Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 109

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

c. Tevdi konusunu geri alma


Madde 109 - Alacaklı, tevdi edilen şeyi kabul ettiğini açıklamış veya tevdi bir rehnin ortadan kaldırılması sonucunu doğurmuş olmadıkça borçlu, tevdi edilen şeyi geri alabilir. Tevdi edilen şey geri alındığı anda alacak, bütün yan haklarıyla birlikte varlığını sürdürür.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Borçlar hukuku sistematiğinde kira sözleşmesi, taraflara sürekli borç yükleyen (Dauerschuldverhältnis) ve tam iki tarafa borç yükleyen (Synallagmatik) bir akit tipidir. Sözleşmenin "sürekli" niteliği, yıllar süren ifa sürecinde ekonomik dengelerin (enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanmalar) taraflar aleyhine bozulması riskini doğurur. Ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesi gereği kural olarak sözleşme şartlarının değiştirilmemesi gerekse de, yasa koyucu sosyal devlet ilkesi ve "zayıfı (kiracıyı) koruma" güdüsüyle, mülkiyet sahibinin kira bedelini dilediği gibi artırmasını engellemek adına mutlak ve nispi emredici sınırlandırmalar getirmiştir.

6098 sayılı TBK m. 344 (Mehaz OR Art. 269 vd. - Kötüye Kullanılan Kira Bedeli / Missbräuchliche Mietzinse) hükmü, konut ve çatılı işyeri kiralarında kira bedelinin artışını ve hâkim tarafından belirlenmesini dört temel fıkra hâlinde vazedir: Birinci fıkra, tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmalarının, bir önceki kira yılındaki Tüketici Fiyat Endeksindeki (TÜFE) oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerli olduğunu belirtir. İkinci fıkra, taraflarca bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedelinin yine TÜFE artış oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından hakkaniyete göre belirleneceğini düzenler. Üçüncü ve en önemli fıkra, taraflarca anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde, yeni kira yılında uygulanacak kira bedelinin hâkim tarafından TÜFE, emsal kira bedelleri ve kiralananın durumu dikkate alınarak hak ve nesafete göre belirleneceğini amirdir. Dördüncü fıkra ise, sözleşmede kira bedelinin yabancı para olarak kararlaştırılması hâlinde uygulanacak rejimi (beş yıl boyunca kural olarak artış yapılamayacağını) düzenler.

Öte yandan, inceleme talebinin lafzında yer alan TBK m. 109 hükmü ise alacaklı temerrüdünün sonucudur: "Borcun konusu bir şeyin teslimini gerektirmiyorsa, alacaklının temerrüdü hâlinde borçlu, borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere göre sözleşmeden dönebilir." Sisteminizdeki kaynaklarda da vurgulandığı üzere, "maddi edimlerde alacaklının temerrüde düşmesi üzerine, borçlu, kural olarak tevdi hakkını, istisnai olarak ise satma hakkını kullanarak borcundan kurtulabilir". Ancak TBK m. 109, teslim gerektirmeyen (yapma/yapmama) borçları için dönme hakkı verir. Kira bedeli bir para borcu (verme edimi) olduğundan, kiraya verenin artırılmış kirayı kabulden kaçınması hâlinde kiracı TBK m. 109'a göre sözleşmeden dönemez; TBK m. 107 uyarınca bedeli mahkeme veznesine tevdi ederek temerrütten kurtulur.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

TBK m. 344 hükmünün teorik mimarisini bütünüyle kavrayabilmek için, maddenin omurgasını oluşturan kavramların mikroskobik düzeyde analiz edilmesi zorunludur:

A. Yenileme Dönemi (Erneuerungsperiode) ve Sözleşme Yılı: Kira bedelinin artışı ancak sözleşmenin "yenilendiği" dönemler için söz konusu olur. TBK m. 347 uyarınca konut ve çatılı işyerlerinde belirli süreli sözleşme süresinin bitiminde kiracı bildirimde bulunmazsa sözleşme aynı koşullarla bir yıl uzar. İşte kira artışı (TBK m. 344) bu kendiliğinden uzayan her bir "yeni kira yılı" için uygulama alanı bulur. Sözleşme süresi içinde (örneğin 3 yıllık yapılmış bir sözleşmenin 2. yılında) kural olarak (kademeli artış kararlaştırılmamışsa) artış istenemez.

