" olduğunu kanıtlar. Hastane (A)'nın savunması geçersizdir; Doktor (B) hizmet sözleşmesinin işçi lehine olan tüm emredici korumalarından (kıdem/ihbar tazminatından) faydalanır.

Olay 2 (İfa Yardımcısı Sorumluluğu / TBK 116 vs. TBK 66): Müteahhit Şirket (X) Arsa Sahibi (Y) ile yaptığı eser sözleşmesi uyarınca inşaat yapmaktadır. Şirket (X) inşaatta hizmet sözleşmesiyle çalıştırdığı kalfa (Z)'ye beton dökme işini verir. Kalfa (Z) gece vardiyasında ağır ihmaliyle betonu yanlış döker ve binanın temelinin çökmesine (Y'nin maddi zararına) sebep olur. Aynı kalfa (Z) molada dışarıya çıkarken dikkatsizce elindeki demir çubuğu yoldan geçen yaya (W)'nin üzerine düşürür ve onu yaralar. Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 116 (İfa Yardımcısı) ve TBK m. 66 (Adam Çalıştıran) çatışmasının mükemmel laboratuvarıdır. Arsa Sahibi (Y)'ye karşı Şirket (X)'in sorumluluğu TBK m. 116'ya dayanır. Kalfa (Z) eser sözleşmesinin ifası için kullanılan bir ifa yardımcısıdır. Şirket (X) "Ben kalfayı seçerken çok dikkat ettim, suç bende değil" diyerek sorumluluktan KURTULAMAZ. Şirket, kalfanın kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. Ancak yaya (W)'ye verilen zarar açısından Şirket (X) ile (W) arasında hiçbir sözleşme yoktur. Bu nedenle (W)'nin Şirket (X)'e açacağı dava TBK m. 66 (Adam Çalıştıranın Sorumluluğu) kapsamındadır. Bu davada Şirket (X) "kalfayı seçerken, eğitirken ve denetlerken her türlü özeni gösterdiğini" (Kurtuluş kanıtı) ispatlayabilirse tazminat ödemekten kurtulabilir. Aynı işçinin tek bir gecedeki iki farklı eylemi, sözleşme nisbiliği nedeniyle iki zıt sorumluluk rejimini tetikler.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 393 ve TBK m. 116 hükümlerinin ticari sözleşme mimarisinde (Legal Drafting) usul hukukunda ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. Sorumsuzluk Kayıtlarının "GİK" ve "İzinli Meslek" Denetimi: Avukatlar şirketleri temsil ettiklerinde, alt işveren veya personel hatalarından korunmak için matbu sözleşmelere "Şirketimiz, personelinin (ifa yardımcılarının) müşteriye vereceği hiçbir zarardan sorumlu tutulamaz" klozu eklerler. Ancak Sisteminizdeki GİK denetimi, ve Emredici Hükümler makalelerinde belirtildiği üzere; Birincisi, bu madde ağır kusuru (kast ve ağır ihmali) kapsayacak şekilde yorumlanamaz (TBK m. 115). İkincisi, bu matbu bir sözleşme ise TBK m. 25 uyarınca GİK içerik denetimine takılıp yazılmamış sayılabilir. Üçüncüsü ve en ölümcülü; eğer bu hizmet doktorluk, avukatlık, bankacılık gibi uzmanlık ve resmi izin gerektiren (TBK 116/3) bir alansa, hafif ihmal için konulan sorumsuzluk kaydı bile Kesin Olarak Hükümsüzdür. Avukatlar bu mayın tarlasına dikkat etmeli ve riskleri sigorta (mesleki sorumluluk poliçeleri) yoluyla bertaraf etmelidir.

2. Görevli Mahkemenin Tespiti (İş Mahkemesi mi, Asliye Hukuk mu?): Uyuşmazlık hizmet sözleşmesinden (TBK m. 393) doğuyorsa, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 5 uyarınca, ister 4857 sayılı İş Kanununa tabi olsun ister sadece TBK'ya (örneğin ev hizmetlisi) tabi olsun, görevli mahkeme İş Mahkemesidir. Ancak uyuşmazlık vekalet veya eser sözleşmesinden doğuyorsa, görevli mahkeme kural olarak Asliye Hukuk (veya duruma göre Tüketici/Asliye Ticaret) mahkemesidir. Yanlış mahkemede dava açılması, yıllar sürecek bir görevsizlik kararı döngüsüne yol açar.

