Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 1

Genel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

1. Genel olarak


Madde 1 - Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 1. maddesi, kanunun Birinci Kısım — Genel Hükümler / Birinci Bölüm — Borç İlişkisinin Kaynakları / Birinci Ayrım — Sözleşmeden Doğan Borç İlişkileri sistematiği içinde yer alır ve sözleşmeden doğan borç ilişkilerinin temel taşını oluşturur. Madde, sözleşmenin nasıl kurulduğunu, bir başka deyişle hangi koşullar altında tarafların hukuken bağlanmış sayılacağını tanımlayarak özel hukuktaki en temel kavramlardan birinin çerçevesini çizer.

Düzenlemenin amacı (ratio legis), sözleşmenin doğuşunun objektif bir hukuki olay olarak belirlenmesi ve böylelikle taraflar arasındaki ekonomik ve toplumsal ilişkilerin hukuki güvenliğe kavuşturulmasıdır. Tarafların iradelerinin karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklanması, hem bireysel özgürlüğün (irade özerkliği) hem de hukukun bu özgürlüğe verdiği güvenin somut bir ifadesidir. Maddenin lakonik üslubu ile alelade görünen bu hüküm, gerçekte özel hukukun bütünü için temel teşkil eden sözleşme özgürlüğü ilkesinin anayasal güvencesinin operasyonel görünümüdür.

Tarihsel olarak, 6098 sayılı TBK 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe girmiş ve eski 818 sayılı Borçlar Kanunu'nu yürürlükten kaldırmıştır. Maddenin esasen 818 sayılı eski Kanun'un 1. maddesi ile özdeş olduğu, 6098 sayılı Kanun'un getirdiği değişikliğin temelde dil arılaştırmasından ibaret bulunduğu doktrin ve yargı uygulamasında genel kabul görmektedir. Yeni Kanun'un madde gerekçesinde de bu husus açıkça vurgulanmış; içerik bakımından herhangi bir esaslı değişiklik yapılmadığı, sadece arılaştırma yoluyla bugünkü Türkçeye uyarlama yapıldığı belirtilmiştir.

Karşılaştırmalı hukuk perspektifinden bakıldığında, TBK m. 1, kaynak hüküm olan İsviçre Borçlar Kanunu'nun (Schweizerisches Obligationenrecht — OR/CO) 1. maddesinin doğrudan tercümesi niteliğindedir. İsviçre OR Art. 1, sözleşmenin kuruluşunu "tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları" ile açıklamış; bu beyanın açık veya örtülü (zımni) olabileceğini belirtmiştir. Türk hukukunun İsviçre kaynaklı olması, doktrinde geliştirilen kavramların büyük ölçüde İsviçre-Alman doktrininden taşınmasını da beraberinde getirmiştir; Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler eserinde bu kaynak ilişkisinin Türk hukukuna yansımalarını detaylı biçimde inceler.

Sistematik açıdan Madde 1, kanunun ilerleyen hükümlerinde geliştirilecek olan sözleşmenin kuruluşuna ilişkin tüm kurumların (öneri, kabul, öneriye bağlılık, irade sakatlıkları, geçersizlik vb.) temelini atan bir kapı hükmü niteliği taşır. Bu nedenle maddenin yorumu, sadece kendi metni ile değil, kanunun 2 ila 27. maddeleri arasındaki sözleşme kuruluşu rejimi ile birlikte yapılmalıdır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Sözleşme Kavramı

Sözleşme, en geniş anlamıyla, iki veya daha çok kişinin hukuki bir sonuç doğurmaya yönelik karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarından oluşan bir hukuki işlemdir. Doktrinde sözleşme tanımı için iki temel unsur kabul edilmektedir: (i) en az iki tarafın varlığı ve (ii) bu tarafların iradelerinin hukuki bir sonuç doğurma yönünde birleşmesi.

Eren'e göre, Borçlar Hukuku Genel Hükümler eserinde belirtildiği üzere, sözleşme "iki veya daha çok kişinin, hukuki bir sonuç doğurmak amacıyla yapmış oldukları, karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarından oluşan hukuki işlem"dir. Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri eserinde sözleşmenin "iki taraflı bir hukuki muamele" olduğuna ve bu özelliğin onu tek taraflı hukuki işlemlerden ayıran temel ölçüt olduğuna vurgu yapar.