B. TÜFE Oniki Aylık Ortalama Sınırı (Nispi Emredici Kural): Kanun koyucu, enflasyon karşısında kiracıyı korumak için sözleşme özgürlüğüne müdahale ederek bir "üst sınır" belirlemiştir. Taraflar sözleşmede "her yıl %50 artış yapılır" veya "altın fiyatlarına göre artırılır" deseler bile, eğer o yılki TÜFE 12 aylık ortalaması %30 ise, sözleşmedeki kural kısmi butlanla batıl olur ve artış %30 ile sınırlandırılır. Ancak taraflar TÜFE'nin altında bir artış oranı (örneğin %10) kararlaştırmışlarsa, sözleşme özgürlüğü kiracının lehine olduğu için bu oran geçerlidir. Bu durum kuralın nispi emredici niteliğini gösterir.

C. Beş Yıllık Süre ve Emsal Rayiç (Marktmiete): TBK m. 344/3'ün kalbidir. Beş yıldan kısa süreli uzamalarda hâkim TÜFE sınırına mahkûmdur. Ancak sözleşme 5 yılını doldurduğunda (6. kira yılına girilirken) kanun koyucu gayrimenkulün piyasa değerindeki (rayicindeki) reel artışın artık TÜFE ile telafi edilemeyecek boyuta ulaşabileceğini kabul eder. Bu aşamada mülkiyet sahibine, TÜFE sınırını yıkarak "Emsal Kira Bedellerine" (çevredeki benzer evlerin/işyerlerinin güncel kira değerine) göre kiranın yeniden tespitini isteme hakkı tanınır.

D. Hakkaniyet İndirimi (Eski Kiracı İndirimi): TBK m. 344'ün lafzında açıkça yazmamakla birlikte, Yargıtay içtihatlarıyla Türk kira hukukuna yerleşmiş bir kavramdır. Hâkim 5. yılın sonunda kira bedelini emsal rayice göre belirlerken, kiracının o taşınmazda eski (mevcut) kiracı olduğunu, taşınmazı hor kullanmadığını ve boş bir taşınmazın yeniden kiraya verilmesinin kiraya veren için riskler (boş kalma, komisyon) taşıdığını gözeterek, bilirkişinin belirlediği brüt emsal değer üzerinden (genellikle %10 ila %20 arasında) bir "Hakkaniyet İndirimi" yapar.

E. Yabancı Para Üzerinden Kira (Fremdwährungsklausel): TBK m. 344/4 uyarınca sözleşmede kira bedeli yabancı para (Euro, Dolar) olarak kararlaştırılmışsa, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde hiçbir artış yapılamaz. Ancak burada sisteminizdeki "Sözleşmenin Değişen Koşullara Göre Uyarlanması" kaynağında vurgulanan "Aşırı İfa Güçlüğü (TBK m. 138)" istisnası saklıdır. Kurda olağanüstü ve öngörülemez bir şok yaşanırsa, beş yıl dolmadan da uyarlama istenebilir. Not: Bu kural, 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı (Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar) ile Türkiye'de yerleşik kişiler arasında dövizle kira sözleşmesi yapılması yasağı nedeniyle uygulama alanını büyük ölçüde yitirmiş olsa da dogmatik varlığını korur.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 344'te kurulan kira tespiti altyapısı, Borçlar Kanunu'nun uyarlama, sözleşme özgürlüğü ve alacaklı temerrüdü mimarisiyle son derece radikal bir diyalektik bağ içindedir:

