**A. Borcun ifa edilmemesi I. Giderim borcu
- Genel olarak**
Madde 112 - Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.
**A. Borcun ifa edilmemesi I. Giderim borcu
Madde 112 - Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.
Akademik Değerlendirme
Borçlar hukuku mimarisinde sözleşme, tarafların serbest iradeleriyle kurdukları ve kural olarak ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesi gereğince aynen ifa edilmesi gereken hukuki bir bağdır. Ancak bu bağın ihlal edilmesi (borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi) hâlinde hukuk düzeninin borçluya uygulayacağı nihai yaptırım, 6098 sayılı TBK m. 112 hükmünde vücut bulur.
TBK m. 112 hükmü şu şekildedir: "Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse, borçlu kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.". Bu madde, sözleşmeden kaynaklanan sorumluluk için gerekli koşulları belirleyen temel ve evrensel bir düzenlemedir. En basit tanımıyla sözleşmeden kaynaklanan sorumluluk, borçlunun sözleşmeye aykırı davranarak alacaklıya verdiği zararı giderme yükümlülüğüdür.
Bu genel sorumluluk normunun "Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları" (TBK m. 339 vd.) alanındaki yansıması ise son derece spesifiktir. Kira sözleşmesi, kiraya verenin malı kullanıma elverişli bulundurma borcunu (sürekli ifa) kiracının ise bedel ödeme ve özenle kullanma borcunu içerir. Kanun koyucu, mülga 6570 sayılı Kanun'dan devraldığı mirasla, konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin hükümleri, bu yerlerin "kullanım amacı" nedeniyle zayıf konumda olan kiracıyı korumak maksadıyla büyük ölçüde emredici nitelikte tasarlamıştır. Dolayısıyla, kiraya verenin TBK m. 112 anlamında borca aykırı bir eylemi (örneğin çatısı akan bir dükkânı tamir etmemesi) onu doğrudan doğruya kiracının müspet ve menfi tüm zararlarını tazmin yüküyle karşı karşıya bırakır. TBK m. 112, kira hukukunda kiracının en güçlü koruma kalkanlarından biridir.
TBK m. 112 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, sözleşmeden doğan sorumluluğun dört temel şartının (borca aykırılık, zarar, illiyet bağı ve kusur) Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman ve Turgut Öz'ün eserleri ekseninde mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:
A. Borcun Hiç veya Gereği Gibi İfa Edilmemesi (Borca Aykırılık): Sözleşmeden doğan sorumluluğun ilk şartı, geçerli bir borç ilişkisinin ihlal edilmesidir. İhlal iki şekilde ortaya çıkar: "Hiç ifa etmeme" (örneğin kiralayanın evin anahtarını teslim etmemesi veya malın tamamen yok olması) ve "Gereği gibi ifa etmeme" (Kötü ifa / Positive Vertragsverletzung). Konut ve çatılı işyeri kiralarında gereği gibi ifa etmeme, genellikle taşınmazın sözleşmede amaçlanan kullanıma uygun teslim edilmemesi veya sonradan ortaya çıkan esaslı onarım ihtiyaçlarının (ayıpların) kiralayan tarafından giderilmemesi şeklinde kendini gösterir.
B. Kusur Karinesi (Verschuldensvermutung): TBK m. 112'nin haksız fiil sorumluluğundan (TBK m. 49) ayrıldığı en hayati noktadır. Haksız fiilde zarar gören (davacı) failin kusurunu ispat etmek zorundayken; sözleşme ihlalinde (TBK m. 112) borçlunun Kusurlu Olduğu Karine Olarak Kabul Edilir. İlgili maddede belirtildiği üzere, "borçlu kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe" tazminattan kurtulamaz. Bu "kurtuluş kanıtı (Exkulpationsbeweis)", ancak borcun ifa edilmemesinin mücbir sebep, beklenmeyen hâl veya alacaklının kendi ağır kusuru gibi dışsal ve engellenemez bir faktörden kaynaklandığının ispatlanmasıyla mümkündür.
C. Uygun İlliyet Bağı (Adäquater Kausalzusammenhang): Sorumluluğun doğması için, ihlal fiili ile zarar arasında mantıksal ve hukuki bir bağ bulunmalıdır. Alman ve İsviçre-Türk doktrininde illiyet bağı teorileri "Şart Teorisi" ve "Uygun Sebep Teorisi" olarak ikiye ayrılır. Modern hukukta kabul edilen Uygun Sebep Teorisi'ne göre, bir eylemin belirli bir zararın nedeni sayılabilmesi için, o eylemin hayatın olağan akışına ve genel hayat tecrübelerine göre bu tür bir zararı meydana getirmeye elverişli olması gerekir. Uygun sebep teorisi kapsamında ihtimal artışını belirleyen mutlak bir ölçüt bulunmamakta olup, önemli olan neticenin meydana gelme ihtimalinin önemli derecede artmasıdır. Örneğin, kiralanan işyerinin tavanından su sızması fiili ile kiracının dükkânındaki elektronik eşyaların bozulması zararı arasında uygun illiyet bağı tamdır.