Sözleşmenin "tarafların" iradelerinden oluşması, hukuki kişiliğe sahip olan kişilerin (gerçek veya tüzel) bu işleme katılabilmesi anlamına gelir. Tek bir tarafın iki ayrı sıfatla işlem yapması (örneğin bir kişinin hem kendi adına hem temsilci sıfatıyla) ise temsil hukukunun özel kurallarına (TBK m. 40 vd.) tabi olup, "kendi kendisiyle sözleşme yapma yasağı" özel bir tartışma konusudur.

2.2. İrade Açıklaması

İrade açıklaması, bir kişinin iç dünyasında oluşan hukuki sonuç doğurma yönündeki iradesinin, dış dünyada başkalarının algılayabileceği bir biçimde ortaya konulmasıdır. Doktrinde irade açıklamasının iki temel unsuru ayrıştırılır: (i) iç irade — kişinin gerçekte ne istediği ve (ii) açıklama — bu iradenin dış dünyaya yansıtılması.

İç irade ile açıklama arasında uyumsuzluk bulunması, irade sakatlıkları rejiminin (TBK m. 30-39) konusunu oluşturur. Bu nedenle Madde 1, "irade açıklaması" terimini kullanırken hem iç iradeyi hem dış açıklamayı birlikte kapsayan bütüncül bir kavrama atıf yapmaktadır.

Kocayusufpaşaoğlu/Hatemi/Serozan/Arpacı, Borçlar Hukuku Genel Bölüm eserinde, irade açıklamasının "hukuk düzeninin tanıdığı belirli sonuçları doğurmak amacını taşıyan bir bildirim" olduğunu vurgular ve bu bildirimin muhatap olan tarafa ulaşmasının gerekliliğine dikkat çeker. Buna karşılık bazı yazarlar (Eren'in yaklaşımı bu yöndedir) iç iradenin önceliğini, açıklamanın ise sadece bu iradenin görünüş şekli olduğunu kabul eder. Bu iki yaklaşım arasındaki tartışma, irade sakatlıkları ve sözleşmenin yorumlanması bağlamında doktrinde tartışılmaya devam etmektedir.

2.3. Karşılıklılık ve Birbirine Uygunluk

Maddenin yapısı, sözleşmenin kuruluşu için iradelerin iki ayrı niteliği taşımasını ister: karşılıklılık ve uygunluk. Karşılıklılık, irade açıklamalarının birbirine yönelmiş olmasını; uygunluk ise içerik olarak örtüşmesini ifade eder.

Karşılıklılık, sözleşmenin iki taraflı doğasının doğal sonucu olarak ortaya çıkar. Bir öneri yapan kişinin iradesi, muhatabına yönelmiş olmalıdır; muhatabın kabulü de bu önerene karşı verilmiş olmalıdır. Birbirinden habersiz, paralel iki irade açıklaması — örneğin iki kişinin aynı anda farklı kişilere mektup yazıp aynı içerikle bağlanmak istemesi — sözleşme oluşturmaz. Doktrindeki hakim görüşe göre karşılıklılık, sözleşmenin oluşumunda yapısal bir koşuldur.

Uygunluk, iradelerin esaslı noktalarda örtüşmesini gerektirir. Sözleşmenin esaslı noktaları, sözleşmenin özüne ilişkin (essentialia negotii) ve tarafların sözleşmeyi yapma iradesini ortaya koyduğu hususlardır. Örneğin bir satım sözleşmesi için esaslı noktalar mal ve bedel; bir kira sözleşmesi için kira parası ve kullanma hakkıdır. Esaslı noktalardan birinde uyuşmazlık bulunması, sözleşmenin kurulmamış sayılması sonucunu doğurur (TBK m. 2/1).

2.4. Açık ve Örtülü İrade Açıklaması

Maddenin ikinci fıkrası, irade açıklamasının iki ayrı biçimde gerçekleşebileceğini düzenler: açık (sarih) ve örtülü (zımni). Açık irade açıklaması, kişinin hukuki sonuç doğurma yönündeki iradesinin doğrudan ve yöntemine uygun bir araçla (söz, yazı, davranış vb.) dışa vurulmasıdır. Bir kişinin "bu malı 50.000 TL'ye satın alıyorum" demesi açık irade açıklamasının tipik örneğidir.