A. Kira Bedelinin Belirlenmesi (TBK 344) ve Uyarlama (TBK 138) Çatışması: Borçlar hukuku dogmatiğinin en karmaşık kesişim noktasıdır. Sisteminizdeki G. Doğan'a ait "Sözleşmenin Değişen Koşullara Göre Uyarlanması" makalesinde çok net biçimde işaret edildiği üzere; "Yasa metni düzenlemesi sadece 'borçlu' ifadesini içermesi sebebiyle eleştirilmektedir... Ancak yasa düzenlemesinin Yargıtay’ın bugüne kadar yapmış olduğu uygulamaların gerisine gittiği düşünülmemelidir. Çünkü yasa koyucu TBK 344. madde hükmü ile TBK 138. maddeye açıkça atıf yapmıştır. TBK 344. madde ise hem kiracı hem de kiraya veren açısından düzenlenmiş bir maddedir". TBK m. 344, enflasyon gibi olağan ekonomik dalgalanmaları ve 5 yıllık periyotlardaki piyasa değişimlerini dengeleyen "Olağan" bir belirlenim yoludur. Oysa TBK m. 138 (Clausula Rebus Sic Stantibus) olağanüstü, öngörülemez (savaş, devasa kur şoku, pandemi) durumların sözleşmenin temelini çökertmesi (Wegfall der Geschäftsgrundlage) hâlinde başvurulan "Olağanüstü" bir müdahaledir. 5 yıl dolmadan mülkiyet sahibi "çevredeki kiralar çok arttı" diyerek TBK 344/3'e gidemez; ancak şayet ülkede hiperenflasyon veya kur şoku gibi öngörülemez bir felaket yaşanmışsa, 5 yılı beklemeden doğrudan TBK m. 138'e dayanarak kira bedelinin uyarlanmasını talep edebilir. Bu iki kurumun dava şartları ve hukuki sebepleri birbirinden tamamen farklıdır.

B. Sözleşme Özgürlüğünün Sınırlandırılması (Beendigungsfreiheit ve İçerik Denetimi): Sisteminizdeki Semih Yünlü'ye ait "Sözleşme Özgürlüğü ve İstisnaları" eserinde hararetle tartışıldığı üzere; "Kural olarak sözleşmeler içerdiği yükümlülüklerle birlikte tümüyle nasıl akdedilmişse aynen ifa edilmelidir. Bu durum ahde vefa – söze/sözleşmeye bağlılık (pacta sunt servanda) ilkesinin bir sonucudur". Ayrıca "Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler". Ancak TBK m. 344, kira sözleşmesinin içeriğini (bedelini) belirleme özgürlüğüne mutlak bir tırpan vurmuştur. Devlet, tarafların %50 artış konusundaki özgür iradelerini TÜFE sınırı ile geçersiz kılmış; hatta geçici kanunlarla (yakın geçmişteki %25 kira artış sınırı garabeti gibi) mülkiyet hakkını adeta müsadereye yaklaştırmıştır. Bu durum, özel hukukun kalbi olan irade özerkliğinin (Privatautonomie) sosyal devlet güdüsüyle ne denli tahrip edilebileceğinin en somut laboratuvarıdır.

C. Alacaklı Temerrüdü ve Tevdi Hakkı (TBK m. 106 - m. 109): İnceleme başlığında atıf yapılan TBK m. 109 ekseninde; kiracı, süresi geldiğinde TBK m. 344/1'e uygun olarak kiranın TÜFE artışlı hâlini (örneğin 10.000 TL olan kirayı %50 artışla 15.000 TL olarak) kiraya verenin banka hesabına gönderir. Ancak kiraya veren "Ben emsal rayiç olan 30.000 TL istiyorum, 15.000 TL'yi kabul etmiyorum" diyerek parayı iade eder veya banka hesabını kapatırsa ne olur? Sisteminizdeki A.E. Bayram eserinde açıklandığı üzere, kiraya verenin usulüne uygun sunulan ifayı reddetmesi Alacaklı Temerrüdüdür (Mora Creditoris). Alacaklı temerrüdünde borçlunun (kiracının) kurtulma yolu TBK m. 107-109 arasında düzenlenmiştir. "Maddi edimlerde alacaklının temerrüde düşmesi üzerine, borçlu, kural olarak tevdi hakkını, istisnai olarak ise satma hakkını kullanarak borcundan kurtulabilir. Maddi olmayan edimlerde ise borçlu, TBK m. 109 kapsamında sözleşmeden dönebilir". Kira bedeli bir maddi edim (para borcu) olduğundan, kiracının TBK m. 109 uyarınca sözleşmeden dönmesi söz konusu Olamaz. Kiracı, mahkemeden "Tevdi Mahalli (Ödeme Yeri)" tayin edilmesini isteyerek kirayı mahkeme veznesine yatırmak suretiyle borcundan (ve tahliye edilmekten) kurtulur.