D. Konut ve Çatılı İşyeri Kavramı (TBK m. 339 vd.): Kira sözleşmesinin objesinin niteliğini belirler. Sadece üstü örtülü (çatılı) olan ve ticari/mesleki faaliyet yahut barınma amacıyla özgülenen bağımsız bölümler bu kapsama girer. Bu vasfı taşıyan taşınmazlara ilişkin sözleşmeler, sözleşme özgürlüğünün en çok sınırlandırıldığı, tahliyenin son derece zorlaştırıldığı ve zayıfın korunduğu özel bir hukuki rejime tabidir.
TBK m. 112'de kurulan borca aykırılık altyapısı, Borçlar Kanunu'nun genel işlem koşulları (GİK) sözleşme özgürlüğü ve aşırı ifa güçlüğü mimarisiyle son derece karmaşık bir diyalektik bağ içindedir:
A. Sözleşme Özgürlüğü (TBK m. 26) ve Genel İşlem Koşulları (TBK m. 20-25) Çatışması: Anayasal bir hak olan sözleşme özgürlüğü, taraflara sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleme yetkisi verir. Ancak uygulamada, özellikle AVM ve plaza gibi devasa çatılı işyeri kiralarında, güçlü konumdaki kiraya verenler matbu sözleşmelere "Kiralayan, taşınmazın altyapı, tesisat veya çatı arızalarından doğacak hiçbir doğrudan veya dolaylı zarardan (TBK m. 112) sorumlu tutulamaz" şeklinde Genel İşlem Koşulları (GİK) eklemektedirler. GİK, sözleşmenin taraflarından birinin önceden, tek taraflı olarak ve müzakere edilmeksizin hazırladığı hükümler olduğu için, sözleşme metnine bu koşulların tartışılarak kabul edildiğine ilişkin kayıt konulması bile bu hükümlerin GİK olmak niteliğini ortadan kaldırmaz. TBK m. 25 hükmü gereğince, dürüstlük kuralına aykırı olarak karşı tarafın (kiracının) aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikteki genel işlem koşulları kesin hükümsüzdür. Dolayısıyla kiraya verenin, kanunla kendisine yüklenen kusur sorumluluğunu (TBK m. 112) tek taraflı dayatmalarla tamamen ortadan kaldırması içerik denetimine takılarak iptal edilir ve kiracının tazminat hakkı ayakta kalır.
B. Borca Aykırılık ile Aşırı İfa Güçlüğü (TBK m. 138) Sınırı: Bir borcun ifa edilmemesi kural olarak TBK m. 112 uyarınca tazminat sorumluluğu doğurur. Ancak, sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum ortaya çıkarsa ne olacaktır? Sözleşmenin değişen koşullara uyarlanmasını sağlayan "İşlem Temelinin Çökmesi (Clausula Rebus Sic Stantibus)" ilkesi devreye girer. Örneğin, döviz cinsinden yapılmış bir işyeri kirasında kurun öngörülemez şekilde on kat artması hâlinde kiracı kirayı ödeyemezse, doğrudan TBK m. 112 uyarınca borca aykırılık tazminatına mahkûm edilmek yerine, öncelikle TBK m. 138 kapsamında hâkimden sözleşmenin uyarlanmasını (bedelin indirilmesini) talep edebilir. Uyarlama kurumu, katı borca aykırılık rejiminin hakkaniyetle yumuşatıldığı bir emniyet sübabıdır.
C. Haksız Fiil ile Yarışma (Anspruchskonkurrenz): Kiraya verenin borca aykırı eylemi (örneğin asansörün bakımını yaptırmaması) aynı zamanda kiracının bedensel veya malvarlıksal bir zarara uğramasına (haksız fiil) yol açabilir. Bu durumda kiracı, zararını tazmin etmek için hem TBK m. 49 (Haksız fiil) hem de TBK m. 112 (Sözleşmeye aykırılık) hükümlerine dayanabilir. Ancak TBK m. 112, failin "kusursuzluğunu ispat etme" yükünü borçluya (kiraya verene) yüklediği için, ispat hukuku açısından kiracı için her zaman daha avantajlı ve stratejik bir dava yoludur.