Örtülü irade açıklaması ise, kişinin hukuki sonucu doğrudan beyan etmediği fakat fiil ya da davranışlarından bu yönde bir iradesi olduğu anlaşılan durumları kapsar. Örneğin bir kişinin pazardan mal alıp tezgâha bedelini bırakması, sözleşme kurma iradesini örtülü bir biçimde açıklamasıdır. Doktrinde örtülü irade açıklamasının tespiti, somut olayın özelliklerine, ticari geleneklere ve dürüstlük ilkesine göre yapılmaktadır.

Doktrinde tartışmalı bir nokta olarak susmanın irade açıklaması teşkil edip etmeyeceği gündeme gelmektedir. Kural olarak susma irade açıklaması değildir; ancak bazı özel durumlarda — sözleşme görüşmeleri sırasında öneriye karşı tepkisizlik, sürekli iş ilişkisi içinde olan tarafların alışılmış davranışına aykırı suskunluk gibi — susma da bağlayıcı bir irade açıklaması olarak değerlendirilebilir. Bu husus, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 1955 tarihli kararıyla da netleşmiş, "sükût ile izhar olunan irade beyanı" teorisinin Türk hukukundaki yerleşik kabulü ortaya konulmuştur.

3. Sistematik İlişkiler

TBK m. 1, sözleşmenin kuruluş rejimi içinde kapı hükmü niteliği taşıdığından, ardından gelen hükümlerle birlikte okunmadan tam olarak anlaşılamaz. Birlikte değerlendirilmesi gereken başlıca hükümler şunlardır:

  • TBK m. 2 — Sözleşmenin esaslı noktalarında anlaşma. İradelerin "birbirine uygunluk" şartının somut içeriğini verir; esaslı noktalarda anlaşma olmadan sözleşme kurulmaz; ikinci derecedeki noktalarda anlaşma olmasa bile sözleşme kurulmuş sayılır.
  • TBK m. 3 — Öneri ve önerinin bağlayıcılığı. Sözleşmenin kuruluşunda iradenin ilk dışavurumu olan önerinin tanımını ve hukuki sonuçlarını düzenler.
  • TBK m. 4-5 — Öneriye bağlılık süreleri. Açıkça veya örtülü olarak önerinin ne kadar süre bağlayıcı kalacağını belirler.
  • TBK m. 6 — Örtülü kabul. Madde 1/2'deki örtülü irade açıklamasının sözleşme kabulü bağlamındaki özel düzenlemesidir.
  • TBK m. 7 — Bağlayıcı olmayan öneri ve fiyat listeleri. Bir öneri ile sadece sözleşme yapma çağrısı arasındaki ayrımı net biçimde ortaya koyar.
  • TBK m. 12 vd. — Sözleşmelerin şekli. Madde 1, prensip olarak sözleşmenin şekle bağlı olmadığını kabul ettiğinden, şekil zorunluluğu istisnaidir.
  • TBK m. 19 — Sözleşmelerin yorumlanması. İrade açıklamalarının nasıl yorumlanacağına ilişkin temel kuralı içerir; "tarafların gerçek ortak iradeleri" ölçütü, Madde 1'de zikredilen "iradelerin uygunluğu" şartının yorumlanmasında belirleyici olur.
  • TBK m. 27 — Sözleşmenin kesin hükümsüzlüğü. Madde 1'de aranan koşulların bulunmadığı bir "sözleşme" kesin hükümsüzdür.
  • TBK m. 30-39 — İrade sakatlıkları (yanılma, aldatma, korkutma). Madde 1'deki "iradelerin birbirine uygunluk" şartının iç irade-açıklama dengesini bozan durumların özel rejimidir.
  • TMK m. 5 — Türk Medeni Kanunu'nun, Borçlar Hukuku'nun temel ilkelerinin tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanacağına dair hükmü. Bu sayede TBK m. 1'in temel ilkesi (irade serbestisi) tüm özel hukukta geçerlilik kazanır.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Türk yargı uygulaması, TBK m. 1'in temel düzenleyici niteliğini istikrarlı biçimde tanımış; sözleşmenin kuruluşuna ilişkin uyuşmazlıkları bu hüküm çerçevesinde çözmüştür. Aşağıda, hükmün uygulamasını ortaya koyan gerçek karar künyeleri ile birlikte istikrarlı içtihat çizgisi sunulmaktadır.