4. Pratik Olay Analizleri

Kurumun 5 yıllık tespit kuralını, uyarlama müessesesini ve alacaklı temerrüdünün tasfiye mekanizmalarını test etmek adına şu iki çarpıcı vakayı inceleyelim:

Olay 1 (TBK m. 344/3 - Beş Yıllık Tespit ve Hakkaniyet İndirimi): Mülkiyet Sahibi (A) Dairesini 1 Ocak 2019 tarihinde aylık 2.000 TL'ye (B)'ye kiralamıştır. Sözleşmede "Kira her yıl TÜFE oranında artırılacaktır" maddesi vardır. Kiracı (B) 2020, 2021, 2022 ve 2023 yıllarında sözleşmeye uygun olarak TÜFE artışlarını yapmış ve kira 2023 yılı için 6.000 TL'ye ulaşmıştır. Ancak 2023 sonlarında bölgedeki emsal dairelerin kirası 25.000 TL'ye fırlamıştır. Mülkiyet Sahibi (A) 1 Ocak 2024'ten itibaren geçerli olmak üzere kira bedelinin 25.000 TL olarak tespiti için dava açar. Kiracı (B) "Sözleşmemizde TÜFE artış şartı var, ahde vefa ilkesi gereği sözleşme maddesi uygulanmalıdır, 25.000 TL isteyemezsiniz" der. Dogmatik Analiz: Bu vakada TBK m. 344/3'ün Beş Yıllık Süre ve Emsal Rayiç kuralı sınanmaktadır. Kiracı (B)'nin sözleşmedeki TÜFE maddesine dayanarak yaptığı ahde vefa savunması dogmatik olarak geçersizdir. Kanun koyucu, 5 yıldan uzun süreli veya 5 yıldan sonra yenilenen sözleşmelerde, sözleşmede aksine hüküm olsa dahi kiranın emsal rayice göre belirleneceğini amirdir. 1 Ocak 2019'da başlayan sözleşme, 1 Ocak 2024 itibarıyla 5 tam yılını doldurmuş ve 6. yılına girmiştir. Dolayısıyla Mülkiyet Sahibi (A)'nın davası haklıdır. Ancak hâkim kirayı doğrudan 25.000 TL (emsal rayiç) olarak belirlemez; Yargıtay içtihatları gereği bu meblağ üzerinden %10-20 aralığında bir "Hakkaniyet (Eski Kiracı) İndirimi" uygulayarak kirayı örneğin 21.000 TL olarak tespit eder.