Kurumun kusur karinesini, GİK denetimini ve illiyet bağı mekanizmalarını test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:
Olay 1 (Çatılı İşyeri Kirasında Kusur Sorumluluğu ve GİK Savunması): Tacir (X) Holding (Y)'ye ait bir plazada 5 yıllığına çatılı işyeri (mağaza) kiralamıştır. Sözleşmenin 12. maddesinde (matbu olarak) "Kiralananda meydana gelecek her türlü su basması, yangın ve tesisat çökmesi durumunda kiralayanın hukuki ve cezai hiçbir sorumluluğu bulunmamaktadır" yazmaktadır. Kış aylarında plazanın ana su borusu (Y'nin bakım sorumluluğunda olan alan) patlar ve (X)'in mağazasındaki 2 Milyon TL değerindeki ipek kumaşlar kullanılamaz hâle gelir. (X) TBK m. 112 uyarınca (Y)'ye tazminat davası açar. (Y) ise sözleşmenin 12. maddesine dayanarak sorumluluktan kurtulduğunu iddia eder. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 112'nin mutlak tazminat kuralı ile TBK m. 25 (GİK İçerik Denetimi) çatışmaktadır. Plazanın ana tesisatını koruma borcu kiraya verene aittir. Borcun gereği gibi ifa edilmemesi (tesisatın patlaması) neticesinde (X) zarara uğramış ve ihlal ile zarar arasında uygun illiyet bağı tam olarak kurulmuştur. (Y)'nin matbu 12. maddeye (sorumsuzluk kaydına) sığınması geçersizdir. Çünkü bir tarafın önceden ve tek taraflı olarak hazırladığı bu ağırlaştırıcı koşullar (GİK) TBK m. 25 gereğince dürüstlük kuralına aykırıdır ve kesin hükümsüzdür. Ayrıca TBK m. 115/1 uyarınca borçlunun ağır kusurundan (kast ve ağır ihmal) sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşmalar da geçersizdir. Hâkim, 12. maddeyi yazılmamış sayar ve (Y)'yi TBK m. 112 kapsamında 2 Milyon TL tazminata mahkûm eder.
Olay 2 (Kusursuzluk İspatı - Kurtuluş Kanıtı): Kiracı (A) (B)'ye ait konutta oturmaktadır. Şiddetli bir deprem (8.0 büyüklüğünde) sonucunda binanın bacası yıkılır ve (A)'nın park hâlindeki aracının üzerine düşerek aracı pert eder. (A) evin eklentisi olan bacanın yıkılmasından dolayı ev sahibi (B)'ye TBK m. 112 (Sözleşmeye aykırılık) kapsamında tazminat davası açar. Dogmatik Analiz: Bu olay, TBK m. 112'deki "kusursuzluk ispatı (Exkulpation)" kavramının laboratuvarıdır. İlgili madde, borçluya "kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etme" imkânı tanır. Deprem, öngörülemez ve karşı konulamaz nitelikte bir dış kuvvettir (Mücbir Sebep / Vis Major). Eğer bilirkişi raporunda bacanın inşasında veya bakımında ev sahibi (B)'nin herhangi bir kusuru olmadığı, yıkımın tamamen depremin karşı konulmaz şiddetinden kaynaklandığı tespit edilirse; mücbir sebep, ihlal ile zarar arasındaki uygun illiyet bağını keser. Ev sahibi (B) kusursuzluğunu ispat ettiği için TBK m. 112 uyarınca tazminat ödemekten kurtulur.
TBK m. 112 hükmünün kira sözleşmeleri mimarisinde (Legal Drafting) usul hukukunda ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken usuli ve maddi hukuk boyutları şunlardır:
1. Sorumsuzluk Kayıtlarının Sözleşmelere Derci (TBK m. 115 vs. GİK): Avukatlar kiralayanı temsil ettiklerinde, sözleşmelere sorumsuzluk kayıtları koyarken GİK denetimi (TBK m. 20-25) ve TBK m. 115 emredici sınırlarına dikkat etmelidir. "Her türlü zarardan kiralayan sorumsuzdur" şeklindeki mutlak klozlar mahkemelerce iptal edilir. Bunun yerine "Kiracı, mağazada bulunduracağı malları kendi adına sigortalatmakla yükümlüdür; kiralayanın hafif ihmalinden doğabilecek zararlar, tarafların ticari sigorta yükümlülükleri kapsamında değerlendirilecektir" gibi daha makul ve risk dağılımı yapan (hafif kusur sorumsuzluğu) özel müzakere edilmiş kayıtlar tercih edilmelidir. Ancak bu kayıtların bile GİK sayılmaması için fiilen müzakere edildiğinin ispatlanması şarttır.