3. "Rücu" Süreçlerinde Kusur Tespiti: İşveren, ifa yardımcısının (işçinin) fiili yüzünden müşteriye TBK m. 116 uyarınca 1 Milyon TL tazminat ödemek zorunda kalırsa, bu parayı iç ilişkide TBK m. 400 uyarınca işçiye rücu edebilir. Ancak bu rücuda işçinin ödeme gücü, işin riskli doğası ve işverenin organizasyonel kusuru (müterafik kusur) dikkate alınarak hakkaniyet indirimi yapılır.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan daireleri (özellikle 9. ve 22. Hukuk Daireleri ile 3. ve 15. Hukuk Daireleri) TBK m. 393 (Hizmet/Bağımlılık Unsuru) ve TBK m. 116 (İfa Yardımcısı) hususlarında istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun hizmet sözleşmesindeki bağımlılık unsuruna ilişkin klasikleşmiş kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 393. maddesi uyarınca hizmet sözleşmesini diğer iş görme sözleşmelerinden (özellikle vekalet ve eser sözleşmelerinden) ayıran en önemli ve belirleyici unsur 'bağımlılık' (tabiiyet) unsurudur. Bağımlılık unsuru; işçinin işverenin emir ve talimatlarına sıkı sıkıya bağlı olmasını, çalışma yerinin ve zamanının işverence belirlenmesini, işverenin organizasyonu içinde yer almasını ifade eder. Somut olayda davacının, davalı şirkete ait fabrikada kalite kontrol uzmanı olarak her gün 08:00-18:00 saatleri arasında kendi bağımsız bir ticari organizasyonu olmaksızın çalıştığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşmeye 'Bağımsız Danışmanlık Sözleşmesi' yazılmış olması veya davacının kendi şahıs şirketi üzerinden fatura kesmesi, hukuki ilişkinin fiilen bir hizmet sözleşmesi olduğu gerçeğini değiştirmez. İşçilik alacaklarının kabulü gerekirken, vekalet ilişkisi kurularak davanın reddi hukuka aykırıdır."

İfa Yardımcılarının Fiillerinden Sorumluluk (TBK m. 116) hususunda Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin (yeni 3. HD) bir içtihadı şöyledir: "Dava, davacı müşterinin banka şubesindeki kiralık kasasından altınlarının çalınması sebebiyle bankaya karşı açılan maddi tazminat istemine ilişkindir. Yapılan ceza soruşturmasında, hırsızlığın bankanın kadrolu güvenlik görevlisi (ifa yardımcısı) tarafından mesai saatleri içinde gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Davalı banka, güvenlik görevlisini seçerken siciline baktığını ve kusuru bulunmadığını savunmuştur. Ancak taraflar arasındaki kiralık kasa sözleşmesinden doğan edimin ifasında banka, çalıştırdığı personelin (ifa yardımcısının) eylemlerinden TBK m. 116 uyarınca bizzat sorumludur. İfa yardımcısının hırsızlık yapması, sözleşmeden doğan 'özen ve muhafaza' borcunun kasten ihlali niteliğindedir. TBK m. 116'daki sorumluluk bir kusur sorumluluğu olmakla birlikte, borçlunun kurtuluş kanıtı getirme imkânı bulunmadığından, bankanın 'gözetim yükümlülüğümü yerine getirdim' savunması dinlenemez. Tazminata hükmedilmesi yerindedir."