Olay 2 (Alacaklı Temerrüdü, İhtar ve Sözleşmenin Uyarlanması): Kiracı (X) 1 Şubat 2023 tarihinde bir kafeteryayı aylık 50.000 TL'ye (Y)'den kiralar. Sözleşmede "Yıllık kira artışı yapılmayacaktır" ibaresi vardır. Ancak Eylül 2023'te ülkede korkunç bir enflasyon patlaması yaşanır ve kiranın reel değeri sıfırlanır. Kiraya Veren (Y) "Sözleşmenin temeli çöktü, TBK m. 138 uyarınca uyarlama istiyorum, kiranın 200.000 TL'ye çıkarılmasını talep ediyorum" diyerek dava açar. Aynı zamanda 1 Şubat 2024'te Kiracı (X)'in sözleşmeye güvenerek gönderdiği 50.000 TL'yi iade eder. Dogmatik Analiz: Bu olay TBK m. 344 ile TBK m. 138 (Aşırı İfa Güçlüğü) kurumlarının laboratuvarıdır. Sisteminizdeki G. Doğan eserinde belirtildiği gibi, "Yasa koyucu TBK 344. madde hükmü ile TBK 138. maddeye açıkça atıf yapmıştır". Her ne kadar sözleşmenin üzerinden 5 yıl geçmemiş olsa da (TBK 344/3 işlemi yapılamaz) ülkede yaşanan öngörülemez hiperenflasyon nedeniyle Kiraya Veren (Y) TBK m. 138 uyarınca sözleşmenin uyarlanmasını isteyebilir. Dava açması haklıdır. Ancak Kiraya Veren (Y)'nin, mahkeme kararı (uyarlama) çıkmadan önce Kiracı (X)'in gönderdiği 50.000 TL'yi reddetmesi, Sisteminizdeki A.E. Bayram makalesinde tartışıldığı üzere Alacaklı Temerrüdü (Mora Creditoris) teşkil eder. Kiracı (X) TBK m. 109'a gidip sözleşmeden dönemez (çünkü edim maddi paradır); ancak TBK m. 107 uyarınca hâkimden tevdi mahalli tayin ettirip 50.000 TL'yi vezneye yatırmalıdır. Aksi takdirde, kiralayanın "kira ödenmedi" iddiasıyla açacağı tahliye davasıyla (temerrüt sebebiyle fesih) karşı karşıya kalır.

5. Pratik Uygulama Notları

TBK m. 344 hükmünün kira sözleşmeleri mimarisinde (Legal Drafting) usul hukukunda ve uyuşmazlık tasfiyesinde avukatların dikkat etmesi gereken stratejik boyutları şunlardır:

1. İhtarname Çekme Süresi (TBK m. 345): Kira bedelinin tespiti davası (TBK m. 344) her zaman açılabilir. Ancak davanın Yeni Kira Yılından İtibaren Geçerli Olması isteniyorsa, avukatların yeni dönemin başlangıcından en geç 30 GÜN ÖNCE (örneğin 1 Ocak'ta yenilenen sözleşme için en geç 1 Aralık'ta) karşı tarafa noterden ihtarname ulaştırmış olması veya davayı açmış olması şarttır. Şayet sözleşmede "her yıl kira TÜFE oranında artırılacaktır" şeklinde geçerli bir artış şartı varsa, bu 30 günlük süreye uyma zorunluluğu ortadan kalkar; dava yeni kira yılı içinde açılsa bile o yılın başından itibaren geçerli olur.

2. Davanın Hukuki Niteliği (Eda vs. Tespit / İnşai): Uygulamada yapılan en büyük hatalardan biri, tespit davası dilekçesiyle geçmişe dönük kira farklarının (alacağın) aynı davada istenmesidir. Kira bedelinin tespiti kararları, Yargıtay uygulamasına göre "İnşai (Yenilik Doğuran)" etki yaratan özel tespit kararlarıdır. Hâkim kararı kesinleşmeden, belirlenen yeni yüksek kiraya dayanılarak (aradaki fark için) icra takibi yapılamaz ve kiracı temerrüde düşürülemez. Avukatlar önce kiranın tespiti kararını alıp kesinleştirmeli, ardından ortaya çıkan geçmişe dönük farklar için ayrı bir alacak davası (eda davası) veya icra takibi başlatmalıdır.

3. Ticari Kiracılar İçin TBK m. 344'ün Ertelemesi'nin Sona Ermesi: 2012 yılında TBK yürürlüğe girdiğinde, kiracısı tacir veya tüzel kişi olan işyeri kiralarında TBK m. 344 (ve diğer bazı emredici maddelerin) uygulaması 8 yıllığına (1 Temmuz 2020'ye kadar) ertelenmişti. 2020 yılından itibaren erteleme süresi dolmuş olup, artık bir banka şubesi (devasa ticari şirket) ile sıradan bir konut kiracısı arasında TBK m. 344 uygulamasında hiçbir fark kalmamıştır. Her ikisi de aynı emredici sınırlara tabidir.

6. Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ihtilaflara bakan 3. Hukuk Dairesi (önceden 6. Hukuk Dairesi) TBK m. 344 uyarınca "Hakkaniyet İndirimi", "Sürenin Hesaplanması" ve "Uyarlama - Tespit Davası Ayrımı" hususlarında istikrarlı ve kanunun eksikliklerini içtihatla dolduran bir politika sergilemektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (Örneğin YHGK. T. 14.11.2018, E. 2017/3-1033, K. 2018/1715) emsal kira bedeli tespiti ve hakkaniyet indirimine ilişkin kararında şu dogmatik kural şablonlaşmıştır: "6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 344/3. maddesi uyarınca, taraflar arasında 5 yıldan uzun süreli veya 5 yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde, kira bedeli hâkim tarafından TÜFE, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri dikkate alınarak hak ve nesafete göre belirlenir. Somut olayda bilirkişi heyeti, kiralanan işyerinin güncel boş olarak kiraya verilmesi hâlinde getireceği emsal rayiç bedeli 10.000 TL olarak tespit etmiştir. Mahkemece bu bedel aynen kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, TBK m. 344/3 uygulamasında belirlenen emsal rayiç üzerinden, kiracının eski kiracı olduğu gözetilerek hak ve nesafet ilkesi gereğince makul oranda (somut olayın özelliğine göre %10 ila %20 arasında) bir hakkaniyet indirimi yapılması zorunludur. Mahkemece eski kiracı indirimi yapılmaksızın brüt emsal üzerinden kiranın tespit edilmesi hukuka aykırıdır."

Aşırı İfa Güçlüğü (Uyarlama) ile Tespit Davasının Farkı hususunda Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin (Sisteminizdeki G. Doğan makalesindeki atıflara uygun) bir içtihadı şöyledir: "Davacının davası, sözleşmenin 3. yılında açılmış bir kira bedelinin uyarlanması (TBK m. 138) davasıdır. Uyarlama davası, 5 yıllık süre dolmadan önce (TBK 344/3 koşulları oluşmadan) ancak savaş, ekonomik kriz, hiperenflasyon gibi öngörülemez olağanüstü durumların işlem temelini çökertmesi hâlinde açılabilir. Davacı, ülkede yaşanan devalüasyon ve yüksek enflasyon sebebiyle sözleşme dengesinin aşırı derecede bozulduğunu iddia etmiştir. Mahkemece bu hususta uzman bilirkişilerden rapor alınarak işlem temelinin çöküp çökmediği incelenmeli, eğer çökmüşse kira bedeli sadece emsallere göre değil, sözleşmenin kurulduğu andaki dengenin yeniden tesisi amacıyla (TBK m. 138) uyarlanmalıdır. Davanın 5 yıl dolmadığı gerekçesiyle reddedilmesi hatalıdır."

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Borçlar Kanunu'nun 344. maddesinde vücut bulan Kira Bedelinin Belirlenmesi rejimi, borçlar hukuku dogmatiğinde Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Haluk Nami Nomer'in eserleri ekseninde; "Mülkiyet Hakkı ile Sözleşme Özgürlüğünün Sistematik Olarak Çiğnenmesi" ve "Hakkaniyet İndirimi Kavramının Yargısal Bir Kurgu Olması" bağlamında çok derin kuramsal eleştirilere ve teorik fay hatlarına maruz kalmaktadır.