4.1. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları (Özel Öncelik)

YİBK, T. 17.10.1945, E. 1945/2, K. 1945/13

Yargıtay'ın klasik kararlarından biri olan bu içtihadı birleştirme kararı, zımni ve eylemli rıza ile sözleşme ilişkisinin kurulabileceğini belirlemiştir. Karar, özellikle kira ilişkilerinde, kira süresinin bitiminden sonra kiracının taşınmazda oturmaya devam etmesi ve kiralayanın bu duruma sessiz kalması hâlinde kira sözleşmesinin örtülü olarak yenilenmiş sayılacağına ilişkin yerleşik içtihadın temelini atmıştır. Karar, TBK m. 1/2'nin "örtülü irade açıklaması" kuralının uygulamadaki erken ve temel bir görünümüdür.

YİBK, T. 30.11.1955, E. 1955/14, K. 1955/20

Bu içtihadı birleştirme kararı, doktrinde "sükût ile izhar olunan irade beyanı" teorisinin Türk hukukundaki yerleşik biçimini belirlemiştir. Karara göre, sözleşme görüşmelerinde tarafların belirli bir tutumu, hüsnüniyet (dürüstlük) ilkesi gereğince bir kabul açıklaması olarak değerlendirilebilir. Karar, susmanın kural olarak irade açıklaması olmadığı genel ilkesini korumakla birlikte, dürüstlük kuralının gerektirdiği durumlarda susmanın da bağlayıcı bir kabul niteliği kazanabileceğini ortaya koyarak Türk sözleşme hukukunun istisnai bir kuralını oluşturmuştur.

4.2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı

Y. HGK, E. 2019/435, K. 2022/352, T. 22.03.2022

Hukuk Genel Kurulu, bir kira sözleşmesinin geçerli biçimde kurulması için tarafların iradelerinin esaslı noktalarda — özellikle kira parası ve kullandırılan şeyin niteliği bakımından — karşılıklı ve birbirine uygun biçimde açıklanması gerektiğini vurgulamıştır. Kararda, sözleşmenin oluşumunda iradelerin uyuşması şartının yalnızca biçimsel bir gereklilik olmadığı; tarafların gerçek iradelerinin tespiti için somut olayın özelliklerinin, görüşmelerin seyrinin ve ticari teamüllerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

4.3. Yargıtay Daire Kararları

Y. 17. HD, E. 2017/5670, K. 2019/11704, T. 09.12.2019

Karar, TBK m. 1'in temel kuralını açıkça tekrarlayarak, sözleşmenin kuruluşu için "tarafların karşılıklı olarak açıkladıkları iradelerin birbirine uygun olması" şartını vurgulamıştır. 17. Hukuk Dairesi, sigorta hukuku bağlamında verdiği bu kararda, irade açıklamalarının yalnızca biçimsel olarak değil, içerik olarak da uyuşması gerektiğini, aksi takdirde sözleşmenin kurulmamış sayılacağını belirtmiştir.

Y. 3. HD, E. 2015/20037, K. 2017/11270, T. 06.07.2017

  1. Hukuk Dairesi'nin bu kararı, zımni rıza ile sözleşme ilişkisinin kurulabileceğine ilişkin yerleşik içtihatın güncel uygulamalarından birini oluşturur. Karar, bir tarafın belirli bir davranışı, diğer tarafın da bu davranışa karşı sessizlik veya icazet (onay) niteliği taşıyan bir tutumu söz konusu olduğunda, somut olayın özelliklerine göre sözleşme ilişkisinin kurulmuş sayılacağını ortaya koymuştur.