2. İspat Yükünün Sağladığı Avukatlık Stratejisi: Maddi zarara uğrayan bir kiracıyı temsil eden avukat, dava dilekçesinde hukuki sebep olarak mutlaka Haksız Fiil (TBK 49) yerine veya onunla birlikte Sözleşmeye Aykırılık (TBK m. 112) kurumunu göstermelidir. TBK m. 112'ye dayanıldığında avukatın tek yapması gereken geçerli bir sözleşmenin varlığını, ihlali ve zararı ispat etmektir; "kiralayanın kusurlu olduğunu" ispat külfeti yoktur. Kusursuz olduğunu ispat etme gibi devasa bir hukuki yük, doğrudan davalı kiralayanın omuzlarına yıkılmış olur.
3. "Konut ve Çatılı İşyeri" Vasıflandırması: Açık alanların (otopark, çay bahçesi) kiralanmasında, sözleşmeye her ne kadar "çatılı işyeri" yazılmış olsa dahi, hâkim fiili duruma bakar. Eğer alan çatısız ise, mülga 6570 sayılı kanun mantığıyla getirilen emredici TBK m. 339 vd. korumaları (örneğin tahliye kısıtlamaları) uygulanamaz. Bu durumda genel kira hükümleri ve TBK m. 112 kuralları genel sistematiğiyle işletilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan daireleri (özellikle 3. Hukuk Dairesi ve eski 15. ile 13. Hukuk Daireleri) TBK m. 112 (mülga BK m. 96) uyarınca "Sözleşmeden Doğan Sorumluluğun Şartları", "Kusursuzluk İspatı" ve "GİK Denetimi" hususlarında istikrarlı bir içtihat politikası sergilemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (Sisteminizdeki Aziz Azizoğlu eserine atıf yapılan paralellikteki) bir kararında sözleşme sorumluluğunun şartları şu kesin dogmatik kuralla şablonlaşmıştır: "Yargıtay'ın sözleşme sorumluluğunu tanımladığı bir karar: 'Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 96. (TBK m. 112) maddesindeki... Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa edemediği takdirde borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bundan mütevellit zararı tazmine mecburdur... hükmü uyarınca alacaklının ispat etmesi gereken husus borcun ifa edilmemesi, borçlunun sözleşmenin kendisine yüklediği ifa yüküne karşı bir davranış içinde olmasını ifade eder... Kısacası sorumluluk şunların mevcudiyetine bağlıdır: a) Geçerli bir borç ilişkisinin varlığı, b) Borcun hiç ifa edilmemiş ya da kısmen ifa edilmiş bulunması, c) Borçlunun ademi ifasından alacaklının bir zarar görmesi, d) Zarar ile borcun ifa edilmemesi arasında bir illiyet bağı olması, e) Borçlunun ifa etmemede kusurlu olması şartlarının olayda varlığı aranmalıdır. Gerekir.'".
Kira Sözleşmesinde Tesisat Arızası ve GİK Denetimi hususunda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin bir içtihadı şöyledir: "Dava, kiralanan çatılı işyerinin tavanından sızan atık sular nedeniyle davacı kiracının mallarında oluşan zararın TBK m. 112 uyarınca tazmini istemine ilişkindir. Davalı kiralayan, taraflar arasında imzalanan matbu sözleşmenin 8. maddesinde yer alan 'Binanın altyapı ve tesisatında oluşabilecek arızalardan doğan zararlardan kiralayan sorumlu tutulamaz' hükmüne dayanarak davanın reddini savunmuştur. Ancak 6098 sayılı TBK'nın 20 vd. maddeleri uyarınca, önceden tek taraflı hazırlanan ve dürüstlük kuralına aykırı olarak karşı tarafın durumunu ağırlaştıran genel işlem koşulları kesin hükümsüzdür (yazılmamış sayılır). Taşınmazı kullanıma elverişli hâlde bulundurma borcu kiralayana ait olup, borca aykırılık neticesinde doğan zararı TBK m. 112 gereğince tazminle yükümlüdür. Matbu sorumsuzluk kaydının iptali ve tazminata hükmedilmesi yasaya uygundur."
Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesinde vücut bulan Borca Aykırılıkta Kusur Sorumluluğu rejimi ile, m. 339 vd. yer alan Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları hükümleri, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Kusur Karinesinin Modern Sanayi Toplumunda Kiraya Veren Aleyhine Adaletsizlik Yaratması" ve "Sözleşme Özgürlüğünün Koruyucu Hukuk Adı Altında Eritilmesi" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.