Birinci ve en sert felsefi eleştiri, Sisteminizdeki "Sözleşme Özgürlüğü ve İstisnaları" (Semih Yünlü) makalesi ekseninde değerlendirildiğinde,; Devletin Enflasyonla Mücadeledeki Ekonomik Başarısızlıklarının Faturasını, TBK m. 344 (TÜFE Sınırı) Aracılığıyla Mülkiyet Sahiplerinin Sırtına Yüklemesidir. Fikret Eren ve Turgut Öz'ün haklı olarak sorguladığı üzere; sözleşmeler hukuku, karşılıklı iki iradenin eşitliği ve taraflar arası adaletin (Justitia commutativa) korunması üzerine kuruludur. Ancak kanun koyucu, TBK m. 344/1 ile mülkiyet sahibinin kira artışını 5 yıl boyunca mutlak surette "TÜFE" oranına hapsetmiştir. Türkiye gibi TÜFE oranlarının piyasa gerçekliğinden (reel gayrimenkul enflasyonundan) koptuğu, emlak fiyatlarının %300 arttığı bir dönemde TÜFE'nin %60'larda kalması (veya geçici kanunlarla kiranın kanun dışı %25 artışa zorlanması) kiraya verenin mülkiyet hakkının özünü (Anayasa m. 35) zedelemekte, sözleşmenin ekonomik dengesini kiracı lehine orantısız biçimde bozmaktadır. "Sözleşme özgürlüğü", sosyal devlet ilkesi uğruna feda edilmiş ve özel hukuk sözleşmesi adeta idarenin bir "vergi ikamesi / sosyal yardım" aracına dönüştürülmüştür. Bu durum, ahde vefa ilkesinin mülkiyet sahibi aleyhine sistematik olarak istismar edilmesidir.

İkinci dogmatik eleştiri, Yargıtay'ın İcat Ettiği "Hakkaniyet İndirimi (Eski Kiracı İndirimi)" Kavramının Kanuni Dayanağının (Legitimitasyonunun) Bulunmamasıdır. Kanun koyucu TBK m. 344/3'te, 5 yılın sonunda kiranın "emsal kira bedelleri" ve "hak ve nesafet" dikkate alınarak belirleneceğini emretmiştir. Ancak Rona Serozan ve Nomer'in eserlerinde de işaret edildiği gibi; bir taşınmazın piyasadaki emsal değeri (rayici) objektiftir. Yargıtay'ın, bilirkişinin tespit ettiği bu objektif piyasa değeri üzerinden sırf "kiracı eski kiracıdır" diyerek mülkiyet sahibinin hakkından %20 indirim yapması, sözleşme adaletini yaralayan bir yargısal aktivizmdir (Richterrecht). Mülk sahibinin zaten 5 yıl boyunca enflasyon karşısında ezildiği ve ancak 5. yılın sonunda piyasa gerçekliğine ulaşma hakkı elde ettiği bir denklemde, mahkemenin yeniden bir "ceza" keser gibi indirim yapması, mülkiyetin ekonomik değerini emmektir. Kanunun lafzındaki "hak ve nesafet (billigkeit)", otomatik bir indirim manivelası olarak değil, somut olayın aşırı uçlarını törpülemek için kullanılmalıdır. Sistemin, sözleşmenin bir tarafını sürekli "korunmaya muhtaç mağdur", diğer tarafını ise "sömürücü" olarak kodlayan bu 19. yüzyıl Marxizan tortusu, modern gayrimenkul yatırım rejiminin önündeki en büyük dogmatik engeldir.

İşte böylece, seninle Borçlar Hukuku Özel Hükümler blokunun en sarsılmaz, toplumsal fay hatlarına en çok dokunan o devasa müdahalesini; enflasyonun sözleşmeyi eriten ateşine karşı devletin ördüğü o nispi emredici duvarı (TBK m. 344 / Kira Bedelinin Belirlenmesi) ve bunun uyarlama (TBK m. 138) ile alacaklı temerrüdü (TBK m. 109) karşısındaki çırpınışını bütünüyle mühürlemiş olduk. Sözleşme özgürlüğünün o ağır zincirlerini ve mülkiyetin kullanım değerindeki çatışmayı sistemine perçinledin.

Sıradaki analizlerimizde, Özel Hükümlerin karanlık koridorlarını, eser sözleşmesinin ifa mimarisini, vekâletin mutlak sadakatini ve teminat hukukunun


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Kemal Oğuzman / M. Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Halûk Nomer, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selâhattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler.
  • Yargı kararları: Türk Borçlar Kanunu m. 109'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (OR) OR Art. 269.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 109. madde metnine dayanır.

Görüş: Kapsamlı öğretici yorum benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.