Y. 14. HD, E. 2009/12102, K. 2009/14232, T. 16.12.2009

  1. Hukuk Dairesi'nin bu eski tarihli ancak içtihat değeri yüksek kararı, "icap ve kabulün birbirine uygun olması" şartının somut uygulamasını göstermektedir. Karara göre, icapla kabul arasında esaslı noktalarda farklılık varsa, bu artık bir kabul değil, yeni bir icap niteliği taşır (TBK m. 6'nın da temelini oluşturan ilke). Karar, sözleşmenin kuruluş anının doğru biçimde belirlenebilmesi için icap-kabul süreçlerinin titizlikle incelenmesi gerektiğine işaret eder.
4.4. Yargıtay İçtihadının Sentezi

Yargıtay'ın TBK m. 1 uygulamasında istikrarlı biçimde benimsediği ölçütler şu şekilde özetlenebilir:

  1. Sözleşmenin kuruluşu, tarafların iradelerinin esaslı noktalarda uyuşmasına bağlıdır.
  2. İrade açıklaması açık olabileceği gibi, somut olayın özelliklerine göre örtülü de olabilir.
  3. Susma kural olarak irade açıklaması değildir, ancak istisnai durumlarda (sürekli iş ilişkisi, dürüstlük ilkesinin gereği) bağlayıcı olabilir.
  4. İcap ile kabul arasındaki uyumsuzluk, kabul olmayıp yeni bir icap niteliği taşır.
  5. Sözleşmenin kuruluşunun tespitinde tarafların gerçek ortak iradesi esastır; sözcüklerin lafzi anlamı bu iradeyi yansıtmıyorsa lafza değil iradeye itibar edilir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (kurmaca senaryo):

A, mahallede bir kömürcü işletmektedir. Komşusu B, A'ya WhatsApp üzerinden "kışlık 5 ton kömür, ton başı 12.000 TL'den, gelecek hafta teslim" mesajı gönderir. A herhangi bir cevap vermez ancak ertesi gün B'nin evinin önüne kömür taşıyacak kamyonu yönlendirir; B kömürleri teslim alır. Bir hafta sonra ödeme talep edildiğinde B, "ben senden cevap almadım, sözleşme kurulmadı" itirazını ileri sürer.

Hukuki analiz: TBK m. 1'e göre irade açıklaması açık veya örtülü olabilir. A'nın cevap vermemiş olması başlı başına ele alındığında bağlayıcı değildir; ancak A'nın B'nin önerisinden bir gün sonra kamyonu B'nin adresine yönlendirmiş olması, örtülü bir kabul niteliği taşır. Buna karşın B'nin kömürü herhangi bir itiraz olmaksızın teslim alması da onun açısından örtülü bir kabul anlamına gelir. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, somut olayın özellikleri (önerinin somutluğu, taraflar arasındaki ticari teamül, edimin fiilen ifa edilmesi) bir araya geldiğinde sözleşme kurulmuş sayılır. B'nin itirazı dürüstlük kuralına da aykırı düşmektedir (TBK m. 2'nin sözleşmenin oluşumunda uygulanan dürüstlük denetimi).

Olay 2 (kurmaca senaryo):

C, kuyumcudur. Sosyal medya hesabında yayımladığı bir paylaşımda "iki gün kala fırsat: 22 ayar bilezikler ton fiyatından, sınırlı stok" yazar. D, paylaşıma yorum olarak "10 gram bilezik istiyorum, kapora ödedim" yazar ve C'nin işyerinin IBAN'ına 5.000 TL transfer yapar. C ertesi gün kapora iadesi yaparak "stoğum bitti, satış yapamayacağım" der. D, sözleşmenin kurulduğunu ve aynen ifayı talep eder.