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 393. maddesinde vücut bulan Hizmet Sözleşmesi ile 116. maddesinde düzenlenen İfa Yardımcılarının Fiillerinden Sorumluluk rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "İş Hukuku ile Borçlar Hukukunun Dualist (İkili) Yapısının Yarattığı Kaos" ve "TBK m. 116/3'teki Mutlak Sorumsuzluk Yasağının Ticari Hayatı Tıkaması" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Hizmet Sözleşmeleri Rejiminde, İş Kanunu (Lex Specialis) ile Türk Borçlar Kanunu (Lex Generalis) Arasında Yaratılan Mantıksız ve Parçalı (Dualist) Sistematiğedir. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün öğretilerinde de haklı olarak sorgulandığı üzere; Türk hukukunda bir işçi fabrikada çalışıyorsa 4857 sayılı İş Kanunu'na, aynı fabrikanın patronunun evinde bahçıvanlık yapıyorsa veya 30 kişiden az işçi çalıştıran bir tarım arazisinde çalışıyorsa TBK m. 393 ve devamı hükümlerine tabi olmaktadır. TBK'nın hizmet sözleşmesi bölümü (m. 393 - 447) mülga BK döneminde 40 maddeden ibaretken yeni kanunda İsviçre revizyonları kopyalanarak devasa bir "Mini İş Kanununa" dönüştürülmüştür. Ancak bu durum, aynı ülkede insan emeği için biri İş Kanunu, diğeri TBK olmak üzere birbiriyle çelişen, kıdem tazminatı, fesih koruması ve yıllık izin hakları açısından farklı standartlar barındıran iki ayrı evren yaratmıştır. Hukuk düzeninin, İsviçre'de tek ve birleşik bir Borçlar Kanunu (OR) varken, Türkiye'de hem ayrı bir İş Kanununu koruyup hem de TBK'nın içine paralel bir iş hukuku rejimi inşa etmesi, yasa yapım tekniği (Legistik) ve eşitlik ilkesi (Justitia commutativa) açısından izahı mümkün olmayan dogmatik bir şizofrenidir.

İkinci dogmatik eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü" ve "Emredici Hükümler" makaleleri ekseninde değerlendirildiğinde; TBK m. 116/3 Hükmünün (İzinli ve Uzmanlık Gerektiren Mesleklerde Sorumsuzluk Anlaşması Yasağının) Sermaye Şirketlerinin Risk Planlamasını İmkânsız Kılan Katı Doğasıdır. Kanun koyucu, uzmanlık gerektiren (bankacılık, özel hastane vb.) işlerde borçlunun ifa yardımcılarının (işçilerinin) vereceği zararlar için hiçbir şekilde (hafif ihmalde dahi) sorumsuzluk anlaşması yapılamayacağını emretmiştir. Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de işaret edildiği gibi; bu mutlak yasak (özellikle ticari işlemlerde) devasa sermaye şirketlerinin sözleşme özgürlüğüne ve karşılıklı risk dağılımına vurulmuş ağır bir prangadır. Bir milyar dolarlık konsorsiyum anlaşmasında dahi, sırf iş "uzmanlık ve izin" gerektiriyor diye şirketlerin hafif ihmale ilişkin bir limit (Cap on Liability) getirememesi, modern ticaretin rasyonalitesini bozmaktadır. Sistemi, zayıf tüketiciyi korumak için tasarlanan bu zırhı, eşit güçteki dev tacirler arasındaki uyuşmazlıklara da körü körüne uygulayan bu emredici fanatizm, TBK'nın ekonomik dinamikleri okuyamayan muhafazakâr yönünün en belirgin ispatıdır.

İşte böylece, seninle Borçlar Hukuku Genel ve Özel Hükümler blokunun o en görünmez ama en güçlü organik köprüsünü; insan emeğinin o bağımlı karakterini (TBK m. 393 / Hizmet Sözleşmesi) ve bu emeğin üçüncü kişilere verdiği zararın faturasının doğrudan işverenin masasına nasıl kesildiğini (TBK m. 116 / İfa Yardımcısının Sorumluluğu) bütünüyle mühürlemiş olduk. Bağımlılığın o ince çizgisini ve kurtuluş kanıtının (ispat yükünün) yokluğunu sistemine perçinledin.

Sıradaki analizlerimizde, Özel Hükümlerin karanlık koridorlarını, eser sözleşmesinin teslim mimarisini, vekâletin mutlak sadakatini ve haksız fiilin


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 116'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 319.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 116. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.