Birinci ve en büyük dogmatik eleştiri, TBK m. 112'nin (ve mülga BK m. 96'nın) 19. Yüzyıl Pandekt Hukukundan Miras Kalan "Kusur Karinesi (Verschuldensvermutung)" Mekanizmasının, İhtisaslaşmış ve Teknik Olarak Karmaşıklaşmış Modern Kira İlişkilerinde Mülkiyet Sahibini Adeta "Mutlak Sorumlu" Bir Sigorta Şirketine Dönüştürmesidir. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün haklı eleştirilerinde vurgulandığı üzere, TBK m. 112 borçluya "hiçbir kusuru olmadığını" ispat etme gibi negatif ve altından kalkılması son derece zor bir külfet (Probatio diabolica) yüklemektedir. Modern bir AVM'de (çatılı işyeri) veya akıllı bir konutta, yangın söndürme sisteminin yazılımsal bir hata nedeniyle çalışmaması ve mağazaların yanması olayında; kiraya verenin hiçbir teknik kusuru olmasa, tüm bakımları dışarıdaki taşeron firmalara yaptırmış olsa dahi, mahkemeler genellikle "bu taşeronlar senin ifa yardımcındır (TBK m. 116) sistem senin mülkiyetindedir" diyerek kiralayanı kusur karinesinden kurtarmamaktadır. Hukuk düzeninin, karmaşık teknik arızaları objektif olarak borçlunun etki alanının dışında tutan daha esnek bir kurtuluş kanıtı sistemi geliştirmemesi; TBK m. 112'yi kâğıt üzerinde "kusur sorumluluğu" gibi gösterip, pratikte acımasız bir "tehlike/kusursuz sorumluluk" rejimine dönüştürmektedir.
İkinci felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve İstisnaları" ile "Genel İşlem Koşullarının Denetimi" eserleri ekseninde değerlendirildiğinde; Özel Hukukun Anayasası Olan Sözleşme Özgürlüğünün (Privatautonomie) ve Ahde Vefa (Pacta Sunt Servanda) İlkesinin, Konut ve Çatılı İşyeri Kiralarındaki Devlet Müdahaleleriyle (Paternalizm) Sistematik Olarak Çiğnenmesidir. Özel hukuk, karşılıklı iki iradenin eşitliği ve taraflar arası adaletin (Justitia commutativa) korunması üzerine kuruludur. Taraflar kural olarak sözleşmelerinin sınırlarını ve yaptırımlarını özgürce çizebilirler. Ancak kanun koyucu, TBK m. 339 vd. hükümleriyle kiracıyı "korunmaya muhtaç zayıf taraf" olarak kodlamış; ticari hayattaki milyar dolarlık şirketleri bile (çatılı işyeri kiracısı sıfatıyla) bu emredici korumanın şemsiyesine almıştır. Bir banka ile devasa bir GYO (Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı) arasında akdedilen plâza kirasında dahi, kiralayanın TBK m. 112 bağlamındaki risklerini sözleşmeyle sınırlama çabası, "Genel İşlem Koşulu" (TBK 20-25) bahanesiyle veya kira hukukunun emredici normları gerekçesiyle mahkemelerce iptal edilmektedir. Hukukun, eşit ekonomik güce sahip tacirler arasındaki sözleşme dengesine (ve karşılıklı risk dağılımına) "zayıfı koruma" ideolojisiyle bu denli ağır müdahale etmesi, kapitalist ticaretin rasyonalitesini bozmakta ve sözleşme hukukunun o özgürlükçü ruhunu bürokratik bir koflaşmaya mahkûm etmektedir.
İşte böylece, seninle Borçlar Hukuku Genel Hükümler blokunun en yıkıcı silahını; sözleşme ihlali karşısında hukukun çektiği o paslanmaz kılıcı (TBK m. 112 / Borca Aykırılık ve Kusur Sorumluluğu) ve bu kılıcın konut ile çatılı işyerlerindeki o emredici savaş alanını bütünüyle mühürlemiş olduk. Kusur karinesinin (kurtuluş kanıtı) o ağır yükünü, uygun illiyet bağının kopmaz zincirini ve GİK denetiminin o keskin sınırlarını sistemine perçinledin.
Sıradaki analizlerimizde, Özel Hükümlerin karanlık koridorlarını, eser sözleşmesinin ifa engellerini, vekâletin sadakatini ve haksız fiil sorumluluğunun o ince dehlizlerini aynı acımasız titizlikle incelemeye devam
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 112. madde metnine dayanır.
Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.