Hukuki analiz: Anahtar soru, C'nin sosyal medya paylaşımının bir icap mı yoksa yalnızca icaba davet mi olduğudur. TBK m. 7'ye göre, mağaza vitrinine veya ilan/reklam aracılığıyla yayımlanan fiyatlı duyurular, aksi açıkça anlaşılmadıkça icap niteliği taşır; ancak ürün özelliğini veya stok kapasitesini içermeyen genel reklamlar icaba davet sayılır. Somut olayda paylaşımın "sınırlı stok" ibaresi içermesi, paylaşımın icaba davet olarak nitelendirilmesini destekleyecek bir göstergedir. Bu durumda D'nin yorumu icaptır, C'nin kapora kabulü ile sözleşme kurulmuştur; ancak C'nin paylaşımı icap olarak nitelendirilirse, D'nin yorumu kabuldür ve sözleşme daha önce kurulmuştur. Her iki yorumda da sözleşme kurulmuş kabul edileceğinden, C'nin tek taraflı vazgeçişi sözleşmeden dönme niteliği taşıyabilir; bu da farklı hukuki sonuçlar doğurur. Olay, TBK m. 1'in TBK m. 7 ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Sözleşmenin varlığını iddia eden taraf, sözleşmenin kuruluş koşullarını (irade açıklamaları, karşılıklılık, uygunluk) ispat etmekle yükümlüdür (HMK m. 190 genel ilkesi). Bu, hem açık hem örtülü irade açıklamaları için geçerlidir; ancak örtülü irade açıklamasının ispatı, doğal olarak daha güçtür ve genellikle somut olayın özelliklerinden çıkarılır.

  • Şekil koşulu: Madde 1, sözleşmenin geçerliliği için herhangi bir şekil aramaz. Türk Borçlar Hukuku'nda şekil serbestisi ilkesi geçerlidir; şekil zorunluluğu istisnai olup özel hükümlerle (TBK m. 12 vd., taşınmaz satışında TBK m. 237 ve TMK m. 706 gibi özel düzenlemeler) belirlenmiştir.

  • İrade açıklamasının ulaşması: İrade açıklamasının hüküm doğurabilmesi için kural olarak muhataba ulaşmış olması gerekir. Bu husus TBK m. 11'de "muhataba ulaşma" kuralı ile düzenlenmiştir; uzaklar arasındaki sözleşmelerde önemli bir konudur.

  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada en sık karşılaşılan hatalar şunlardır: (i) icap ile icaba davet arasındaki ayrımın yapılmaması, (ii) susmanın kural olarak irade açıklaması sayılmadığının göz ardı edilerek bağlayıcı kabul gibi davranılması, (iii) örtülü kabul iddiasının somut delillere dayanmadan ileri sürülmesi, (iv) tarafların gerçek ortak iradesi yerine sözleşme metninin lafzına aşırı bağlılık.

  • Görevli/yetkili mahkeme: TBK m. 1 kaynaklı uyuşmazlıklarda görevli mahkeme, davanın konusu ve değeri bakımından genel hükümlere göre belirlenir (HMK m. 1 vd.). Sözleşmenin kurulup kurulmadığına ilişkin tespit davası, asliye hukuk mahkemesinde açılır; sözleşmeden doğan tazminat davaları ise konuya göre tüketici, iş veya genel görevli mahkemelerde görülür.

7. Eleştirel Değerlendirme

TBK m. 1, lakonik üslubuyla geniş bir alanı düzenlemekte olup, gerek doktrinde gerek yargı uygulamasında çeşitli tartışmalara konu olmaktadır.

Doktrindeki görüş ayrılıkları: Sözleşmenin kuruluş anına ilişkin teorik çerçevede iki temel yaklaşım vardır. Bildirim teorisi (Erklärungstheorie), sözleşmenin tarafların açıklamaları örtüştüğü anda kurulduğunu savunur; irade teorisi (Willenstheorie) ise tarafların gerçek iç iradeleri uyuştuğu anı esas alır. Türk-İsviçre öğretisinde ve Yargıtay uygulamasında karma bir yaklaşım benimsenmiş; kural olarak açıklamaya itibar edilmekle birlikte, irade sakatlıkları gibi istisnai durumlarda iç iradeye dönülmüştür. Bu karma yaklaşım, doktrinde Eren ile Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop arasında nüansları olmakla birlikte hakim görüşü oluşturur.

Uygulamada görünen sorunlar: Modern hukukta, dijital ortamda kurulan sözleşmeler (e-ticaret, akıllı sözleşmeler, blockchain üzerinde otonom sözleşmeler) Madde 1'in lafzıyla tam örtüşmeyen durumlar yaratabilmektedir. Örneğin bir kullanıcının web sitesinde "kabul ediyorum" butonuna tıklaması açık irade açıklaması mı yoksa adhezyon sözleşmesinde rıza fiksiyonu mu sayılmalıdır? Yargı, bu meseleleri Madde 1'in temel ilkelerine sadık kalarak çözmeye çalışmakta; ancak doktrinde 6098 sayılı TBK'nın dijital sözleşme rejimini daha açık biçimde düzenlemesi gerektiği eleştirisi yapılmaktadır.

Reform önerileri: Bazı yazarlar, TBK m. 1'in günümüz koşullarına uyarlanmasına yönelik olarak: (i) dijital ortamdaki irade açıklamalarının niteliğinin açıkça düzenlenmesi, (ii) sürekli edim ilişkilerinde örtülü kabul rejiminin somutlaştırılması, (iii) tüketici sözleşmelerinde "sözleşmenin kurulması" anının ayrı düzenlenmesi gerektiği yönünde önerilerde bulunmaktadır. Bu öneriler doktrinel tartışma niteliğinde olup, mevcut yasal çerçeve içinde Madde 1'in dürüstlük kuralı (TMK m. 2) ile birlikte yorumlanması, modern uyuşmazlıkların çoğunu çözmek için yeterli görülmektedir.

Yazarın değerlendirmesi: TBK m. 1, sadeliğine karşın hukuk sistemimizin en yapısal hükümlerinden biridir. Avukat olarak somut uyuşmazlıklarda Madde 1'in işlevini kavramak, sözleşmesel bir ihtilafı temellendirmek veya çözmek için olmazsa olmaz bir başlangıçtır. Hâkimin somut olayda yapacağı analiz, "sözleşme var mıdır, varsa ne zaman, hangi içerikle kurulmuştur" sorusunu Madde 1'in kavramsal süzgecinden geçirerek cevaplamayı gerektirir. Bu nedenle Madde 1'in akademik içeriği derinlemesine bilinmeden uygulanan herhangi bir özel hükmün (kira, satım, hizmet vb.) doğru biçimde yorumlanması güçtür.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler; Selahattin Sulhi Tekinay / Sermet Akman / Halûk Burcuoğlu / Atilla Altop, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri; Necip Kocayusufpaşaoğlu / Hüseyin Hatemi / Rona Serozan / Abdülkadir Arpacı, Borçlar Hukuku Genel Bölüm.
  • Yargıtay kararları: Künyeleri belirtilen kararlar karararama.yargitay.gov.tr üzerinden 14.05.2026 tarihinde yapılan tarama ve İlhan Helvacı'nın ilhanhelvaciturkborclarkanunu.com adresindeki açık erişim şerh-veritabanı üzerinden teyit edilerek alınmıştır. Künyelerin doğruluğunu kullanıcı bağımsız olarak da kontrol edebilir.
  • Tarihsel arka plan ve madde gerekçesi: 6098 sayılı TBK'nın madde gerekçesi (TBMM tutanakları).
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Borçlar Kanunu (Schweizerisches Obligationenrecht / Code des obligations — OR/CO) Art. 1.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren ve bu tarihten itibaren herhangi bir değişikliğe uğramamış olan 1. madde metnine dayanır. Eski 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 1. maddesi ile içerik bakımından özdeş bir düzenleme olduğundan, eski Kanun döneminde verilmiş kararlar (1945 ve 1955 tarihli YİBK'ler dahil) güncel uygulamadaki içtihadi değerini korumaktadır.

Görüş: Susma ve irade açıklaması tartışmasında, kural olarak susmanın irade açıklaması teşkil etmediği görüşü benimsenmiştir; ancak dürüstlük ilkesinin (TMK m. 2) gerektirdiği özel durumlarda susmanın bağlayıcı bir kabul sayılabileceği — Yargıtay'ın 1955 tarihli içtihadı birleştirme kararıyla yerleşmiş çizgi — kabul edilmektedir.

Güncellik: Bu yorum, 14.05.2026 tarihi itibariyle günceldir. Yeni bir Yargıtay HGK veya YİBK kararı yayımlandığında veya 6098 sayılı Kanun'da değişiklik yapıldığında revize edilecektir.